2.BÖLÜM
ALTAY
Puslu bir gecenin karanlığında, az sonra patlamak üzere olan arabanın hemen dışında, çaresizce anne babasını kurtarmaya çalışan küçük bir çocuk.
‘’Altay... Aslanım...’’
‘’Baba... Baba iyi misin? Dayan lütfen, yardım çağıracağım!’’
‘’Buradan kurtuluşum yok koçum. Şimdi... vakit kaybetme de, beni iyi dinle. Bana verdiğin sözü... unutma oğlum. Çok... çok iyi bir asker olacaksın sen. Ve... yarım kalan bu işi tamama erdireceksin. Sakın... ama sakın unutma.’’
‘’Baba... Sen de gitme ne olur, sen de gitme baba. Yalvarırım biraz daha dayan!’’
‘’Önce Allah’a, sonra da... bu cennet vatana emanet...’’
‘’Hayır baba! Aç gözlerini lütfen! Uyan baba, uyan!”
Uyan Altay!
Uyan!
Kan ter içinde sırılsıklam olmuş bir halde gözlerimi araladım. Yine kabuslara uyandığım boktan bir sabah daha.
Sıkıntıyla yatakta doğrulup saate baktım, daha 6 bile olmamıştı. Bölük pörçük, toplasan 1 saat belki edecek uykuyla günü geçirecektik yine.
Botlarımı çekip lavaboya yöneldiğimde yüzüme soğuk su çarptım, tekrar ve tekrar. Aynadaki yansımamla göz göze geldiğimde dudaklarım hafifçe kıvrıldı. Gözlerimin içi kan çanağı, göz altlarım desen halka halka olmuş.
Islanan tişörtümü çıkarıp dolaptan yenisini üzerime geçirdikten sonra, çekmeceden sigaramı alıp bahçeye attım kendimi her zamanki gibi. Sabah serinliği hala kendini hissettirirken, banka yerleşip ateşlediğim sigaramdan derin bir nefes çektim.
Kaç ay, kaç yıl daha bu kabuslara uyanacaktım böyle?
‘’Babana verdiğin sözü tutmadıkça, ömrünün sonuna dek bu kabuslara mahkumsun oğlum, anla bunu artık.’’
Sıkıntılı nefesimi bırakıp bir nefes daha çektim sigaramdan. Geçmişim, önümde yeni yeni aydınlanmaya başlayan günün ufkunda gözümde canlanıyordu bir kez daha.
Üsteğmen bir babayla, öğretmen bir annenin tek çocuğuydum. Daha gözümü açar açmaz vatan sevdalı yiğitlerin arasında bulmuştum kendimi. Hayatımdaki en büyük gayem, bir gün onlar gibi, babam gibi güçlü, cesur bir asker olabilmekti.
Henüz 15 yaşında, yolumuzu kesen bir bombayla alt üst olmuştu her şey. Babamın komutanı tarafından acil bilgi koduyla ailecek karargaha çağırılmış, oraya ulaşmaya çalışıyorduk gecenin karanlığında. Aniden yol üstünde patlayan bombanın şiddetiyle bulunduğumuz araç taklalar atarak metrelerce sürüklenmiş, annem daha oracıkta şehit olmuştu. Arabadan savrulduğum yerden güçlükle doğrulup babama ulaşmaya çalıştım. Ama sıkıştığı yerden çıkması imkansızla eş değerdi.
‘’Baba... Baba iyi misin? Dayan lütfen, yardım çağıracağım!’’
‘’Buradan kurtuluşum yok koçum. Şimdi... vakit kaybetme de, beni iyi dinle. Bana verdiğin sözü... unutma oğlum. Çok... çok iyi bir asker olacaksın sen. Ve... yarım kalan bu işi tamama erdireceksin. Sakın... ama sakın unutma.’’
‘’Baba... Sen de gitme ne olur, sen de gitme baba. Yalvarırım biraz daha dayan!’’
‘’Önce Allah’a, sonra da... bu cennet vatana emanet...’’
Arabanın altından sızan ıslaklığı fark ettiğimde kendimi son anda boş araziye doğru atabilmiş, ardından alev topuna dönen arabadaki ailemi çaresizce uzaktan izlemek zorunda kalmıştım.
Komutanı Levent Yarbay beni kendi evladıyla birlikte okutup büyütmüş; kendisi gibi, babam gibi kahraman bir Türk askeri olmam için ne gerekiyorsa yapmıştı. Ama ben eski ben değildim artık. İçimdeki tüm o masum çocuksu ruh, 15 yıl evvel o gece ailemle birlikte yanıp kül olmuştu. Artık nefes aldığı müddetçe hayattaki tek amacı onları hayattan koparan aşağılık piçi bulup ailesinin intikamını alabilmek olan, bunun dışında kalbinde ne başka bir gaye, ne de vatanı dışında başka bir sevdaya yer veren birisi olmuştum. Babama verdiğim sözü ise çok yakında tutacaktım. Onun ve komutanının başladığı işi ben bitirecektim.
Son nefesi de çektikten sonra izmariti ezip tekrar odaya döndüm. Hızla üniformamı giyindikten sonra kahvaltı faslı için yemekhaneye geçtim. Kahvaltıdan hemen sonra sağlam bir eğitim için timi bahçeye toplayacaktım. Bizim puştlar bu sıralar fazla salmışlardı kendilerini. Biraz hizaya getirmek iyi olacaktı.
Kan ter içinde bilmem kaçıncı kez başa sardırdığım mekiğe devam ederken Doruk mızmızlandı.
‘’Ya komutanım, gerçekten olmuyor böyle.’’
‘’Ne olmuyormuş koçum?’’
‘’Ya siz böyle içimizden geçiyorsunuz, sonra benim şaftım kayıyor, çarşı izninde kız tavlayamıyorum.’’
Başına dikilip ayağımı sertçe kafasına bastırdığımda, o baby face yüzü toprakla buluştu.
‘’Bana bak lan göt lalesi, karı kız peşinde koşacağına azıcık eğitimine mi odaklansan diyorum?’’
Yüzü hala yerle temas halindeyken ağzının içinde mırıldandı.
‘’Yı kımıtınım, nı dıdım bın şımdı yı?’’
Ayağımı çekip geri çekildim.
‘’Ulan iki gün operasyona çıkmasak hemen gevşiyorsunuz be! Kaç oldu?’’
‘’1 komutanım!’’
‘’Güzel! Devam!’’
Yeniden başa sardıklarında askerlerden biri koşarak yanaştı.
‘’Uzman Çavuş Çelik! Komutanım, Levent Yarbay’ım sizi acil harekat merkezine bekliyor.’’
‘’Tamam aslanım, geliyoruz hemen. Hadi beyler!’’
Herkes derin nefesini bırakıp hızla toparlandığında harekat merkezine geçtik. Levent Yarbay çoktan yerini almış bizi bekliyordu.
‘’Komutanım!’’
‘’Oturun çocuklar. Acil bir durum var, o yüzden topladım sizi.’’ Gergince nefeslendi. ‘’Yukarıdan haber geldi. Sınır bölgesinde ciddi bir hareketlilik tespit edilmiş. Alınan istihbaratlar doğrultusunda önümüzdeki birkaç gün içinde ciddi bir saldırı planladığı bilgisine ulaşıldı.’’
Barbaros ağzının içinde mırıldandı. ‘’Gelsin bakalım kansız köpekler.’’
‘’Altay, timle birlikte sağlam bir hazırlık yapın. Saldırının ne zaman olacağı belli değil. Ona göre her şeye hazır olun.’’
‘’Emredersiniz komutanım.’’
‘’Ardından iki grup halinde kritik bölgelere konuşlanın. Size destek ekip de gelecek. Koordineli hareket edeceğiz. Büyük bir kayıp verilmesinden endişe ediliyor. Bu yüzden hata yapma lüksümüz yok arkadaşlar. Herkes gözünü dört açacak.’’
‘’Merak etmeyin komutanım. Her ne planlıyorlarsa buna asla fırsat bulamayacaklar.’’
Kaan hafifçe sırıttı. ‘’Komutanım, siz merak etmeyin. Gölge olur, enselerinde biteriz. Hançer olur, gırtlaklarını keseriz. Başlarını çıktıkları deliğe gömeriz evvelallah.’’
Başıyla onayladı. ‘’Allah yardımcınız olsun arkadaşlar. Dikkatli olun.’’
Hep birlikte ayaklandık. ‘’Emredersiniz komutanım!’’
Herkes kapıya yöneldiğinde bana seslendi. ‘’Altay, sen bekle.’’
Herkes çıktıktan sonra oturmamı işaret ettiğinde merakla yerime oturdum tekrar. ‘’Altay, önceliğimiz saldırganları sağ yakalamak. Bu yüzden gözünü seveyim kendine hakim ol.’’
‘’Komutanım...’’
‘’Altay, seni tanıyorum. Kendini tutamayıp yine senin manyaklardan önce kafalarına sıkacağını da çok iyi biliyorum. Ama bu kez değil. Bu kez o saldırganlar bize canlı lazım. Bak, yukarısı bu konuda bu kez çok katı. Bundan çok daha büyük planların yapıldığını öğrendik. Şimdilik detaylara hakim değiliz, ama öğrenme şansımız var. O yüzden o piçler bize sağ lazım. Beni anlıyorsun, değil mi?’’
Bıkkın nefesimi bırakıp başımla onayladım. ‘’’Emredersiniz komutanım.’’
Elini omzuma koydu. ‘’Kendine dikkat et oğlum. Bunu komutanın olarak değil, baba yarın olarak söylüyorum. Senin uğruna içten içe yandığın şey benim de tek gayem. Ve sana söz veriyorum. O piçi birlikte ele geçireceğiz.’’
Derince yutkunduğumda daha fazla söyleyecek bir şeyim yoktu. Omzumu hafifçe sıkıp çıkmamı işaret ettiğinde ayaklanıp, mühimmat odasına yöneldim. Komutanımın dediği gibi bu kez kendime hakim olup, o şerefsizleri sağ ele geçirecektim. Ve Büyük Baron dedikleri orospu çocuğuna ulaşmak için içimde birikmiş tüm öfkemi bir kenara bırakmak zorundaydım. Ama yalnızca zamanı gelene dek. Sonrası... herkes tarafından meçhuldü. Benim dışımda.
*****
‘’Şşş, Teo! Bize sağlam bir repertuar hazırla lan. Şimdi orada ne kadar duracağımız da belli değil, canımız sıkılır. İki şarkı mırıldanırsın bize.’’
‘’Başka bir emrin var mı Yiğido’m? Utanmasanız elime peçete sıkıştıracaksınız operasyonda istek parça diye amına koyayım!’’
‘’Valla hacı, Yiğido haklı. Başka türlü zaman geçmiyor lan, ne yapalım?’’
‘’Babacım, bizim Uzaylı’nın teknik terim zırvalıklarını dinlemek yerine, senin şarkılarını dinlemeyi tercih ederim valla.’’
‘’Dedi teknolojiden ve çağın gelişmişliğinden bihaber Barbar.’’
‘’Lan siktirin gidin lan! Almayayım ayağımın altına şimdi hepinizi!’’
‘’Ya komutanım kızmayın ama, Kaan komutanım haklı. Ben size o kadar flört uygulaması gösterdim. Bir tanesini bile çözemediniz hala.’’
‘’Lan Uzaylı, sikeceğim belanı şimdi ha! Sevmiyorum lan o işleri, zorla mı anasını satayım!’’
Barbar ayaklanıp Uzay’ın üstüne yürüdüğünde içeri girdim. ‘’Beyler, hazırlık tamam galiba. Muhabbet faslına geçtiğinize göre.’’
Toparlandıklarında sessizliği bölen Oğuz olmuştu. ‘’Valla hazırız komutanım. Bomba gibi hazırız hemde!’’
Bıkkınca gözlerimi devirdim. ‘’Aman diyeyim, benim yakınımda fazla dolanma sen.’’
‘’Ya komutanım kalbimi kırıyorsunuz ama. Böyle her seferinde de hatırlatılmaz ki.’’
Yedekleri ceplere doldururken ters bir bakış attım. ‘’Lan puşt! Resmen bombanın üzerinde oturttun beni! O kadar kolay unutur muyum sandın? Ama dur sen, elbet bunun acısını çıkartacağım senden, it herif.’’
‘’E ama kalksanız patlayacaktı komutanım, ben ne yapayım yani? Hayır götünüzde patlasa daha mı iyiydi? Ama itiraf edin, nasıl da 10 dakikada şipşak paket ettim.’’
Gururla göğsü kabardığında silahımın dipçiğini karnına geçirdim. ‘’Siktir git Oğuz. Bir de paket ettim diye artistlik yapıyor.’’ Herkes hazır olduğunda çantaları yüklendik.
‘’Beyler, Levent Yarbayın dediği gibi iki gruba ayrılıyoruz. İlk grup ben, Şahin, Bombacı, Hayalet ve Yiğido. Barbar, sen diğer ekipten sorumlusun.’’
‘’Emredersin komutanım!’’
‘’Hata yok arkadaşlar. Herkes kendine dikkat etsin. Bu adamlar bize sağ lazım. Mümkün mertebe gebertmeden getirmeye bakıyoruz. Anlaşıldı mı?’’
‘’Anlaşıldı komutanım!’’
Bölgeye hareket etmek üzere hazır olan araçlara yöneldiğimizde Levent Yarbay bizi dışarıda bekliyordu.
‘’Tamam mısınız çocuklar?’’
‘Evet komutanım. Çıkıyoruz.’’
‘’Altay Yüzbaşım, sizinle yolda Burak Üsteğmen irtibat kuracak. Organize hareket ediyoruz, unutmayın.’’
‘’Anlaşıldı komutanım.’’
‘’Ekip ayrıldı mı?’’
‘’Evet komutanım. Barbar’la ben iki ayrı ekip olarak ilerliyoruz. İrtibatta olacağız.’’
‘’Güzel. Yolunuz açık olsun yiğitlerim!’’
‘’Sağ ol!’’
‘’Hadi beyler!’’
İkiye ayrıldığımızda arabalara yerleşip, bizi bekleyen cehennem çukuruna doğru yola çıktık.
*****
Operasyonun 11. Saati
‘’Komutanım?’’
Pustuğum noktadan dürbünümle etrafı bir kez daha taradım. ‘’Söyle Yiğido?’’
‘’Ya keşke Teo’yu da getirseydik yanımızda.’’
‘’Niyeymiş o?’’
‘’Ya adama o kadar dedim repertuarı sağlam tut, canımız sıkılırsa patlatırsın bir şeyler diye. Şimdi biz patlıyoruz sıkıntıdan.’’
‘’Komutanım, eğer isterseniz bende de var üç beş bir şey. Teoman komutanım kadar olmasa da işte.’’
‘’Bomber Man, sen bence hiç o toplara girme kardeşim.’’
‘’Niye be abi?’’
‘’Oğlum senin sesini duyan karargah değiştiriyor. Niyesi mi var daha?’’
‘’Komutanım ama yani sizde... Vallahi bugün herkes kalbimi kırıyor. Altay komutanım bir, siz iki.’’
‘’Şş, yüklenmeyin aslanıma.’’
‘’Yürü be Şahin komutanım!’’
‘’Lan Şahin, geçen gün sen değil miydin kulaklarımızı sikti ibne diyen?’’
Kıkırtılar kulaklıkta yankılandığında Oğuz sıkıntılı nefesini bıraktı. ‘’Vay be Şahin komutanım, sende mi?’’
‘’Ulan Hayalet, hemen ipliğimizi pazara çıkar zaten, geri zekalı.’’
‘’Şş, beyler. Sessizlik. Gören de matineye geldik sanır anasını satayım.’’
‘’Pardon komutanım.’’
Ortama çöken derin sessizlik Şahin’in anonsuyla bölünmüştü.
‘’Hançer 1, Hançer?’’
‘’Hançer dinlemede.’’
‘’Saat 3 yönünde yaklaşan hedef tespit edildi.’’
Kaşlarım merakla çatıldığında silahımın dürbününü yakınlaştırıp, söylenen konuma dikkat kesildim.
‘’Bu kim lan?’’
‘’Hacı, o gelen kız mı, yoksa serap falan mı görüyorum?’’
Kulaklıkta bizimkilerin meraklı konuşmaları birbirine girdiğinde gergince mırıldandım.
‘’Lan sikeceğim ses tellerinizi şimdi. Sessiz olun.’’
Belirlenen hedefe kilitlendiğimde derince yutkunup dürbünümü daha sıkı kavradım.
‘’Sen de kimsin be?’’
Pusuya yattığımız yolun devamında, elinde hasır sepet, başında yazması, 20’lerinde bir kız ağır ağır yaklaşıyordu bize. Yüzü soluk, kaşları endişeyle çatılmıştı.
‘’Hançer 1, Hançer.’’
‘’Söyle.’’
‘’Hedef açık komutanım.’’
‘’Henüz değil Şahin, bekle.’’
‘’Anlaşıldı.’’
Kız gittikçe yaklaştığında elindeki sepete odaklandım. Çiçek ve meyveyle dolu bir sepetti, ama bu yalnızca bir yanılsamadan ibaret de olabilirdi. Kızın yüzüne bakınca tehlikenin esamesi yoktu. Ama olmaması gereken bir yerde, bulunmaması gereken bir saatte karşımıza çıkmıştı işte. Beni diken üstünde tutan şey de buydu.
‘’Hançer 4, Hançer. Hedef gittikçe yaklaşıyor komutanım. Müdahale etmeyecek miyiz?’’
‘’Bekle,’’ diye mırıldandım tekrar.
Aramızdaki mesafe azaldıkça adımları yavaşlıyordu sanki.
‘’Hançer timi, herkes bulunduğu noktada sabit kalsın. Hedefe yaklaşacağım. Ben söylemeden hamle yok.’’
Silahımı sıkıca kavrayıp ayaklandığımda yolun başına çıktım. Kızla göz göze geldiğimizde vücudunun heyecandan titrediğini görebiliyordum. Hiçbir soruma cevap vermiyor, öylece yüzüme bakıyordu korkuyla.
Aramızdaki mesafeyi gittikçe kapattığımda elindeki sepete daha dikkatli baktım.
‘’Elindekini bırak ve ellerini kaldır dedim. Hemen.’’
Eli titrediğinde parmaklarının arasındaki kırmızı renkli şey gözüme çarpmıştı. Siktir! İşte bu olmasın!
‘’Hayır!’’
Gözleri kapanıp bedeni toprağa düşmeden önce hızla belinden yakaladığımda, vücudu tüm ağırlığını kollarıma bırakmıştı. Kalbim deli gibi atarken, ikimizin hayatı da sıkıca tuttuğum elinin arasındaki bomba tetikleyicisine bağlıydı.
‘’Komutanım! Komutanım iyi misiniz!’’
‘’Komutanım cevap verin!’’
‘’Sakın yaklaşmayın, bomba var!’’
‘’Komutanım bekleyin, hemen geliyorum yanınıza!’’
‘’Etrafı tarayın! Dikkat edin, başkaları da olabilir!’’
‘’6 yönünde 2 hedef tespit edildi!’’
Silah sesleri kulağımın dibinde yankılanırken kızın elini daha sıkı kavrayıp, kendimi üzerine siper ettim. Canı çok da sikimde olduğundan değil, eğer beni hedefime yaklaştıracak bilgilere sahipse, bu fırsatı kaçırmamak için.
‘’Hançer 3! Birini indirdim, diğer puşt yaralı!’’
‘’Ben almaya gidiyorum, siz komutanıma bakın!’’
‘’Etraf temiz Bombacı! Biz sizi koruyacağız!’’
Derince yutkunup kızın yüzüne baktım. Kireç gibi bembeyaz kesilmişti. Oğuz koşarak geldiğinde kızın üzerinden kalktım.
‘’Komutanım siz iyi misiniz?’’
‘’İyiyim,’’ diye mırıldandım nefes nefese. ‘’Acele et Bombacı.’’
‘’Merak etmeyin komutanım, bende bu iş.’’
‘’Dikkat et, götümde patlamasın ha.’’
Hafifçe sırıttığında gergin nefesimi bıraktım. ‘’Korkak köpekler. Götleri yemediği için kadınları hedef diye önümüze dikmeye başladılar yine, baksana.’’
‘’Komutanım, bu kızda hiç canlı bomba tipi de yok gerçi ama...’’ Ters bir bakış attığımda gergince yutkundu. ‘’Tabii bu da onların bir çeşit aldatmacası olabilir.’’
‘’Hainin güzeli çirkini olmaz aslanım. Bunu aklına kazı. Kazı ki, gün gelip de seni hedefinden şaşırtmasınlar.’’
Başıyla onaylayıp işine odaklandı. ‘’Emredersiniz komutanım.’’
Sepetin içindeki meyvelerin arasına gizlenmiş bombayı birkaç dakika içinde nihayet etkisiz hale getirdiğinde alnındaki teri elinin tersiyle sildi. ‘’Tamamdır komutanım, bırakabilirsiniz düğmeyi.’’
Kızın eline sertçe kenetlediğim elimi ayırıp kızı kucakladım. ‘’Kızı güvenli bir alana götürelim önce. Sonra Levent Yarbayı arayacağım.’’
Az evvel pustuğum alanın arkasındaki güvenli alana geçtiğimizde kızı yatırıp telsiz telefonu çıkardım.
‘’Dinliyorum Altay.’’
‘’Komutanım, canlı bomba saldırısına uğradık.’’
‘’Herkes iyi mi? Bir şeyiniz var mı?’’
‘’Merak etmeyin komutanım, hepimiz iyiyiz. Genç bir kızı kullanmışlar bu sefer. En fazla 20’lerin ortası. Bombayı patlatmadan etkisiz hale getirdik. Onu takip eden iki kişi çatışmaya girince birini geberttik, diğeri yaralıydı. Yiğido peşinde.’’ Uzaktan gelen Yiğido’yu gördüğümde ona döndüm. ‘’Ne durumdasın?’’
‘’Komutanım, yolda biriyle buluştu. Ben yetişemeden yaralının kafasına sıkıp kaçtı diğer şerefsiz.’’
Gergince nefeslendim. ‘’İki leş, bir kaçağımız var komutanım.’’
‘’Tamam. Siz toparlanıp karargaha geri dönün. Şu kızı bir sorgulayalım, bakalım ne çıkacak.’’
‘’Emredersiniz komutanım.’’
Telsizi kapatıp bizimkilere döndüm. ‘’Herkes iyi mi?’’
‘’Evet komutanım, siz nasılsınız asıl?’’
Bakışlarım baygın haldeki kıza döndü. ‘’Bunu sorguladığımda vereceği bilgilere göre bakacağız artık iyi miyim kötü müyüm. Toparlanın, dönüyoruz.’’
Çantaları yüklendiğimizde kızı yeniden kucaklayıp araç buluşma noktasına doğru yola çıktık. Bir an önce onu uyandırıp, duvardan duvara çarparak sorgulamak için can atıyordum. Eğer onun köküne kadar hain olduğuna inanırsam, tek bir Allah’ın kulu elimden alamazdı artık.