7.BÖLÜM:RENKLER (H)

1012 Words
 Gözlerim kapıda arkası dönük bir şekilde duran Aykut’a kaydı. Tek başına kapıya yaslanmış duruyordu. Aykut çok sessiz bir çocuktu. Sınıfta hiç arkadaşı yoktu ama bu onun seçimiydi o istemediği için hiç arkadaşı yoktu. Halinden memnun görünüyordu zaten istese kendinde çoktan arkadaş bulurdu. Sınıfta tek konuştuğu kişi bendim sanırım. Sohbetimiz oldukça medeniydi. Ben sıramda otururken o gelirse bana adımla seslenirdi ben de hemen kalkar ona yer verirdim ve biterdi. Gözlerimi ondan çekip sınıfta gezdirdim. Herkes kendi halinde takılıyordu. En arka dörtlü toplanmış kahkahalar eşliğinde bir şeyler konuşuyorlardı. Rıza ayakta durmuş karşısısın da ki Bekir ve Serkan heyecanlı heycanlı bir şeyler anlatıyordu, Turan ise onu susturmaya çalışıyordu. Rıza’ya doğru atıldı elini sıkıca Rıza’nın ağzına kapadı. Bekir ve Serkan kahkahalarla onlara bakıyorlardı. Bir an ne konuştuklarını, Rıza’nın onlara bu kadar komik ne anlattığını merak ettim. Büyük ihtimalle Turan hakkında bir şey anlatıyor olmalıydı çünkü Turan Rıza’yı susturmak için yoğun bir çaba harcıyordu. Onların bu haline gülümsedim. Bir an ben de onlar gibi gülebilmek ve eğlenmek istedim ama bu olmayacak bir şeydi ben hiçbir zaman onlar kadar mutlu olamayacaktım. Aslına bakarsanız ben, mutlu olmayacaktım. Gözlerimi onlardan çekerken bir an Bekir’le göz göze geldim. Gülerek bana bakıyordu. Hayır, bana gülmüyordu Rıza her ne anlatıyorsa ona gülüyordu ama bana bakıyordu. Hızla gözlerimi kaçırdım ondan. Ellerimi önümde birleştirip sabit bir şekil de ellerimi izlemeye başladım. Aslına bakarsanız hala bana bakıp bakmadığını deli gibi merak ediyordum. Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Korkarak başımı ona doğru çevirdim. Aptaldım, ne sanmıştım bana hala bakacağını falan mı? Tabi ki bana bakmıyordu. Çocuğun gözleri yanlışlıkla bana değmişti ve ben de bana baktığını sanmıştım. Başımı olumsuzca salladım. Arada ki aslında çoğu zaman böyle aptallaşabiliyordum bunu beni tanıdıkça daha iyi anlayacaktınız elbet. Hem de fazlasıyla aptallaşıyorum. Gözlerimi sıkıca yumdum. Psikoloğum her boş bulduğum an bana yapmam gereken bir egzersiz vermişti. Aslında çok basit bir şeydi ,isterseniz siz bile yapabilirisiniz. Derin bir nefes alıp veriyoruz  ve bir diyoruz , sonra tekrar derin bir nefes alıp veriyoruz sonra iki diyoruz , sonra tekrar derin bir nefes alıp veriyoruz ve üç diyoruz. Bu işlemi ona kadar yapıyoruz , ona ulaştığımızda da kendimizi daha sakin biri olarak buluyoruz. Yani en azından diğer insanlar sanırım bu egzersizi yaptıktan sonra kendilerini olduklarından daha sakin biri olarak buluyorlar. Aslına bakarsanız benim pek sinirli bir insan olduğum söylenemez. Normalde çok sakin bir insanımdır fakat bir an da her şey karışıyor , gözlerimin önüne korkup kaçtığım sürekli saklanmak istediğim o anı geliyor ve ben kendimi kaybediyorum ,yok oluyorum, ben artık ben olmaktan vazgeçiyorum sanki. Bambaşka bir insana dönüşüyorum. Aranızda venom filmini izleyen varsa ne demek istediğimi daha iyi anlayabilir sanırım. Aykut yanıma geldiğinde ayağa kalkıp geçmesi için ona yer verdim. Yerine geçip oturdu, omzunu duvara yasladı. Gözlerim bir süre onun üzerinde gezindi. İçinde beyaz gömleği ve onun üzerinde siyah sweeti vardı. Aslında sınıfta ki çoğu kişinin öyleydi. Gömleğinin uçları sweetin altından çıkıyordu. Aykut sessiz sakin durduğu için kimsenin ilgisini çekmiyordu pek ki bence istediği de buydu. O kimsenin ilgisini çekmek istemiyordu bence o böyle yaşamak istiyordu .Onu anlayabiliyordum çünkü ben de öyleydim. Zaten bu yüzden birbirimizi bulmuştuk ya. Ona bakmış olduğumu fark etmiş olmalı ki duruşunu bozmadan bana döndü. Göz göze geldiğimiz de az önce ki anı hatırladım. Bekir ile göz göze geldiğim anı şu an ben Bekir’in konumundaydı ve Aykut’ta benim. Çünkü o beni kendisine bakarken yakalamıştı. Kaşlarımı çattım. Acaba o da benim  gibi saçma ve yanlış düşüncelere kapılmış mıydı? ‘Ben sana bakmıyordum.’ Aykut’un kaşları havalandı. Saçma bir şey söylemiştim ,çocuğa bakmıyorsam nasıl göz göze gelmiştik acaba. Arada büyük saçmalıyordum. Derin bir nefes aldım. Sol gözüm seğirdi. ‘Yani şey yanlış anlama ben sana bakıyordum ama kötü bir niyetim yoktu.’ Gözlerimi sıkıca birbirine bastırdım. İyice batıyor ve gittikçe daha da fazla saçmalıyordum. Bu böyle olmayacaktı .En iyisi susmaktı sanırım zaten çocuk bana niye bana bakıyorsun falan dememişti ki ben niye hemen savunmaya geçmiştim ki. Gözlerimi Aykut’tan çektim. ‘Yanlış anlamadım.’ Ona bakmadım ama sesiyle gülümsedim. Aykut ile pek muhabbetimiz yoktu daha doğrusu ikimizin pek kimseyle muhabbeti yoktu fakat bence biz birbirimizi anlıyorduk yani en azından bence o beni anlayabiliyordu. Ne anlatmak istediğimi biliyordu en azından. Çantamdan küçük defterimi çıkardım, kalemlerimi renklerine göre sıraladım. Siyah kalemimi elime aldım. En sevdiğim renk ve  tek kullandığım renk. Şimdi siz diyeceksiniz ki madem sadece siyahı kullanıyorsun o zaman ne diye bu kadar çok renkli kalemin var diyeceksiniz biliyorum. Renkli kalemleri seviyordum; kullansam da kullanmasam da seviyordum. Çünkü onlar hayatımda ki karanlığın içindeki  tek renktiler. Benim hayatımda ki tek renk ,kalemlerimdeydi. Eğer onlar da hep siyah olursa iyice karanlığa gömülürdüm bir de ben çok severdim renkli kalemleri, renkli renkli yazılar yazmayı. Tabi şimdi pek kullanmıyordum ama iki yıl öncesine kadar dünyam renklerle doluydu. İki yıl önce ,bu okulda abimi kaybetmiştim ve hayatımda ki tüm renkler bir daha gelmemek üzere beni terk etmişlerdi. Sadece siyah kalmıştı benimle ve biz onunla çok iyi bir ikili olmuştuk. Derin bir nefes aldım. Defterimin sırada ki boş sayfasını açtım. Gözlerim boş ve temiz sayfa da dolaştı. Gözlerimi kapadım. Zihnim de düşünceler şekillenmeye başlamıştı. Her biri birbirinin etrafında dolanıyor sonra da sıraya giriyordu. Elimde ki kalemi salladım. Gözlerimi açıp zihnimde ki hizaya girmiş düşüncelerimi tek tek yazdım boş beyaz kağıda. Ben Hüma;HÜMA AKSAK. İki yıl önce Hüda’mı,ailemi,renklerimi kaybettim. Şimdi ise bu hayattan elimi eteğimi çekmeden önce bir eser bırakmak istiyorum. Sesim güzel değil o yüzden şarkı söyleyemem, çizim yeteneğim yok o yüzden resim de çizemem ama yazarım. Aklımda ki her şeyi boş bir sayfaya aktarabilirim. Ben HÜMA AKSAK. Aksakların biricik kız torunu. Babam polis ,annem ev hanımı, dedelerimin biri emekli diplomat bir diğeri büyük büyük dedem de gazi. Oldukça kalabalık hatta fazla kalabalık bir ailem var ama bazen kalabalıklar size yetmez. Çok insan iyi gelmez insana bazen. İnsan sadece yalnız kalmak ister ,kendiyle baş başa kalmak ister. Sessiz ,sakin ve huzurlu bir ortam ister işte ben de sırf bu yüzden bu dünyaya bir eser  bırakıp gideceğim. Eserim basıldığı an ben yok olacağım. Ben adımın asıl sahibi olan Hüma kuşu gibi göklerde yaşayacağım.Hiç yorulmadan hiç dinlenmeden sürekli uçacağım,uçacağım ve kaybolacağım. Annem bana bu ismi mutluluk getireyim diye koymuş ama ben var olan tüm mutluluğu sepetime doldurup göklerde süzüleceğim ve bir daha dönmeyeceğim. Ya öleceğim, ya uçacağım…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD