NEHİR
Her akşam yaptığım gibi düz kesimi olan bir elbise tercih ederek restorana gitmek için hazırlanmaya başladım. Temizlikten sonra sıcak bir duşa girip güzel kokularla kendimi arındırdım. Şarkı söyleyerek hazırlanmaya başladım. Mavi elbiseme uyan bir göz makyajı yapmaya karar verdim. Temizlikten sonra kendimi iyi hissetmeye başlamıştım. Olumsuz iş görüşmeleri geçirmediğim için de moralim yüksekti. Bazen hiç iş görüşmesi yapmamanın mental yorgunluğun önüne geçtiğini de o an fark ettim. Elbisemi üzerime geçirip aynaya baktım. İyice zayıflamış olduğum için belime oturması gereken elbise oturmamaya başlamıştı.
“Böyle giderse Nagehan Hanım canıma okuyacak.” diye kendi kendime mırıldandım. Son gelinlik provasında bir daraltma daha görürse gerçekten beni parça parça edebilecek potansiyele sahip olduğunu biliyordum. Şifonyerin önüne oturup makyajımı yapmaya başladım. Sürdüğüm mavi farın gözlerimin kahvesini ortaya çıkardığını görünce daha sık kullanmaya karar verdim. Dudağıma pembe bir parlatıcı sürerek makyajımı tamamladım. Saçlarımı bu defa bukle bukle yapıp sağ omzumun üzerinde toplamaya karar verdim. Aynadaki görüntüm hoşuma gitmişti. Personel odasındaki krem rengi topuklu ayakkabılarımı da giyince gayet şık görüneceğimi düşünerek evden çıktım.
Restorana geldiğimde herkese hızlıca selam verip personel odasına doğru geçtim. Bana ayrılan dolabı açıp topuklu ayakkabılarımı giyecektim ki kızlardan biri yanıma geldi.
“Şey Nehir, müdür bey seni çağırıyor.” dedi. Başımla onu onayladım.
“Tamam hemen geliyorum.” dedim. Topuklu ayakkabıları geri dolaba koyup kapısını kapattım. Konunun Pars beyle alakası olmaması için dua ederek müdürün odasına doğru ilerlemeye başladım. Bakın sevgili arkadaşlar bu kısmı iyi not edin. Dua ederken detay vermezseniz, başınıza iş alırsınız. Saçma sapan konudan alakasız işler başınıza gelir. Nitekim bana da tam olarak bu oldu. Müdürün odasına her zamanki gibi kapısını üç kere tıklattıktan sonra gel demesini bekleyerek girdim.
“Nehir hoşgeldin.” dedi. Kafasını dosyalardan kaldırmamıştı. Geçen defaki tutumundan yola çıkarak bu defa konunun Pars beyle alakası olmadığını düşünerek rahatladım.
“Hoşbuldum müdürüm. Beni çağırmışsınız.” dedim.
“Evet Nehir. İşten çıkarıldın. Tazminatının ayrı bir hesaba yatmasını istiyorsan bir IBAN numarası bırak. Yoksa maaş hesabı olarak gösterdiğin hesaba yatacak.” dedi. Rahatlamam uzun sürmemişti. Gözlerim dolu dolu oldu. Beni işten çıkarmaması için yalvarmaya hazırdım. Ne olmuştu da işten çıkarılmıştım?
“Müdür bey sorun nedir?” diye sordum sesimin kontrollü çıkmasına özen göstererek. Kafasını kağıtlardan kaldırıp yüzüme baktı. Adamın yüzünde 1 seneye yakın zamandır görmediğim bir sevgi ifadesi vardı. İlk defa bana ya da herhangi bir çalışanına evladına bakar gibi bakmıştı.
“Nehir, bir sorun yok kızım. İşinde gayet iyisin. Ancak gelen talimat böyle.” dedi titreyen ellerime bakarak. Boğazım düğümlenmişti. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum. Ama bunu insan içinde yapmamaya o kadar alışmıştım ki yine yapamayacaktım.
“Bak, senin için yüklü bir tazminat ayarladım. Eğer..”dediğinde elimi kaldırıp lafını kestim. Boğazımdaki düğümü zar zor bastırarak konuştum.
“Hakkımdan fazla olanı istemiyorum müdürüm. Eşyalarımı toplayıp çıkarım. Sizinle çalışmak güzeldi.” dedim ve odasından çıktım. Oturup hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum. Neden hiç iyi olan bir şey beni bulmuyordu? Neden sürekli başıma bir iş geliyordu? Neden en mutlu olmam gereken zamanlarda mutsuz oluyor, olaylara iyi yanından bakamıyordum.
Personel odasına geldiğimde dalgın dalgın dolabımdaki eşyalarımı çantaya doldurmaya başladım. Zaten öyle fazlas bir eşyam da yoktu. Acil durumlar için kurtarıcı bir siyah yedek elbise, bir çift siyah ve bir çift krem rengi topuklu ayakkabı. Hepsini çantama yerleştirip gözümdeki yaşları tutmaya çabalayarak personel odasından çıktım. Zaten restoranda veda edeceğim kimse yoktu. Sadece mesai değişimlerinde konuştuğum diğer halkla ilişkiler kıza kapıdan çıkarken yanaşıp veda etmek istemiştim.
“Kusura bakma, ben bilsem sana önceden haber verirdim.” dedi.
“Sen kusura bakma bugün benim yüzümden fazladan çalışıyor olacaksın.” dedim. Kısaca sarılıp vedalaştık. Derin bir nefes alıp son kez dönüp arkamda bıraktığım restorana baktıktan sonra kapıdan çıktım.
Etrafımda kimsenin olmadığını görünce gözyaşlarımı tutmaktan vazgeçtim. Eskiden beridir sessiz sessiz ağlamaya alışık olduğum için yine bağırarak ağlayamıyordum. Yolun kenarına doğru iyice yanaşıp bir taksi çevirmek istedim. Düşünecek gücüm olmadığı gibi yürüyecek gücüm de yoktu. Arkamdan gelen sesle irkildim.
“Nereye gidiyorsun?”
Aniden bir ses duyunca irkilip hızla arkamı döndüğüm için gözlerimi silmeye vaktim olmamıştı. Pars bey tam karşımda duruyordu. Restorana geldiğini düşündüm. Gözleri gözlerimi bulunca kaşları çatıldı ve bana doğru yürümeye başladı. Gözlerimi sıkıca kapatıp açınca gözyaşlarımın duracağına inanarak gözlerimi kapatıp açtım. Yanıma geldiğinde yüzüme dikkatlice baktı.
“Seni ağlatan şey ne?” dedi. Sesi sert ve emir verir gibiydi. Bu yaklaşımdan hoşlanmamıştım.
“Bu sizi ilgilendirmez müsade ederseniz evime gideceğim.” dedim. Dudağının kenarı kıvrıldı.
“Küçük kedi kızınca panter oluyor demek… Mesai saatinde ne evi?” derken sağ kaşı havaya kalkmıştı. Üzerinden yayılan ukala enerji zaten bozuk olan sinirlerimi daha da bozuyordu.
“Kendinize özel bir halkla ilişkiler görevlisi tutun Pars bey. İzninizle son verilen iş akdimi kutlamaya gitmek istiyorum.” dedim. Sesim naziktin çok öfkeli çıkmıştı. Belki de işim onun yüzünden sonlandırılmıştı. Arkamı dönüp gitmeye hazırlandığım anda kolumdan tuttu.
“En azından seni ben bırakayım.” dedi. Doğrudan gözlerimin içine bakıyordu. Kolumu hızlıca çekip elinden kurtarırken dengem bozuldu ve sendeledim. Aniden biri beni arkamdan yakalayınca irkildim. Kafamı kaldırdığımda gelenin Kerem olduğunu görüp gevşedim.
“Nişanlımı ben eve götürürüm.” dedi Kerem. Onunla da görülecek bir hesabım elbet vardı. Ancak bunun yeri de zamanı da burası ve hiç tanımadığım bu adamın önü değildi. Pars’ın çenesinin kasıldığını gördüm. Kerem kollarını belime dolayıp beni kendine çevirdi.
“Sevgilim çok özür dilerim sana ulaşmam gerekirdi.” diye kulağıma fısıldadı. Hep aynı şeyi yapıyordu. Ben de hep aptal aptal affediyordum. Başımı göğsüne yaslayıp fısıltıyla cevap verdim.
“Sorun değil, beni buradan götürür müsün?” dedim. Ses tonum beklemediğim kadar ağlamaklı çıkmıştı. Kerem burnunu başıma yaslayıp saçlarımdan öptü. Nişanlımın uzun boyu ve geniş omuzlarına sığındığım zaman kendimi güvende hissediyordum. Kerem, Pars kadar iri yapılı değildi ama yine de iyiydi.
“Olur hayatım gidelim.” dedi ve beni arabasına doğru götürdü. Hiç itiraz etmeden belimdeki elinin beni yönlendirmesine izin verdim. Eve kadar Kerem benimle hiç konuşmadı. Sadece bir kere zaten bu işe ihtiyacın yoktu demişti onda da benim ters bakışlarıma maruz kalınca sustu. Eve birlikte girdik. Arkamdan gelmesine ses çıkarmamıştım. Ama konuşmak istediklerimi de bu geceki ruh halinde konuşacak da değildim. Sessizce mutfağa geçip ikimize de birer kahve koydum. Makine çalışmaya başlayınca bir küllük alıp salona götürdüm. Kerem üniversiteden beridir sigara içerdi.
Küllüğü masaya bırakıp mutfağa gidecekken Kerem beni bileğimden tutup kucağına çekti. İlişkimiz boyunca hiç böyle bir şey yapmamıştı. Kısa öpüşmelerden ileri gitmemiştik. Gözlerimin yerinden çıkacak kadar açıldığını hissettim.
“Kerem noluyor?” dedim. Erkekliğinin bacağıma değmesinden rahatsız olmuştum o ise bir hayli rahat sırtımı okşuyordu.
“Ne var yani zaten haftasonu evlenmeyecek miyiz?” derken eli kalçama doğru kaydı. Dokunuşunun beni heyecanlandırması gerekirken neden iyice gerilmiştim? Bir şey dememe fırsat vermeden dudaklarını boynumda gezdirmeye başladı. Bir eli kalçamdayken diğer eli bacağımın çıplak kısmına değiyor ve okşuyordu. Eli iç uyluğuma doğru ilerlerken aniden kucağından kalktım.
“Evlenmeden bana dokunmamam gerektiğini biliyorsun!” diye bağırdım. Kerem de aniden ayağa kalktı. Aramızdaki mesafeyi iyice kapatmaya çalıştıkça bir adım geri gidiyordum.
“Fazla naz aşık usandırır Nehir dkkat et.” dedi. Gözlerindeki öfkeyi görebiliyordum.
“Kerem evimden git. Düğüne kadar da gelme belli ki kendini tutamıyorsun.” dedim. Hiçbir şey demeden kapıyı çarpıp çıktı. Kovulmanın verdiği stres ve yaşadığım anın öfkesiyle koltuğa yığılıp kaldım. Sevdiğim adamın dokunuşlarının hoşuma gitmesi gerekirken neden tacize uğruyor gibi hissetmiştim ki? Kalkıp üzerimdekilerden ve makyajımdan kurtulmam gerektiğine karar verdim. Odama giderken Sedef’e de canımın sıkkın olduğunu belirten bir mesaj atıp üzerimi değiştirdim. Telefonum çalmaya başladı. Sedef beni görüntülü aramıştı.
“Aşkım neyin var?” dedi. Odasının içinde yüzünde bir ton makyaj ve kafasındaki kocaman topuzla karşımda durduğunu görünce kıkırdadım.
“Asıl senin neyin var bu ne hal!” dedim. Akan makyajımla berbat görünürken Sedef’in saçına ve makyaajına laf etmem ironikti.
“Annem ve gereksiz davetleri kaçıp yanına da gelemiyorum.. Neler oldu anlat.” dedi. Olanları bir bir anlatmaya başladım. İş konusunda Sedef bile gerilmişti. Haksız yere işten çıkaramayacakları konusunda bir ton küfür yağdırmıştı. Kerem’le ilgili kısımları anlatmaya başladığımda Sedef biraz garipleşti. Sonuna kadar susup dinledi. Hiçbir tepki ile araya girmedi. Hatta açıkta kalan ve makyajsız olan boynundan kızardığını da anlamıştım. Sedef bunlardan utanacak türden bir kız değildi. Hiç kimseyle birlikte olmamış bir kız da değildi. Bu kadar kızarması tuhafıma gitmişti. Belki de yakın iki arkadaşının sevişme anını gözünün önüne getirmekten hoşlanmamıştı.
“Aşkım seni çok iyi anlıyorum. Kerem ayılık ettiği için böyle hissetmişsin. O da hatasını anlayacaktır. Şimdi gitmem gerek.” derken sesi bile titriyordu. Öpücük atıp telefonu hızla kapattı.
En yakın arkadaşımla konuşmanın bana iyi geleceğini düşünmüştüm. Ama bu bile bana iyi gelmemişti. Sedef’le son zamanlarda uzaklaştığımızı hissediyordum. Duygusal bağlarımız sanki kopmaya yüz tutmuş gibiydi. Ya da belki de ben histerik davranıyordum. Buna karar verecek kadar sağlıklı bir kafada da değildim. En iyisi yatağıma uzanıp dinlenmek diye düşünerek kalkıp evin her tarafının kapalı ve kilitli olduğuna emin olduktan sonra yatağıma uzandım. Uyumayı deneyecektim. Tabii ne kadar uyuyabilirsem..
Düğün Günü
Son gelinlik provasında hiç bir aksilik çıkmamış, gelinlik üzerime direkt oturmuştu. Bunda, işten kovulduğum için Arya’nın yanına önden gidip, yalvar yakar içeri girip durumu anlatmamın etkisi de vardı. Bu da ilk defa Nagehan hanımdan tam puan almama neden olmuştu. Hatta o kadar tam puan almıştım ki şaşırtıcı biçimde benimle oturup vakit bile geçirmişti. Ben de bu yakınlığa bir anlığına inanıp salak gibi işten çıkarıldığımı anlatmıştım. İşten çıkarılmamın tabii ki iyi olduğunu düşünüyordu. Ona göre evlendikten sonra zaten orada çalışamazdım. Bunun nedenlerini anlatan uzun bir nutuk çekmişti. Ama ilginç bir biçimde bana iyi davranmıştı.
Kerem, o geceden sonra evime hiç gelmedi. Bana binbir özür mesajı atmış evime çiçekler yağdırmıştı.Beni aramıştı ve sadece saatlerce telefonda konuşmuştuk. Bu da bana mutlu ve özel hissettirmeye yetmişti. Bana saygı duyduğunu gördüğüm ve hatasını anladığı için ona yeniden ısınmıştım. Bu tavrı da, bu gece, o akşamki gibi hissetmez, dokunuşlarından keyif alırım diye düşünmeme bir hayli yardımcı olmuştu. Yine de ilk gecemiz için fazlasıyla heyecanlanmıştım.
Biri tüm dantelleri yemiş de üzerime kusmuş gibi duran gelinliğim askıda dururken göz ucuyla aynadan gelinliğime baktım. En yakın arkadaşım köşede oturmuş makyajını kontrol ediyor bir yandan da telefonunu karıştırıyordu. Peki tüm bunlara rağmen ben ne kadar mutluydum? İstediğim hayat bu muydu? Sevdiğim adamla evlenecek olmak evet güzel bir şeydi. Ancak ömrümün sonuna kadar, çalışmadığım halde, birileri saçımdan makyajıma, kıyafetimden ayakkabıma herşeyimi benim yerime mi düşünecekti? Yemeği de başkaları yapacaktı. Temizliği de öyle. Peki o zaman ben ne düşünecektim? Yatakta kocamı nasıl mutlu edeceğimi mi? Bunca yıl sadece bunu düşünen bir kadın olmak için mi emek harcamıştım?
Hanzade olunca tüm şirketlerin kapılarının bana açılacağın biliyordum. Ancak istediğim Hanzade olduğum için değil, CV min iyi olduğu için kapıların bana açılmasıydı. Maalesef bunu başaramamıştım. En yakın arkadaşım olsa da gerçekçi olmak gerekirse Sedef, moda tasarımı bölümünü zar zor bitirmişti. Çizimlerini bile çoğu zaman o tarif etmeye çalışır, ben yapardım. Gerçekten çizim yeteneği olmadığı kadar teknik de bilmiyordu. Ama babası sayesinde dünyaca ünlü bir firmanın Türkiye ayağında baş tasarımcı olarak çalışıyordu. Üstelik hiçbir çizim yapmadan herkesi azarlıyor küçük detaylarla insanları sürekli yoruyordu. Sedef Gündoğan olarak adını daha ilk yılı içinden duyurmuştu. Bu da demekti ki iyi bir soyadın yoksa bu dünyada hiçbir şeydin. Peki başarı böyle daim olur muydu? Gerçekten dünya bu kadar adaletsiz miydi? Kötü davranışlarının bir bedeli yok olması gerekmiyor muydu? Düşüncelerim içimi sıkmaya başlamıştı. Derin bir nefes alıp verdim. Sedef aniden ayaklandı.
“Aşkım senin saçların yapılsın, makyajın bitene kadar gelirim.” dedi ve bir öpücük atıp kapıdan çıktı. Kapı aralık kaldığında Nagehan hanımın bağırtılarını duydukça stresim artmıştı.
“Bu nasıl çiçek! Ben size bunlar beyaz şunlar pembe olacak demedim mi!” diye bağırırken bir oraya bir buraya koşturuyordu. O abiyenin içinde ve ince topukları olan ayakkabıların üzerinde böyle hızlı koşturabilmesi bile hayranlık uyandırıcıydı. Eğer bana kötü davranmasa, idolüm haline gelebilirdi. Elimle kapıyı kapatmalarını kibarca işaret ettim. Yaklaşık yarım saat sonra makyajım neredeyse tamamlanmıştı. Gelin odasının kapısı çalındı.
“Gel.” dediğimde içeri Nagehan hanımın özel modacısı geldi.
“Gelinimizin mükemmel olduğuna emin olmak istedim.” dedi. Zarif, minyon yapılı bu kadının da her hareketinden sant akıyordu. Nagehan hanım bu kadına çok ters davranıyrodu. Ancak her defasında kadına çok iyi rakamlar bırakıyordu. Bense bu kadına ayrı bir yakınlık hissediyordum. Morali düşmesin diye yüzümde kocaman bir gülümsemeyle modacıyı karşıladım.
“Hoşgeldin Arya. Benim de enerjisi yüksek birine ihtiyacım vardı.” dediğimde kıkırdadı. Kuaför ve makyözler eşyalarını toplayıp çıktılar. Arya, gelinliğimin mayo gibi kesilmiş, sert korsesini üstüme giydirip göğüslerimi iyice sıkıştırdı.
“O kadar güzelsin ki, bunca zenginin arasında ilk defa birine içime sinerek bir şey diktim.” dediğinde gülümsedim. Kadının hayatını biraz internetten araştırmıştım. Öyle aşırı zengin bir aileden gelmiyordu. Tevazusunun buradan geldiğini düşündüm.
“Teşekkür ederim, sen güzel bakıyorsun da ondan.” dedim.
“Kerem bey çok şanslı, umarım kıymetini bilir.” dedi. İkimiz de birbirimize kocaman gülümsedik.
“Eteğini ayakkabılarından sonra yerleştiririz. Rahatlamak için bir şeyler iç. Bu kadar gergin gelin olmaz. Hatta sen dur ben getireyim” dedi gülümseyerek.
“Bu defa hayır diyebilecek gibi değilim.” dedim. Gülümseyerek odadan çıktı. Arya’nın gelmesini beklerken telefonuma bir mesaj geldi. Kalkıp telefonuma baktığımda gördüğüm mesajla dünyam başıma yıkıldı.
“Sana en yakın arkadaşınla ihanet eden bir adamla evlenecek misin?” yazıyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum. Kalkıp kontrole gitsem durumu açıklayamazdım. Son dakika Kerem’le kavga da etmek istemiyordum. Bu defa en yakın arkadaşım da söz konusuydu ondan da akıl alamazdım. En iyisi telefonu bırakıp gidip kontrol etmekti. Hem birşey yoksa da en fazla ne olabilirdi ki? Seni özledim sarılmak istedim der dönerdim.
Üzerime gelin sabahlığımı geçirip doğruca damat odasına gittim. Katta bizden başka kimse olmadığı için şanslıydım. Damat odasına yanaştığımda kapının aralık olduğunu gördüm. Kapıyı yavaşça itip geçebileceğim kadar açılmasını sağladım. Odanın içine girince, banyo tarafından gelen seslerle kanımın çekildiğini hissettim.
“Ah siktir çok iyisin bebeğim.” diyordu. Ses Kerem’indi. Ama gözümle görmek de zorundaydım. Kalbim yerinden fırlayacak kadar hızlı çarpıyordu. Bir an kalp krizi geçireceğimi sandım. Banyo tarafına doğru iyice yanaştığımda gördüğüm manzara bana soğuk duş etkisi yaptı. Sedef dizlerinin üzerine çökmüştü. Elbisesi beline kadar inmiş, göğüsleri tamamen ortadaydı. Ağzında sevgilimin, ilk aşkımın, biraz sonra evet diyeceğim adamın erkekliği kafasını ileri geri oynatıyordu. Kerem ise zevk çığlıkları atıyor bir eliyle Sedef’in göğüs uçlarıyla oynuyordu.
“Çok iyisin beni delirtmeyi hep başarıyorsun!” dedi. Demek ki bu ilk değildi. Daha önce de bu belki daha fazlası yaşanmıştı. Çığlık atmamak için elimi ağzıma kapatarak odadan çıktım. Etrafımdaki tüm sesler bana uğultu gibi geliyordu.
Aşağıdaki koşuşturma, gelinliğim, makyajım, saçım hepsi ne içindi? Koskoca bir yalan içindi. gidip Nagehan hanıma olanları anlatsam ne olacaktı? Sus otur diyecekti. en iyisi bu düğünden kimseye bir şey demeden kaçmaktı. Gelin odasına dönüp hızlıca telefonumu kol çantamın içine attım. Dolan gözlerime hakim olmaya çalışıyordum ama bu defa başarılı olamamıştım. Gözümden yaşlar süzülürken aklımda tek bir soru vardı. Neden? İkisi de bana bunu neden yapmışlardı? Kalbim o kadar kırılmıştı ki acıdan başka hiçbir hisse sahip değildim. Biri sanki elini göğsümden içeri sokmuş da kalbimi ve ciğerlerimi sıkıştırıyor gibi hissediyordum. Beynim kafamın içine sığmıyordu. Patlayacak gibiydi. Tek yapmak istediğim bağırıp çağırmaktı ancak onu bile yapamamıştım. Ne kadar ezik olduğumu bir kere daha kendime kanıtlamış olduğum için kendimden utandım. Bütün derdimiz seks miydi? Gerçekten bunun için mi evleniyorduk? Aşkın, sevginin, sadakatin hiç mi önemi yoktu?
Ana girişten kaçabilecek gibi olmadığımdan yangın merdivenini kullanmaya karar verdim. Hem düğün salonunun arka tarafındaki duvarlar yüksekti. Beni kimse görmezdi. Hem de kolayca taksi bulabilirdim. Yangın merdiveninden adeta uçarcasına inip yola çıktım. Çantamın içinden telefonumu alıp kapatmaya çalışarak koşmaya başladım. Kararlıydım. Buradan, bu semtten bu şehirden gidecektim. İkisine de bir bedel ödetecek güce sahip olana kadar da geri dönmeyeceğime binbirinci kez yemin ediyordum. Yoldan bir taksi çevirmeye çalışıyordum ancak hiç boş taksi geçmiyordu. Yolu geçip düğün alanından uzaklaşmazsam kısa süre sonra beni aramaya çıkabilirlerdi. Bir yandan telefonumu kapatmaya uğraşıp bir yandan koşmaya başladım. Karşıdan karşıya geçmem gerekiyordu ama puslu gözlerimden ne yolu ne önümü görüyordum. Aklımda tek bir şey vardı. Bu hayattan o anda tek isteğim vardı o da ölmekti. Ani bir fren sesiyle kafamı soluma çevirdim. Yine ağzımdan çıkan dua çat diye oluvermişti. Hayırlı olan hiçbir şey olmazdı zaten. Son gördüğüm şey bir çift siyah ayakkabı oldu. Sonrası karanlıktı.
PARS
Ani fren yapıldığında kafam neredeyse ön koltuğa çarpıyordu.
“Erdal süreceğin arabayı sikerim!” diye bağırdım. Ancak Erdal’ın umrunda bile değildi. Dörtlüleri yakıp aniden arabdan inince birine çarptığımızı anladım. Hemen arabadan indim.
“Erdal harbiden sana ehliyet ver…” diyip kalmıştım. Yerde gözümün önünde baygın yatan günlerdir aklımdan çıkmayan Nehir’in ta kendisiydi. Bu kılıkta yarı çıplak arabaların önüne atlarken neyin peşinde olduğun düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Hızla kızı kucakladım. Vücudu bir kuuş kadar hafif, teni bir ipek kadar yumuşaktı. Arka koltuğa kucağımda Nehir’le oturdum.
“Erdal hemen bizim hastanelerden birine sür.” dedim. Erdal doğruca harekete geçti. Kızın nefes alıp almadığını kontrol etmek için yüzüne yanaştım. Kızın hala nefes aldığını görünce rahatladım. Dışarda kanaması yoktu. Ancak iç kanaması var mı diye kesinlikle bir doktorun bakması gerekiyordu.
Kızın yaşam fonksiyonlarından emin olduktan sonra üzerine dikkatlice baktım. Yapılan saçları, makyajı ve üstündeki korse.. Çarptığımız yere de bakılırsa düğünden kaçıyordu. Bir kadın neden kendi düğününden kaçardı ki? Hele ki bu sefalet içindeki bir hayattan çıkacağı, soyadının bir önem kazanacağı bir düğünse. Ne eksik olabilirdi ki? Her kadının isteyeceği üç şey de, en azından Nehir gibi çok da varlıklı olmayan bir kız için Kerem de vardı. Seks, güç ve para. Tamam Hanzadeler bizimle boy ölçüşecek kadar güçlü değillerdi. Ama onların da alemde iyi kötü bir adı vardı. Nehir farklı bir kız olabilirdi. Ama en nihayetinde o da bir kadındı. Günün sonunda üç kriteri de aramaya koyulacaktı. Diğer kadınlardan tek farkı henüz gözünün açılmamış olmasıydı.
Yine de bu konuda Selin’den fikir alabilirdim. ama herşeyden önce kızın iyi olduğundan emin olmalıydım. Evet, Kerem piçini bu kızla vurmayı çok hayal etmiştim. Ama böylece kucağıma geleceği, hele kırgın ve yaralı geleceğini de hesap etmemiştim. Bu kadar yakın zamanda evleneceklerini bilmediğim için kızın peşine de düşmemiştim. Bir kaç ay sonra evlenirler o zaman elinden alır, kızla biraz eğlenir sonra da yüklü bir miktar para verir kızı yurtdışına gönderirim diye düşünmüştüm. Tabii bütün bunları babama duyurmadan yapmak gibi bir pürüz de olduğu için planlarım bu kadar ertelenmişti. Kız yaralı halde kollarımın arasında dururken bile zarif olmayı başarıyordu. Eğer kalbim taştan olmasa bu güzelliğe ben bile bütün malımı mülkümü, gücümü feda ederdim. Kız kucağımda yattıkça, istemeye istemeye Kerem’e hak vermeye başlamıştım.
Hastaneye geldiğimizde kızı apar topar sedyeyle müdahale odasına götürdüklerinde Erdal’a döndüm.
“Şu kızın dosyasındaki bilgilere bakıp bedenine uyan adam gibi bir kaç parça kıyafet getir. Yanına da bir kadın al iç çamaşırı falan alırken sen bakma.” dedim. Başıyla beni onayladı.
“Emredersin abi.” dedi. İçimde anlamsız biçimde kızın mahremiyetini kendime özel kılma arzusu taşıyordum. Bu da beni germeye başlamıştı. Erdal gidince avcumun içini kafamın kenarına vurdum. “Sanane lan.” diye mırıldandım. Doktor gelip bilgi verene kadar bahçede kalıp bir sigara içmeye karar verdim. Daha sigaramın yarısına bile gelmeden önde doktor, arkasında Erdal yanıma geldiler.
“Hastanın durumu iyi Pars bey. Yalnız sanırım bir sinir krizi geçirmiş sayıklıyordu. Bir takım sakinleştiriciler verdik. Yarın akşama kadar misafir edeceğiz.” dedi.
“Teşekkür ederim doktor bey.” dedim. Başıyla selam verip gitti. Hemen peşinden Erdal yanaştı.
“Abi istediklerini aldım. Hemşire kız yengenin odasına yerleştiriyor.” dedi.
“Ne yengesi lan !” diye kükredim. Erdal pis pis sırıttı.
“El kadar karının başımıza açtığı işlere bak ya. Kendi adamlarımıza madara oluyoruz. İşine bak Erdal. bir daha da yenge deme sikmiyim dalağını.” dedim. Erdal yüzündeki pis sırıtışı gizlemeye çalışarak arabaya doğru ilerledi. Arkasından sigaramı bankın hemen yanındaki küllüğe basıp, Nehir’in alındığı odaya doğru ilerledim.