Bölüm 2

2141 Words
Yıldızlar gökyüzünde parıldarken, hafif bir meltem saçlarımı okşuyordu. Denizin huzurlu dalgaları kıyıya vururken, nerede olduğunu bilmediğim bir kumsalda oturuyordum. Kalbim huzur ve sevgiyle doluydu. Denizin kokusu burnuma vururken, kumların ılıklığı bacaklarımı ve kalçalarımı okşuyordu. Giydiğim pembe elbisenin kumaşı, belki de hiç sahip olamayacağım türden pahalı ve yumuşaktı. Bir an arkamdan birinin yürüdüğünü duyunca dönüp baktım. Gelen Pars’tı. Elinde bir buket çiçek vardı. Hepsi birbirinden güzel, pembenin tonlarını içeren kır çiçekleriydi. Yanıma oturup çiçekleri bana uzattığında bedenim, zihnimden bağımsız, ellerimi uzatıp çiçekleri aldım. Sağ yanıma kenara koydum. İçimdeki ben duruma şaşırırken bedenim, zihnimden ayrı hareket etmeye devam ediyordu. Gözlerim gözlerini bulduğunda gözlerinin içinde tek bir duygu gördüm. Pişmanlık… “Yetmedi mi Nehir? Ne olur beni affet.” dedi. Zihnim hala olan bitene anlam veremiyor olsa da bedenim adama aşina gibiydi. Elim Pars’a doğru uzandı. Çok geçmeden o da bana elini uzattı. Parmak uçlarımız hafifçe temas ettiğinde, o an, evrende her şey durmuş gibiydi. Kalplerimiz bir atışta buluştu ve aşkın büyüsüyle dolup taşıyor gibi hissediyordum. Onun dokunuşunda, dünyanın en güvenli limanında olduğumu bir şekilde hissediyordum. Denizin serin esintisi, saçlarımı yüzümden uçururken, Pars bana yaklaştı. O an, gözlerimin içine bakarak, dudaklarımı nazikçe öptü. O öpücükte, yıldızların dans ettiği bir gökyüzü görmüştüm. Kontrolüm dışında olan ellerim adamın yüzüne doğru hareket ederken, öpüşünde bir sıcaklık hissediyordum. Pars geri çekilip yüzüme baktı. Birbirimize sıkıca sarıldık. Pars saçlarıma öpücükler konduruyor, yüzümü okşuyordu. Sadece birbirimizin varlığından ibarettik. Hiçbir şeyin, o anın getirdiği huzuru ve mutluluğu bozamayacağını biliyor gibi rahattım. Gözlerimi açtığımda nerede olduğumu algılamam zaman almıştı. O kadar gerçekçi bir rüyadan uyanmıştım ki Pars’ın dudakları hala dudaklarımda gibi hissediyordum. Evlenme arifesinde bir genç kadının bir adamın etkisinde kaldığını duysam kınayacak olan ben şimdi aynı şeyi yaşıyordum. Kolay kolay rüya gören bir tip değildim. Bir rüya görüyorsam bunun muhakkak bir anlamı olurdu. Bunu hatırlayınca gördüğüm rüyanın, bir adamın etkisi altında kalmaktan fazlası olduğunu anladım. Bir yolunu bulup bu adamdan uzak durmam gerektiğinin farkına vardım. Mümkünse fazla muhatap olmadan, restoranda hizmetini görüp kaçmam gerektiğini biliyordum. Müdürün başıma bir iş açmayacağını umuyordum. Belki de diğer halkla ilişkiler olan kızı göndermeliydim hizmete. Pars tam da onun kalemiydi. Eminim zevkle onlara yardımcı olurdu. Saate baktığımda saatin 6 olduğunu görüp yataktan çıktım. Daha fazla uyuyacak yerim de kalmamıştı zaten. Yüzümü yıkayıp, üzerime bir sabahlık alıp salona doğru yürüdüm. Duşumu evden çıkmadan alacaktım. Maillerimi kontrol edip gitmem gereken herhangi bir iş görüşmesi var mı diye baktım. Görüşme olmadığını fark edince canım sıkılmıştı. Bu kadar güzel bir CV’ye sahipken neden iş bulamıyordum ki? Öğrencilik hayatım boyunca sürekli çok iyi notlar almış, tüm seminerlere katılmıştım. Birkaç hocam için yazdığım makaleler bile vardı. Akademisyen olmam için hocalarım çok ısrar etmişlerdi ama ben proje çizmeyi çok seviyordum. Düşüncelerimden uzaklaşmak için biraz dizi izlemeye karar verdim. Televizyonu biraz karıştırıp sevebileceğim bir program bulunca ses olsun diye açtım ve mutfağa yöneldim. Kendime bir kahve alıp ayıldıktan sonra kahvaltı edebilir, evi toparlayabilirdim. Zaten küçük bir evde olduğumdan bu fazla vaktimi almazdı. Belki de Sedef’le bir kahve içmeye çıkardım. Tabii Nagehan hanım yeni bir plan çıkarmazsa yapabilirdim çünkü son dakika işleri her zaman Nagehan hanımdan sorulurdu. Kahvemi alıp kendimi koltuğa attım. Gördüğüm rüyayı unutmaya çalışıyordum. Ancak düşüncelerim, unutmak yerine tekrar tekrar kafamda dönmesine neden oluyordu. Çetinkaya.. Bu soyadını nereden hatırlıyor olabilirdim? Yine rüyam aklıma gelince ekrana boş bakmaya başladım. Yüzü, gözlerindeki pişmanlık.. Dudakları ve öpücüğü.. Hepsi yüzümün kızarmasına neden oluyordu. Kalp atışlarım bile değişiyordu. Kahvemin yanına ayda yılda bir içtiğim bir sigara bulup yaktım. “Kendine gel kızım!” diye kendimi azarlayıp yatıştırmaya çalıştım. Ancak hiç başarılı olamadığım açıktı. Neden kendimi Kerem’e ihanet ediyor gibi hissediyordum ki? Düşüncelerimden çıkamayacak olduğumu anladıktan sonra bir müzik kanalı buldum. Kendime gelmemin pek kolay olmayacağını hissediyordum. Beynim de susmak bilmiyordu. Temizlik susturur diye düşünerek temizlik yapmaya koyuldum. Ne zaman beynimi susturmaya ihtiyaç duysam kendimi bir şeylere odaklandım. Ancak bu defa beynim susmamakta ısrarcıydı. Sehpanın tozunu alırken beynim sorular üstüne sorular soruyordu. Ya yeniden gelirse? Ya tekrar görüşeceğiz dediğinde ciddiyse? Restoranı satın alacak kadar zengin değildir herhalde. PARS Restorandan yüzümde bir gülümsemeyle çıktım. Beni bu kadar etkileyen hiçbir kadın olmamıştı. Bir çok konuda bilgili ve zevk sahibiydi. Özellikle içkiler hakkında sağlam bir eğitim almışa benziyordu. Ama yaptığı öneri de sadece bilgi ve eğitim işi değildi. Nezaketi ve konuşma tarzından zekası da belli oluyordu. Ayrıca benimle konuşurken mesafesini de korumuştu. Topuklu ayakkabılarının üzerinde o kadar zarif yürüyordu ki.. Özellikle kalçalarını sallayıp beni etkilemeye çalışan kadınların aksine bütün vücudunu hayranlıkla izlemiştim. Barın arkasındaki oturuşu ve bar taburesinin üzerinde, sırtını yaslayacak yeri olmadığı halde omurgasını bir milim bile eğmeden dik oturuşu dikkatimi göğüslerine çekiyordu. Göğüs kafesi de göğüsleri de dik yapılıydı. Fiziğinde tek bir kusur bile yoktu. İnce beli ve kıvrımlı vücuduna uyacak irilikte göğüsleri ve toplanmış olmasına rağmen ışıl ışıl parlayan saçları, etrafımdaki estetikli kadınların aksine tam bir doğa ve doğallık harikasıydı. Ancak parmağındaki yüzük canımı sıkmıştı. Restoranda kendine askıntı olan erkekleri savuşturmak için takıyordur diye düşündüm. Normalde bu tarz yerlerde çalışan kadınlar, evliyse bile yüzüklerini çıkarır, daha çok bahşiş için içimize düşerlerdi. Ama bu kız, birini tavlamaya uğraşacak türden bir kız değildi. Bakışlarında şehvet yoktu. Gözleriyle beni ya da masadaki herhangi birini yememişti. Göz göze geldiğimizde bile bir ihtiyacım olduğunu sanıp hareketlenmişti. Yüzünün ve bakışlarının her yanından saflık akıyordu. Hiçbir restoranda böylesi güzel ve bu kadar bunun farkında olmayan bir kadına rastlamamıştım. İlk defa bir kadının vücudunu değil, hareketlerini düşününce erekte oluyordum. Hele kokusu.. Tuvaletten çıkarken bana çarpıp ayağının takılmasıyla yakınlaşıp aldığım kokusu harikaydı. Bütün gece o kokuyu yeniden almak için bir bahane düşünüp bulamamıştım. Göz kamaştırıcı bir zarafeti vardı. Barın arkasında su içerken dudaklarının su şişesinin başını kavrayışı bile bende arzu uyandırıyordu. Kızın düşüncesiyle bile kıvranmaya başlamıştım. Bu kadına kesinlikle sahip olmam gerekiyordu. Ve olacaktım da. Kafamı kaldırıp hem şoförlüğümü hem de araştırma işlerimi yapan adamıma baktım. “Şu halkla ilişkiler kız.. Adı Nehir.” dedim. “Evet abi.” dedi dikiz aynasından bana bakarak. Tepkilerindeki şaşkınlığı gizlese de gözlerini okuyordum. “Ne bakıyosun lan alık alık.” dedim. “Bir şey yok abi sen pek görevlilere bakmazdın. Kızla ne yapmamı istersin?” dedi. “Hah bi siz kalmıştınız karım gibi trip atmayan. Siz varken evliliğe ne gerek var amına koyim. Nehir denen şu kızı araştır. Anası babası kim, evli mi bekar mı, ne yapar nerede yaşar hepsini istiyorum.” dedim. “Emredersin abi” diyip yola bakmaya devam etti. Gözleri hala şaşkınlıkla benimle yolun arasında gidip geliyordu. “Bana bak Erdal seni sikmemi istemiyorsan sadece yoluna bak.” dedim ve telefonuma döndüm. İşlerde herhangi bir aksilik var mı kontrol ederken, Nehir’i aklımdan çıkarmaya çalışıyordum. Eve geldiğimde babam salonda annemle sohbet ederek beni bekliyordu. Normalde kendi evimde kalırdım. Ancak özellikle haftasonları gelip ailemle vakit geçirmeyi seviyordum. Eskiden beridir aile bağlarımız güçlü olmuştu. Ben çocukken de babam babasıyla ve bizimle vakit geçirirdi. Mükemmel bir aileye sahip olduğum için şanslıydım. Üstelik anne babam da birbirine o kadar aşıktı ki, aşkı iyi bir şey zannediyordum. Ta ki o aptal kadına aşık olana kadar. Selin merdivenlerden ciyaklayarak inince düşüncelerim dağılmıştı. Cadaloz kız kardeşimi gördüğüme bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi. Her zaman yaptığı gibi iki basamak kala merdivenlerden boynuma atladı. “Selin 23 yaşında koca kız oldun hala çocuk gibisin.” dedim kardeşimi kendi etrafımda döndürerek. Yere bıraktığımda kafasını kaldırıp yüzüme baktı. “Hafta içinde seni çok özlüyorum abi ne yapayım ? Bana hiç vakit ayırmıyorsun.” dedi. Küçük bir çocuk gibi kollarını bağlayıp alt dudağını sarkıtarak. Selin, benim aksime içinden geldiği gibi davranırdı. Daha duygusaldı. Ama yaşıtlarından fazlasıyla olgundu. Onun yaşındakiler ünlü markaların çantaları için yarışa girerken, Selin kitaplar okur, sosyalleşir, yeni diller öğrenirdi. İkimizin çocukluğu da kendimizi koruyabilmemiz için silahlar ve dövüşle geçmiş olsa da o pek tercih etmezdi. Sakin ve sabırlı yapısı, kırmızı çizgilerine basıldığı anda beraberinde ciddi bir öfke ve acımasızlığı getiriyordu. O yüzden yokluğumda işlerime bir tek Selin vekâlet ederdi. İşlerimizin mafya ayağına ben bakarken, şirketin yurtdışından ayağını yönetmesi için Selin biçilmiş kaftandı. Ama yeri geldiğinde benden daha hırçın ve daha acımasız olup, birine acımadan işkence ettiği de olmuştu. “Tamam söz seni bir hafta içi bir yerlere götüreceğim. Hem sen hala nasıl seni kaldırabileceğime güvenip de üzerime atlıyorsun? Ya tutamazsam da düşersek?” dedim tek kaşımı kaldırarak. Selin kıkırdadı. “Sen koskoca Pars Çetinkaya sın. Sırtımı yaslayacak bir abim var benim. Hem de alemin en güçlüsü!” dedi kollarını kocaman açarak. Bu hali beni gülümsetti. Birçok mafyanın aksine ben, ailemin yanında huzur buluyor, sert kimliğimi, kapıda, pardesümle birlikte askıya asıyordum. Babam içerden biz duyalım diye anneme konuştu. “Görüyor musun Sunay hanım, Fikri Çetinkaya nın pabucu nasıl dama atıldı?” dedi. Annem kahkaha attı. “Ay ilahi Fikri, sen kızını oğlundan kıskanıyorsun! Bu kızı nasıl evlendireceksin bilmiyorum.” dedi. Selin’i kolumun altına alıp babamların yanına doğru ilerledim. İkili koltuğa oturup annemle babama baktım. İkisi de her zamanki gibi karşılıklı duran berjerlerde oturuyorlardı. Annem hep anlatırdı. Babamla ikisi zor zamanlardan geçip evlenmişler. Evlendikleri gün de babam iki tane tekli koltuğu karşı karşıya koydurmuş. Evde ne değişirse değişsin bu iki koltuk karşılıklı durmak zorundaymış. Babamın en büyük zevki ne yapıyor olursa olsun annemi izlemekmiş. “Evlendirmeyeceğim.” dedi babam. Kaşları hafif çatılmıştı. Annem oturduğu yerde bulmaca çözerken babam annemi izlemeye devam ediyordu. Selin’i başkasına verme fikri bile babamı germeye yetiyordu. “Bu kız senin yüzünden evde kalmazsa aha bu oğlan yüzünden evde kalır.” dedi annem serçe parmağıyla beni işaret ederek. Ardından aynı parmağı işe gözlüğünü yukarı doğru itti. Bu annemin klasik hareketiydi. Her zaman serçe parmağı ile gözlüğünü yukarı iterdi. Babam konuyu değiştirmeye fazlasıyla hevesli biçimde bana döndü. “Eee oğlum toplantın nasıl geçti?” dediğinde durakladım. Toplantı der demez aklıma Nehir ve mükemmel kalçalarının gelmesi cevap vermemi zorlaştırıyordu. Babama bir cevap da vermek zorundaydım. Halkla ilişkiler yapan kızın kıçına bakıp kaç farklı pozisyonda becermek istediğimi saymaktan odaklanamadım diyecek halim yoktu. “İyiydi baba. Bize hayır demek gibi bir şansları yok.” diyerek kısa kestim. Kısa kesme sebebim daha fazla kızı düşünüp ereksiyonumun pantolonumu zorlamasını engellemekti. Ancak babam, annemle Selin’in yanında bu işleri konuşmak istemediğim olduğunu düşünmüştü. “İyi bakalım evlat sonra detayları konuşuruz.” dedi. Başımla onu onayladım. Gecenin kalanını standart olarak annemin ne zaman evleneceksin temalı konuşması, ben artık babaanne olmak istiyorum temalı konferansı ve babamın annemi utandırıp susturmak için ona yağdırdığı iltifatlarla geçmişti. Ertesi sabah, her sabah olduğu gibi erkenden kalktım. Hızlı bir duş alıp bir pantolon ve bir gömlek giyip mutfağa indim. Yardımcılar kahvaltı için hazırlıklara başlamışlardı. Birinden bana bir kahve yapıp odama göndermesini istedikten sonra geri yukarı, odama çıktım. Bir an önce şöförümü arayıp bilgileri sormak istiyordum. Geceden beridir kız aklımdan çıkmıyordu. Duruşu, bakışı, gülüşü ve ses tonu neredeyse rüyalarıma girecekti. Uzun zamandır beni bu kadar etkileyen bir kadın olmamıştı. Duygusal anlamda zaten kimseden etkilenmemeye yeminliydim. Hiç bir kadına güvenim de yoktu. Güzel bulduğum kadınla yatar, sabaha bile kalmadan yanından ayrılırdım. Bu kız bende alışık olmadığım türden bir arzu uyandırdığı için bu kadar kıymetliydi. Bir kere birlikte olunca geçeceğini biliyordum. O yüzden bir an önce kim olduğunu öğrenmem gerekiyordu. Bilgileri sormak için odamın toplanıp kahvemin bırakılmasını beklemek zorunda olmak da sabrımı ekstra tüketiyordu. Kızlardan biri gelip kahvemi şifonyerin üzerine bıraktı ve odamı toplamaya başladı. Girip banyoyu düzenledikten sonra giyinme odamdaki kirlileri aldı. Yatağımı da oyalanarak toplamaya başlayınca iyice gerilmiştim. Üstelik bir düğmesini de açmış, fazlasıyla cüretkar tavırlar sergiliyordu. “Tamam yatağı ben hallederim çık artık. O yakanı da ilikle. Seninle uğraşacağımı da bir daha düşünme.” diyip kızı gönderdim. Odamdan çıkarken kıpkırmızı olmuştu. Kadınların sürekli etrafımda gezmesi artık canımı sıkmaya başlamıştı. Hepsinin isteğinin aynı olduğunu düşünüyordum. İyi bir seks, güç ve para. Kız odamdan çıkınca odamın balkonuna geçtim. Kahvemi alıp bahçedeki havuzun mavisinin ağaçların yeşil ve kahverengi tonları ile yarattığı uyuma bakarak bir sigara yaktım. Kahvemden bir yudum alıp şöförümü aradım. Her zamanki gibi ilk çalışta açtı. “Efendim abi.” dedi. “Bilgiler geldi mi?” dedim. “Geldi abi. Dosyasını hazırladım. Evdeki odana bırakıyorum.” dedi. “Bırakma sende kalsın. Anlat bakalım kimmiş bu kız.” dedi. “Abi kız Selin hanımla yaşıt. Aynı üniversitede okumuşlar hatta.” dediğinde ilgimi çekti. Koca kampüste karşılaşmamış olabilirlerdi ama böyle yerlerde dedikodular da çabuk yayılırdı. Bu detayı aklımın köşesine kazımıştım. “Ayrıca kız evli değil, nişanlı.” dedi. Evli olmaması da iyiydi. Ama adamımın sesindeki tereddüt hoşuma gitmedi. “Erdal sabah sabah bilgileri taksit taksit niye veriyorsun oğlum söylesene ama sı ne?” diye sordum. “Abi kız Kerem Hanzade nin nişanlısı.” dedi. Kerem Hanzade derken çekinmişti. Ona olan nefretimi bilmeyen yoktu. “Tamam Erdal eline sağlık.” dedim ve telefonu kapattım. Aldığım bilgiler beni gülümsetti. Kerem piçinin nişanlısını elinden almak benim için çok eğlenceli olabilirdi. Ama dikkatli olmak zorundaydım. Kız bir ajan olabilirdi. Sadece bu hırsla hareket edip ava giderken av olmamalıydım. Kerem’in o cadı anası o kadar gösteriş meraklısıydı ki, gelininin bir restoranda çalışmasına izin verecek türden bir kaynana olamazdı. Babası desen yıllardır adamlarımın arasına ajan sokmaya çalışıyordu. Kızın da paraya ihtiyacı varsa neden ajan olmasın ki? Bu olayı iyice araştırmak ve kızın peşine ondan sonra düşmek zorundaydım. Zamanında Kerem hırsları uğruna bana ne yaptıysa, misliyle ona yaşatacaktım. Bunun düşüncesinin bile bana verdiği huzurla karşımdaki güzel manzaranın keyfini çıkararak kahvemi yudumlamaya başladım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD