Sezer delici bakışlarıyla yüzüme bakarken konuşmayı bir türlü beceremiyordum. Ona duyduklarının yalan olduğunu söyleyemezdim. Çünkü hepsi doğruydu. Sezer'den kaçma derdiyle -yılana sarılırcasına- Selen'e sarılmıştım ben. Aptalcaydı. Ama yapmıştım işte. "Niye susuyorsun?" diye sordu Sezer. Ben konuşmadıkça öfkesi ve hayalkırıklığı katlanarak artıyor gibiydi. "Doğru mu?" Yine bir cevap veremedim. Onun yerine bakışlarımı kaçırarak başımı yere eğmiştim. Sezer içine derin bir nefes çektikten sonra, "Allah kahretsin!" diye mırıldandı ve ben daha ne olduğunu bile anlayamadan kapıdan çıkıp gitti. "Bravo. Sonunda her şeyi berbat etmeyi başardın." Selen'e sinirle baktım. Sonra onunla daha fazla vakit harcamak yerine, Sezer'in peşinden gitmem gerektiğine karar verdim. Bu konuda haksız olsam da

