XI-Güvenilmesi Gerekenler

2629 Words
Güven yıkılmaması gereken temel bir iç gücüydü. Birine sonsuz bir güven duyup sonra o güven eksilirse sonra hayatına kim girerse girsin başkasına güvenmek imkansız gibi olurdu. Ben beş kişiye koşulsuz bir biçimde güvenmiştim. Hiç şüphe duymadan. Ailelerimiz bizi o parkta arkadaş olmaya zorladıkları gün ben güven duygusunu bilmeden onlara sonsuz bir biçimde güvenmiştim. Bu sonsuzluk döngüsü hala devam ediyordu. İşin garip tarafı da buydu, onlara karşı şüphe duysamda hala bir yanım hiçbirinin bunu yapamayacağını söylüyordu. Bahçenin ortasındaki bankta vişne suyumu içerken gözüm bahçede geziyordu. Şule ve sevgilisi birlikte oturuyordu, Dicle ve Oğuz ayak üstü sohbet ediyorlardı, Baran Andaç ve Enes ise basketbol sahasının önünde etrafa bakıp kendi aralarında konuşuyordu. Baran yapmış olamazdı çünkü mesajı atan kişiyi arayan oydu. Enes yapmış olamazdı çünkü en çok o strese giriyordu, Şule yapmış olamazdı çünkü bize zarar veremeyecek kadar kırılgandı, Dicle zaten hem bu işi beceremez hem de kimseye böyle bir şey yapmazdı. Ben ve Andaçta olmadığımıza göre bu sayılar nasıl denk gelmişti ? Tesadüf de olamazdı çünkü, iki yüz on altı ihtimal arasından denk gelmesi imkansız ötesiydi. "Selam." bildiğim ses bana seslenince elimdeki vişne suyunu resmen fırlatıp Atakana döndüm. "Selam." Kafamdaki düşünceleri ancak uzaklaştırabilecek kişi Atakandı ve öylede olmuştu. "Oturabilir miyim ?" direkt kafamla onaylayıp yanıma oturuşunuz izledim. "Ekinin ölümünden dolayı karakola götürülmüşsünuz, geçmiş olsun." "Sağ ol. " "İyi misin ?" "İyiyim teşekkür ederim." tam olarak değildim ama o bunu bilmesede olurdu. Gülümsedi. Gülümsüyordu ! "Bizim bir rendavu sözümüz vardı, yarın akşam uygun mu ?" diye sordu gülümseyerek. Gülümseyerek ! "O-olur." kekelediğim için kendimi tekmelemek istedim. "Ben seni sekiz gibi seni alırım o zaman." Kafamı salayınca yine ve yeniden gülümseyerek yanımdan kalktı. O kalkınca kendimi boş boş gülerken bulmuştum. İki yıldır hoşlandığım çocukla resmen rendavum vardı ! Buna olan sevincim kısa sürmüştü çünkü sahanın önünde oluşan kalabalık ilgimi daha çok çekmişti ayaklanıp o kalabalığa ilerlerledim. Kalabalığın içinden birinin "Ambulansı arayın!" diye bağırışını duyunca sesin sahibinin Andaç olduğunu kavrayıp kalabalığı delerek geçtim. Yavuz titreyerek yerde yatarken ağzından beyaz renkte anlam veremediğim köpükler çıkıyordu. Korkuyla yanlarına çömeldim "Noldu?" soruyu Andaça bakarak sorsamda başka bir çocuk cevapladı. "Suyunu içiyordu aniden öksürmeye başladı ve sonra yere düşüp titremeye..." çocuk dehşete düşmüş bir şekilde bunu anlatırken "Su şişeni ver." diyip o uzatmadan ben aldım. Kapağını açarken Andaç "Ne yaptığını sanıyorsun sen ?" diye elimden almaya çalışınca buna engel olup burnuma şişeyi burnuma götürün ve kokusunu algılamaya çalıştım. Acı koku burnumda uyuşma yaparken. Burnumdan uzaklastırıp "Bunun içine biri bir şey koymuş. " dememle herkes aralarında bir şeyler konuştu. "Yine mi biri ölecek ?" "Abi ben okulumu değiştiricem tehdit altındayız." "Bence o yaptı. " "Ambulans geliyor." Duyabildiklerim sadece bunlar olsada Yavuzu böyle görmeye dayanamayıp aniden ayaklandım ve kendimi sessiz bir yer bulma umuduyla uzaklaşabildiğim kadar uzaklaştım. Bu kadar ölüm çok fazlaydı. Kaç olmuştu dört mü ? Daha fazlası olacak mıydı ? Bahçedeki çocuk haklıydı herkes tehdit altındaydı ve tüm sorumluluk benden ve arkadaşlarımdan geçiyordu. Boğazım düğümlenirken kendimi boş müzik sınıfına attım. Eğer bunu yapan Canselinin katiliyse daha rahat olabilirdim. Biri öldüğü için değil tabii ki ama eğer mesajı atan kişi yaptıysa şu an şüpheli lisetisinde en yakın arkadaşlarım olduğu için onlardan birinin katil olma olasılığı beni içten içe öldürürdü. Kapı aniden açıldığında kalçamı yasladığım masadan ayırdım. Andaç olduğunu görünce de geri koydum. "Konuşmamız gerek. " derken arkasından Enes, Baran ve Şulede girmişti. Bir daire oluşturduktan sonra Andaç sakince nefesini dışarı verdi "Ne zaman birinden şüphelensek ve onunla konuşsak sonra ölüyor." "Yavuz öldü mü?" Korkuyla sorduğum soruyu Şule cevapladı "Ambulans geldiğinde hala yaşıyordu." Rahat bir nefes verince Andaç kaldığı yerden devam etti "Bu mesajları atan kişide bizim okuldan." Andaçla geçen gün o videolardaki ipucundan sonra aramızdan biri olduğuna karar kılmıştık. Fakat hiçbiriyle bu bilgiyi paylaşmamıştık. Enes "Aslında her konuştuğumuz kişi ölmüyor. " dediğinde Andaçla birbirimize bakmayı kesip Enese döndük aynı anda. "Sizin..." Andaç ve beni gösterdi "Konuştuğunuz kişiler ölüyor. " Andaç kaşlarını çattı "Bizden mi şüpheleniyorsun ?" "Hayır sadece..." "Sadece ne ?" diye sordum Enese sinirle bakarken. "Şüpheli bir durum. " diyip susstu. Andaç alaylı bir biçimde güldü "Hadi biz bir barı patlarmış olalım, hadi Ekini de biz öldürmüş olalım, Yavuzuda zehirledik tamam, Özgenin bileklerini de mi biz kestik amın koyıyım ?" Enes susup bir şey dememeyi seçince Andaç kolumu kavrayıp "Ne bok yerseniz yiyin." dediği gibi kendiyle birlikte beni de dışarı çıkardı. Hızlı hızlı yürürken adımlarım ona yetişemiyordu "Andaç biraz yavaşla." dedim ama beni ya duymamış yada takmamıştı. Tekrar "Andaç !" dediğimde durup bana döndü. "Onlara güvenmiyorum." "Tamam sinirlendin, sinirledik ama Andaç onlar bizim arkadaş-" susmamı sağlayan bağırışı oldu. "Onlar benim arkadaşım değil !" Şaşkınlıkla ona bakarken o bakışlarını benden kaçırdı. "Bu ne demek şimdi ?" "Bir şey demek değil..." tam arkasını dönecekken onu durdurum. "Onları arkadaşın olarak görmüyorsun bana değer vermiyorsun !" dişlerimi sıktım "Andaç bu kadar olayı sadece kendi menfaatlerin için mi çözmeye çalışıyorsun ?!" Alt dudağını dişleyip başını iki yana salladı "Kendim için değil. Hatta en az kendim için yapıyorum. " Sertleşen yüz hatlarım biraz gevşedikten sonra "O zaman Andaç, ne bana ne de onlara..." az önce çıktığımız sınıfı gösterdim "...sakın bir daha arkanı dönme. " Bunu söyledikten sonra başka hiçbir şey demeden yanından geçip gittim. Andaça olan duyduğum güven fazlasıyla sarsılmış gibi hissediyordum. Çünkü yıkılacağımda sırtımı artık ona yaslayabilecek gibi değildim. Sanki az önce saniyler içinde benden koşarak uzaklaşmıştı ve en başta dediğim gibi güven bir kere gitti mi bir daha geri gelmezdi. --- Üzerimdeki kırmızı renkteki elbiseyi düzeltirken aynaya bakıp boş bir gülümsemeyle mutlu oldum. İçimde çırpınan heyecan duygusunu asla yok sayamıyordum. Evet heyecanlıydım. Ne var bunda ? Eminim ki herkes buna benzer duygular hep yaşıyordur. Ama ben ilk defa yaşıyordum. Bu yüzden mutluydum. Hayatımda mutluluk kavramı yıldırım gibiydi. Fazla yükselir sonra düşerdim. Kısa sürerdi, izleri ise kalıcı olurdu. Bu yüzden sadece bu geceyi yaşamak isitiyordum. Son kez aynadaki yansımama baktıktan sonra aşağı indim. Andaç evdeydi ve her zamanki gibi koltuğundan oturmuş telefonuyla uğraşırken sigarasını içiyordu. Beni görünce usulca kafasını kaldırıp bana baktı. Kahveye çalan sakalları yüzünde birer birer noktadan ibaret biçimde derisine renk katıyordu. Ela gözleri beni tepeden tırnağa süzdü "Nereye ?" Bir an alt dudağımı ısırmak istemiştim ama sürdüğüm rujun bozulmamsı için bundan vazgeçip "Atakanla buluşucam." dedim fazlasıyla dürüstüm. Ona sinirlide olsam, yalan söylemeyecektim. Eğer biraz anlayışı varsa bana saygı gösterirdi zaten. "Sürekli insanlar ölürken, o piç kurusuyla mı buluşacaksın?" sessi düz ve sakindi. Uyarır nitelikte "Ona öyle söyleme." dedim ve hemen ardından "Atakan bana zarar vermez. Merak etme." Ayağa kalktı "Bu çocuğun dün yakın arkadaşlarından biri zehirlendi ve am evladının tek derdi rendavumu ?" Göz devirdim "Yavuz gayet iyi ve iyileşecek. " gözlerim elalarını buldu "Hem biz bu planı Yavuz zehirlenmeden önce yapmıştık. " Gözleri gözlerime dikip bir şey söylemeye hazırlandı. Elalarında yoğun bir his olsada, bunun sinirmi yoksa başka bir şey mi olduğunu anlayamıyordum. "Telefonun açık olucak." cümleye sakin başlayıp sert devam etti "Saat başı seni arayacağım ve açacaksın. " Güldüm "Boynuma tasma da tak istersen." Gözlerini kısıp "Yarım saat." diyerek süreyi kısalttı. "İstersen fotoğrafta atayım annecim, nasıl fikir ?" kinayeyle sorduğum bu sorudan sonra "Her on dakkika da bir aranmak istemiyorsan, dediklerimi yap." dedi ve kalktığı koltuğa geri oturdu. Cevap verme zahmetin girmeden kapıya ilerlerdim ve girişteki ceketimi üzerime giyip evden çıktım. Hava aşırı soğuktu ve ekim sonu gibi değilde daha çok ocak ortası gibiydi. Atakandan da henüz mesaj almamıştım fakat evde durup Andaçın soğuk ifadesini çekeceğime havanın beni soğukta donarak buz tutmamı sağlamasını yeğlerdim. Yağmurun başlayacağına haber veren kara bulutlar akşam üstünün yaratığı turunculuğu acımasızca silerken telaşlı insanların koşuşturarak evlerine gidişini izledim uzun bir süre. Beyaz bir aracın önümde duruşuyla Atakan olup olmadığına baktım. O olduğundan emin oluncada heyecanımı saklamaya çalışarak araca bidim. "Selam." "Selam." diye karşılık verip "Motorla almaya gelirsin sanıyordum." "Gideceğimiz yer biraz uzak, o yüzden Yavuzdan ödünç aldım. " diye açıkladıktan sonra "Gidelim mi ?" diye sorunca kafamla onayladım. "Yavuz iyi mi ?" "Gayet." dedi yola bakarak "Kedi gibi dokuz canlıdır. " Kıpırdayıp arkama yaşlandığımda göz ucuyla bana baktı "Bu arada çok güzel olmuşsun." "Teşekkür ederim." dedikten sonra "Nereye gidiyoruz ?" diye sordum. "Süpriz. " dedi gülümseyerek. Şu an konuşulması gereken hiçbir şeyi bilmiyorum ve en büyük pişmanlığım Şuleden veya Dicleden evden çıkmadan önce tavsiye almamamış oluşumdu. Şule uzun ilişki insanıydı. İki sevgilisi olmuştu ve ikiside uzun sürmüştü. Dicle ise tam flörtözdü. Herkesle kısa da olsa flört eder kolay kolay kimseden hoşlanmazdı. "Cinayetler hakkında ne düşünüyorsun ?" Çok şey. Hatta son dönemde tek düşündüğümü şey buydu. Fakat ona bunu anlatamazdım. "Bilmem üzerinde hiç düşünmedim." diyerek ona ikinci yalanımı söylemiş oldum. "Katil okuldan biri." sessi o kadar emindiki şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. "Nasıl bu kadar eminsin ?" "Çünkü kim olduğunu tahmin ediyorum. " hala sessinde emin bir tavır vardı. "Kimmiş ?" eğer bizim haftalardır çözemediğimiz olayı çözerse onu öperdim ve sonra utançtan bayılırdım. Göz ucuyla bana baktıktan sonra tekrar yola döndü "Bunu duymaktan pek hoşlanmaya bilirsin ama bence katil; Andaç. Bu yüzden ona çok güvenme. " Bu aralar zaten güvenim fazlasıyla sarsıntıdaydı ve o şu an bunu tetiklemişti. "Nerden biliyorsun ?" "Öyle hissediyorum." derken bir şeyler biliyor gibiydi. "Hisslerle bir sonuca varamayız. Bildiğin bir şey mi var Atakan ?" "Biliyorsun işte Andaç çok öfkeli biriydi her zaman bir anda psikopata bağlayıp..." "Öfkeli olması onu katil yapmaz ayrıca dışardan öyle durmasada o vicdanlı biridir. Ayrıca ona güvenme diyecek kişi sen değilsin." hoşlandığım çocukta olsa en yakın arkadaşlarımdan birini suçlamasına asla izin vermezdim. "Özür dilerim kusura bakma, o senin sonuçta en yakın arkadaşın." dedikten sonra konuyu azda olsa değiştirdi "Aynı evde kaldığınız doğru mu ?" diye sordu. "Geçici bir durum." "Hakkınızda okulda çok sayıda dedikodu dönüyor." "Ne gibi ?" "Sözde onunla yatıyormuşsun." beni yokladığı kesindi. Büyük ihtimalle onunla aramda bir şey olup olmadığını merak ediyordu. "Biz arkadaşız sadece ve hep öyle kalacağız. " "Sevindim." dedikten sonra araç yavaşlayınca geldiğimiz yere baktım. Dağ gibi yüksek bir yerdeydik ve Karaderun kasabasını net bir şekilde görebiliyorduk. "Beğendin mi ?" diye sorunca başımla onaylayıp "Çok beğendim. " dedim ve manzaraya dalıp gittim. Yukardan izlediğim bu manzarayı manzara yapan şey evler, arabalar veya yollar değildi. Evlerin içindeki dört duvar arasında sıkışmış bilinmeyen hikayelerdi, arabaların içindeki yolculuklar, yol üstündeki hatıralar. Birden fazla hikayeye tanık oluyordum şu an. "Esmira." diyince bakışlarımı manzaradan alıp ona döndüm. "Çok güzelsin. " diye fısıldadı bir an gülümsesemde elini çıplak bacağıma koyunca gülümsemem silindi. Boğazımı temizleyip elini çekmeye çalıştığımda bir an çekse de geri koydu hatta daha yukarıdaydı bu sefer "Atakan ne yapıyorsun?" diye sordum korkuyla. "Bakire misin ?" dedi hoşuna gitmiş gibi "Eğer öyleyse hiç merak etme kızlığına zarar vermem..." bana doğru eğilince onu ittirdim. "Ne yaptığını sanıyorsun sen ?" "Seninde istediğini biliyorum,benden hoşlanıyormuşsun." elimi arkama götürüp kapıyı açtım ve kaçar biçimde çıktım. "Bekle, dur !" arkamdan sessini duysamda asla duramadım ve koşar adımlarla patika yolunda ilerledim. Atakandan oldukça uzaklaşırken düşüncelerim dalgalı ve çarpıntılı bir deniz gibiydi medcezirleri ise kıyıma vuruyordu. Titrediğimi hissetsemde başka hiçbir şey hissedemiyordum. Etrafa bakındım ve nerde olduğumu çözmeye çalıştım. Daha önce gelemediğim bir yer olduğu kesindi. Ne yaptığımı bilmeden yürürken çalan telefonumu elime aldım. Arayan Andaçtı. "Alo." sessimi sakin tutmaya çalışmıştım. "Noldu sana ?" ama pek işe yaramıştı belli ki. "Andaç..." diyip nefesimi tuttum "Beni gelip alır mısın?" sesimde çaresizlik vardı. "Nerdesin ?" diye sorarken teledonun diğer ucundan harakete geçtiğini duymuştum. Etrafa bakındım "Bilmiyorum dağ gibi bir yerdeyiz ." "Seni dağa mı kaldırdı ?" normalde bu söylediğine gülebilirdim ama ne gülecek halim vardı ne de Andaç bunu gülmem için söylemişti. "Orda kal, hemen gelicem." diyip kapattı . Yaşlılığından dolayı şimdiki zaman arasında gidip gelen ağacın geniş gövdesine sığınmak için oturdum. Kendimi yanılgı havuzunda boğularak bulmuştum. Atakanın o kişi olduğuna inandırmıştım kendimi. Kabuğu yalanlardan oluşan bir masalla kaptırmışım belkide öyle olmasını içten içe çok istemiştim ve şu an yüzleştiğim gerçekler rüzgar olup yüzüme çarpıyordu. On sekiz yaşında da olsam bir tarafım hala çocuktu ve o çocuk bir şeylerin iyi olacağına çok inanmıştı. Küçük yaşta annemin bana okuduğu masallarda, gerçekte de varolduğuna inandığım bir prens olduğunu düşünmüştüm. Ama masallar yalandı ve burası gerçek dünyaydı. Gerçek dünyada prensler değil, fırsatçı erkekler vardı, katiller vardı ve son dönemde hayatımı zehir eden mesaj atan biri vardı. Benim hikayem bir cinayetten doğmuştu ve bu benim için kaçınılmaz bir durumdu. Karanlık yolda gözüme yansıyan araba farıyla elimi yanan gözlerimin önüne getirdim. Andaç seri bir biçimde arabadan inip bana yaklaştı "Ne yaptı sana ?" "Sadece gidelim." dedim zayıf bir sessle. "Seni zorladı mı ?" ben söylemden kendi çözmüştü. "Andaç...lütfen." haraket etmeye başladığında hızla ayağa kalkıp onu durdurmaya çalıştım "Gidelim, lütfen." diye yalvardım âdeta. Ama ne kadar yalvarsamda işe yaramamıştı. "Arabada bekle !" Atakanın arabasının kapısını açıp onu çıkartıp arabaya doğru sertçe ittirdi "Koyduğumun orospu çocuğu, ne yaptın lan kıza?" diye bağırdı. Engel olmaya halim yoktu ama durdurmamda gerekiyordu "Lütfen." mırıldanmamı sadece kendim duymuş olmalıydım ki aralarındaki kavga hiç durmadan devam etti. Atakan rahat bir biçimde "Sadece eğlendik. " dediğinde şaşkınlıkla kalakaldım. Andaç ise Atakana kafa attıp burnunu kanatmıştı. "Ciğerini söküp eline vericem seni orospu çocuğu." diyip bir yumruk attığında Atakan tökezlemişti "Ki sökülmeye değer bir ciğerinde olduğunu düşünmüyorum." Atakan elinin tersiyle burnundaki kanı sildi "Daha iyisini yapabilirsin, bence." Andaç bir yumruk daha geçirip yere düşmesini sağlarken önüne geçtim "Yeter Andaç ! Gidelim !" Bakışlarını Atakandan alıp bana çevirdiğinde soluk soluğaydı. Dişlerini sıkıp kendine hakim olmaya çalıştıktan sonra "Bu iş burda bitmedi !" beni tuttup sürükleyerek arabaya götürdü. --- Sessizlik. Keşke okunduğu kadar kolay olsaydı yaşaması. Karanlığı görebilmek kadar imkansızdı sessizliği duyabilmek. Baktığım duvar kadar boş bir kahkaha döküldü dudaklarımdan aniden. Andaç anlamsızca bana baksada ben şuan sadece duvara odaklamıştım. "Fıstığım, iyi misin ?" diye sordu endişeli,nazik ve korumacı bir sessle. Üç duyguyu üç kelimeye nasıl sığdırmaya başarmıştı ki ? "Sanırım delirdim." dedim gülmeye devam ederek. "Bence..." diyip elimdeki şarap dolu bardağı almaya çalıştı "Sarhoş oldun." diyerek doktor olmadan bana tehşis koydu. Elimden almasına izin vermedim, zaten o da fazla zorlamamıştı "Sarhoş değilim, yorgunum." "O am evladını dövmeme izin verseydin, yorgun değil mutlu olurdun." Göz ucuyla ona baktıktan sonra gözlerimden bir damla özgürlüğe kavuştu. Göz yaşlarım elimdeki şarabın gücünü silmiş yalnızca acizliğini bırakmıştı bana. Zaten göz yaşları güçlü ve güzel olan her şeyin acizliğini çıkartırdı ortaya. "Amına koyıyım neden ağlıyorsun?" "Çünkü, çok aptalım. Herkese kanıyorum. Atakanın benden hoşlandığını düşündüm, aramızdan biri bize masaj atan kişi olabilir ve ben hala yapmadıklarına adım kadar eminim, senin ise bana değer verdiğini sanıyordum. " Elini yanağıma koyup ona bakmamı sağladı "Bu gece senin dışarı onunla çıkmanı istemedim ama yinede sen istiyorsun diye kabul ettim, saat başı arayacağımı söyledim ve merak edip aradım, sessini öyle duyunca başka hiçbir şey düşünmeden kalkıp geldim." durdu "Bu sana ne ifade ediyor ?" Düşünmeye çalıştım. Bana değer veriyor olabilir miydi ? Ikizmizde sussunca sessizliklteki uğultu bana huzur vermişti. Bu sessizlik uzun sürsede bu büyülü anı kapı zili çalması bozdu. "Birini mi bekliyorduk ?" diye sordum. Kafasını olumsuz bir biçimde sallayıp ayağa kalktı "Burda kal." Dediğini yapıp geri gelmesini bekledim. Birkaç dakkika sonra içeri Andaçla birlikte Baran, Enes ve Şule de girmişti. "Hoşgeldiniz." dedim ve ayağa kalkmaya çalıştım. Ama aldığım alkol bende fazla baş dönmesi yaptığı için kalktığım yere geri düştüm. Baran "Bu gece halledelim istedim." dediğinde morali biraz bozuk gibiydi. Şule yanıma oturunca ona eğildim "Nesi var bunun ?" "Yankıyla barda çok fena kavga ettiler." dedi kulağıma doğru. "Şule telefonunu ver." dediğinde Şule küçük çantasına koyduğu telefonu Barana verdi. Baran bilgisayara gömülünce "Dicle nerde ?" diye sordum. Enes cevapladı sorumu "Çok hastaymış, bir hafta rapor almış. " "Ay ben bir arayayım." dediğimde beni Andaç durdurdu "Saat on ikiye geliyor fıstığım yarın ararsın." dedi beni kalkmaya çalıştığım yere geri oturturken. Şule sehpanın üzerine göz gezdirip "Sarhoş mu ?" diye sordu benden bahsederek. Andaç "Sanırım." dediğinde güldüm. "Ben sarhoş değilim." sessim yayvandı "Sizsiniz sarhoş." Şule samimi bir tonla "Uyumak istersen misin ?" diye sorunca kafamı hızlı bir biçimde iki yana salladım. Baran aniden "Buldum!" diye bağırınca dikkatler ona toplanmıştı. "Şu an bir aracın içinde tahminen, haraket halinde ve...şehirden dışarı çıkıyor." dediğinde Andaç ayağa kalkıp. "Yürü gidiyoruz." dedi aceleci bir şekilde ve Enese döndü "Sen burda kızlarla kal ve sakın bir yere ayrılmayın." Ayağa kalktım "Bende gelicem. " "Hayır . " diyerek isteğimi tersçe reddeti. Ben ise Baran ve Andaçın gidişini izledim büyük bir baş dönmesiyle.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD