~YILLAR SONRA~

1649 Words
Günümüz Genç kız iki yıldır her gün yaptığını yapmış yatağından kalkmış ve bodrum kattaki odadan çıkıp Karabağlı konağının üyelerine kahvaltı hazırlamak için mutfağa geçmişti. Her gün gördüğü yüzle gülümsedi. Hızla dolabı açıp günlük sütü çıkaran kız kaynatmak için cezveyi alırken Sultan ablasına da sitem etmeyi unutmamıştı, “Abla aşk olsun… Neden kaldırmıyorsun beni? Tek başına yapmaya çalışıyorsun. Üzülüyorum…” iki yılda oldukça olgunlaşmış, serpilmiş güzel kıza baktı kadın. “Ne olacak kızım? İstiyorum ki yapıyorum… Hem bak yine durmadın kalktın yardıma başladın.” Gülümseyerek evet anlamında başını sallayan kız. Kaynamış sütü ocaktan alıp Dila hanımın son günlerde içtiği kupaya doldurdu, “Kız bu Dila hamile midir nedir? Çiğ süt ve asma üzümü çekiyor kızın canı bu aralar. Aşeriyor olabilir mi?” Gözlerini büyüten genç kız yok artık der gibi baktı, “Abla kurban olayım sus. Biri duyacak şimdi, yanlış anlayacak. Hem hamileyse hamile bize ne?” O sırada mutfağın bahçeye açılan kapısı açılmış ve evin çalışanlarından Samet hızla mutfağa girmişti, mutfaktakilere göz gezdirip her gün yaptığı gibi günaydın faslına başladı, “Günaydın. Nasılsınız hanımlar?” Genç kız gülümsedi, bu geçen iki senede Samet ağabeyinin emeği o kadar çok vardı ki üstünde. Ne yaparsa yapsın ödeyemezdi, “İyi ağabey. Sen nasılsın?” Gözü fırın tepsisine takılan genç kız hızla oraya yaklaştı, “Aaa Sultan abla dereotlu poğaça yapmış vereyim mi sana? Sıcak sıcak seversin.” Dereotlu poğaçayı gören gözleri kocaman açılan Samet sevinçle kafasını salladı, “Zahmet olmazsa bir, iki tane verirsen yerim vallahi bacım.” Sametin bu haline gülümseyen genç kız, istekle dolaptan çıkardığı bir tabağa üç tane poğaçayı koyup Sametin önüne indirdi, “Sıcak çay?” Samet her sunulan teklifle daha çok seviniyordu, “Allah derim!” Bu sefer genç kızla beraber, Sultan da gülmüştü, gülümsemeler kızın çay koymasıyla kesildi. Sultan ara ara sorduğu soruyu bıkmadan usanmadan tekrar sormuştu, “Samet… Yağız Ali beyimden haber var mı?” Duyduğu isimle kalbi her gün bir önceki günden daha hızlı atan kız bugün de dünden daha çok heyecanlandı. Heyecanla Sametin vereceği cevabı beklerken cevap beklediğini fark ettirmemek için kahvaltılıkları tabağa dizmeye devam ediyordu. Samet belki de iki sene sonra ilk kez neşeli bir sesle cevap vermişti bu soruya ve bu değişim kız kadar Sultanı da şaşırtmıştı, “Abla, haberler iyi.” Sultan heyecanla genç adama yaklaştı, “Vallahi de!” Verdiği tepki mutfaktaki iki yüzü güldürürken Samet ciddiyetle fakat mutlu bir şekilde cevapladı, “Vallahi abla. Beyim kısa zaman içinde çıkacak… Hatta iki gün sonraki duruşmada karar kesinleşir dedi avukat.” Kız duyduğu net cevapla olduğu yerde kalakalmıştı, Yağız Ali Karabağlı çıkıyor muydu? İki yıldır her gün tuttuğu yas son mu buluyordu? Bu evde yaşadığı her günün mimarını artık hayal etmesine gerek kalmadan gerçekten somut olarak görebilecek miydi? Bir kaç kez boğazını temizleyip Sultana hitaben konuştu genç kız, “Ben… Ben bu tabakları içeri taşıyorum abla?” Sultan duyduğu haberin mutluluğu ile başından savmak için kızı onaylamış ve sevincine kendi içinde yaşamaya devam etmişti. Genç kız aldığı onayla hızla peynir tabaklarını alıp zaman kaybetmeden salondaki yemek bölümüne geçti masaya koyduğu tabaklardan sonra daha fazla dengede duramayacağını anlayıp sandalyenin sırtına elini yaslamış ve güç almıştı. O an yaslandığı sandalyenin iki yıl öncesinde kadar her gün belkide defalarca kez adamın oturduğu sandalye olduğunu farketti. Bu fark edişle kendi kendine fısıldamıştı, “Olmadığın yerde bile etrafındakilerle bana hep yardım ettin. Etmeye de devam ediyorsun. Allah senden razı olsun.” Her gün minnetle ağzında yer etmiş duayı kendi isteği dışında alışkanlıkla fısıldadı, “Allahım bana bu iki yılda yardım eli uzatan. Bu hayata tekrar bağlanmamı sağlayan adama yardım et. Haklılığını göster, göster ki herkes Yağız Ali beyin eskiden olduğu gibi suçsuz, günahsız olduğunu anlasın. Rabbim, bana ettiği iyilikler hürmetine o suçsuzun suçsuzluğunu ispatlamasına yardımcı ol.” Kendi içinden amin diyerek arkasını dönüp tekrar mutfağa geçti. Samet gitmiş, Sultan ablası sevinçle kahvaltı hazırlıklarını tamamlamıştı. Genç kız daha fazla oyalanmadan seri bir şekilde tabakları salona taşımaya devam etti. Son tabağı taşıdığında aile fertlerinin salonda oturduğunu fark etmişti. Her zaman yaptığı gibi Gülfidan hanıma seslendi, “Hanımım kahvaltı hazır. Buyrun isterseniz.” Gülfidan Sametin iki yıl önce getirdiği haberden sonra oğlunu dinlemiş ve bu kıza karışmamıştı. Fakat içten içe hala oğlunun içeride olma nedeninin bu kız olduğunu düşünüyor ve suçlamaya devam ediyordu. Her zaman olduğu gibi Gülfidan hanım ve Halit bey başta olmak üzere ailenin diğer fertleri de bir kişi eksik olmak suretiyle masaya kuruldular. Çay servisine her zamanki gibi Halit beyle başlayan kız aynı zamanda onun tarafından sorulan soruları cevaplıyordu, “Nasılsın kızım.” İki yıldır her zaman yaptığını yapmış ve halini hatırını sormayı ihmal etmemişti. Çayını doldurup bir adım geri çekilen kız saygıyla gülümseyerek cevap vermişti. “İyiyim beyim sağ olun.” Genç kıza gülümseyen adam sorusuna devam etti, “Açık öğretim olayı ne oldu? Semih yardımcı oluyor değil mi?” Okul sözünü duyan kız heyecanla konuştu, “Evet Halit beyim. Semih ağabey sağ olsun yardımcı oluyor. Lise son kaydımı yaptı, bu seneden sonra üniversite sınavına gireceğim nasip olursa.” Memnuniyetle gülümseyen adam cevap verdi, “Aferin kızım. Güzel bir netice bekliyorum senden bilmiş ol.” Tebessüm ederek başını minnetle sallayan kız aynı minnetle cevap vermişti, “Emeklerinizi boşa götürmeyeceğim beyim. Allah razı olsun.” Babacan bir tavırla gülümseyen adam teşekkür etmiş ve kızın işine dönmesi için kahvaltı etmeye başlamıştı, evin diğer fertlerine çayları dolduran kız en son Kenanın eşi Dilaya dönüp konuştu, “İstediğiniz gibi günlük çiğ sütü erkenden kaynatıp ılıttım Dila hanım. Getirmemi ister misiniz?”İstekle dudaklarını yalayan kadın başını sallayıp ekleme yapmayı unutmamıştı, “Evet lütfen. Ama bu yeni gelen bal var ya Leyla?” Evet gibisinden başını sallayan Leyla cevap verdi, “Evet Dila hanım. Getirmemi ister misiniz?” “Yok, sadece o baldan bir tatlı kaşığı benim sütüme eklersen çok memnun olurum.” Başını memnuniyetle sallayan kız hızla söylenileni yapmak için mutfağa girdi, o işini yaparken Sultan abla tekrar dedikodu moduna geçmiş kıza hafif bir omuz atmıştı, “Kız Leyla. Bu kesin hamile. Baksana balı anlatırken nasıl yalanıyordu.”gözlerimi büyüten kız aynı zamanda Sultanın bu hallerine gülmemek için de kendini sıkıyordu, “İlahi abla sus Allahını seversen. Bak biri duyacak.” Bana ne dermişçesine omuzunu silkeleyip kızın işini yapması için rahat bıraktı kadın. Genç kız söylenilen şekilde işini hallettikten sonra mutfağa dönmüş ve kendi kahvaltısını etmeye başlamıştı. Düşündü iki yıl sonra onu görmek nasıl olurdu? Hala eskisi gibi hisler besliyor muydu? Kendi sorusunu içinden kendi yanıtladı Leyla. Eskisi gibi hisler beslemiyordu Yağız Aliye karşı. Yağız Aliye eskisinden daha derin hisler besliyordu… Yağız Ali bu dönemde Leyla’nın Koruyucusu olmuştu. Eskiden beğeni hissederken şimdi minnet , sevgi , saygı hissediyordu yani kısacası Leyla Yağız Aliye oldukça derin duygular hissediyordu. Eskisinden daha derin duygular… Kendi içinde dalmış bir şekilde düşüncelerinde boğulan genç kız ablasının dürtmesiyle kendine gelmişti. “Kız Leyla!” Başını efendim anlamında sallamıştı kız, “Yağız Ali beyim çıkarsa… Adam oldu yirmi sekiz yaşında. Karşıki köyden Neva da evlenmedi. Olur mu dersin bunlar?” Aldığı soruyla kaşları havalandı kızın. Bir de bu vardı değil mi. Önünde sonunda evlenecekti bu adam. Bilmem dermişçesine alt dudağını sarkıttı genç kız. Üzülmüştü ancak üzüldüğünü belli etmeden objektif bir cevap verdi, “Olur abla neden olmasın?.. Birbirlerine uygunlar. Aileler de ister. E kendileri de isterlerse olmayacak bir şey yok. Olurlar elbet.” Başını sevinçle sallayan kadın konuştu, “Artık Yağız Ali beyim de mutlu olsun istiyorum. Hiç yoktan iki yılı yitti gitti yavrumun. Bari sonraki yaşları dolu dolu geçsin.” Haklıydı Sultan ablası, hiç yoktan geçirdiği bu iki yılın telafisini bir şekilde yapsın isterdi. Yeterki mutlu olsun aşkımı kalbime gömerim diye düşündü genç kız. Sultan yüzünü buruşturup sorusuna devam etti, “Meymenetsizden haber var mı?” Genç kız meymenetsizin kim olduğunu önce anlamazsa da Sultan ablasının gözleriyle arkasındaki camdan bahçeyi göstermesi ile kim olduğunu anlamıştı. Aklına gelen yüz ile yüzünü buruşturdu. “Bilmiyorum…” giden iştahının sebebi ile elindeki lokmayı tabağına bırakıp düşünceli bir şekilde gözlerini masada gezdirdi, “Bilmiyorum abla. Samet ağabeye en son sorduğumda hastahaneden çıktıktan sonra kaybolduğunu ifadesini değiştirmesi için aradıklarını söylemişti.” Düşündükleri ile kaşları havalanan genç kız Sultana dönüp merakla sordu, “Kız abla… Bunlar bulmuş olmasın Asafı? Yağız Ali beyin çıkacağından çok emindiler. Buldular da ifadesini mi değiştirdi acaba?” Sultan da duydukları ile kaşlarımı kaldırmıştı. “Aaa demek ki öyle oldu… Çok da sevinçliydi Samet.” Kafasını gergince aşağıya ve yukarıya sallayan kız korkusunu belli etmeden sordu, “Benim veya buradaki her hangi bir kişinin başına musallat olmaz di mi abla?” Sultan düşünceli bir şekilde emin olmayan bir ifade takınmış fakat takındığı ifadenin tam tersi yatıştırıcı bir cevap vermişti, “Onda o yürek var mı sence? Hiç de bir şey yapamaz sen içini ferah tut kızım. Olur da yaparsa arkanda dağ gibi Yağız Ali bey var evelallah.” Dalga geçer gibi güldü genç kız, “İlahi abla… Nerede Yağız Ali bey?” Dalga geçer gibi etrafında bir tur göz gezidirdi. “Bak ben göremiyorum… Şaka bir yana… Benimle ilgilenmek onun mesul olduğu bir husus değil abla.” Anlamayarak kaşlarını çattı Sultan, “O ne demek öyle kız!” Gözlerimi deviren genç kız net bir şekilde fısıldadı, “Yağız Ali bey özgürlüğüne kavuşsa dahi Asaf bana bir şey yaptığında bunu gidip adama söylemem…Söyleyemem abla… Neticede bu adam bir yerde benden dolayı böyle bir durumun içine düştü. Bir daha onu bu duruma sürükleyemem.” Gülümsedi genç kız, “Dedin ya biraz önce… Kaybettiği yılları güzelliklerle kapatsın bundan sonra. Benim dertlerimle uğraşmasın. Kendi hayatıyla meşgul olsun… Çaldığım yıllarının karşılığını sadece dua ederek verebiliyorum. İki yıldır dilimden eksilmeyen tek dua da bu abla.” “Mutlu olsun…” üzgünce bakan tombul kadın kızı gibi gördüğü gencin yanına oturup kolunu omuzuna sardı, “Ah benim düşünceli kızım.” Bir süre sarılan ikili kahvaltının bitmesi ile salonu toplamaya geçti. O zamanlarda paralel olarak hapishanede durumlar Karabağlı konağında olduğundan daha karışıktı. Koğuştaki ranzasında yatan Yağız Ali, demir kapının açılması ile gözlerini kapıya çevirdi. Gardiyanın söylediği sözler boş duvara çarpıp Yağız Ali başta olmak üzere koğuştaki diğer kişilerin kulaklarında yankılandı. Yankılı ses koğuşa sessizliği de beraberinde getirmişti. “Yağız Ali Karabağlı…Tahliye. Gözün aydın.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD