Bölüm|9

2507 Words
Çiçek ablalarının odasında kendini Tan’dan korumaya almıştı. En azından o böyle zannediyordu. Babası aşağıdayken Tan’ın buraya gelemeyeceğini biliyordu. Bilemeyeceği şey ise aşığının babasının görüş alanından çıkacağıydı. İşte Tan da Mert amcası babasıyla bahçeye çıkar çıkmaz bu şansını iyi değerlendirmiş ve soluğu ablaların odasında dolayısıyla Çiçek’in yanında almıştı. Sevmediğin ot burnunun dibinde biter, misali Çiçek bu atasözünü de Kevser teyzesinden duysaydı kesin bu durum için kullanırdı ama kızcağız gözlerini açar açmaz burnunun dibinde bitmiş Tan’ı görünce nefessiz kaldı. Aklı yavaş yavaş yerine gelirken önce hışımla küçük çocuğun avucunun içindeki elini geri çekti. Ardından sırtını duvara dayayıp ayaklarına güç vererek Tan’ı yere attı. Sert bir düşüş sesi duymayı beklerken küçük bir inleme sesi çalınınca kulaklarına ne olduğunu anlamak için yatağın ucuna geldi. ‘‘Allahçığım Allahçığım ağız tadıyla intikam aldırmıyorlar ya!’’ diye söylenerek yatağa geri uzandı. Gülce, Çiçek’in olası saldırılarından kardeşini korumak için yatağın önüne minder koymayı akıl edebilmişti de Tan sadece bacağını yere vurarak atlatmıştı bu intikam girişimini. ‘‘Çiçeğim hani yine sen bilirsin ama öperek uyandırsan da kabulümdü.’’ Küçük adam, minderin üstünden kalkıp yatağa Çiçek’in onu tekmeleyemeyeceği bir uzaklığa oturdu. Çiçek, yumruk yaptığı elleriyle gözlerini ovaladıktan sonra Tan’ın yüzüne hayal kırıklığı ile baktı. ‘‘Allahçığım şahit, son ana kadar kâbus olabilir mi diye kendimi kandırmıştım ama yok! Ne işin vardı senin benim yanımda?’’ ‘‘Nasıl ne işim vardı? Sen buradayken ben nerede olacaktım ki?’’ ‘‘Mesela aşağıda! Allahçığım ya bir de gelmiş elimi tutmuş, daha Semih benim elimi tutmadı.’’ Tan, Çiçek’in bu hallerine alışık olduğundan ilk iki cümleyi umursamadı bile. Hatta eğer ‘‘Semih’’ adı geçmeseydi üçüncü cümleyi de gülümseyerek dinleyip Çiçek’e sinirlenince ne kadar güzel olduğunu söyleyebilirdi. ‘‘Semih mi? Çiçeğim bak bunu gençliğine veriyorum. Bir daha ağzından Tan dışında bir erkek ismi dökülürse o isimlerin sahip olduğu elleri kırarım.’’ ‘‘Hı kırarsın tabi. Asıl ben senin kafanı kırarım Semih’e dokunursan.’’ ‘‘Bak hâlâ Semih diyor! Sen beni üzmek için mi kendine âşık ettin?’’ ‘‘Ben seni kendime âşık etmedim ki o tamamen senin hüsniye kuruntun,’’ Çiçek’in hüsnü kuruntu diyememesi Tan için bir anlam ifade etmiyordu çünkü daha öncesinde böyle bir deyim duymamıştı. ‘‘Hüsniye kız ismi değil mi?’’ diye sorması da bilgisizliğinin göstergesiydi. ‘‘Deyim o bir kere.’’ ‘‘Oh iyi bari… Çiçeğim neden bana böyle davranıyorsun peki?’’ ‘‘Tancığım daha kaç kere söyleyeceğim bilmiyorum ama ben yine de tekrarlayayım: Ne kadar bir taneciğim, aşkımcığım Hülyacığımın oğlu da olsan sana karşı hissedebileceğim tek şey sempati.’’ Küçük âşık, derin bir nefes verip kabullendi Çiçek’in laflarını. ‘‘Olsun Çiçeğim. Bence bu da bir şeydir. Hem ben inanıyorum tanısan sen de seversin beni.’’ ‘‘Ama ben seni zaten tanıyorum ki. Hem Semih’le...’’ Hışımla olduğu yerden kalkıp eliyle sevdiği kızın ağzını kapattı küçük adam. ‘‘Sakın Çiçeğim. Sakın yapma, kıyma bana! Eğer o cümleye devam edersen hasta olurum. Üstelik ne hastası biliyor musun, suçiçeği.’’ Çiçek için ağzı kapalı geçen 5 saniye 5 yıla bedeldi. Çünkü bu 5 saniyede bir kelime bile edememişti. Tan cümlesini bitirip elini sevdiği kızın ağzından çekince Çiçek de konuşmak için ağzını açtı ama 7 senelik hayatında ilk defa konuşacak bir şey bulamıyordu. Küçük adam yataktan kalkıp kapıya doğru yürümeye başladı. Çiçek’in kuracağı cümlenin devamını biliyordu ve bu onu inanılmaz derecede çok üzüyordu. ‘‘Tan!’’ diye seslendi Çiçek, onun arkasından. Çiçek’e bakmadan yüzü kapıya dönük bir şekilde cevap verdi küçük kıza Tan. ‘‘Biliyorum Çiçeğim, siz birbirinizi seviyorsunuz,’’ dedi hayal kırıklığı dolu bir sesle. Çiçek yerinden doğrulup zıplayarak yataktan indi. ‘‘Hayır ya, şapşik misin sen?’’ Küçük adam bu cümle ile arkasını dönünce burnunun dibinde buldu Çiçek’i. ‘‘E, peki ne öyleyse?’’ ‘‘Ağzımı kapatmasaydın öğrenirdin. Hem ben babama aşığım. Bu sonsuza kadar da böyle kalacak. Onun çiçeği olarak çok mutluyum. Neden bundan vazgeçeyim ki?’’ ‘‘Benim aşkımdan neden vazgeçiyorsun peki?’’ ‘‘Çünkü prensesleri hep gerçek aşkları yani babaları kurtarır cadılardan. Sen beni kurtaramazsın ki.’’ ‘‘Belki Mert amca kadar güçlü değilim, kurtaramam seni cadılardan ama ben de sana cadısız bir masal yazarım olmaz mı?’’ Çiçek’in bu soruya verebilecek mantıklı bir cevabı yoktu. Karnında küçük bir sancı hissederken kalbinin ilk defa bu kadar sesli attığını duyumsuyordu. Küçük kız kafasını yana eğip Tan’ın arkasına doğru bakmaya başlayınca Tan da arkasına baktı. ‘‘Ne oldu Çiçeğim neye bakıyorsun öyle?’’ ‘‘Hani olur ya en heyecanlı anlarda kapı çalınır, biri girer içeri. Ben de onu bekliyordum.’’ ‘‘Ne yani seni heyecanlandırdım mı?’’ Sorusunun cevabını beklemeden Çiçek’e sımsıkı sarıldı Tan. ‘‘Biliyordum işte biliyordum. Senin de bana karşı bir şeyler hissettiğini biliyordum.’’ Çiçek, Tan’a kollarını sarmazken geri çekilmesi içinde bir hamle yapmadı bu sefer. Kollarındaki kızdan biraz uzaklaşıp dudaklarını küçük kızın yanağına bastırdı Tan. ‘‘Bu bizim ilk öpücüğümüz,’’ dedi tam bir âşık edasıyla. Çiçek kendini Tan’dan kurtarıp Tan’a fazla etkili olmayan bir tokat attı. ‘‘Bu da bizim ilk tokadımız,’’ deyip arkasına bakmadan odadan çıktı. Tan, eli az önce Çiçek’in vurduğu yanağını tutarken gülümseyerek baktı küçük kızın arkasından. ‘‘Az kaldı Papatyam ve Taner. Annenizin de bende gönlü var, ben hissediyorum,’’ kendi kendine mırıldandığı cümlenin ardından aralık kapıdan çıkıp alt kata indi. ***  ‘‘Salı günü ne yapıyorsun Vatan?’’ Levent’in sorusuyla bakışlarını telefonundan kaldırıp babasına döndü genç. ‘‘Hiçbir şey baba tatilden dün döndüm zaten. Bir ay boyunca her akşam dışarıdaydım annemle. Biraz evde takılsam iyi olacak.’’ ‘‘Dünkü iştahını buna borçluyuz o zaman?’’ ‘‘Ev yemeklerine hasrettim olsun o kadar. Hem artık oğlunun lokmalarını da mı sayıyorsun babacığım? Hiç kusura bakma Hülya ablam ben döndüm diye karnıyarık yapmış tabii ki de yiyecektim.’’ Hülya ‘‘Afiyet olsun canım,’’ derken Levent sadece bir tane yiyebildiği karnıyarığın acısını yüreğinde hissediyordu, ta ki Hülya kulağına eğilip ‘‘Üzülme kocacığım ben sana yine yaparım,’’ diyene kadar. Oğlunun alaycı bakışlarına aynı şekilde karşılık verip konuştu Levent. ‘‘Mevzu ne yediğin değil evladım ama madem konusunu açtın uyarayım. Bir sofrada dört kişilik yemek varsa bu dört kişi yemek yiyecek demektir.’’ ‘‘Gencim baba ben, yesem de yakarım ama sen biraz kaçırdın mı kilo alırsın benden demesi. Hayır, yoksa peşinden koşturduğun kadınları mumla ararsın.’’ Hülya homurdanırken Levent susmayı tercih etti. Sonra neden bu salı günü mevzusunu açtığını hatırlayınca tekrar oğluna döndü. ‘‘Salı günü işin yoksa bahanen de yok demektir. Annenin doğum günüymüş o gün ve evinde davet verecekmiş. Tabii ki senin de katılmanı istiyor.’’ ‘‘Annem beni arayamıyor muymuş baba? Hem bir ay boyunca beraberdik hiç bundan bahsetmedi bana.’’ ‘‘Ne bileyim Vatan son anda karar verdi demek ki. Ayrıca seni tanıdığı için bana haber verdi. Salı günü gideceksin.’’ ‘‘Baba zaten bir ayımı annem ve kendini marjinal zanneden arkadaşlarıyla geçirdim. Bir geceyi daha kaldırmaz yüreğim.’’ ‘‘Vatan, annenin doğum gününe gitmemek için mazeret değil bu biliyorsun değil mi?’’ Hülya’dan gelen bu atağı Çiçek cümlesiyle gole çevirdi. ‘‘Ah be! Benim annem olacaktı ki ben her günümüzü ayrı kutlardım.’’ ‘‘Çiçek, tüm evlatlık haklarımı sana devredebilirim abicim ama geri iade kabul etmiyorum baştan söyleyeyim.’’ ‘‘Vatan ne biçim konuşuyorsun sen öyle? Annen o senin!’’ babasının sesini yükseltmesiyle o da sesini yükseltti. ‘‘Merak etme baba 20 yılım bu gerçeği kabullenmeye çalışarak geçti!’’ Mert, Vatan’ın bu durumunu hayli yadırgamıştı. Bir iki defa Vatan’ın yanında gördüğü annesi oldukça kibar ve hoş bir kadındı. Genelde oyuncuların burnu havada olduğu söylenirdi ama Mert o kadında böyle bir kibir de görmemişti. ‘‘Vatan biraz abartmıyor musun?’’ ‘‘Boş ver Mert abi ya,’’ babasına dönüp devam etti. ‘‘Salı günü Gülce ile sinemaya gideceğiz. Yani kusura bakmasın kimse.’’ Gülce gözlerini büyüterek Vatan’a bakarken Vatan hangi filme gitsek? diye düşünüyordu. ‘‘Oğlum madem bahane üreteceksin kendine zaman ayırdığın ilk anda yapabileceğin bir aktivite seçme. Hani yalan söylerken biraz özendiğin belli olsun.’’ ‘‘Baba, ben annemi arayıp gelemeyeceğimi haber veririm. Sen merak etme.’’ ‘‘Vatan, salı günü annenin doğum gününe gideceksin. Konu kapanmıştır.’’ ‘‘Baba anlamıyor musun bu davetin doğum günüyle alakası yok. Annem yıllardır 35 yaşından gün almakla meşgul. Bir de bunu milletin gözüne sokacağını mı zannediyorsun?’’ ‘‘E, peki bu davet ne ile ilgili oğlum söyle de bilelim.’’ ‘‘Sence baba? Annemin yıllardır benimle ilgili planları olduğunu sen de biliyorsun. Eminim bu davet beni basına ve yapımcılara tanıtmaktan öte gitmeyecek.’’ ‘‘Bunu bilemezsin...’’ diyen babasının sözünü sinirle kesti. ‘‘Hayır baba! İkimizde biliyoruz. Eğer zamanında anneme izin verseydin bu kadar bile sürmeyecekti bu iş. Bir ay boyunca hangi ülkelerde oyunculuk ve drama üzerine eğitim alabileceğimi anlatıp durdu. Annem benimle ilgili her şeyi planlamış ama ben buna müsaade etmeyeceğim.’’ ‘‘Vatan kimse sana istemediğin bir şey yaptıramaz.’’ ‘‘Siz yaptırmazsınız Hülya abla ama annem için aynı şey söz konusu değil. Babamla bile sırf benim gibi bir evlada sahip olmak için evlenen birinden bahsediyoruz.’’ ‘‘Haddini bil Vatan!’’ Levent’in bu çıkışı Vatan’ın susmasına neden olurken genç adam iç çekerek ayağa kalktı. Biraz hava almak ona iyi geleceği için adımlarını salonun bahçeye açılan cam kapısına yönlendirdi ve bahçeye çıkıp kendini hasır sandalyelerden birine attı. ‘‘Biraz ağır olmadı mı Levent?’’ ‘‘Buna şahit olduğunuz için özür dilerim Mert. Çocuklar siz de kusurumuza bakmayın Vatan abiniz bazen sizden de çocuk olabiliyor.’’ Levent mahcupça elini ensesine götürüp orayı kaşıdı. Ardından karısının yanından kalkıp oğlu ile bu doğum günü mevzusunu halletmek için bahçeye çıktı. ‘‘Nasıl öğrendin?’’ Vatan babasının tedirgin çıkan ses tonunu duyunca bakışlarını ellerinden çekti. Babasına buruk bir tebessüm gönderdi. ‘‘Ne önemi var ki? Bu gerçeği değiştirmiyor.’’ ‘‘Hayır, önemi var oğlum. Anneni yanlış tanımanı istemiyorum.’’ Oğlunun karşısına çektiği sandalyeye oturup dirseklerini kollarını yasladı genç baba. ‘‘Baba ne yapmaya çalıştığını anlıyorum ve çok teşekkür ederim ama annemle aramdaki uçurum asla kapanmayacak artık anla.’’ ‘‘O senin annen oğlum. Her ne kadar aynı görüşleri paylaşmıyor olsanız da varlığının kıymetini bilmen lazım.’’ ‘‘Bunu bana değil anneme söyle. Eğer içimizde kıymet bilmeyen biri varsa bu da kesinlikle o.’’ İlk kez açık açık konuşulan konudan rahatsızlık duyarak küfretme isteğini olabildiğince baskıladı Levent. Oğluna dönüp ‘‘Annene de haksızlık etmiyor musun?’’ diye sordu kendisi de aksini düşündüğü halde. ‘‘Lütfen baba onu savunup duracaksan hiç konuşmayalım. Hem yanlış anlaşılma filan da yok. Bizzat kendisi anlattı bana.’’ ‘‘Ne anlattı sana?’’ ‘‘Seninle sırf yakışıklı olduğun ve ikinizin karışımı bir çocuğun harika olacağını düşündüğü için evlendiğini. Doğduğumda çok güzel bir bebek olduğumu ve kararında ne kadar haklı olduğunu kanıtladığımı söyledi, sonra da seninle işinin bittiğini. Biliyor musun baba aynen bu kelimeleri kullandı ‘İşi bitmek,’ ama göz rengimin onu yanılttığını da söylemeden edemedi. Bana lens kullanmamı önerdi. Neden? Çünkü gözlerim ne yeşil ne kahverengiymiş. Eğer onunkiler gibi mavi olsaymış kusursuz bir evlat olacakmışım.’’ Vatan, kusursuz kelimesini yüzünü buruşturarak söylemişti. Annesinin geçen hafta sonu içkiyi fazla kaçırdığından sarhoş kafa ile itiraf ettikleri kanını dondurmuştu. Levent de eski eşine duyduğu öfke ile oğluna duyduğu şefkat arasında sıkışıp kalmıştı. Boğazını sıkan o el şimdi başına da darbeler indiriyordu. ‘‘Bu arada bana neden Vatan demediğini de öğrenmiş oldum. Vatan bir ünlü için yeterince karizmatik bir isim değilmiş meğerse. O yüzden ikinci adımı koydurmuş ya zaten sana. Peh!’’ Levent, yıllardır bilip üzerine bir perde çektiği gerçekleri oğlundan duydukça üzüntüsü ayyuka çıkıyordu. O yıllar önce bu gerçeklerle yüzleşmiş ve ne olursa olsun oğlunu annesinden ayırmamıştı. Acaba hata mı yaptım? diye düşünüyordu şimdi. Oğlunun bunlarla yüzleşmesini asla istemezdi. Oturduğu sandalyeden kalkıp hemen oğlunun önüne diz çöktü. ‘‘Bana bak oğlum.’’ Vatan dolan gözlerini saklamak istediğinden babasına bakamadı. Başını biraz daha öne eğdi. ‘‘Vatanım bana bak!’’ Oğlunun ellerine düşen birkaç damlayı fark ettikten sonra kendine çekip sıkıca sarıldı. ‘‘Sen benim canımsın.’’ ‘‘Sen de benim canımsın baba,’’ oğlunun titreyen sesini duyunca daha da buruldu içi. Vatan bebekken bile huzursuzluğunu ağlayarak belli etmezdi. Şimdi bu hali yabancıydı Levent’e. ‘‘Sen sünnet olduğunda bile ağlamamıştın.’’ ‘‘Benim yerime sen ağlamışsın ya.’’ Levent bunun üzerine şen bir kahkaha attı. ‘‘Senin canın yanacak diye senden çok ben korkmuştum, evet.’’ ‘‘İki buçuk yaşımdaydım baba ama ağlayışını hatırlamıyorum diye nasıl üzgünüm bilemezsin. Allah’tan babaannem çok iyi anımsıyor da her ayrıntısını biliyorum.’’ Levent hâlâ sarıldığı oğlunun kafasına vurdu. ‘‘Sus sıpa! Sadece gözlerim dolmuştu benim hepsi o.’’ ‘‘Hadi baba! Bak burada baş başayız artık itiraf edebilirsin.’’ Levent oğlunun yanağına kısa bir öpücük kondurup kollarını ondan ayırdı. ‘‘Belki birazcık duygulanmış olabilirim.’’ Vatan’ın da kahkahasıyla duygusal hava dağılmış oldu. ‘‘Baba ya?’’ ‘‘Efendim oğlum.’’ ‘‘Sen iyice göbeklenmişsin be. Şimdi karşımda diz çökünce göbeğinle bakıştık da o eski, kaslı halinden eser kalmamış.’’ Levent bir karnına bir de Vatan’ın gözlerine baktı. ‘‘Vatan, oğlum yemin ediyorum katıksız odunsun. Seni yontacak kadına şimdiden başarılar diliyorum evladım.’’ ‘‘Sen önce göbeğine hoş geldin de babacığım.’’ ‘‘Vatan kendi ayağına kendin sıktın. Salı günü için bizzat ben konuşacaktım annenle ama seve seve gideceksin.’’ ‘‘Baba ya! Az önce yaşadığımız duygusal aile ortamına oldu mu bu şimdi?’’ ‘‘O, olmayan göbeğime laf atmadan önceydi.’’ ‘‘Tüm bunların üstüne gerçekten gitmemden yana mısın?’’ ‘‘O senin annen oğlum ve seni öyle kabul etmek zorunda. Hem seni yalnız göndereceğimi mi sandın?’’ ‘‘Nasıl yani sen de mi benimle geleceksin baba?’’ Levent oğluna inanamaz gözlerle baktı. ‘‘Boşanma evraklarını imzalayıp gelirim oğlum.’’ Genç adam babasının cümlesini anlamayınca Levent devam etti. ‘‘Hülya, benim Türkan ile aynı hava sahasında bile bulunmama katlanamıyor. Bir de gidip Türkan’ın doğum gününü kutlayacağım ha! Ne boşanmaya ne de ölmeye niyetim var oğlum benim.’’ ‘‘Of baba! Ben sizin bu mantığınızı asla anlayamayacağım. Hülya abla annemle görüşmeni dahi istemiyor ama siz bu evden çıkmıyorsunuz. Üstelik Mert abi ile yediğin içtiğin ayrı gitmiyor.’’ Levent oğlunun yüzüne manidar bir bakış attı. Yerinde doğrulup hasır sandalyeye geri oturdu. ‘‘Tan’ın yeni doğduğu zamanlarda trafik kazası geçirmiştim hatırlıyor musun?’’ Vatan, babasının kaza geçirdiğini hatırlıyordu. Bu yüzden başını sallayarak onayladı babasını. ‘‘Hülya kaza haberini aldığında aklına aramak için gelen sadece bir isim olmuş, Mert abin. Hatta ameliyat esnasında kana ihtiyacım olunca kan vermiş Mert, benim için. Sen evliliğin kâğıt üstünde de olsa, karını elinden almış bir adam için bunu yapar mıydın oğlum?’’ Vatan başını olumsuz anlamda iki yana salladı. Konuşamıyordu. Konuşup babasına ‘‘Ben böyle bir aptallık yapmazdım,’’ diyemiyordu. ‘‘O yüzden Mert abin beni kapıdan kovsa bacadan girerim,’’ kahkaha atıp devam etti. ‘‘Ki yapmadığım şey de değil. Ben sahip olduğum her şeyi ona borçluyum oğlum. Hatta bu anı bile ona borçluyuz.’’ Vatan usulca başını salladı. ‘‘Neyse bu kadar duygusallık yeter. Baba oğul Toprak’ların maskarası olacağız yoksa,’’ diyerek kasvetli havayı dağıtmaya çalıştı Levent. ‘‘Aynen ya, Gurur başlar birazdan ‘Odunsu görüntünün altında çok yeşillik bir Vatan yatıyormuş,’ diye.’’ Levent oğlunun sesinin incelterek söylediği cümleyle gülümsedi. ‘‘Kız haklı ben bile yadırgıyorum bu halini. Ha bu arada içeri geçip kızlara söyleyelim salı günü seninle gelsinler davete. Gurur seni, Gülce de Türkan’ı yalnız bırakmaz böylece olaysız bir gece geçirirsiniz.’’ Gecenin olaysız geçeceğine inanmasa da çaresiz başını sallamakla yetindi Vatan. Olayı tatlıya bağladıktan sonra salonun yolunu tuttular.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD