‘‘Bu kadın çıldırmış!’’ dedi Gülce, eliyle bilgisayar ekranını işaret ederken. ‘‘Baksana neredeyse her beş e-postadan biri ona ait.’’
‘‘Of, ben de fark ettim. Hayır, ‘Özgeçmişiniz incelenmiştir,’ diye geri de döndüm kadına ama bana mısın demiyor.’’
Gülce yüzünü buruşturup ‘‘İçimde biz görüşmeye çağırmasak da kendi gelecekmiş gibi bir his var,’’ dedi ikizine.
‘‘Ağzını hayra aç ikiz vallahi bir sapıkla daha uğraşamam.’’
‘‘Kimmiş o sapık?’’ Gülce’nin sorusuyla yüzünü buruşturdu genç kız.
‘‘Ya kim olacak, Vatan tabii. Yemin ediyorum bazen imreniyorum sana. Oh ne güzel dünya! Sen Güzel Sanatlar da iki manzara resmi çizittir, arkadaşlarınla entel dantel muhabbetler döndür; hayatını yaşa. Ben de üniversitede Vatan’la uğraşayım.’’
‘‘Ya haksızlık ediyorsun Vatan’a.’’
‘‘Of! Kopya deyince kızıyorsun bir de. Neyse seninle bu konuyu tartışmayacağım.’’
‘‘Bir, bana kopya deyip durma. Senden 3 dakika 14 saniye daha büyüğüm. Biri kopya olacaksa o sen olursun. İki, Vatan tanıdığım en dürüst insanlardan biri ve şimdiye kadar hiçbir yanlış hareketini görmedim. Üç, aranızda bir problem mi var? Bazen unutuyorsun ama biz ikiziz. Senin ne sıkıntın olsa hissederim ben. Dört, şey… Aklıma başka bir şey gelmedi.’’
‘‘Bitti mi?’’
‘‘Bitti.’’
‘‘İyi sevgili ikizim iki haftaya adet olacağım. Umarım sancılı geçen günlerimde hissiyatını üzerinden eksik etmezsin. Çünkü çok iyi hatırlıyorum geçen ay ben acılar içinde kıvranırken sen, şen kahkahalar atıyordun.’’
‘‘Ya kızım bu sayılmaz ki. Ben senin ruhani durumundan bahsediyorum.’’
‘‘Sus Gülce. İkiz mikiz demem çarparım,’’ Gülce sinirle başını çevirdi. Daha bir dakika bile geçmeden kardeşine baktı ve sırıtarak konuştu. ‘‘Biliyor musun kardeşim, çok yanılıyorsun.’’
‘‘Yine ne saçmalıyorsun Cece?’’
Gülce yavaşça yerinden kalkarken konuşmaya başladı. ‘‘Şöyle ki güzel kardeşim, benim şu an feci halde çişim var. Karnım patlayacak neredeyse ve ben eminim ki senin de çişin geldi ama alt kattaki banyoya inmek zorundasın çünkü bu kattakine ben gireceğim.’’
Son cümlesiyle beraber kapıdan çıkıp koşa koşa banyoya girdi genç kız. Gurur iki bacağını birbirine bastırırken yerinde kıpırdandı. Gülce yine yapmıştı yapacağını. Kimse lafını etmese aklına bile gelmezdi genç kızın ama biri bahsetti mi olmasa da geliyordu bu meret. Huylanıyordu.
‘‘Sen bittin kızım!’’ diyerek odasından çıktı. Aceleyle alt kata inip banyoya girdi. Geri döndüğünde Gülce’yi bilgisayar başında gördü.
“Göze çarpan adaylar var mı?’’
‘‘Bu kadınların yarısı manyak yarısı da kriterlerimize uymuyor zaten.’’
‘‘Hadi ya, o kadar mı umutsuz durumumuz?’’
‘‘Sorma, özgeçmişine referans olarak kedisinin adını yazan var. Ben daha ne diyeyim?’’ Gülce’nin cümlesiyle meraklanan Gurur ‘‘Oha! Harbi mi? Göster bakayım,’’ deyince ikizinin tavırlı cümlesiyle karşılaştı.
‘‘Ya ne göstereceğim Gurur! Sildim maili, hatta engelledim kadını. Deli midir nedir? Zaten akıllısının burada ne işi var?’’
‘‘Hayırdır sevgili ikizim? Daha bir hafta öncesine kadar bu ilanı şiddetle destekliyordun.’’
‘‘Ya sus zaten babam çocukların bu gazı benden aldığını öğrenirse tüm fırçalarımı kırar.’’
‘‘Sana az bile de neyse. Bir kere girdik bu işe.’’
Gülce iç çekerek bilgisayar ekranına bakmaya devam etti. Şimdiki aklı olsa değil gazeteye ilan vermeyi bunu desteklemeyi bile düşünmezdi ama şimdiki aklı geçmiş zamanda kullanamıyordu maalesef.
‘‘Yahu onu bırak da Twitter’da durumlar nasıl? Annem babamın kimliği deşifre olmadı dedi ama değişen bir şey var mı?’’ ikizinin sorusuyla başını bilgisayar ekranından kaldırdı Gülce.
‘‘Yok, ben de baktım. Hâlâ Türkiye gündemindeki tahtımızı koruyoruz ama. Gurur nasıl geyikler dönüyor inanamazsın. Hatta Vatan’ın annesi, Türkan teyze bile tweet atmış. Okuyunca şok oldum. Bu aile tam komedi, bana da böylesi lazım, filan demiş. Kadın yıllardır babama hayran bir de bahsedilen adamın babam olduğunu öğrense hiç durmaz yarın gelir yerleşir eve. Zaten annemin gözüne nasıl batacağının derdinde, asla kaçırmaz bu fırsatı.’’
‘‘Aman Allah korusun! Vatan ile yeterince aile bağımız var. Bir de annesini üvey anne kabul etmez bu bünye.’’
‘‘Of Allah’ım of! Hadi bugün Pazar kahvaltısı bahanesiyle annemler geldi. Babamı kafeye yollamadık. Yarın da biraz rahatsızlandık, deriz yine yollamayız. E, ikiz bu böyle nereye kadar devam edecek? Bu adam eninde sonunda kafeye gidecek. Onu geçtim elbet evden çıkacak.’’
‘‘Ne olur girme bu konulara Cece. Düşündükçe çıkamıyorum işin içinden. Biz günü kurtarmaya devam edelim.’’
‘‘Edelim de nereye kadar? Vallahi Kevser teyze eve damlamak için vakit kolluyor. Halam da ben de sıkıca tembihledik. Bu ara gelme babamın heyheyleri üstünde, diye ama kadın aldı taze gelin kokusunu. Uzak tutmamız imkânsız. Allah’tan Salih amca var ama o da ne kadar tutabilir Kevser teyzeyi muamma.’’
Gülce’nin felaket tellallığına soyunması Gurur’un iyice içinin sıkılmasına neden olmuştu ama yapacak bir şey olmadığını da biliyordu.
‘‘Bunlar için biraz geç kaldık be ikiz. Ben artık ne olacak diye düşünmekten yoruldum. Bırakalım akışına. Babamın şimdiye kadar bize elini kaldırmışlığı yok. Canım babam ya kolumuz tutarken bile bizi incitmemeye özen gösteriyordu. O yüzden ben babamdan çok şu delilerden korkuyorum,’’ derken eliyle posta kutusuna gelen e-postaları gösteriyordu. “Sahi söylesene kaç adayımız var şu an için?”
‘‘10 adayımız var ikiz.’’
Gurur duyduğu sayı ile yüzünü buruşturdu.
‘‘Bin küsur kişiden sadece 10 aday mı? Ne sizin kriterleriniz? Ağzıyla kuş tutabilmesi filan mı?’’
‘‘Abartma Gurur. Şimdiye kadar 300 adaya ancak bakabildik ki e-posta sayısı iki bini geçti bile. Halamla konuştuk bugün ilk 500 adayın incelemesi biterse yarın görüşmelere başlayabiliriz.’’
‘‘İyi bakalım. Gelecekleri varsa görecekleri de var.’’
Böylece gelen adaylara kök söktüreceğinin sinyallerini de vermiş oldu Gurur.
***
Mert salona girdiğinde her şeyi bıraktığı gibi buldu bir eksikle, Tan saatler önce oturduğu yerde yoktu.
‘‘Hülya, Tan nerede?’’
‘‘Nerede olacak Mert, ablalarının odasında.’’
Duyduğu cümleyle rahatlarken bu rahatlaması sadece birkaç saniye sürdü genç babanın.
‘‘E, Çiçek de orada. Yaktım seni Tan Efendi,’’ Mert bir hışımla merdivenlere yönelirken, Hülya söylenmekle yetindi. ‘‘Ay, bu ne böyle ya! Ne kıymetli kızı varmış, sanki yedik. Of! Kocacığım git şunun peşinden oğlumla muhatap olmasın bu şahıs.’’
Levent çoktan merdivenlere yöneltmişti bile. Kızların odasının kapısına geldiğinde Mert’i aralık kapıdan içeri gülümseyerek bakarken buldu.
‘Neye gülüyorsun?’ der gibi kaş göz yaptığında Mert’in başıyla işaret ettiği yere baktı.
Çiçek ile Tan’ın elleri, Tan’ın kalbinin üstünde duruyordu ve ikisi de derin bir uykudaydılar. O kadar masum ve o kadar sevilesi duruyorlardı ki Mert bile bu manzarayı bozmaya kıyamamıştı. Yanında patlayan flaşı görünce Levent’e döndü. Genç adam omuz silkip karşısındaki manzaranın bir fotoğrafını daha çekti.
‘‘Bu anı ölümsüzleştireyim dedim. Bakarsın düğün davetiyeleri için fotoğrafa filan ihtiyaçları olur. İleriyi de düşünmek lazım.’’
Mert bir süre arkadaşına baktı. Ardından kızlara başıyla selam verip merdivenlere yöneldi. İlk basamağa geldiğinde başını çevirip hâlâ çocukların fotoğrafını çekmekte olan arkadaşına seslendi.
‘‘Levent bir iki tanesini de bana yolla bari. Ne olur ne olmaz.’’
Levent gülümseyişiyle Mert’e onay verirken, Mert çoktan merdivenleri inmeye başlamıştı. Kızıyordu ediyordu ama o da Tan’dan iyi damat bulamayacağını biliyordu. Yine de kızını çabucak vermeye niyeti yoktu. Kız evi naz eviydi sonuçta.
Tan ve Çiçek’in birkaç kare daha fotoğrafını çeken Levent, çalışma masasının önünde oturan ikizlere dönüp onların da fotoğraflarını çekti. Gülce hemen poz verirken Gurur somurtmakla yetinmişti. Çektiği fotoğraflara gülümseyerek göz gezdirip telefonunu cebine koydu. Ardından kızlara dönüp ‘‘Hadi kızlar biraz aşağı gelin de yüzünüzü görelim,’’ deyince kızlar, Levent’i kırmadı.