4. SENİ SEVMEK

1547 Words
Merdivenleri ikişer üçer tırmanarak yatak odasına vardığımda ilk işim giysi odasına girmek oldu. Mirza'nın kıyafetlerinin arasına yerleşmiş kıyafetlerim o kadar güzel görünüyordu ki birkaç dakika durup her şeyimizin birbirine karışmasının ne kadar harika bir his olduğunu doya doya hissettim. Getirdiğim parçaları incelemek adına kıyafetlerin arasına dalış yaptığımda uzun uğraşlar sonucunda önü yırtmaçlı midi boy deri siyah eteğimin üzerine saten kırmızı askılı giyinme kararı almıştım. Deri ceketim ve siyah topuklularım yanımdaydı bu da kombinimi kusursuzlaştırıyordu. Ben kıyafetlere karar verdiğimde Mirza'nın gelişine üç saat, duşa girip hızlıca çıktığımda iki buçuk saat kalmıştı... Tülin ablanın yemek çağrısına iştirak edememiştim çünkü aynanın karşısına geçip saçlarımı kendi çabalarımla düzenli dalgalara büründürmek bir saatimi almıştı. Göz makyajımı sade tutsam da dudaklarıma bordo rujumu sürmüştüm. Giyinmek için bornozumu çıkarttığımda sutyeni atlayıp direkt askılıyı giyindim. Ceketimi giyinip çantamla aşağı indiğimde Mirza'nın gelmesine on dakika kalmıştı. Mutfağa inip ayaküstü pişen sarmalardan bir tabak yedim, dişlerimi kontrol için banyoya girdiğimde üç dakika kalmıştı. Ağzımı çalkalayıp dışarı çıktığımda evin kapısı çalmıştı. Tam vaktinde! "Selam!" dedim onu gördüğüm anda neşeyle boynuna atlayarak. Belimi tutup ayaklarımı yerden keserek sarılışıma karşılık verirken burnunu kulağımın hemen altına boynuma gömmüştü. Burnunu gömdüğü yeri öpüp geri çekildiğinde oniks karası gözlerine baktım. "Selam," dedi benim aksime sakince ve eğilip dudaklarımı hasretle öptü. Elimi tutup kapıyı arkamızdan kapatarak beni dışarı çektiğinde kolunu belime sarmış ve bedenlerimizi birbirine yapıştırmıştı. "Sen gelene kadar normal sevgililer ne yapar diye çok düşündüm, bulamadığım için araştırma yaptım ve birkaç fikir edindim. Sinema, yemek, piknik, yürüyüş falan yazıyordu. Ben isteklerimi sana önceden sıraladığım için ve zeki biri olduğun için beni sinemaya götüreceğini düşündüm." Arabanın kapısını benim için açarken sırtımı arabaya yaslayarak ona döndüm. "Doğru mu bildim?" "Senden kaçmayacağını biliyordum." Başını iki yana sallayarak güldü ve koltuğu gösterdi. "Bin hadi." Sinemaya gidecektik! Birlikte normal sevgililer gibi sinemaya gidecektik... Bu saatte mi? Mirza koltuğuna yerleşip kemerini bağlarken ona döndüm merakla. "Bu saatte hangi sinemaya gideceğiz? Kapanmak üzeredir." "Endişelenme sevgilim." Uzanıp elimi tuttu ve üzerine küçük bir öpücük bıraktı. Yeniden yola koyulduğunda sabırsızlanmaya başlamıştım. Kolumu cama yaslayıp pencereden dışarı baktım. Orman usulca ardımızda kalıyordu. Bu evin bu kadar uzakta olduğunu şimdi fark ediyordum. Sinemaya gideceğimizi söylemişti, hangi filme gidecektik? Vizyonda hangi filmlerin olduğuna bakmak neden aklıma gelmemişti ki? Komedi filmi değildir inşallah, romantikte olmasın beni bayıyor öylesi. Aşk kadını olduk diye romantik komedi sevmeye başlayacak halimiz yok. "Mina." Mirza'nın sesiyle karanlığa dalmış gözlerim ona döndü hızla. "Bacağını sallama güzelim." O söyleyene kadar bacağımı seri hareketler salladığımdan habersizdim. Elimi bacağıma koyup durdurmaya çalışsam da stres peşimi bırakmadığından mümkün değildi. "Elimde değil, senin yüzünden streslendim hem bacağımı sallamamdan sana ne? Bacak benim ayak benim sallarım da silkelerim de!" "Dikkatimi dağıtıyorsun ve ben araba kullanıyorum." Sertçe yutkunup direksiyonu kırdığında ne demek istediğini anlamamıştım. "Üç şıkkı da işaretleyeceğim deyince daha rahat bir şey giyersin sanmıştım." "Rahatım zaten," bacağımı bacağımın üzerine atıp eteğimi düzelttim ve ona dönüp eğildim. "Hem de çok rahatım." "Anladım onu," diye homurdandı ve anayola saptı. Bu haline güldüm, stresimi dağıtmayı başarmıştı. Şimdi onu bir güzel öpmek istiyordum ama ondan önce sormam gereken sorular vardı. "Kolye işe yaradı mı?" "Şaka mı yapıyorsun, tabii ki yaradı! Fotoğrafı gördüğünde yüzünün aldığı şekli görmen gerekirdi. Beti benzi soldu piçin. Sevkiyat bizde para onlarda üstelik zerre zararsız." Keyifle gülerken uzanıp yanağımdan bir makas aldı. "Mesajda yazmıştım ama dile de getireceğim. Harika bir hamleydi." "Her zaman! Sen Sinem Yavrucuk'u sevmemiştin ama Pınar Soylu işe yaradı bak." "Sinem Yavrucuk kendini direkt olarak düşmanının inine atmıştı da ondan! Ayrıca Pınar'ın üzerindeki elbiseye sonra değineceğim." "Çok güzeldi değil mi? Jülide'nin boynundaki kolye çok yakışırdı ama bizim sevgilimiz o kadar bonkör değil maalesef!" Kollarımı göğsümde bağlayıp tek kaşımı kaldırdığımda tartışma başlamadan bitmişti. Elbiseme karışacak hali yoktu ve bunun farkındaydı. Arabayı durduğunda bana döndü ve kemerini çözerken yüz ifademe bakarak güldü. "Hadi in, geldik." Arabadan inip yanıma gelmesini beklerken etrafı inceliyordum. Başka bir yere çekecekti sanırım çünkü sokağa arabanın girmesine ihtimal yoktu. Ünal bir anda yanımızda belirdiğinde bana başıyla selam verip arabaya bindi. Mirza yanıma gelip kolunu omzuma attığında omzumdan sarkan elini tuttum ve beline sarılıp adımlarına uyum sağladım. Birlikte kalabalık sokakta insanların arasına karışarak aşağı doğru ilerlerken gözüme tanıdık bir yüz çarpmıştı. "Ünsal?" "Kalabalığın içine dağıldılar, güvenlik amaçlı." "Ne yani? Hepsi burada mı?" "Direkt göremezsin ama dikkatli bakarsan görürsün. Bakmamanı tercih ederim çünkü o zaman burada olduklarını anlamazsın ve bu gece normal bir gece olur." Hem normal olmak istiyordu hem de ikimizi de riske atamayacak kadar tedbirliydi. Ona uyum sağlayıp tüm bu koruma ordusunu görmezden gelmeyi seçtim zira bu gece ben de normal olmak istiyordum. Bağımsız sinema salonlarından birinin önünde durduğumuzda beni pasajın içine yönlendirmişti. Bizi lise çağlarında bir çocuk karşıladı. "Hoş geldiniz abi, bu taraftan." Yönlendirmesiyle loş ışıklı dar koridordan geçip ilerideki sinema salonuna girdiğimizde bizi kırmızı koltuklu küçük bir salon karşıladı. Normal sinema perdelerinden daha küçük olan beyaz ekran ve altı sıra çift koltuğuyla nostaljik bir görüntüsü vardı. Salonun dışına asılı film afişine bakmak için geriye doğru meylettiğimde Vertigo'nun büyük posterini görmek sevinç çığlığı atmama sebep olmuştu. Neşeyle yerimde zıplayıp kendimi Mirza'nın kucağına attığımda ayaklarım yerden kesilmişti. "Harikasın harika!" Sevincim onu da neşelendirmişti. Beni kucağından indirmeden odaya soktu ve en arka koltuğun sırasına çıktı. Ortadaki ikili koltuğa yan yana oturduğumuzda önümüze kurulmuş küçük ziyafet sofrasına bakakaldım. "Mirza tüm bunları ne ara düşünüp ayarladın?" "Seni mutlu görmek için her an her şeyi yapabilirim ma ciel. Sevdin değil mi?" "Sevmemek ne mümkün bayıldım, bayıldım! Hep sinemada izlemek istemiştim ama hiç rastlayamamıştım!" Rastlamamam normaldi zira film çok eskiydi ve aynı döneme denk düşmem şu an ölü olmam anlamına geliyordu. Yanağına kocaman bir öpücük bırakıp geri çekildiğimde görevli çocuk çoktan kapıyı kapatmıştı. Işıklar birkaç saniye sonra kapanırken ekran aydınlandı, hemen tepemizden yansıtıcının beyaz ışığı yükseliyordu. 3... 2... 1... Geri sayım eşliğinde dönen film rulosu nihayetinde filmi başlatırken yerimde heyecanla kıpırdandım. Dönemin ilklerine ait bu film gerek çekim tekniği gerek kurgusuyla efsaneydi ama ben bu filmi yaklaşık on bin kez izlemiştim. "Al bakalım." Eğilip önümüzdeki buz kovasından dondurma dolu bardağı çıkartıp elime tutuşturduğunda gözlerini ekrandan ayırmadan kendi bardağını da aldı arkasına yaslandı. Siyah gömleğine taktığı kravatı çıkartmış ilk iki düğmesini açmıştı. Saçları sabah ki gibi arkaya taranmış haldeydi ve sakalları intizamla kısaltılmıştı. Ekrana odaklanmış gözlerine bakmamak imkânsızdı. Dondurmamdan bir kaşık alıp ağzıma götürdüğümde dizlerimi kaldırıp dizlerinin üzerine yerleştirdim. Sırtım koltuğun kol kısmına denk gelmişti, daha rahat oturmam için yerinde kıpırdanıp bacaklarını düzeltti. Hem dondurmasını yiyor hem de film izliyordu. Bana bakması gereken noktaya gelmemiş miydik artık? "Bu koltuk çok rahatsız," dedim sanki biri bizi duyup rahatsız olacakmış gibi fısıltıyla. Başını bana çevirirken gözlerini ekrandan zor ayırmıştı. Yerimde doğrulup ceketimi çıkarttım ve ön koltuğa koyup yeniden arkama yaslandım. Klima açık olduğu için ortam askılıyla durulamayacak kadar soğuktu, bu da göğüslerimin ön plana çıkmasına yardımcı olmuştu. "Öyle mi?" Ne ima ettiğimi anlamış bardağı masaya bırakmıştı. Parmakları bacaklarımda dolanırken sağ omzuma düşmüş atkuyruğumu geriye atıp kolumu sırt kısmına yasladım ve başımı yana eğip gülümsedim. "O zaman seni rahat ettirelim." Belimi tutup beni kucağına doğru çekti ve yan bir şekilde oturttu. Sevimli geniş bir gülümsemeyle başımı omzuna yasladığımda az önce oturduğum yere doğru uzattığım bacaklarımı parmaklarıyla boydan boya dolanıyor ve iyice gevşememi sağlıyordu. "Biz seninle hiç randevuya çıkmadık farkında mısın?" Ekrandaki gözlerim John'un hareketlerini takip ederken zihnim bu anın güzelliğinde takılı kalmış hiçbir şeye odaklanamıyordu. "Normalde sevgili olmadan önce flört edilir, böyle küçük randevulara çıkılır ama biz o evreyi çok değişik atlattık. Ne bileyim, sanki biri sırtımıza kanat takmış da uçmaya zorlamış." "Seni bir kez gördüm, tutuldum gerisini hatırlamıyorum." Başımı kaldırıp gözlerimizi kenetlediğimde oniks karalarında gördüklerimin aşktan daha fazlası olduğunu söyleyebilirdim. Tutku, bağlılık, sadakat, arzu... Hepsi bir araya toplanmış ve harelerini kuşatmıştı. "Kim uçurduysa bizi bu noktaya, ellerine sağlık der başımın üstüne koyarım." "Ucunun nereye çıktığı belli olmayan bir tünele girmişim ama bilinmezlik beni korkutmuyor, yürürken tedirgin değilim. Sıradanın dışında bir ilişkinin içinde olmak, seninle gecenin köründe sinemada en sevdiğim filmi izlemek bana 'iyi ki' dedirtiyor. İyi ki sen, iyi ki biz." Bacaklarımı karnıma doğru çekerek tamamen ona döndüm ve dudaklarına tutkulu bir öpücük kondurdum. "Tutkuların en güzelini seninle yaşıyorum, beni bulmaz dediğim aşkı da senin gözlerinde buldum. Korkularım seninle birlikte söndü, gecelerim şenlendi uykularım rüyalarla doldu. Yaşıyorum," dedim neredeyse coşkuyla bağırarak. "Ben yıllar sonra ilk kez gerçekten yaşadığımı hissediyorum Mirza. Düştüğüm denizde çırpınmıyorum, akışa bıraktım kendimi süzülüyorum!" Dudaklarına bürünen gülümseme içimi ısıtırken derin bir nefes aldı ve dudaklarıma tutkulu bir buse bırakıp geri çekildi. "Bunu gecenin geri kalanına saklıyordum ama bekleyemeyeceğim." Başını iki yana sallayıp arkasına yaslandı ve yüzümü daha rahat göreceği şekilde belimden tutarak oturuşumu değiştirdi. Tamamıyla ona doğru döndüğümde ikinci bir derin soluğu ciğerlerine hapsedip serbest bırakmıştı. Merakla ne yapacağını beklerken nihayet ıstırabıma son vermiş ve dudaklarını aralamıştı: "En karanlık günlerimin aydınlığısın." Dikkatimi dağıtan dudağına yayılmış ruj lekelerini dayanamayıp temizlerken gülümsüyordum. "Tam daraldım, köşeye sıkıştım, bu kuyudan nasıl çıkacağım diye düşünüyorum karşıma çıkıyorsun." Atkuyruğumu parmağına sarıp serbest bırakarak kendince oynarken gözleri yüzümdeydi. "Bir mesajla, zihnimde canlanan gülüşünle, kelimelerinle, ruhunla..." Açıkta kalan boynumu öpüp geri çekilirken kulağımın dibinde durdu. "Seni düşünmek güzel şey, seni düşünmek ümitli şey." Kulak mememi dişleri arasına alıp ısırdığında kolunu karnıma sarmıştı. "Dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey." Isırdığım dudağımın arasından bir inilti dağılırken kollarımı boynuna sardım. "Fakat artık ümit yetmiyor bana." Dudakları dudaklarıma değeceği esnada durdu. "Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum." Eğer zihin alıcılarım fazla aşk yüklemesinden duyma ve algılama yetisini yitirmemiş ya da yamultmamışsa bunun bir evlenme teklifi olması olası ihtimaller dâhilinde mi yoksa şair burada şarkı söylemek istiyorum derken başka bir şey mi kast ediyor? "Efendim?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD