Levent’in arkasından aşağı inen kızlar kahkahalarla karşılandılar. Bu kahkahalar onlara değildi tabii ki de. Can, babasının bir dizine Mehmet ise diğer dizine oturmuş birbirleriyle atışıyorlardı. Herkes de onların bu hallerine gülüyordu. Levent, Hülya’nın yanına otururken Gurur, Vatan’ın yanına geçti Gülce de ikizinin yanına oturdu.
‘‘Ya bana ne Memo da sünnet olsun!’’
‘‘Bazen kardeşim olduğundan şüphe ediyorum. Ben bebekken oldum oğlum. Bir daha olamam ki.’’
‘‘Ya ne diye oldun? Olmasaydın. Abim değil misin? Çiçek isteyince boyun bizden uzun olduğu halde cüce bile oluyorsun. Benim içinde sünnet ol yine, ne olacak yani?’’
‘‘Sırf sen istiyorsun diye yeniden kestirecek değilim.’’
‘‘Ben sen istedin diye Deniz’in önünde düşmüştüm ama ne haber? Benim sayemde kızla tanışırken böyle demiyordun ama.’’
‘‘Ben kurallarına göre oynadım kardeşim. Kızların zaaflarından yararlandım. Sen de bana yardım ettin hepsi bu.’’
‘‘İşte sen de bana yardım et. Bir daha sünnet ol.’’
‘‘Allah’ım Allah’ım!’’ Mehmet yüzünü sıvazlayıp aklına gelen fikirle konuşmaya devam etti. ‘‘Kardeşim bu ne?’’
Can, ağabeyinin ona doğru kaldırdığı işaret parmağına baktı ve cevap verdi.
‘‘Parmaaaaak.’’
‘‘Bu parmak üçe ayrılmış görüyor musun bak iki tane çizgisi var.’’
Ağabeyinin nereye varacağını öğrenmek için hızlıca başını salladı Can.
‘‘Evet.’’
‘‘Şimdi bu bizim şeyimiz olsun.’’
‘‘Neyimiz olsun?’’
‘‘Ya işte sünnet edecekleri yerimiz.’’
Can, bir kendi işaret parmağına bir de kasıklarına baktı.
‘‘Heeee!’’
‘‘Şimdi, sünnet olmadan önce herkesin işaret parmağı böyle üçe ayrılmış olsun. Sünnet olduğunda da ilk çizgiden kestiklerini düşün.’’
‘‘Düşündüm.’’
‘‘Ne oldu peki?’’
‘‘Sünnet olmuş oldum. Oh be! Bu kadarcık mıydı? Böyle oluyor deseydiniz ya başta. Tamam, bunu da atlattığımıza göre oyuncakları konuşmaya başlayabiliriz artık.’’
Mehmet bezmiş bir şekilde yüzünü Mert’e çevirdi. ‘‘Babacığım üvey olduğumu söylemek için bundan daha iyi bir zaman bulamazsın. İnan hiç üzülmeyeceğim. Hatta her şey yerli yerine oturacak.’’
‘‘Mehmet saçmalama oğlum. Sen benim oğlumsun.’’
‘‘Babacığım buradan bakınca aramızdaki benzerliği ben de görebiliyorum ama işin kötüsü Can da sana benziyor. Bari onu başka bir aileye yamasak ya?’’
‘‘Abi! Ayıp oluyor ama.’’
Mehmet ellerini kaldırıp havada salladı. ‘‘Tamam tamam. Kardeşiz ve mutluyuz,’’ aksini düşündüğünü belli edecek şekilde gözlerini devirip demin anlatmaya çalıştığı mevzusuna geri döndü.
‘‘Neyse nerede kalmıştık ha! Can, sünnet olunca ilk çizgiye kadar kesince bak iki kısım kaldı gördün mü?’’
‘‘Evet abi.’’
‘‘İşte sen bana diyorsun ki bir daha sünnet ol ama Can, eğer ben bir daha sünnet olursam,’’ derken işaret parmağının son boğumunu göstererek devam etti. ‘‘Bu kadar kalmış olacak.’’
Can, işaret parmağındaki son boğuma bakarken iç çekti. ‘‘Ama abi o zaman çişini nasıl edeceksin? Hiç kalmıyor ki burada.’’
‘‘Edemem ki Can. Ben de çok isterdim seninle sünnet olmayı ama bana kadar var. O yüzden bir tek sen sünnet olacaksın.’’
Can, kabul ettiğini belirtmek için başını salladı. Sonra öfkeli gözlerle babasına döndü.
‘‘Ben niye bebekken sünnet olmadım ki? Abiminkini keserken benimkini de kesseydiniz ya!’’
Mert oğluna bakıp ‘Ne diyorsun oğlum sen?’ kahkahasından attı. Gülmekten cevap veremeyince iş Mehmet’e düşmüş oldu.
‘‘Akıllım ben doğduğumda sen yoktun ki. Babam nasıl sünnet ettirsin seni?’’
‘‘Bana ne abi ya düşünecektiniz. Sanki bilmiyordunuz doğacağımı.’’
Evet, bilmiyorlardı ama bundan Can’ın haberi yoktu. Can nedense o dünyaya gelmeden önce bile onun için her şeyin hazırlandığını düşünüyordu. Hatta beklerken yalnızlık çekmesin diye yanına bir arkadaş bile vermişlerdi. Can’ın aklı da böyle işliyordu işte.
‘‘Özür dilerim oğlum. Abin rahatsızlanmasaydı sünnet ettirmezdik zaten ama mecbur kaldık. Biz ne bilelim senin korkacağını.’’
‘‘Ben hiçbir şeyden korkmam ki ama sonuçta...’’ işaret parmağının ilk boğumunu göstererek devam etti. ‘‘Biraz eksileceğim. Bunun üzüntüsünü yaşamam normal değil mi babacığım?’’
Mert, bir kahkaha daha atıp oğlunun başını öptü. Mehmet’in de saçını okşayıp ona göz kırptı.
Levent, konuşmanın en can alıcı kısmına yetişmişti ama bir şeyi kaçırmıştı.
‘‘Ne zaman sünnet ettireceksin Can’ı Mert?’’
‘‘Okullar açılmadan iki hafta önce diyorum Levent.’’
‘‘İyi düşünmüşsün. Keşke biz de Tan’ı bebekken sünnet ettirmeseydik. Vatan’a da sünnet düğünü yapamamıştık zaten içimde kaldı.’’
‘‘Vatan da mı bebekken sünnet olmuştu?’’ Mert’in sorusunu buruk bir sesle yanıtladı Levent.
‘‘İki buçuk yaşındayken sünnet ettirmiştik Vatan’ı. Sünnet düğünü yapacağımız gün babam vefat etti.’’
‘‘Başın sağ olsun. Madem çok heveslenmiştin şimdi yapalım?’’
Vatan duyduğu cümle ile ayağa fırladı.
‘‘Ne diyorsun Mert abi ya! Bu yaştan sonra kimse bana sünnet kıyafeti giydiremez.’’
Mert, Vatan’a deli görmüş gibi baktı.
‘‘Sana sünnet kıyafeti giydireceğimizi düşünecek kadar ne yaşadın oğlum sen?’’
Gurur kolundan tutuğu gibi Vatan’ı yanına oturtup ‘‘Yemin ediyorum dangalaklıkta çığır aştın,’’ diye mırıldandı.
‘‘Babacığım Mert abin Tan’dan bahsediyor. Hem sen o kıyafeti giymeyi kabul etsen bile benim bir ünüm, karizmam var. Üzgünüm oğlum.’’
‘‘Çok komiksin baba enkırman olacağına showman olmalıymışsın.’’
‘‘Aslında zamanında teklif almıştım ama hafta da bir ve gece yarısından sonra olacağı için reddettim teklifi.’’
‘‘Ay, aslında hiç fena fikir değil kocacığım biliyor musun? Yani showmanlik değil sünnet düğünü. Mert teklifinde ciddi miydin?’’
‘‘Hülya samimi olmasam teklif etmezdim.’’
‘‘Doğru sen gereksiz nezaketi sevmezsin, unutmuşum.’’
‘‘Abi ya sana nezaketsiz diyen bir kadının oğluna sünnet düğünü yapmak, bilemiyorum yani...’’ Nilüfer’den gelen iğnelemeyi yutmak zorunda kaldı Hülya.
‘‘Neyse ne, Levent olur dersen okullar açılmadan bizim bahçede yaparız düğünü.’’
‘‘Bana uyar. O zaman düğün senden çocukların sünnetlikleri de benden.’’
‘‘Anlaştık.’’
Herkes sünnet düğününe sevinmişken Mehmet’in yüzü düşmüştü.
‘‘Sakın bana sünnet kıyafeti giymem deme Memo!’’
Mehmet babasının lafı üzerine gözlerini kocaman açtı.
‘‘Ne yani ben de mi sünnet çocuğu olacağım.’’
‘‘Tabii ki de oğlum.’’
‘‘Oley be!’’ Mehmet bu duruma sevinirken, bu seferde Can yüzünü asıp homurdandı.
‘‘Oh be keyfe bak! Benim bir yerlerim kesilsin beyefendiler hazıra konsun.’’
Nilüfer, Mehmet’e öpücük atarken Can’ı da sözleriyle ihya etti. ‘‘Hiç yüzünü asma küçük paşam. En çok hediyeyi sen alacaksın söz veriyorum.’’
Böylece Eylül aynın ilk haftasına bir sünnet düğünü planlamış oldular.