X~Anılarda Saklı İpucu

2695 Words
İnanacak bir şeyler aramak çaresizliğin en büyük boyutuydu. İnsanoğlu hep inanmak istemiştir, bu yüzden varolduğu hala sorgulanan tanrı düşüncesi ortaya atılmıştı. Tanrıya inanıyordum. Ama bana iyi şeyler vaadetmediğini de biliyordum. İyi bir hayat buna güzel bir örnekti. İsyakarlığım bir yana tanrıya olan inancım dışında şu an hiçbir şeye inancım kalmamıştı. İyi bir şeyler olacak gibi gelmiyordu, ailemin benimle birlikte yaşayıp 'normal bir aile' gibi olacağımıza yada katili bulabileceğimize artık inanmıyordum. "Esmira Göksun. " Adımı duymamla nefesimi dışarı verdim. Andaç biraz eğilip sihirli tavsiyeyi fısıldadı kulağıma "Sakin ol." Ona döndü bakışlarım gözlerinin derinlerinde güven veren bir ışık süzmesi vardı. Ama bilmediği bir şey vardı acaba söylemsi, uygulması kadar kolay mıydı? Sakin olmak zordu. Ayrıca henüz yalanıma karar vermemiştim. Ekinin cesedi sahnenin ortasına düştükten yirmi dört saat sonra bizi karakola getirmişlerdi. Enes, Şule ve Baranla konuşmuşlardı ama ben onların ne söylediğine dair hiçbir şey bilmiyordum. Bu yüzden söyleyebileceğim her hangi bir şey sonumuz olabilirdi. İçeri girerken bana titreyen bacaklarım eşlik etmişti. Filimlerdeki gibi ürkütücü olmasada yine de gergin bir ortamdı. Yılların yorgunluğu yüzüne yerleşmiş adam "Geç otur. " dedi benimle göz teması kurmadan. Gösterdiği sandalyeye oturunca sonunda bana bakmıştı. Bakmaması daha iyi olurmuş çünkü bakınca titremem artmıştı. "Anlat bakalım, hafta sonu neler oldu ?" "Ben tiyatroda görevliydim. Dicle tiyatro başkanı en yakın arkadaşlarımdan biridir o istediği için geldim. Ekini tanımıyordum bile, aynı okuldaydık ama hiç konuşmamıştık." "Ekinin cesedi sahneye düştüğünde nerdeydin?" Yutkundum "Sahne arkasından oyunu izliyordum." "Yalnız mıydın?" Kafamı salladım "Hayır, Enes ve Andaç yanımdaydı." Ellerini masanın üzerinde birleştirdi "Dosyan çok kabarık...Canselin dene kızın öldüğü partide ordaymışsın, okul arkadaşın Coşkun'nun öldüğü bardan patlamadan önce birkaç saniye önce çıkmışsın ve şimdide Ekin'nin ölümünde ordasın." gözlerimi gözlerine dikti, söyleyebileceğim her yalanı anlayabilirdi. "Beni mi suçluyorsunuz ?" diye sordum. "E biraz. " dedi emin bir biçimde . "Ben yapmadım." titremem sessimi de etkiliyordu. Güldü "Senin oturduğun sandalyeye kim otursa aynısını söyler. " biraz daha eğildi "Elimde kanıt var, sen yapmışsın!" Kafamı iki yana sallarken gözlerim dolmuştu "Yemin ediyorum ben yapmadım." söyleyebildiğim tek bundan ibaretti. Ellerini sertçe masaya vurdu "Doğru söyle !" "Bi-bilmiyorum..." Adam kafasını ayaktaki adama çevirdi "Çıkar şu kızı ama salmasınlar." diyince emirine amade olan adam kolumu kavrayıp beni dışarı çıkardı. Andaç beni görünce oturduğu yerden kalkaktı ve beni tutan adam beni sertçe itirdiği için düşmemi sağladı. "Noldu ?" "Beni suçluyorlar ben yapmışım !" kendimi savunamıyordum bile. Nefesini dışarı verip bana sarıldı "Sakin ol fıstık. Onların işi bu, seni konuşturmak için yapmışlardır." "Ama ben yapmadım. " "Biliyorum. " diye fısıldadı saçlarımın arasına "Biliyorum. " Bir an saçlarımdaki nefes, omuzlarımın hemen aşağısını saran kolları ve kendine has kokusu ile sakinleştiğimi sanmıştım. Geri çekilip elimden tuttu ve beni kenara kimsenin duyamayacağı bir yere çekti "Mesajlardan bahsettin mi ?" Kafamı iki yana salladım "Ama bahsetmemiz gerekiyor." "Birinin ölümünü daha göze alamayız. " dedikten sonra akan göz yaşımı baş parmağıyla sildi "Bak eğer olurda seni suçlu gösterilrlerse, senin yerine suçu üstlenirim." "Hayır! Saçmalama senden böyle bir şey istemiyorum...Andaç hayır !" kararlı görünüyordu ve ben ne kadar kelime tüketirsem tüketeyim işe yaramayacak gibiydi. Gözlerini kapatıp açtı "Güzelim, sana bunu borçluyum. " Ne dediğini bilmediğim için kaşlarımı çattım "Bana neden borçlu olcaksın ki ?" diye sordum. "Burdan çık ve direkt eve git, tamam mı ?: dedi benim sorumu es geçerek. "Andaç! Bana cevap ver, bana neyi borçlusun ?" Cevaptan kaçarken yürümeye başladığında orda kalakalmıştım. Alt dudağımı dişledim ve kendi kedime boşluğa düşüşümü izledim. ---- Karnımı doyurduktan sonra mutfaktan çıkıp salona yöneldim ve Andaçın burda kaldığı günlerde uyduğu boş koltuğa uzandım. Karakoldan ayrıldıktan sonra onu hiç görmemiştim. Dört günüde burayada uğramıyordu. Aramayı denemiştim ama açmayınca da zorlamamıştım. Gözüm tavanda varolmayan bir saatti takip eder gibiyken tanıdık gelen koku içimin gıcıklanmasına sebep olmuştu. O an bu kokunun kime ait olduğunu bulmakta hiç zorlanmadım. Varlığına o kadar alışmıştım ki yokluğuna alışmaya çalışmamıştım bile. Karaderundan gitmiş olma olasılığından korkuyordum açıkçası. Bu olaylar yaşanırken en büyük destekçim o olmuştu ve şimdi şehrinden giderse, şehirde benden giderdi. Kendimi bildim bileli hep arkadaştık ama eskisinden daha farklı olduğumuzu hissediyordum. Kapı çalınca irlikildim. Kimseyi beklemiyordum. Yatağım yerde doğrulup kapıya doğru ilerlerken, askılıkta asılı duran şemsiyeyi de elime aldım. Olası durumlara karşı önlem almam gerekiyordu. Kapıyı açıp bir kaç adım geriledikten sonra şemsiyeyi havaya kaldırdım. Ama gelenlerin Baran, Enes, Dicle ve Şule olduğunu görünce indirmiştim. Baran güldü "Böyle karşılanmayı açıkçası beklemiyordum." "Neden burdasınız? " dedim şaşkın bir biçimde çünkü gecenin bu saatinde hiçbirini beklemiyordum. Şule ilk içeri giren olurken "Genelde gelenlere 'hoşgeldin' tarzı cümleler kurulur şekerim." Enes omuz silkip arkasından girdi ve fısıldar gibi "Haklı." diyip "Donduk senin kapıyı açmanı beklerken." Enes montunu çıkartırken Dicle ve Baranda girmişti. Dicle biraz hasta gibiydi bu yüzden sadece gülümseyip içeri girmişti Baran ise burnumu sıkmıştı. Hepsi girince kapıyı kapatmak için ittirdiğimde benden daha güçlü olan biri durdurdu. "Ben girmeden kapıyı kapatmak etik bir davranış mı ?" "Andaç?" şaşkınlığıma onu görmenin mutluluğu da ekelenmişti. Bir şey demeden içeri girdiğinde gülümsememi saklama ihtiyacı duyup kendimi sıktım ve kapıyı kapattıp bende arkasından gittim. Baran ve Enes bir koltukta otururken Dicle ve Şule tekli koluktaydı . Andaçın yanına oturunca hepsi bana baktı. "Noldu ?" her birinin bakışından anlam çıkarmaya çalışıyordum . "Aslında eski günlerde ki dostluk sohbetlerimizi çok özlesemde, konuşmamız gereken bir konu var. " Enese dikkatle baktım "Konuyu hepimiz biliyoruz zaten, daha işe yarar bir fikri olan var mı ? Bizi katile direkt götürecek bir şeyler." Andaç biraz öne eğilip dirseklerini bacağına koydu "Teker teker insanlarla konuşarak bir yere varamıyoruz. Bu yüzden tek seferde hepsini gözlemlememiz gerek." "Bu nasıl olacak peki ?" diye soran Barana cevap Şuleden geldi. "Parti verelim." Enes "Verelim vermesine ama nerde..." derken beşide bana döndü. "Burda mı ?" dedim şaşkınlıkla evi gösterirken "Ailem, öğrenirse çok kötü sonuçlar doğar . Olmaz yani." "Ailen öğrenmez olur biter. " diyen Şuleye döndüm. "Bak Şule, en son bana bir parti konusunda ısrar ettiğinde iki kişi ölmüştü ve ben evinde cinayet işlenmesini istemiyorum." tek nefeste söyledikten sonra Dicle benim bitirmemle söze girdi. "Hem Ekin öleli bir hafta bile olmadı. Ona saygısızlık olur." Enes boğazını temizledi "Tamam o konuya sonra geliriz, bir de mesajları atan kişi hakkında konuşalım." "Bence önceliğimiz mesajları atan kişiyi bulmak olsun. Çünkü Canselinin katilini bulup ismini bildirsek bile, ki bence bu gidişle bulamayacağız, mesajları atan kişi bizim sırımızı bilirken hep diken üstünde yaşarız." dediğimde herkes beni onayladı. Baran "Bilgisayarımı açmayı başardım, sırada programı tekrar yüklemek var. Sadece Şulenin telefonu kaldığı için %50 şansımız var gibi hala. " "Programı indirmen ne kadar sürer ?" diye sordum Barana bakarak. "En fazla üç gün." "O zaman üç gün sonra burda tekrar toplanalım." dediğime herkes onay verince kısa bir sessizlik oldu. Andaç teledonuna bakıp "Arabada bir şey unuttum, hemen dönerim. " diyerek ayaklanması ise sessizliği bozan ilk şey oldu. "Size göre en suçlu kişi kim, yani Canselini öldürmüş olma ihtimali en yüksek kişi ?" diye sordum. Herkesin fikrini fazlasıyla merak ediyordum. Şule "Herkes olabilir. İhtimallerle kimseyi suçlayamayız." dedikten sonra "Ama aklıma mesajların kimin atacağına dair bir kişi geliyor." bu dediği şeyle bütün dikkatleri üzerinde toplamıştı "Dora." Dicle kaşlarını çattı "Dora mı ?" "Evet çok mantıklı." diyerek ona hak veren Enese döndük "Canselinin cinayetini en çok aramak isteyen kişilerden olabilir. Ayrıca Ekinin öldüğü gün o da ordaydı." "Ve bana Canselinin katilini armaya devam edip etmediğimizi sordu." Sanki her şey kafamızda aydınlanmış gibiyken odanın ışıkları kesildi. "Şartel atmış olmalı..." derken herkes alkış tutup Andaç elinde doğum günü pastasıyla bana yaklaşınca bir an tarihi takip etmediğim aklıma geldi. Karanlıkta zar zor görebildiğim saate baktım. Saat on ikiyi geçtiğine göre tarih 10 ekimi gösteriyordu. İlk sarılan bana Şule oldu ve son zamanlardaki en sıcak sarılmamızı yaşadık "İyi ki doğdun." Ondan ayrıldıktan sonra teker teker herkese sarılıp pastaya döndüm. Dicle hasta haliyle bile "Dilek tut." demeyi bana hatırlatınca, gözlerimi kapatıp şu dönemde en çok istediğin şeyi düşündüm. Her şey iyi olsun. -- Sabaha karşı dörde doğru evden Andaç ve ben hariç herkes gidince doğum gününde bile etrafı toplamak bana kalmıştı. Ama geçirdiğim en güzel zamanlardan birini bu gece yaşadığım için ses etmeye hakkım yokmuş gibi hissediyordum . Bütün bulaşıkları makinaya yerleştirip çalıştırdıktan sonra kendime bir kahve yapmıştım. Bu saaten sonra uyuyamazdım zaten. Verandanın önündeki geniş cama elimde kahveyle oturup, bardaktan boşanırcasına yağan yağmuru izledim. Etraf karanlıktı. Arada kendini belli eden arsız şimşek etrafı güneş gibi aydınlatıyordu. Sonrasında kaybolup, karanlıkta kalmasına izin veriyordu en yakın dostu yağmurun. Yağmurda ona kızmış gibi, şimşek her gittiğinde dahada şiddetleniyordu. Yağmurlu havalarla herkesin ilişkisi farklıydı. Saydamlıkta; su ve şiir. Kalabalıkta; kaldırımlar ve telaşlı ayak sesleri. Gözler kapandığında; rüzgârın sesi ile yeşilin kokusu. Soğukta; kahve ve sigara. Benim için anlamı biraz daha farklıydı; geçmişte yaşadığım bir anıya götürüyordu beni. Ailemin beni ilk iş için bırakıp gittikleri gün yağmur yağıyordu şimdi ki gibi ve ben yine aynı yere oturmuş onların tüm gece dönmelerini beklemiştim. Bekledim...bekledim...bekledim. Üç gece hiçbir amacım olmadan sadece bekledim. Döndüler, ama tekrar gittiler ve sonra hiç dönmediler. Bu yüzden yağmurlu günleri severdim bana yalnız olmadığımı hatırlatırdı. İnanıyordum ki gökyüzün de biri benim yerimede ağlıyordu. Yağmurun ilahi bir yanı vardır ayrıca . İnsandan daha büyük şeylerin gerçekleştiğini savururdu yüzümüze. Doğa, tüm haşmetiyle gündelik yaşantımıza karışırdı. Yağmur cehaletti haklı kılan sayılı etmenlerden sadece biriydi. Işığı söndürülmüş odaları andıran ela gözleriyle yanıma yaklaşan Andaça döndüm. Saçları ıslak ve nemliydi. Duştan çıktığı belliydi ondan önce kokusu gelmişti zaten burnuma. Karşıma oturdu ve o da benim gibi yağmuru izlemeye başladı. Ama tek fark artık ben onu izliyordum. Normalde hep yarı çıplak dolaştığı için durumu garipsemiştim. Üzerinde siyah kalın boğazlı bir kazak vardı ve rahat gözüküyordu. "Bu gece için...biliyorum teşekkür etmemi sevmiyorsun ama teşekkür ederim." Bana bakmadan kafasını salladı sadece ve sonra ban dönüp "Herkesin içinde vermek istemedim." diyip elini siyah eşofman altının cenine daldırıp gümüş renkte bir hediye paketi çıkardı. "Andaç..." dedim çekinerek "Ne gerek vardı ki ?" Omuz silkti "Birkaç gündür şehir dışındaydım. Görünce aklıma sen geldin." Uzattığı paketi alıp özenle açtım. Avucuma düşen kolyeyle gülümseyip ilk Andaça baktım "Çok teşekkür ederim." biraz doğrulup ona sarılmak için eğildim. Elleri sırtımdan belime ulaşırken sarılışı güven vermişti. Kısada olsa bir süre öyle kaldıktan sonra geri çekilince boğazını temizledi "O kırmızı taşlar gerginliği alıyormuş. İhtiyacın olduğunu düşündüm. " Kolyeye tekrar baktım bir kafesin içinde çıkmaya çabalayan bir kuş figürü vardı ve kafesin etrafı Andaç ın bahsettiği kırmızı taşlarla doluydu ama o kadar zarifti ki "Takmama yardım eder misin ?" diye sordum arkamı ona dönerken. Uzun parmakları ensemdeki saçları bir kenara alırken kolyenin soğuk zincirini boynuma yavaşça yerleştirdi. Her şeyi fazlasıyla ağır yaptığı için içimde anlam veremediğim bir gıdıklanma oluşmuştu. "Tamam." diye nefesini eneseme üflediğinde geri çekildim ve kolyenin ucuyla oynarken gülümsemem artı . "Altı üstü bir kolye için bu kadar sevineceğini bilmiyordum." Bakışlarım hala kolyedeyken "Uzun zaman sonra aldığım ilk hediye." diye mırıldandım "Ailem bana on bir yaşından beri hiç hediye almadı ve daha kötüsü üç yıldır doğum günümde burda değiler." iç çekip bakışlarım Andaçı bulduktan sonra söyleyeceğim şeyin üzüntüsüyle yağan yağmura baktım tekrar "Hatta geçen yıl doğum günümü bile kutlamadılar." Bu dediğimden sonra biraz sessiz kalmayı seçti ve sonra "Bende ailemle hiç doğum günü kutlamadım." diyince acıyla güldüm. "On üçüncü yaş gününde baban vardı." O an duraksadığını gördüm, sanki bunu unutmuş hatta bilmiyormuş gibiydi. "Doğru. " dedi sonrasında. Gülümseyip ayağa kalktım "Hatta o güne ait bir cd olması lazımdı." diyip salonun en köşesinde duran televizyonun altındaki komibinden birkaç tane cd çıkartıp 'Andaçın doğum günü' yazanı televizyona taktım. O sırada Andaçta yanıma gelmişti ve birlikte koltuğa oturduk. Dicle kıvırcık saçlarını toplamaya çalışırken kameraya gülümsedi "Bugün Andaçın doğum günü ve biz ona birleşip oyun konsolu aldık. Ama pis ukala bir türlü beğenmedi." "Beğenmiştir." dedim kameranın arkasından gözükmesemde ironik bir şekilde iyimserdim. Baran kamerayı elimden çekip aldı ve kendine çevirdi "Bu bir zaman kapsülü olacakmış, gecelekteki ben söyle bakalım hala yakışıklı mıyım ?" dedi genişçe sırıtarak. "Benim yakışıklı olacağım kesinde seni bilemem." diyen Andaça döndürdü kamerayı o sırada ben elinden alıp Andaça yaklaştım. "Söyle bakalım doğum günü çocuğu gelecekteki sene ne söylemek istersin ?" Gerinerek koltuğa oturdu "Dediğim gibi hala çok yakışıklıyımdır, başka ihtimal yok zaten...birde Handeyi ayarta bildim mi ?" Kıkırdadım "Handeyi unutmuşum." dedim Andaç bakarken. "Bende." ekrana kilitlenmişti resmen. "İnsan ilk aşkını nasıl unutabilir ?" dedim gülümseyerek "Hadi yeme beni." Bana baktı "İnsan ilk aşkını unutmaz mı gerçekten ?" "Sen söyle, Karaderundaki tüm kızlarla bir şekilde birliktelik yaşayan sensin." "Olabilir. Ama Handeye aşık değildim." dedikten sonra izlemeye devam ettik. Kamera bu sefer bir koltukta gülüşen Şule ve Enese doğru döndü. İlişkilerinin ilk başladığı sıralardı. "Siz ne söylemek istersiniz ?" Önce Şule cevapladı "Ben kesin çok ünlü bir sanatçı olacağım." kendinden fazlasıyla emindi. Enes ise Şuleden bakışlarını alamazken "Bende bu sanatçı kızla evleneceğim ve bir sürü çocuğunuz olacak. " Arkadan gelen öğürme sessiyle kamera tekrar Andaça dönmüştü "Oğlum bunlar neden sevgili oldu ki ?" Baran yanına otururken hak verdi "Hiçte yakışmıyorlar." Kameranın önünden bir yastık uçup Baranın kafasını buldu ve turuncu saçları darma dağın etti "Lan köpekler, kıskanmayın." Dicle ve ben kıkırdadığım için sonra bize baktı "Evde kalacak kızlar olarak bence sizde gülmeyin ." Dicle dil çıkartırken Andaç "Dicelyi bilmemde, Esmira evde kalırsa ben onu alırım." O an ne hissetmiştim bilmiyordum ama şu an utanmıştım. Görüntü siyah ekran verdikten hemen sonra kamerada ben göründüm. Odamda olduğum belirgindi, yani yalnızdım. "Gelecekteki bene ne söylemek isterdim...umarım bu beş aptal arkadaşı hala hayatındadır çünkü güzel bir dostluğumuz var ve hep böyle kalmasını istiyorum." tebessüm ettim "Gelecekte görüşmek üzere." el sallayıp kamerayı kapattım. Gözlerim istemsizce dolunca Andaç alayla "Ağlayacak mısın gerçekten ?" diye sordu. "Keşke hep çocuk kalsaydık..." göz pınarlarıma bastırıp Andaça baktım "Bu düşüncem çok yanlış biliyorum ama bu mesajlar bize atılmasaydı biz tekrar bir araya gelmezdik. " "Bu kadar emin olma." dedikten sonra "Başka var mı ?" diye sordu. Başımla onaylayıp ayağa kalktım ve diğer cd 'yi taktım. Etrafta koştururken birbirimize iç su dolu balonları atıyorduk Enes Baranın kafasına atınca Baran vurulmuş gibi kendine yere attı. "Ölüyorum yoldaşlar." dedi acı çekiyormuş gibi." Şule yanında dururken "Senin o turuncu kafan abartmaya çalışıyor. " on yaşında bile çok bilmiş tavırları vardı. Baran yüzünü buruşturdak sonra sinsi bir biçimde sırıtıp Şuleyi yere çekince üstü başı çamur olmuştu. "Bırak kızı." dedi küçük Enes, o zaman bile Şuleyi herkesten koruyordu. O sırda ben olan bitene neşeyle bakarken arkamdan gizlice gelen Andaç iç su dolu kovayı küçük bedenimden aşağı döktü. "Andaç!" dedim fazlasıyla sinirle ve onu koşturmaya başladım. Andaçta bende buna kahkalarla gülerken ona baktım. Kahkası kulaklarımı doldurdu. Gülüyordu. Onu şu dönmede ilk defa gülerken görmüştüm ve işin garip kısmı içimin gıdıklanmasına sebep olmuştu. Gümüşünde mest eden bir durum vardı. Onu izlediğimi fark edince gülüşü silinmişti. Ona bakmayı kesip ekrana döndüm bu sefer başka bir yerdeydik. Arabadayken somurtuyordum "Bu geziye gitmek istemiyorum anne." çok huysuzdum. "Ama bir tanem tüm arkadaşların seni bekliyor. " diyip ileriyi gösteri. "Onların artık benim arkadaşım değil. Küsüm onlara." "Nedenmiş o ?" O an bir şey daha fark ettim, annemin şefkatini özlemiştim. "Çünkü..." dedim burnumu çekerek "Andaç, Enes ve Baran hep bizi dışlıyor." Annem içtenlikle gülümsedi "Şule ve Dicleye de mi küsün peki ?" "Onlarda boyun eğiyorlar." Annem bu sefer kahkaha atmıştı "Sen boyun eğmenin ne demek olduğunu nerden biliyorsun bıcırık ?" Somurtmam geçti "Anne,ben sınıf birincisyim." Bu video burda kesilip başka bir kısma geldi. Enes ellerini beline koydu "Şule ve Andaç bende. " dedi lider bir biçimde. "Hadi be ordan, Andaç bende sen Dicleyi al sen." dedi Baran mızıkçı bir biçimde. "Bize de fikrimizi sorsanız?" dedim kızları savunur bir biçimde. Annemin gülüşünü duyunca videoyu yine onu çektiğini anlamıştım. O an telefonu çalınca kısa bir an ekranda bir isim gördü. "Durdurup geri alsana ." dedi Andaç bir şeyden şüphelenmiş gibi. Kaydı biraz geri alınca o kısa anda arayan kişiyi görmüştük 'Aytekin Kılıç'. Yani Andaçın babası. "Büyük ihtimalle seni sormak için aramıştır. " Kafasını salladığını görünce videoyu devam ettirdim. Annem bize yaklaştı "Karar veremiyorsanız kura çekin. " diye tatlı bir öneri sundu. Dicle "Kura ne demek ?" diye sordu bilmediği için. Video kısa bir an kesilip devam etti. Bir kasenin içinde altı tane kağıt vardı "Şöyle yapıcaz, burda birden altıya kadar sayılar var. Bir, iki ve üçü çeken bir takım dört, beşi ve altıyı çeken bir takım. Anlaştık mı ?" Koro gibi "Anlaştık. " dediğimizde ilk Dicle çekti. "Üç. " Sonra Şule çekti "Beş." sonra ben "Iki." dedim sevinmiş bir biçimde, sonra Andaç "Altıyı." çekti ardından Baran "Dört."ü Enes ise "Bir"i çekti. Videoyu telrar durdurup Andaça döndüm "Bu sayılar sana tanıdık geldi mi ?" Şaşkın bir biçimde kafasını salladı "Evet." "Sende benim düşündüğümü mü düşünüyorsun ?" diye sordum endişeyle. Yine kafasını sallayınca aynı anda "Mesajları atan aramızdan biri." dedik. Bu mümkün müydü gerçekten ?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD