Yaşamanın en korkunç hali beklemektir. Zamanın en hassas olduğu yerde, yaşamanın en zor anıdır. Ne zaman ve nerde olduğunun bir önemi olmadan yaşanacaklardan hemen önceki sessizliktir. Deneyimlerin en en büyüğüdür, sabrı öğretir insan oğluna. Sonrasında vereceği iyi veya kötü şeylerin habercisidir.
Şu an bizde sadece haber bekliyorduk. Andaç ve Baran gittikten sonra zaman bizim için donmuştu. Beklemek ızdırapların en ağırıydı ve uykum olsada onlar gelmeden uyumayı düşünmüyordum.
Kafamı geriye yatırırken bakışlarım sessizce bekleyen Enes ve Şule arasında gidip geldi "Siz ayrılınca ben çok üzülmüştüm." diye aniden bir itirafta bulunup sessizliği delip geçtim. Hala sarhoşluk üzerimde olduğu için pek mantıklı düşünemiyordum zaten.
İkiside far görmüş tavşan gibi bana baktığında ilk Şule konuştu "Bunu konuşmanın sırası değil. "
Enes bu konuda yorum yapmamayı seçmişti bende üzerinde durarak can sıkmak istemedim ve "Arasan mı ?" diye sordum Enese.
"Biraz daha bekleyelim."
Şule nefesini dışarı verdi "Üç saat oldu."
Üç saattir sadece konuşmadan bekliyormuyduk harbiden ? Benim için zaman bir kavram değil sadece düşünce şekliydi şu an. Bu yüzden bu konuda algı sıkıntısı çekiyordum.
"Biliyorum.." dedi Enes kaygılı bir şekilde. "Biraz daha bekleyelim, olmazsa ararız."
"Başlarına bir şey geldiyse ne olacak ?"
Bu ihtimali düşünmek dahi istemiyordum. Eneste bunu istemiyordu ki "Olmayacak." dedi kendinden emin bir biçimde. Belkide sadece böyle olmasını umut ediyordu. Belkide şu an umut etmek bize verilmiş nadidane bir niymetti.
Alt dudağımı dişledim ve sakin olmam gerektiğini vurguladım. Sonra bunun imkansız olduğunu fark edip kimseye bir şey demeden mutfağa ilerledim ve ilaç poşedimden ilaçlarımın daha saatti gelmemesine rağmen içmeye karar verdim. Sakinleşmemin en kolay yolu bu gibiydi. Çok uzun dönemdir ben sadece bu ilaçlarla sakinleşiyordum zaten. Ağzıma hapı götürken açılan kapı sessiyle ilacı bırakıp içeri koştum.
Andaç ve Baran fazlasıyla bitkin bir şekilde içeri girerken "Iyi misiniz ?" diye sordum.
"Iyiyiz." dedi Baran ve kendini koltuğa attı.
"Noldu peki ?" ikiside Enese bakmazken Andaç cevapladı.
"Aradığımız hattın sahibi on üç yaşında bir velet çıktı !"
"Ne ?" dedim affallamış gibi.
"Orospu çocuğu bizi yanlış telefona yönlendirmeyi başarmış. " dedi Baran eliyle başını ovuşturuken "Bu herifin benden zeki olmasını kaldıramıyorum. "
"Şuna herif diyip durma." derken kalktığım yere geri oturdum "Yani sonuç yok ?"
"Yok."
Kısa bir sessizliğin ardından odayı mesaj sessi doldurunca hangimize ait olduğunu anlmak için birbirimize bakarken Şule derin bir nefes alıp telefonunu açtı. Biz onun konuşmasını beklerken yutkundu ve kafasını kaldırıp başta Enese sonra hepimize baktı.
"Noldu ? Ondan mı ?" diye sorunca başıyla onayladı. "Ne diyor peki ?" bu sorumu ise cevaplamaktan kaçınca Andaç Şulenin elinden telefonu çekip aldı.
"Oyunumuzun kurallarının dışına çıktın beş numara, sırını herkesle paylaşmamamı istemiyorsan dediğimi yapmak zorundasın. Şimdi arkadaşlarından birini seç ve polisi arayıp Canselinin cinayetini üslensin. Beş dakkikan var, iyi eğlenceler beş numara."
Şuleye döndüm "Seni tehdit ettiği şey öldürdüğümüz adam değildi, değil mi ?" diye sordum.
"Evet. " dedi utançla ve başını eğdi.
Baran "Bak Şule sırrın her neyse biz seni asla yargılamayız. Biz dostuz." alt dudağını yalladı "Kimsenin hapse girmesini istemezsin, değil mi ?" diye sordu, bizim isimizi vermemesi için ikna etmeye çalışacaktı sanırım.
"Tabii ki istemem Baran ama...kimsenin öğrenmemesi gereken bir şey yaptım." konuşurken çok zorlanıyordu.
Enes gözlerini kapayıp açtı "Tamam benim adımı ver." diyerek öne atıldı. "Eğer kimsenin öğrenmemesi senin için bu kadar önemliyse, ben hapse girerim."
Şulenin soluk mavi gözlerinde yalvarma vardı, "Bunu senden istemiyorum." yutkundu "Bu yüzden önce benden duymanı istiyorum." hepimize baktı "Benden duymanızı istiyorum."
Enes merak ve şaşkınlıkla gidip gelen yüz şekliyle Şuleye ondaklandı. Birden fazla aldığı ritmik derin soluklar Şuleyi konuşmaya zorluyor gibiydi, nerden başlasa bilmiyordu ayrıca her ağzını açtığında kapatıyordu. Bu böyle dakiklarca sürdü. Şule daha tek kelime edemeden hepimize mesaj geldiğinde her şey için çok geçti. Ama yinede biz mesaja bakmak için Şulenin onayını bekledik.
Onayda gelmeyince Andaç "Sikerler böyle işi." diyip kendi telefonundan mesajı açtı. Sonra hepimiz aynısını yaptık.
Sadece bir fotoğraf vardı. Fotoğrafa dikkatle baktım Şule bir binanın önüne girerken binanın neresi olduğuna baktım. Kürtaj Kliniği.
Bakışlarım Şuleyi bulurken tepkisizce zemine bakıyordu. Sonra Enesten bir tepki bekledim şok geçirmiş gibiydi. Şaka yapmıyorun, canlı bir ölüden farksız Şuleye bakıyordu.
Şoku geçmese bile "Bu ne ?" diye sordu, anlamasına rağmen sadece açıklama istiyordu.
Şule bir şey diyemeyince Enes ayağa kalkıp Şulenin önene geçti ve daha yüksek bir sessle "Bu ne ?" diye sorsununu tekrarladı.
Tam ortalarında kaldığım için Andaç duruşunu bozmadan beni tuttup birazdan çıkacak kavganın ortasından çekip aldı.
"Şule bana cevap ver !" sessi Şulenin ürpermesine sebep olmuştu. "Bu ne zaman oldu ?"
Şule yutkunup boğuk bir sessle "Yedi ay önce. "
Enes elini saçına daldırıp etrafında dönmeye başladı. Durduğunda tekrar Şulenin karşısındaydı "Biz ayrılmadan önce mi ? Sonra mı ?"
Şule gözlerini kapayıp korkak bir biçimde "Önce. " dediğinde Enesin eli havaya kalktı.
İstemsizce öne atıldım, Enesin Şuleye vurmayacağına emin olsamda tamamıyla koruma iç güdüsüydü. Enes parmaklarını avcuna bastırıp kendini sıktığını görünce Andaç beni yanına çekti "Karışma sen."
"Bunu sen nasıl yaparsın ya !? Nasıl ? Bana neden söylemedin ? Yanında olmayacağımı düşündün, beni altı sene boyunca hiç tanıyamadın mı sen ?"
"Tepkinden korktum." asla Enese bakamıyordu.
"Böyle öğrenmem daha mı iyi oldu sence ?" durdu ve "Bana bak !" diye bağırdı. Şulenin bakışları Enes ve zemin arasında gidip gelirken sonunda durdu ve korkarak Enese baktı "Lan ben sana aşığım dedim, altı senemi verdim..." Enesin gözlerinin dolduğunu görebiliyordum.
"Enes..." dedikten sonra titreyen dudaklarını birbirine bastırırdı ve elini Enesin yanağına koymak için uzattı.
"Dokunma bana !" elini sanki hiç uzatmamış gibi geri çekti. "On senedir bizim ayrı geçen tek günümüz olmadı, son altı ay dışında. Sen ayrılırken bile sadece senin mutluluğunu düşündüm ben. Bensiz mutluysa hep öyle kalsın dedim, gittin sonra lavuğun biriyle oldun. Yine susstum, onunla mutlu olduğunu düşünerek mutlu oldum." acıyla yutkundu "Allah benim bellamı versin." konuşurken nefes nefese kalmıştı.
Onların bu halini izlerken benim de canım ikisininde yandığı kadar yanmıştı.
"Enes ben..." diye başladığı cümleye gördüğü dolu gözlerle bir sessizlik getirdi.
O an sessizlik bulutu evimin salonunu tümüyle kaplamıştı. Bizim bakışlarımız Enes ve Şulenin üzerindeyken o ikisi birbirine kenetlenmişti eski günlerdeki gibi . Sadece eskisinden farklı huzurla değil yıpranmış bir şekilde bakıyorlardı.
Enes son kelimelerini söyleyen ölü biri gibi "Söyle." dedi.
"Senin kadar cesur olmadığım için üzgünüm. " Enes duraksadı ve dediğini kavramaya çalıştı "Ben korktum Enes...sana söylemekten korktum bu yüzden o partiye hepinizi çağırdım, önce onlara söyleyip akıl danışacaktım sonra sana söyleyip ortak bir karar alırız diye düşünmüştüm. Ama hayat planlı ilerlemiyor. O gece, Kazım denen adamın ölümü beni hepiniz kadar çok sarstı ve..." eliyle boş karnına dokundu "Onun beni daha kötü etkilediğini de biliyordum anlık bir cesaretle gittim ve yaptırdım. Sonra sana yemin ediyorum çok pişman oldum, senin yüzüne bakamıyordum...sana yalan söyleyemiyordum ve daha kötüsü senin hep baba olmak istediğini düşünüp kahroluyordum." sonunda göz yaşları bağımsızlığını ilan edince silmedi, izin verdi her birinin teker teker onun soluk mavilerini terk etmesine "Bu yüzden ayrılmak istedim."
Enes tepkisizce onu dinlerken gözleri Şulenin göz yaşlarını takip ediyordu.
"Bir daha..." durdu dolan gözleri sinirli bir hal aldı tekrar "Karşıma çıkma."
Enes koltuktaki ceketini alıp kapıya ilerlerken "Enes." diyip ilerlemek istediğimde Andaç yine beni durdurup kafasıyla perişan halde ağlayan Şuleyi gösterdi. Onu teselli etmem daha mantıklı olacaktı .
Baran benim yerime Enesin arkasından çıkarken Şulenin yanına oturdum ve kolumu ona sardım. Kafası göğsüme doğru düşerken göz yaşları tişörtüme damlıyordu. Sanki solan bir çiçek gibi son dakikalarını yaşarcasına ağladı bütün gece kollarımda.
---
Yetim bic çocuğu anımsatan sokakta rüzgarın tenimin kat kat altına işleyen soğuğu ile yürüyorduk.
"Daha ne kadar yürüyeceğiz ?" diye sordum ellerimi cebime sokup ısıtma umuduyla.
Ayın aksine parlayan yüzüyle bana baktı "Hasanla konuşucaz."
"Peki nereye gidiyoruz ?" yavaş yavaş huysuzlaşmaya başlamıştım.
"Oğuz birkaç gündür Hasanı takip ediyordu, her akşam bir parka gidip saatlerce hiçbir şey yapmadan oturup geri dönüyormuş. "
"Neden ?"
Soğuk havadan derin bir soluk aldı "Gidince onu da sorarız."
"Peki." derken yerdeki köreşelere kaymamak için fazlasıyla dikkat ediyordum "Peki neden bu soğukta yürümeyi seçtik ?"
Omuz silkti "Canım istedi."
"Senin canın istediği için benim şu an kıçım donuyor." diye yakındım.
Dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı "Kıçını ısıtmaktan büyük bir zevk alırım, biliyorsun değil mi ?"
Anlık boşluğuma denk gelmiş olacak ki "Nasıl olacak o ?" diye sordum tamamen istemsizce. Sonrasında gözlerimi kapayıp duymamış olmasını diledim.
Gözlerimi açtığında durmuş olduğunu gördüm. Sakince bana doğru dönüp bana bir adım atınca refleks olarak geriledim. O geldi ben gittim. Bu böyle sürdü taki sırtımı tırtıklı duvara çarpana kadar. Çarpık bir şekilde gülümserken kulağıma doğru eğildi. "Merak ettin demek..." boynumda hissetiğim nefesi şu an tek ısınmama sebep olan şey değildi, bu kadar yakın olması da ısınmama sebep olmuştu. "Şöyle olacak; ben seni kavrayacağım, nefesim ve dudaklarım tüm bedenini saracak, sonra seni ters çevireceğim..." derken sanki bunu yapacakmış gibi uzun parmaklarını kalçama koydu, o an orda oluşan karıncalanma içimi delip geçmişti.
'Tamam." yutkundum "Daha fazla duymak istemiyorum."
Haffif bir gülümsemeyle geri çekildi "Seni böyle görmek, ne kadar güzel bir durum anlatamam."
"Nasıl?"
"Hem utanmış hemde istekli."
Gözlerim şaşkınlıkla açıldı "Istekli mi ?"
"Evet istekli."
"Bu-bu nerden çıktı ? " kalp ritmimin bozulmasının sebebi fazla heyecan yapmamdı. Asıl soru neden yaptığımdı.
"Yüz ifadenden, kalp atışlarından..." mest eden bir tınıyla "Yoksa beni mi istiyorsun Esmira ?" diye sorunca.
"Hayır!" diye cırladım sessim boş sokakta yankılana kadar.
"O zaman ben bunu bakire sendromuna yoruyorum. " yürümeye başladığında arkasından ona oldukça ters bakıyordum "Yürü güzelik sana bir şey olmasını istemeyiz. " dedi bana bakmadan.
Alt dudağımı dişleyip yürüyerek yanına ulaştım "Bakire sendromu ne ? Azgınlaşmak falan mı ?"
Güldü. Gülüyordu. Pislik !
"Azgın olduğunu mu düşünüyorsun?"
"Hayır, sen o imayı yaptığın için sordum."
"Bilmem, en son bir bakire gördüğümde on dört yaşında falandım."
Elimi kalbime götürüp "Gurur duydum." dediğimde yeniden güldü.
"Geldik." parka adımımızı atmadan önce "Hasana çok yanaşma." diye uyardı.
Ikimizde aynı adımları anlaşmış gibi atarken görüş alanımıza giren Hasana yaklaştık. Bizi görünce kapşununu indirdi.
Andaç yanına oturdu "Anlat bakalım Hasancık." ayaklarını uzatımış ve kollarını göğüsünün altında birleştirmişti. Yine mi kötü polisi oynayacaktı ?
"Ne-neyi ?" bir an karşımda kendimin erkek halini görür gibi olmuştum.
"Cineyetten bahset mesela ?"
"Kimin cinayetti ?" bu o kadar yerinde bir soruydu ki okulumuzda sürekli birileri ölürken kim olduğunu karıştırmak normaldi.
"Canselinin, başka kimin olacak amına koyıyım." dedi diğer ölenleri es geçerek.
"Benim bir alakam yok." dedi direkt.
"Partiye geldin mi ?" soru benden geldiği için bana döndü.
"Yarım saat bile durmadım." bana fazlasıyla dürüst geliyordu. Andaça baktım ve onun tepkisini ölcemeye çalıştım.
"Peki çocukluğundan beri bağımlı olduğun şiddet konusuna ne demek istersin at kafası?" kesinlikle inanmıyordu.
"Evet şiddet içeren filmlere ve dizilere zaafım var, ne olmuş yani ? Hepimizin zaafları var ailemde bunu anlamak istemiyor."
Evet haklıydı hepimizin zaafları vardı. Hepimizin içinde yer alan o odada kuytu köşelerde zaaflar ve sırlar yer alırdı. Zaaflar birer takıntıdan ibaretti. Bazı insanların renklere takıntısı olurdu, bazılarının sevdiği insanlara karşı yada hayvanlara, Hasan gibi şiddet zaafı olabilirdi bazılarımızın, seks , sigara, alkol ve uyuşturucu ise en gizli olanlardı.
"Bak yarram, gecenin ikisinde kalkıp gelmişsiz boş yapma, anlat." dedi bitkin bir biçimde.
"Ben öldürmedim. "
"Harbi mi ? Ne güzel, zaten kime sorsak aynısını söylüyor anlamadım ki ben bu kız kendi kendini mi ölürdü ?" derken durup bana baktı "Bu mümkün mü ?"
"Insan intihar etmek istediğinde genelde, hap alır, kendini duvara asar veya bileklerini keser. Karnını deşmez." diyerek mantıklı bir açıklamada bulunduğumda Hasan güldü.
"İntihara eğlimlisin."
Ona döndüm "Ne ?"
Bankın hemen üstünde tüm parkı aydınlatan lambadan dolayı onu net görebiliyordum ve gözlerimin içine bir şeyler çözmek istermiş gibi baktı "İlaç kullanıyorsun, yaklaşık sekiz..." durup düzeltti "beş aydır falan, anitidepresan sanırsam. Gözlerini olması gerekliliğinden fazla kırpıyorsun sende anksiyete bozukluğu var. Ayrıca yirmi dört saat önce falan alkol almışsın."
Beni saniyeler içinde tahlil ettiği için şokla ona baktım "Sen bunları nerden biliyorsun ?"
Geriye yaslandı "Özel yeteneğim." gülümseyecek gibi oldu ama yapmadı .
"İnsanları bu kadar kolay analiz edebiliyor musun ?"
Andaça baktı "Evet." şimdi ise Andaçı inceliyordu "Sende alkol almışsın, onunla aynı saatlerde. Gece en fazla bir saat uyumuşsun. Yakın zamanda da biriyle kavga etmişsin ellerin bu yüzden hafif kızarık ve en ilginci sen bir sır saklıyorsun, çok büyük bir sır. "
Şaşkınlığım izleri üzerindeyken hala "Canselinin katilini de bulabilir misin ?" diye sordum.
"Denemediğim şey değil. Okuldaki herkesi inceledim ve hiçbirinin cinayet işleyecek gücü yok."
"Nasıl bu kadar eminsin?"
"Dediğim gibi özel yeteneğim. " dudağını yaladı "Bu yüzden katilinizi okul dışında aramaya başlasanız iyi olur." dedikten sonra yine az önceki gibi bana baktı "Siz katili neden arıyorsunuz ?" diye sorunca Andaç ayağa kalktı.
"Keyfimiz öyle istiyor." dedikten sonra kafasıyla ilerlememi söyledi.
Hasana hafifçe gülümseyip veda ederken Andaça yetiştim "Şüpheli lisetesi bitti, şimdiki planımız ne ?"
Çenesi seyrerken bana baktı "Bir fikrim yok."
Ikimizde yeniden boş sokakta sessizce yola koyulduk. Arka cebime koyduğum telefonumu çıkartıp saate baktım "Sahile mi gitsek ? Gün doğumunu izleriz." telefonu geri koydum "Daha iyi düşünmemizi sağlar."
Kafasını sallayınca karşıdan karşıya geçip düz ilerleyerek sahil yoluna geçtik. Sahile varıncada dalga kıranların üzerine oturup huzurlu bir iç çektim. "Çok güzel değil mi ?"
benim baktığım gökyüzüne bakıp fazla anlam çıkaramamış gibiydi "Bazı insanlar gün batımını sever, bazıları öğlen vakti bulutları seyretmeyi bazıları ise gece yıldızları seyretmekten hoşlanır. Ben gün doğumu seviyorum. Her gün yeni bir umut gibi. Dün bir daha gelmeyecek olsada çektirdiği acılarda dünle birlikte uzaklaşacakmış gibi."
Yüzümü daha net görebilmek için biraz eğildi "Hasanın söylediği intihar eğlimli meselesi doğru mu ?"
Alt dudağımı dişledim "Senin sakladığın 'büyük' sır meselesi doğru muydu ?" bunu sormamın tek nedeni cevaptan kaçmaktı.
"Soruma soruyla cevap verme fıstığım."
Gün batımına döndüm tekrar ve derin bir soluk aldım "Son geçirdiğimiz yedi buçuk aylık süreçte özelikle Kazım'ı öldürdüğümüz o ilk günlerde evde çok yalnızdım, kafayı yiyecek gibiydim. Kendi kendime çok çare arıyordum ama aklımın bir ucunda hep intihar düşüncesi vardı. Sonra yazmaya başladım sayfalarca yazdım, Neslihan abla bunları bulup aileme söylemiş onlarda yanıma dahi gelme zahmetine girmeden bana uzaktan bir psikolog rendavusu ayarladılar. İlaçları kullanmaya o dönemlerde başladım. "
Bunu ilk defa sözlü itiraf etmiştim. Unutamamıştım bunu yaparken.
Ben buydum işte intihar etmeyi düşünecek kadar çaresiz yapmayacak kadar korkak.
"Şimdi sen söyle. " bana öyle bir odaklanmıştı ki bunu söyleyince bir an afalladı.
"Neyi ?"
"Sırrını Andaç Kılıç. "
Gün doğumuna döndüp omuz silkti "Sırrım yok."
"Mızıkçılık yapma." dedim huysuzca "Hadi anlat."
Kafasını yana eğip başını iki yana salladı "Yorma fıstığım, boşver."
"Çok inatçılaştın sen, önceden böyle değildin." diyerek ısrar etmeye devam ettim.
Bana bakınca birbirimize odaklandık "Bunu duymaya hazır mısın ?" başımı merakla salladım "Annem ölmedi Esmira."