3. Bölüm

1815 Words
Güneşli bir ilkbahar günüydü. Gözlerim kapalı bir şekilde, yüzümü göğe doğru kaldırmış, güneş ışığının tenimi ısıtmasının keyfini sürüyordum. Bir yandan da hafifçe esen rüzgar saçlarımı dalgalandırıyordu. Huzurluydum... ve gariptir ki mutlu olduğumu hissediyordum. En son ne zaman böyle hissettiğimi düşündüm. Ama hatırlayamadım. "Naz'lım." Bir anda yanıbaşımdan gelen sesle dudaklarım keyifli bir gülümsemeyle kıvrılıverdi. "Aç gözlerini, Naz'lım." Ismim Nazende'ydi, ama herkes Naz derdi. O ise inatla bana Naz'lım demeye devam ediyordu. Ona göre benden daha nazlı biri daha yoktu. Eh, bir yerde de haklıydı. Sezer bir konuda gönlümü yapabilmek için hep çok uğraşırdı. "Adının hakkını veriyorsun, Naz'lı sevgilim," dediğinde güldüm. O an dudaklarımın hemen üstünde hissettiğim sıcak nefesle birlikte gözlerimi hızla açtım. Sezer tam karşımda durmuş bana sırıtarak bakıyordu. "O güzel gözlerini biraz daha benden esirgeseydin, o güzel dudaklarından öpecektim." Yanaklarım utançtan ala boyanırken sevdiğime ters ters baktım. "Öpseydin, kafanı kırardım senin." Bu sözlerim üzerine kahkaha attı. "Zaten kaç aydır resmi olarak çıkmamıza rağmen el ele tutuşmaktan öteye gidemedik bir türlü. Yazık değil mi bana?" dedi köpek yavrusu bakışlarıyla. "Başka ne bekliyordun ki? Sen benimle çıkmadan önce karakterimi biliyordun. Hem daha liseye gidiyoruz. Yaşımız kastettiğin şeyler için hiç uygun değil." "Sen 17 ben 18. Evlensek çocuğumuz bile olur." Ağzına elimin tersiyle vurmamak için kendimi zor tuttum. "Terbiyesiz." Kolunu omzuma attı gülerek. "Babam doğduğunda babaannem senin yaşındaymış." Onunla laf yarıştırmaya hiç gücüm yoktu. Bu nedenle susmayı tercih ettim. Kollarımı göğsümde kavuşturup denizi seyretmeye başladım. "Naz'lım?" Yine dibime sokulmuştu. Neden bu kadar güzel kokmak zorundaydı ki... "Naz'lı sevgilim..." diye kulağıma fısıldadığında yağ gibi erimemek için çabaladım. Inatla ona cevap vermeyecektim. Ama o da en az benim kadar - hatta benden de fazla- inatçıydı. "Naz'lım." "Naz'lım..." "Naz"lım....." "Naaaaaaz!" Sezer'in kadifeye benzeyen sesi ne ara böylesine cırtlak bir tona dönmüştü, anlamamıştım. Iki elimi de kulaklarıma bastırdım. "Kızım, uyansana!" "Hı? Ne?" dedim sersem bir şekilde. Göz kapaklarımı araladığımda ne deniz manzarası vardı ne de Sezer. Odamdaydım ve annem karşımda dikilmiş, bana sinirle bakıyordu. "Kaç dakikadır bağırıyorum. Bu ne uykusu böyle?" "Ya anne! Ne olur bırak biraz daha uyuyayım," dedim gözlerimi sımsıkı yumarken. Maksatım gördüğüm rüyaya geri dönmekti. Ama annemin kalçama attığı çimdikle çığlığı basmadan duramadım. Gözümü açıp anneme ters ters bakarken kalçamı ovuşturuyordum. "Aşk olsun anne sultan ya! Niye bu kadar vicdansızsın sen?" "Kızım kalk sende! Saat öğlen oldu. Bugün birlikte pazara çıkacağız." "Ya off!" dedim yataktan kalkarken. "Of deme anneye!" Huysuz bir şekilde banyoya girdim. Yüzümü soğuk suyla yıkadıktan sonra aynadaki aksime baktım. Bilincim yeni yeni yerine geliyordu. Birden az önce yapmaya çalıştığım şeyin idrakına varınca, ağzım bir karış açık kalmıştı. Ben rüyamda Sezer'i görmüştüm ve resmen o rüyadan uyanmak istememiştim. Aslında pek rüya sayılmazdı. Geçmişte öyle bir anımız vardı. "Gıcık!" diye sinirle söylendim. Resmen dün akşam söylediği şey olmuştu. Rüyamda onunla kendimi görmüştüm. Bu tamamen bilinçaltımın bana oynadığı bir oyundu. Buna başka bir anlam yüklemek saçma olurdu. "Bir daharüyanda onu görmek yok! Hem onu görüyorsan bu rüya değildir, kâbustur kâbus!" dedim aksime doğru tehdit edercesine. *** "Anne, ellerim koptu!" dedim annemin arkasından elimdeki poşetlerle zar zor ilerlerken. "Taşıdığın iki-üç kilo bir şey. Amma yakındın!" Annem kadar acımasız bir anne daha var mıydı acaba şu dünyada? Tam ağlamak üzereydim ki, elimdeki poşetlerin benden alınmasıyla şaşkınlığa uğradım. Ama beni en çok şaşırtan şey, beni bu yükten kurtaran kişinin Sezer olmasıydı. "Ver ben taşıyayım Hanım teyze," diyerek annemin de elindekileri aldı. Benim ise âdeta dilim tutulmuştu. "Ay sağ ol Sezer'im. Allah ne muradın varsa versin oğlum." Sezer bana göz kırpıp, içten gelen bir sesle, "Aminnn," dediğinde gözlerimi devirmekten kendimi alamadım. "Sen bugün işe gitmedin mi?" "Yok, halledilecek birkaç işim vardı. O yüzden izin kullandım." Annemle olan konuşmalarını kayıtsızca dinliyordum. Zaten bir ben hoşlanmıyordum ondan. Annemle babam kendi oğullarıymış gibi severlerdi Sezer'i. Kaldığımız apartmanın önüne geldiğimizde kapının önünde duran nakliye aracı çekti dikkatimizi. Bizim bir üstümüzdeki daire uzun süredir boştu. Anlaşılan artık kiraya verilmişti. "Yeni komşularımız oluyor, ne güzel," dedi annem sevinçle. Bu, dedikodu yapabileceği kişi sayısının artması demekti onun için. Sevinmesi bu yüzdendi. "Ben alayım artık onları," dedim Sezer'in ellerine uzanırken. "Buraya kadar taşıdım, yukarıya kadar da dayanabilirim," dedi alayla. "Gel oğlum, sana bir kahve yapayım." "Çok güzel olur Hanım teyze," dedi Sezer hemen. Daha dün akşam seni rahat bırakacağım diyen adam değil miydi bu? Sözüne güven olmayacağını aslında çok iyi bilmem gerekirdi. Eve çıktığımızda Sezer elindeki poşetleri mutfağa bıraktıktan sonra salona gidip koltuğa kurulmuştu. Sanki kendi evindeymişçesine rahattı. Annem, "Hadi, kahveleri yapta gel," dedi aldıklarımızı dolaba yerleştirdikten sonra. Tek kaşımı kaldırarak, "Hani sen yapacaktın kahveyi?" diye sordum. "Kızım, sen varken benim yapmam olur mu hiç." Sonra da muziplikle ekledi. "Hem eminim Sezer oğlum kahveyi benim değil, senin ellerinden içmek ister." "Zıkkımın kökünü içsin," diye söylendim. Yarım saat kadar sonra Sezer kahvesini içmiş ve gitmek için ayaklanmıştı. Mecburen onu kapıya kadar geçiren kişi ben olmuştum. Sezer kapı önünde ceketini giyerken bana göz kırptı. "Ellerine sağlık Naz'lım," dediğinde bir an için afalladım. Bir an acaba tekrar rüyada mıyım diye düşünmeden edemedim. Yıllardır bana bu şekilde hitap etmiyordu. "Ne demek Sezerciğim, zehir zıkkım olsun," dedim sevimlilikle. O ise benim bu sözüme gülmekle yetindi. "Hem hani sen benden uzak duracaktın? Daha sözlerinin üzerinden 24 saat geçmeden su koyverdin, bakıyorum." Ayakkabılarını giydikten sonra yüzüme ciddiyetle baktı. "Sözlerimi unutmadım. Ama ben sana senden uzak duracağım dedim, vazgeçeceğim değil. Alıştıra alıştıra yapmak lazım." Yüzünde keyifli bir tebessüm belirdiğinde içimi çekmekten kendimi alamadım. Sesimin tonunu biraz yüksek tutarak, "Güle güle Sezer! Bir daha gelme Sezer!" dedim. Annem içeriden sinirle, "Naaaaz!" diye bağırdı. Çok sevgili damat adayına bu sözleri söylemem hoşuna gitmemiş gibiydi. "Gidiyorum, arkamdan su dökmeyi unutma Nazende." Sezer sırıtarak indi merdivenleri. *** Yatağımda uzanmış müzik dinlerken, birden annem girdi odadan içeri. Elinde en sevdiğim limonlu kek duruyordu. Bir anda ağzım sulandı. Hemen uzandığım yerden doğruldum ve kulaklarımdaki kulaklıkları çıkardım. "O benim mi? Ne olur senin de!" dedim dudaklarımı yalarken. Annem 'cıks' dercesine başını kaldırdı. Yüzüm düşerken, "Kimin?" diye sordum. "Yeni komşularımızın." "Yeni komşular?" derken aklıma sabah gördüğümüz nakliye aracı gelmişti. "Ne ara kaynaştın yeni komşunla?" "Kapı önünde konuştuk Sevda Hanım'la. Al bunu götür de, afiyetle yesinler." "Anne, niye ben ya?" diye sızlandım ayağa kalkarken. "Kızım, senden başka bir çocuğum var mı benim?" "Anladım, tamam," dedim yenilmişlikle. "Ver, götüreyim." Elimde kekle merdivenleri teker teker çıktım. Şu an yeni komşularla kaynaşacak havamda değildim açıkçası ama bizde komşuluk her şeyden önce gelirdi. Zili çaldığımda çok beklememe gerek kalmadan açılmıştı kapı. Karşımda benim yaşlarımda bir kız duruyordu şimdi. "Merhaba, ben Naz. Hemen bir alt katta oturuyoruz," dedim çekingence. "Hoşgeldiniz apartmanımıza. Annem bunu sizin için yaptı." Elimdeki keki kıza uzatırken, gülümseyerek aldı. "Selam, Naz ve çok teşekkürler. Ben de Selen. İçeri gelsene." Bir anda gelen bu teklifle ne diyeceğimi bilemedim. "Şey, rahatsız etmeyeyim." "Ne rahatsızlığı. Annem markete kadar gitti, benim de canım sıkılıyordu zaten. Hadi gel de, az sohbet edelim. Hem getirdiğin bu güzel kekten de yeriz," dedi tabağı kaldırarak. İşte buna asla hayır diyemezdim! Bir süre sonra mutfaktaki masada karşılıklı oturmuş, çay eşliğinde kekten yiyorduk. Selen gerçekten çok tatlı bir kızdı. Benden sadece 1 yaş küçüktü ve şu an Üniversite son sınıfta okuyordu. Bu sene mimar çıkacaktı. "Sen neden okumadın?" diye sordu bana. "Bilmem," dedim omzumu silkerek. "Liseden mezun olunca sınava girmiştim aslında ama istediğim sonucu alamadım. Sonrasında bir daha denemedim. Onun yerine çalışmayı tercih ettim." "Çalışıyor musun yani?" "Yok, birkaç ay önce kovuldum," dedim sinirle gülümserken. Ah Sezer, sana ne yapsam azdı! "Hmmm," dedi düşünceli bir şekilde. "Tekrar sınava girmeyi düşünmez misin?" "Ben mi?" Şaşırmıştım aslında. "Bu yaşta mı?" "Ne varmış canım yaşında? 24 yaşındasın, çok değil ki. Hem okumanın yaşı mı olumuş hiç?" Aslında doğru söylüyordu. "Bilmem ki. Okulda çok başarılı bir öğrenci sayılmazdım." Lisede sınavlara beni hep Sezer çalıştırırdı. Onun kafa zehir gibiydi ve zayıf not aldığı bir ders hiç yoktu. Onun sayesinde geçmiştim her dersi. "İstersen, başarırsın." Selen'i gerçekten sevmiştim. Bu fikri düşüneceğimi söyleyip ayaklandım. *** Aradan geçen günlerde Selen'le daha da yakınlaşmıştık. Hatta onu Demet ile Filiz'le de tanıştırmıştım. Canım arkadaşlarım başta kıza çok önyargıyla yaklaşsalar da, zamanla onlar da sevmişti Selen'i. Ayrıca bir yandan da üniversite sınavını araştırıyordum. Bu sene artık geçmişti. Ama gelecek sene sınava girebilirdim. Bu konuyu aileme açtığımda, gözlerinde gördüğüm sevinç verdiğim kararın doğruluğunu anlamamı sağlamıştı. Sahi, ben niye hiç okumayı düşünmemiştim? Başından kötü bir aşk geçen herkes benim gibi kabuğuna mı çekiliyordu sanki? Lise bittikten sonra kendimi düşünüp, eğitimime yönelmem lazımdı aslında benim. Son zamanlarda Sezer'i de hiç görmüyordum. Bana verdiği sözü tutuyordu ve bu beni oldukça şaşırtıyordu açıkçası. Ama bu durum işime geliyordu elbette. Artık beni her yerde rahatsız eden biri yoktu! "Naz, ne yapıyorsun?" diyerek mutfaktan içeri girdi annem. "Kurabiye." "Nerden esti?" "Bugün günlerden Cuma," dedim kayıtsızca. "Eee?" "Ne eee'si anne? Her ayın ilk Cuma'sı bize misafir gelmiyor mu?" Annem ne demek istediğimi anlamış gibi başını salladı. "Bugün gelmeyecekler." Tepsiye hazırladığım hamurları yerleştirirken duyduğumla bir anda kalakaldım. "Ne demek gelmeyecekler?" "Fadik teyzen aradı. Artık gelmeyeceklerini, zorla güzellik olmayacağını sonunda Sezer'in de anladığını söyledi. Hatta akşam biz onlara oturmaya gideceğiz." Duyduklarıma inanamıyordum. 2 yıldır öylesine alışmıştım ki bu duruma, şimdi birdenbire her şeyin değiştiğine inanmak çok güçtü. "Üzüldün mü?" Annem resmen dibime kadar girmiş, yüzümü inceliyordum. "Yok ya, ne üzüleceğim. Rahatladım bile," dedim neşeyle. Gerçekten de rahatlamıştım. "Oh be, dünya varmış." "Gerçekten mi? Bana pek öyle gelmedi ama." "Anne, sen beni bilmiyor musun? Kaç senedir 'olmaz bu iş' diyorum ama anlayan yoktu. Şimdi istediğim şey olmuş, nasıl sevinmem?" Bir süre durup düşündü annem. "Sen öyle diyorsan." "O zaman ben akşam Filiz'lere giderim. Bugün dizimiz var." "Tamam." Annem yanımdan ayrıldıktan sonra elimdeki işi bitirmeye hız verdim. Sonunda tepsiyi fırına sürdüğümde rahat bir nefes alabildim. Artık kendimiz oturur yerdik. Sezer'e zaten helal etmeyi düşünmüyordum! "Naz, Selen geldi." Annemin sesini duymamla hızla mutfaktan çıktım. Selen kapıda durmuş bana gülümsüyordu. "Hoşgeldin, geçsene," dedim yanaklarından öperken. "Rahatsız etmeyeyim." "Yok kızım, ne rahatsızlığı. Geç hadi," dedi annem. "Peki." Selen ayakkabılarını çıkarıp içeri girdiğinde, "Gel odama gidelim," dedim. "Tamam." Birlikte odamdan içeri geçerken, Selen'in biraz tuhaf davrandığını düşünmekten kendimi alamamıştım. Elini kolunu nereye koyacağını bilemiyormuş gibi bir hali vardı. Yanakları ise kızarmıştı. Yatağımın üstüne geçip oturduğunda yüzüne dikkatlice baktım. "Sende bir şeyler var sanki." "Yok canım, ne olsun." "Bilmem, heyecanlanmışsın gibi." "Merdivenleri çok hızlı indim, ondandır." "Öyle olsun bakalım," dedim gülümseyerek. "Naz?" "Efendim?" "Bu mahallede uzun zamandır yaşıyorsunuz, öyle değil mi?" "Evet, ben doğmadan önce buraya taşınmış annemler. Niye sordun?" "O zaman herkesi de tanıyorsundur." "Çoğu kişiyi tanıyorum diyelim." "Bu apartmandakileri de tanıyorsundur." "Evet, herkesi bilirim." "Peki ya Sezer'i?" Sezer'in ismini duymamla dudaklarımdaki gülümseme silindi. "Birlikte büyüdük. Hatta aynı okullara gittik. Neden?" "Şey... ben bir süredir merdivenlerde falan onunla karşılaşıyorum. Çok saygılı biri. Efendi olduğu her halinden belli." Kaşlarım çatılırken, dişlerimin arasından, "Öyledir kendisi," diye tısladım. "Kız arkadaşı var mı, biliyor musun?" Birdenbire içimde kabarmaya başlayan öfke beni dumura uğrattı. Kızın sorduğu şeyde hiçbir yanlış yoktu. Ona, 'kendisi benim uzatmalı görücüm olur,' diyemeyeceğim için, "Yok," demekle yetindim. "Ama bu seni neden ilgilendiriyor?" "Ben... ben sanırım ona âşık oldum!" "Ne?" dedim şok içerisinde. Duyduklarıma inanamadım. "Evet, çok hoşlandım ondan. Şey... madem birbirinizi eskiden beri tanıyorsunuz, senden bir şey isteyebilir miyim?" Başımı sallayarak, "Tabii söyle," dedim. Hâlâ şoktaydım. "Onunla aramı yapar mısın? Benim farkıma varması konusunda bana yardımcı olur musun?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD