IX~Kanlı Gösteri

2370 Words
Bir insan neden iyidir yada iyi biri olmak için ne gerekir ? Özümüz müdür bizi iyi yapan veya kötülük bize dışardan gelen bir etken midir ? Cehenneme gitmemek için mi kötü olmayıp iyilik yapar insan ? Bu tehdite rivayet değil midir ? Halbuki tanrının bize seçenek sunduğunu bilmemize rağmen, neden bir şeylerin sonucu budur ? Peki bu birini öldürmek isteyecek kadar olan öfke ve canilik neden ? İyi bir insan mıydım bilmiyordum ama asla kendimi kötü olarak adlandırmazdım bu yüzden anlam veremiyordum. Ekin en fazla on sekiz yaşında bir gençti. Okulumuzda okuyan diğer öğrenciler gibi iyi bir aileden geliyordu. Ona bu derce kötülük nerden gelmişti ? Ailesin yüzünden miydi ?Arkadaşları mı ona bu hissi yaşatıyordu ? Canseline duyduğu anlık öfkeden yada uzun süre biriktirdiği kinden ötürü mü olmuştu ? Otelin bekleme salonunda otururken, Andaç yukarı aşağı seri biçimde haraket eden bacağıma dokundu. Bu bacağımn hareketini durdurken bir yandan kasılmasına sebep olmuştu. Bakışlarım Andaçı buldu, elanın en güzel tona sahip bakışlarıyla sakin olmamı belirtti. Birkaç saat önce Enes bize mesaj atan kişiye Ekinin adını bildirmişti. Belkide poliside aramalıydık. Emin değildim. Bunu teklif dahi edememiştim, belki hepsinin aklının bir kenarında bu düşünce vardı ama onlarda bu isteklerini belirtilmediği için altımız el ele tutuşup bu teklifi rafa kaldırmıştık. İçimdeki denizin derinliklerinde umut nedensiz bir şekilde kaybolmuştu. Nedenini bilmiyordum ama sanki bir şeyler düzelecek değilde dahada maffolacak gibi hissediyordum. Dicle her çifte kartını dağıtırken sıra bana gelince "Biz birlikte kalırız diye düşündüm. " dedi o da biraz gergin gibiydi. Kafamı sallayıp Dicle bizim odanın kartını bana uzattı. 554. Oda. Küçük valizimi elime alıp asansöre ilerlerken Diclede benim arkamdan geldi. Böylelikle asansöre beş kişi binmiş olduk. Ben, Dicle, Andaç, Baran, Oğuz ve Enes. Oğuz zaten sessiz bir tip olduğu için garipsemesemde geri kalanızımın arasında uğultulu bir sessizlik vardı. Hepimiz aynı katta inip farklı odalara dağılırken Diclenin verdiği kartla kapıyı açıp içeri girdim. Diclede benim arkamdan girip kapıyı naif bir sekilde kapattı. İki ayrı tek yatak bulunan geniş odanın ortasında durup hangi olduğunu önemsemden valizimi bırakıp yatağa oturdum. "Ben biraz uyuyacağım, yol tuttu sanırım. " dedim, postallarımı çıkartıp kenara koyarken. "Bende duşa falan girerim, akşam yemeği için uyandırmamı ister misin ?" diye sordu. Başımla onaylayıp soğuk yorgana uzandım. Yol boyunca bir gram uyumamıştım ve başım ağrımıyor adeta bir ton demir kafama hiç şaşmadan saniye saniye vuruyordu. Aklım çok dolmuştu bu son dönemde. İsteklerim vardı ve gerçekleşmesi için bunca zahmete girmiştik. Şimdi ise sona gelmiş, akrep ve yelkovanın birleşip bize zamanın geldiğini ve artık mutluluk vakti demesini istiyordum. Hayattan çok beklentim olmazdı. Böylesi benim için daha iyiydi çünkü gerçekleşmeyince hayal kırıklığına uğramıyordum. Odanın dışından gelen bağırma sessiyle kapanan ve uyumama izin vermiş gözlerim aralandı. İstemsizce yataktan fırlayıp koridorda koştum. "Çık git odamızdan !" bu Şulenin sessiydi ve iki yan odamızda bulunan odadan Ekini çıkartırken söylemişti. Bu sessle karşı çapraz odada bulunan Enes hışımla çıkıp Ekini duvara doğru itirip sıkıştırdı "Ne işin var lan kızın odasında !" sessi tüm koridorda duyulmuştu. Bu ses tınısına hiç yabancı değildim çünkü yıllardır Şuleye zarar gelecek en ufak durumda hep böyle oluyordu. "Bana kartı Dicle verdi...onların olduğunu bilmiyordum." sesi çok cesur değildi. O an Enese karşılık veremeyen birinin nasıl birini öldürmüş olabileceğini kestiremedim. Özelikle Canselin gibi özgüveni tavan yapmış birini. Baran Enesin kolundan tuttup sakince geri çekti. Enes bu tarfa döndü "Dicle nerde ? Şu işi acilen düzeltsin !" "Şey..." bitkin sessimle arkamı gösterdim "Dicle duşa girdi." Karşı odamızdan çıkan Oğuz "Ben hallederim." diyip Ekinin elinden kartı aldığı gibi asansöre doğru ilerledi. Ekinde arkasından gitmişti. Enes az önceki halinin aksine daha ılımlı bir biçimde Şuleye "Sen iyi misin ?" diye sorunca Şulenin o an kalbinin hızla çarptığını hisseder gibi oldum. Sanki gözleri bir aynaydı ve ben onun senelerdir içinde birikmiş çocuksu hissleri görebiliyordum. Şule kafasını yukarı aşağı oynattı "İyiyim." dedi "İyiyiz yani." Yankıdan da bahsetmişti. Ortalıkta gözükmüyordu, normalde bu büyük yaygarayı onun koparması gerekirdi. Baran "Bir şey olursa, mutlaka seslen." dedikten sonra bana döndü "Sizde öyle. " gözlerimi kırpıştırarak cevap verdim. Herkes odasına geri dönerken bende odama geri döndüm ve esneyerek yatağa geri uzandım. Artık sadece tek isteğim uyumaktı. -- Yattığım yatakta biri zıpladığı için uykum bölünmüş ve gözlerim sonuna kadar açılmıştı. Yatakta zıplayan tabii ki de Dicleden başkası değildi. "Noldu tahmin et ?" diye sordu heyecanla. "Uykumu böldün. " dedim onun heyecanlı sessini söndürecek kadar huysuz bir biçimde. Göz devirdi "Üç saattir uyuyorsun zaten..." sonra tekrar gülümsedi "Bomba bir haberim var." Yatakta dirseklerim yardımıyla doğruldum "Noldu ?" "Oğuz bana bir şeyler içmeyi teklif etti." "Senin adına sevindim. " her ne kadar enerjim o yönde olmasada içtenlikle söylediğim bu cümleden sonra üstünü gösterdi. "Sence bu mavi elbise mi ? Yoksa..." yataktan kalkıp valizinin üzerine koyduğu sarı ve beyaz çizgili elbiseyi gösterdi "Bu mu ?" Dudak büzüp biraz düşündüm "Üzerindeki gayet güzel. " diyerek cevapladım. "Teşekkürler Esmiroş." diyip yanağıma sulu bir öpücük kondurduktan sonra "Ben çıkıyorum o halde." diyip beyaz botlarını giyip odadan ayrılınca bende yatakta tamamen doğrulup kalktım ve banyoya ilerledim. Soğuk suyla yüzümü güzelce yıkadıktan sonra valzime tıkıştırdığım siyah hırkayı ve oda kartını alıp bende Diclenin arkasından çıktım. Adımlarım gayet ağır bi şekilde asansöre ilerleyip bindikten sonra otelden dışarı çıktım . Kimsenin olmadığı göl kenarına ilerlerken tenime çarpan soğukla kollarımı buluşturup kendimce ısınmaya çalıştım. Sonrasında ise hırkamı giyip ayaklarımı iskeleden sarkıtır şekilde oturdum. Burası oldukça huzurluydu. Başka şartlarda bir hayatım olsaydı şu andan büyük bir zevk alırdım. Ama huzur artık bana yetmiyordu. Biri omuzlarımdan tuttup "Böh." diye beni sarstığında korkuyla arkama baktım. "Sakin ol porselen bebek, sana zarar vermiycem." kollarını havaya kaldırdı "Silahsızım." Nefesimi dışarı verirken yanıma oturan Doraya oldukça ters bakıyordum. Elindeki tek sigarayı dudaklarına götürüp yaktı. Sarıya kaçan ama her tarafı renkli balyajlarla olan saçını kenara koyup bana döndü sonrasında "Katili arama işi nasıl gidiyor ?" Gözlerimi kıstım "Sen bunu nerden biliyorsun?" Güldü "Tatlım geçen gün bana sorduğunu unuttun mu ?" sessi samimiyetsizdi. O an kendimi aptal gibi hissetmiştim. Ama kendime göre haklı sebeplerim vardı. Yeni uyanmıştım ve kafam bu aralar alak bulaktı. Sigarasını dudaklarından çekerken kafasını gökyüzüne kaldırıp dumanı dışarı üfledi. Aslında güzel bir kızdı Dora ama yüzünde bir yıpranmışlık vardı. "Niye yalnızsın sen, seni satılar mı yoksa ?" diye sordu alayla. "Yalnız olmayı seviyorum. " dedim geceyle aynı renkteki göle bakarken. "Desene çok ortak noktamız var." dedikten sonra "Seninki geliyor." dediğinde gösterdiği yöne baktım. Gelen Andaçtı. Bana doğru eğildi "Doğru söyle onunla yatıyor musun ?" Doraya döndüm "Saçmalama o benim en yakın arkadaşlarımdan biri." diye tısladım aynı anda bunu söylemek için oldukça sessiz harfler kullanmıştım. Onun için arkadaş olmanın engel olmadığını belirten bir biçimde göz devirip "Bu seksi olduğu gerçeğini değiştirmiyor." dedikten sonra sigarasını söndürdü ve ayaklandı "Keşke bazı insanlar çift yaratılsa." iç çekip yanımdan çekip giderken Andaçı süzmeye devam ediyordu. Dora yanımdan uzaklaşınca onun kalktığı yere Andaç oturdu "Sana dediklerim, bir kulağından girip diğer kulağından mı çıkıyor ?" ona anlamsız bir şekilde bakınca "Ben olmadan dışarı çıktın !" diyerek durumu anlamamı sağladı. "Andaç hava almam lazımdı, bunaldım. " Cebinden o da bir sigara çıkardı "İyi böyle devam et, o güzel kıçını kurtarmak için orda olmadığımda ne bok yersin açıkçası merak ediyorum." sinirli bir ses tonu vardı. "Sen neye sinirlisin ?" "Sana !" Gözlerimi açtım "Dışarı çıktım diye mi ?" kendimi gösterdim "Gördüğün gibi hala sapasağlamım." Sigarasını büyük bir sinirle içerken cevap vermedi. Ela gözlerinde ki anlamsız öfkeyi çözememiştim. Sakin bir biçimde "Bak Andaç, bana değer verdiğin için teşekkür ederim ama..." lafımı bölünce kelimeler ağzımı tamamıyla doldurdu. "Sana değer verdiğimden değil, hayatımdasın ve ben hayatımda olan kimseye..." onunda cümlesi yarım kalmıştı çünkü o an gözlerimiz buluşmuştu. Gözlerimde kırgınlık olduğuna emindim çünkü bilincim de kırgınlık vardı. "Esmira ben..." konuşmasına izin vermeden ayağa kalktım. "Siktir, bekle." Ayaklarımı sert sert yere vururken iskelede hızla ilerliyordum. Tanıştığımız andan intibaren ilk defa bana bu kadar kırıcı davranmıştı. Sanki arkamdan gelen en yakın arkadaşlarımdan biri degil de bir yabancı gibiydi. Birbirimizi çok uzun zamandır tanıyorduk, değer vermiyor olması anlamsızdı. Biz birlikte büyümüştük! "Güzelim bekler misin ?" kolumdan tuttup kendine çevirdiğinde kolumu ondan kurtardım. "Bak fıstığım, öyle demek istemezdim." "Ama dedin ! Tamam bana değer verme ama birlikte büyüdüğün o kız çocuğuna birazcık saygın olsun." sesim kızgın değil daha çok kırgındı. Çünkü içten içe onu da kaybettiğimi anlamıştım. Ela gözlerini benden çekince gitmek için bir hamle yaptığımda bu sefer daha sert bir biçimde kendine çektiği için vücutlarımız çarpmıştı. Soluklarımız havaya meydan okuyordu adeta. "Hiçbir yere gitmiyorsun. " diye emir verdi. "Andaç ailemden biri veya sevgilim değilsin, belli ki artık arkadaşta değiliz. Ben istediğimi yaparım, istediğim yere de giderim. Ölüceksem ben ölücem, sen değil. Zaten senin için değerli de değilmişim çok üzülmezsin bana bir sey olsa." diyip uzaklaşmaya çalıştığımda izin vermedi. "Ailenden biri veya sevgilin olmadığım doğru. Ama sen bu şartlar altında istediğini yapıp, istediğin yere gidemezsin. Ölmene izin vermeyeceğim. Ben yaşmaya devam ettiğim müddet boyunca sende yaşayacaksın. Duydun mu beni ?" kelimeler ağzından bir destan gibi akıcı bir biçimde çıkınca, bakışlarımı kaçırdım. "Duydun mu ?" diye tekrarladı kelimeyi bastırarak. Kafamı sallayınca beni tutan kolları yavaşça çözüldü. O an anlık boşluğa düşer gibi olduğum için dengemi zor sağlamıştım. "Odama gideceğim, iznin var mı ?" diye sordum ona bakmadan. Aslında bu bir soru değildi sessim son derce kinayeliydi. Geçmem için yol yarattı ve "Önden buyur. " dedi yapay bir nezaketle. Ben önden o ise bir adım gerimden ilerlerken otelin binasının içine girdiğimizde ne kadar üşüdüğümü fark etmiştim. İstemsizce ellerimle kendimi ısıtmaya çalıştım. Arkadan ellini uzattıp ellime dokundu "Buz gibi olmuşsun." Üzerindeki ceketi omuzlarıma bıraktığında asansöre ilerliyordum. "Rica ederim." "Benden uzun bir süre nezaket içeren hiçbir şey bekleme Andaç Kılıç." Asansörün içine girdiğimde deri ceketine sinmiş kokusu burnuma iliştiğinde bir anda karnım gıdıkladı. Parfümünün tarif edilemez bir hissi vardı. Kokuyu ciğerlerimin içine alırken ağızımda hava biriktirmiştim. Kapı açıldığı anda nefesim dışarıya boşaldı ve bu sefer önden ilerleyen Andaçı ben takip ettim. Odanın önünene geldiğinde durup duvara yaslandı. Cebimdeki anahtarı çıkardığımda ise elimden alıp kapıyı açtı ve kendi odasıymış gibi içeri girdi. "Ne yaptığını sorabilir miyim ?" "Dicle nerde ?" Ben hala kapının dışında onu izlerken cevap verdim "Oğuzla birlikte." Deri kaplama olan çift kişilik koltuğa uzanıp "O gelene kadar burdayım." dedikten sonra kafasını kaldırıp bana baktı "Gir içeri." Içeri girip kapıyı kapattım "Bana emir verdiğin zaman senin boğazını sıkmak istiyorum." Dudak büzdü "Nerde boğduğuna göre değişebilir. Eğer yatakta ikimizde çıplak bir biçimde bunu yapıyorsan benim için sorun olmaz." Omuzumdaki ceketini çıkartıp ona attım "İgrencsin Andaç!" Bu dediğime gülerken birkaç saniye durup onu izledim uzun süre sonra gülerken görmüştüm onu. O üzerine attığım ceketi yere koyarken bende ayakkabılarımı çıkartıp yatağa oturdum. "Burda böyle bekleyecek misin ?" "Belli olmaz belki burda kalırım." "Dicle gelene kadar demiştin." "Gecenin sonu belki bizim aksimize Dicle ve Oğuz için mutlu biter." "Bizim aksimize derken ?" Bana baktı "Istedigin seyler varsa bunu dile getirmen yeterli olur benim için." "Andaç!" diye kızarken aslında son derece utanıyordum. "Ben seni düşündüğüm için diyorum, hani şu gerginlikten kurtulma durumu var ya." Göz devirdim ve "Değer vermediğin her insana bel imada mı bulunursun sen ?" Oflayip tavana baktı "Başlama yine." "Başladığım falan yok." diyip yatağa yattım "Uyuyacağım." "Horlarsan uyandırırım." "Ben senin horlamanı konuşmana tercih ederim. Özellikle bugün son derce gıcıksında." --- Etraftaki koşurtmacadan kurtulup kendimi kulise attım. Bugün büyük gündü. Oyuna bir saatten az kalmıştı ve Dicle her şeyin eksiksiz olması için çırpınıyordu. Bende bana verdiği görevi eksiksiz halletmeye çalışıyordum. Kuliste kimsenin kalmadığından emin olunca çıkmak için yeltendiğimde ağlama sessi duyduğum için olduğum yerde durup sesse yaklaştım. Kırmızı deri koltuğun kenarına oturmuş ağlayan Pelinini görünce "Iyi misin ?" diye sordum yanına eğilerek. "Değilim. " dedi mavi gözlerinden akan yaralarla birlikte. Sehpahanın üzerinde duran kağıt havlundan uzattıp "Heyecandan mı ?" Peçeteyi alıp göz yaşlarını silerken kafasını iki yana sallayıp, heyecandan olmadığını belirtti. "Paylaşmak ister misin?" diye sordum samimi bir biçimde. Bunu sorunca daha çok göz yaşı akıttı "Ben yanlış bir şey yaptım..." aniden bana sarılınca birkaç saniye öyle kalmıştım ama sonra bende ona sarıldım "Dün gece biz...Ekinle.." hıckırdı "Birlikte olduk. Bakire olduğumu biliyordu ve yinede..." hıçkırdı ve sonra susstu. Gözlerimi duvara sabitledim "Yalnız mıydınız ?" Geri çekilirken bana ters bir biçimde bakıp "Sevişirken mi ?" diye sordu "Evet genelde insanlar yalnız sevişir." Yalnızlardı ve Ekin onu öldürmemişti. Kafamda dün Ekinin konuşmasını hatırlamaya çalıştım. Onu yem gibi avladım...bu tahminimce Pelindi. Kan'dan kastı ise, bekaret kanıydı ! Gözlerimi dehşetle kapattım. Her şeyi yanlış anlamıştım. Ekin masumdu. Yani en azından birini öldürme konusunda... Kapı açılınca ikimizde o yöne baktık Oğuz her zamanki karizmatik halinden uzaklaşarak değişik bir kostüm giymişti "Oyun başlamak üzere Pelin, acele et." diye emir verdiğinde ise değişen tek şeyin görünüşü olduğunu anlamam uzun sürmemişti "Tamam biraz izin ver. " dedim Oğuzun aksine anlayışlı bir biçimde ve önce kendimi kaldırıp sonrasında Pelinin kalkması için yardımda bulundum. İki elimlede omuzlarına dokundum "Bak Pelin, bu gösteri için ne kadar çabaladığınızı biliyorum. Bu yüzden biraz kendini toparlamaya çalış, gösteriden sonra Ekinle konuşabiliriz istersen." Gülümseyip bana sarıldı "Çok teşekküler Esmira." Karşılık olarak tebessüm ettim sadece ve birlikte odadan çıktık. Diclenin gür sessi sahneyi doldururken sahneyi izleyen Enes ve Andaçın yanına yaklaştım. İkisinin ortasında kendime yer bulup dümdüz önüme baktım "Ekin değilmiş. " dedim , sessimdeki boşluğun hangi anlam taşıdığını çözememiştim. Enes bana döndü "Ne demek değilmiş!" sessi yüksek değil ama gergindi. "Özür dilerim. Yanlış anlamışım. " mahçup hissediyordum. "Şimdi ne olacak ? Ekinin adını verdik !" diye soluyan Enesi Andaç durdurdu. "Oyundan sonra konuşuruz bunu. " Bakışlarım sahnenin ahşap zeminini izlerken duyduğum çarpma sessi ardından gelen tiz çığlıkla bakışlarımı kaldırdım. Böyle bir bölüm olmadığına emindim. Sahnenin ortasında duran Oğuz Dicleyi yerde yatan bedenden uzaklaştırırken salonda sessizlik vardı . Hiç düşünmeden sahneye atladım ve yerde kanlar içinde yatan bedenin kim olduğuna baktım. Ekindi. Ekin ölmüştü ! Titremeye başlayınca adımlarım geriledi ve tüm salonu dolduran kan koksundan dolayı elime ağzıma götürüp yükselen midemi tuttum. Kolumda bir el hissetiğimde ise bakışlarım hala Ekinin kanla yıkanmış bedenini seyrediyordu. Kol beni geri geri çekip sahne arkasına götrürdü ve önüme geçti. "Benim yüzümden..." bu histen nefret ediyordum. Her hisse karşı az çok dayana biliyorken, suçluluk duygusu içime yerleşip beni derinlerime kadar kemiriyordu. Andaç ve Enesin telefonlarını çıkardığını görünce benimde elim telefonuma gitti. Sessi duymamıştım ama bir mesaj vardı. 'Bir daha yanlış kişiyi suçlarsanız, o kişiyle birlikte sizden birini de delik deşik ederim.' Mesaj gayet açıktı. Bunun sonunu artık görebiliyordum. Hiçbirimizin yarına çıkma garantisi yoktu artık. Ya soğuk bir nezarethane çürüyüp gidecektik yada ölecektik. Hemde canice, bir hiç uğruna... Ölümü yakın bir yerde hissediyordum ve bunun ölen Ekinle bir alakası yoktu. Kaçış yoktu. Çözüm yoktu. Umut yoktu. Hiçbir şey yoktu. Sonumuz gelmişti. Ölüm bize gelmişti Ölüm bize biz ona gelmeden önce gelmişti...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD