3. BİRLİK

2001 Words
"Sen aklını mı kaçırdın?" Kucağıma yerleştirdiğim koca bir kap mısırı avuçlayıp ağzıma atmış ve hunharca çiğneyerek yutmaya çalıştığım esnada babamın asabi ses tonu odanın içine gülle gibi düşmüştü. "Zincir ile anlaşma yapmak ne demek?" "Sevkiyatı kaçırdık, mallara bir şekilde el koymam gerek ama şu an bunu tek başıma yapamam." "Sen de çareyi şerefsiz Osman'da buldun öyle mi?" Kinayeli sorusu kısılan gözleriyle uyumluydu ve odaya girdiği andan itibaren benimle göz teması kurmaktan kaçınmıştı çünkü ne durumda olursak olalım beni ne bu evde ne de Mirza'nın daha doğrusu Kaya'nın hayatında görmek istemiyordu. "İki büyük tır uyuşturucuyu dağıtmalarına izin vermektense Zincir ile aynı masaya otururum savcım." "Mirza!" dedi sertçe. "Bunun geri dönüşü olmayacak, Zincir ile iş yapman Atilla'yı uyandıracak biliyorsun değil mi?" "Vakti gelmişti, varlığımı idrak etse iyi olur." Babam sabrını taşırdığımızı belli eden bir nefes eşliğinde arkasına yaslanıp ellerini yüzüne örterek sakinleşmeye çalışırken ben kolamdan büyük bir yudum alıp avcumu ikinci kez doldurmuş ve mısırları ağzıma tıkıştırmıştım. "Mirza'nın babası Atilla Özcan'ı tanıyormuş," dedim normal bir şeyden bahseder gibi rahatlıkla. "Annesinin eski eşi olduğu düşünülürse, husumetleri baya derin ve bu da onun Mirza'yı tanıdığını gösterir." "Mirza'yı tanımasıyla Kaya'nın tehlike çanı olduğunu idrak etmesi aynı şey değil." Keskin gözleri odaya girdiğinden beri ilk kez bana dönmüştü. "Her yer mısır kokuyor, geleceğimi bildiğin için mi patlattın?" Yüzünü buruşturup kokunun onu ne kadar rahatsız ettiğini belli ederken umursamazca yemeye devam ettim zira haklıydı. Sırf o geleceği için tüm evi mısır kokutma kararı almış ve kokuya dayanmayıp yemeye başlamıştım. "Ne alakası var, canım çekti patlattım." "Saat sekiz buçuk Mina," dedi babam 'ufak at da civcivler yesin' diye bağıran ses tonuyla. "Bu saatte mısır patlağı yenmez." "Mide benim istek benim! Eleştirmediğin bir bu kalmıştı zaten, isteğimi yerim Allah Allah!" Ani çıkışımla aralanan dudakları ve çatılan kaşları büyük bir atışmayı ateşleyeceğini belirtirken Mirza hızla araya girmişti. "Dün Semih geldi, malların yarısını onlar yarısını biz alacağız para da ikiye bölünecek. Ben bir ihtimal paranın hepsini almalarını teklif ettim ama reddetti." "Reddeder tabii, bedava mal bulmuşlar kaçırırlar mı?" Beleş malın baldan tatlı olduğu kesindi, sevkiyat için adam ve silah katkısında bulunacak olan Zincir için bir tır uyuşturucu büyük kar demekti. Ben de onun kadar iğrenç bir insan olsam reddederdim. "Her halükarda Atilla'yı çıldırtacak bir hamle olacağı kesin," dedim ve dişime yapışmış mısır parçasını tırnağımın ucuyla çıkarttım. Bu rahatlık nereden geliyor sana, kendine azıcık çekidüzen ver iyice saldın. Haklıydı, sevgilimle aynı odadaydık ve ben babamı sinir etmek için pisleşmemeliydim. Elimi ağzımdan çekip oturduğum yerde dikleştim ve daha kibar bir edayla mısırları teker teker yemeye devam ettim. Aferin. "Bir de şu sahte Kaya meselesi var," dedi babam ciddi bir şekilde. Bu benim de ciddileşmeme sebep olmuştu zira şerefsiz her kimse durmuyor, saçma sapan işlerle yamuk gagalı akbabayı sağ sola çiziktiriyordu. Bu da Mirza'nın daha stresli günler geçirmesine sebep olduğundan onunla beraber ben de sinirleniyordum. "Hiç ipucu yok mu, kim olabilir?" "Yok, tek yaptığı akbaba sembolüyle mekânları talan etmek ve insanları ölesiye dövdürmek." "Daha ciddi bir duruma dönüşmeden hallet yoksa başına bela açacak." "Ben onu bir bulayım, belasını si..." Küfrü yarıda kalırken gözlerime bakmış ve sakinleşmek adına başını öne eğerek sessizliğe gömülmüştü. Benim için sakınca yoktu, istediği gibi sayıp sövebilirdi. "Ve size gelirsek," deyip parmağıyla ikimizi gösterdiğinde kopacak olan fırtınanın etkisiyle başımı dikleştirdim ve gözlerimi gözlerine kenetleyip en keskin bakışlarımı kuşandım. "Şu saçmalığı bitirin ve kendinize gelin. Hayatındaki tehlike günden güne artıyor ve kızımı tüm bunların ortasında istemiyorum!" "Affedersin ama hangi hakla benim adıma karar verebiliyorsun anlamadım." Mısır tabağını kenara bırakıp bacağımı bacağımın üzerinden indirdim. "Bu konuyu aş artık, biz birlikteyiz ev ayrılmaya da niyetimiz yok." "Kızım!" dedi sinirle ve tamamen bana döndü. "Sen tehlikenin farkında değilsin ama tehlike her geçen gün büyüyor ve ben başına bir şey gelecek korkusuyla yaşayamam. Anneni kaybettim, seni de kaybedemem." "Baba," dedim söylediklerine inanamadığımı belirten bir sesle. "Sen o evden çıkıp gittiğin gün beni kaybettin zaten." "Senin kadar güçlü olamadığım için mi yapıyorsun bunu bize? Gözümü karartıp Zeliha'nın anılarıyla dolu olan o evden kaçtığım için mi kendini benden sakınıyorsun?" Daha fazla dinlemek istemiyordum zira konuşmak istemediğim, kaçındığım noktalara en olmadık yerde değinmekten kaçınması gerekiyordu. "Beni affetmek bu kadar zor mu?" "Kolay mı? Oradan bakılınca kolay mı sence?" Mirza bizi yalnız bırakmak için odadan çıkmaya yeltendiğinde kolunu tutup onu durdurdum. Babamla aramızda özel diye bir şey kalmamıştı ve Mirza bütün acılarımı paylaştığım, bana en yakın kişiydi. "Beni yalnız bıraktın, sence kolay mı seni affetmek?" "Kalamadım, ne yapayım beceremedim! Ben hiçbir şey olmamış gibi içeri girip kanlı ellerle salonun ortasında anıları seyredemedim!" "Hayır, siz kaçtınız!" Alayla gülüp ağlamaya başlamadan önce akmaya çalışan burnumu gürültüyle çektim. "Birlikte aşabilirdik ama kaçtınız. O da gitti, sende gittin. Annem en azından kaybolmuştu siz direkt terk ettiniz!" Ve ben bunu hak etmedim, ben tercih ettiklerim yüzünden yalnız kalmayı hak etmedim. "Senin kadar güçlü değildik..." Yine aynı lafları sıralayacak ve kendini üste çıkartacaktı. Ben güçlüydüm öyle mi? Ben hiç üzülmeden, kendimi kırıp dökmeden o evde kalabilmiştim ve güçlüydüm, öyle mi? "Yeter!" dedim sinirle. Ses tonum yükselmiş, içimde birikenler yersiz bir şekilde taşmaya başlamıştı. "Seni dinlemek istemiyorum ve şunu da bil ki Mirza'dan vazgeçmeyeceğim. Ne olursa olsun yanındayım, gerekirse tehlikeye de onunla birlikte atlarım fark etmez." Ayağa kalkıp bahçeye çıkmadan önce ona döndüm. "Güçlü olduğumu söyleyen sensin, 16 Temmuz 2012'yi atlatmışım ben, bunu da atlatırım. Değil mi?" Cevap vermemiş, yalnızca her zamanki gibi gözlerini benden kaçırarak Mirza'ya dönmüştü. Benimle muhatap olmaya gücü yokken ona kendimi anlatacak hali bulmam mümkün değildi. Arkamı dönüp onları yalnız bıraktım ve bahçeye çıkıp kendimi Mirza'nın yerleştirttiği salıncaklı koltuğa boylu boyunca bıraktım. İşe koyulmadan önce azıcık kafa dinlemekten zarar gelmezdi. * Semih Bolat ile yapılan anlaşma iki hafta sonra ele geçirilen mallarla birlikte başarıyla sonuçlanmıştı. Malların paylaşımı yarı yarıya yapılmıştı ve bunların sonucunda Mirza, Kaya olarak tepeden tırnağa siyah takımı ve beline taktığı koca tabancayla Kozcuoğlu malikânesine gitmişti. Hazırlanışını DNA evin yatak odasında, giysi odasının kapısına çektiğim pufa oturarak bizzat izlemiştim. Son birkaç haftadır yanından ayırmadığı tabancayı beline yerleştirip siyah ceketini üzerine geçirdiğinde bahsettiği karanlığın bir parçasıydı ve o kadar yakışıklıydı ki o an üzerine atlamamışsam takımı kırışmasın diyeydi ama bu, akşamında özenle iliklediği düğmeleri kopartarak açmayacağım anlamına gelmiyordu. Telefonuma gelen bildirim sesiyle bilgisayarımın ekranına attığım boş bakışları yarıda kestim ve ekrana baktım. M: "Hazırlan, gece bir yere gideceğiz." Mesaj Mirza'dandı ve Osman Kozcuoğlu ile görüşürken bana bu mesajı atmasına şaşırmamak elde değildi. Hangi durumda olursa olsun bana mesaj atıyor bir şekilde iletişimi sağlıyordu, gel de sevme şimdi bu adamı! "Nereye gideceğimizi söylemen gerektiğini biliyorsun değil mi?" "Yoksa sen gelene kadar meraktan kalp krizi geçireceğim ve hazırlanacak bir sevgilin kalmaz." M: "Normal sevgililer gibi vakit geçireceğiz." "Bunu mafya toplantısı esnasında yazmasaydın anormal bir cümle olurdu ama şu an çok normal geliyor çünkü normal sevgililer gibi olmamız mümkansız." M: "Mümkansız?" "Mümkün ve imkânsızın birleşimi sevgilim." "Nasıl giyineyim? Rahat mı şık mı seksi mi?" M: "Rahat ve seksiyi aynı şıkta birleştirirsek ne olur?" "Çıplak gelirim Mirza! Ne oluru mu var? Kot şort tişört giyerim ağzın açık kalır." M: "Sen ne giyersen benim ağzım açık kalır sevgilim. Zalim bir güzelliğin var." "Soruma cevap vermedin, nasıl bir ortam olacak? Tam olarak plan ne? Sen bu mesajları toplantıda nasıl yazıyorsun? Şu an neredesiniz? Ne konuşuyorsunuz? Keşke beni de alsaydın, meraktan ölüyorum burada." M: "Malları teslim aldık. Şimdi paylaşım yapılacak ama Osman denen piçe tetiği çekmem an meselesi!" "Aman Ali Rıza Bey, tadımız kaçmasın sakin. Sağ salim hallet şu işi geri dön. Sen cevap vermediğin için üç şıkkı aynı anda işaretleyeceğim." "Lisede hocanın hazırladığı sorunun şıkları yanlış olduğu için karalayıp kendi şıklarımı yazmıştım biliyor musun? Hoca sinir olmuştu bana." "Şıklı soruları hiç sevmem o yüzden." M: "Konu sensen inanmamak mümkansız güzelim. Sakin kalıyorsun sırf senin için zaten." "Semih orada mı?" M: “Evet, Doğan'la birbirlerine saldırmaya hazır şekilde bakışıyorlar. Öpüşebilirler de emin değilim." Gözümde canlanan bakışmayla istemsizce kahkaha attığımda DNA evin yardımcısı Tülin abla sarmakta olduğu sarmayı bırakıp delirip delirmediğimi anlamak istercesine bir bakış atmıştı. İki hafta içinde DNA eve geliş sıklığımız arttığından Mirza düzen için Tülin Hanım'ı çağırmıştı. Ellili yaşlarının başında görünen kadın kısa boylu, tıknaz ve neşeli biriydi. Yanakları her güldüğünde kızarıp elma gibi şişiyordu ve mavi gözleri beyaz yüzünde boncuk gibi parlıyordu. Anaç bir tavrı vardı ama birbirimizi ilk gördüğümüzde fazlasıyla garip davranmıştık. O, Mirza'nın yanında bir kız görmeye alışık olmadığı için varlığımı sorgularken; ben bu yaştaki kadınlarla iletişim kurmakta zorlandığım için gerilmiştim. Üstelik kadın evin her türlü işine koşturuyordu, bu da kahveyi ayağıma getirecek demekti. Tembeliz falan ama kahvemizi de kalkıp kendimiz alabiliriz şükür. "Ay Mirza sen beni güldürdün Allah'ta seni güldürsün. Tabii şimdi güldürmesin, şimdi gülersen deli falan zannederler. Gerçi psikopat zannederlerse işine gelebilir malların hepsini sana verip kaçarlar." "Fikirde güzel ama pratiği bilemedim şimdi." M: "Psikopat olduğumu anlamaları için gülmeme gerek olduğunu sanmıyorum. Gülüşünü görmek için şu an hepsini tek kurşunda devirebilirim." "Şapşalsın sevgilim." "Doğan hala bana yenge demiyor Mirza." M: "Konuyu buraya nasıl çekebildin? Sana yenge demiyor çünkü onunla konuşmuyorsun Mina." "Çünkü beni kırdı! Özür dilemesi gerekiyor! Ama kendisi bir sığır olduğu için aval aval suratıma bakıyor. Tülin abla da tuhaf tuhaf bakıyor deli olduğuma inanmaya başladı sanırım." M: "Doğan'ın sığır olduğu gerçeğini idrak ettiysen onun beyinsiz olduğunu da anlamış olman gerek güzelim. Kadınlarla nasıl iletişim kuracağını bilmez, ilişkilere tövbeli o." "Ne yani, bana bir daha yenge demeyecek mi? O kadar paran var insan arkadaşına beyin nakli yaptırmaz mı?" "Bu kadar cimri olunmaz ama!" M: "Konu benim cimriliğime nasıl geldi? Sevkiyat paylaşırken konuştuğumuz konuya bak." "Cimrisin Mirza sevgilim! Bak Osman Kozcuoğlu metresine kafam kadar elmas kolyeler kaçırıyor!" "Ortamda muhabbet konusu yoksa hava durumuna geçmeden Osman Kozcuoğlu'nun çok sevgili metresi için kaçak yollarla getirdiği elmas kolyeden bahset." "Bir iki taktik öğren böyle giderse hediyesiz kapatacağız bu sevgililik olayını!" Bunu öğrenmem zor olmamıştı. Osman Kozcuoğlu uçkuru uzun bir pezevenkti ve onu araştırmak için biraz kılık değiştirmek zorunda kalmıştım. Kızıl saçlarım, mavi lenslerim ve tenimi iki ton koyultan makyajımla eşi Züleyha Kozcuoğlu'nun kuaförüne maniküre gittiğimde Pınar Soylu olarak aldatıldığımı kuaförün birbirini tanımayan kadınları arasında yaptığım bir dedikodu seansıyla yayınlamış, biraz yaş döküp olmayan bir kadına sövmüştüm. Bana destek vermek için şampanya ısmarlayan Züleyha derdimi görüp dertlenmiş olacak ki kendi aldatılışını da duyurmuştu. Kocasının bir metresi olduğunu, bu metresin yirmili yaşlarında olduğunu ve geçen hafta ona elmas kolye aldığını bizzat yakaladığını anlatırken ben en iyi oyunculuğumla hayretler içerisindeydim ve onunla birlikte hem kocasına hem metresine sövüyordum. Nihayetinde metresin adı Jülide'ydi ve instagramda bulmak zor olmamıştı. Sosyal medyayı aktif kullanan Jülide'nin en çok takıldığı yer Cihangir'deki bir gece kulübüydü. Kızıl saçlarıma morumsu bir renk eklemiş, siyah dar elbisemi üzerime geçirip gece kulübünün yolunu bulmuştum. Kızın etrafı kalabalıktı ve boynundaki kolye ortamı aydınlatmaya yetecek kadar parlaktı. Kaşla göz arasında kızla kanka olmak da zor değildi çünkü sarhoştu ve muhtemelen beni arkadaşlarından biri sanmıştı. Öyle ki şu an elimde kolyenin net bir görüntüsü de bulunuyordu. Bilgisayar ekranındaki fotoğrafı tek bir tıkla Mirza'nın telefonuna gönderdiğimde yüzünde oluşmak için çırpınan şaşkınlığı görmüş gibi gülümsedim. M: "Fotoğraftaki kızıl kafalı sen misin bana mı öyle geliyor?" "Konumuz kızıl saçlarım değil sevgilim. Konumuz yanımdaki sarışın kızın boynundaki kaçak kolye. Kolyenin şu an Avrupa'da yana yakıla arandığını biliyor muydun?" M:"Senden korkulur güzelim. Bu konuyu sonra konuşacağız ama seni seviyorum." "Bende seni seviyorum." "Ve biliyorsun ki bu işte birlikteyiz. Oturmaktan sıkılmıştım işe yaramak istedim." M: "Harikasın." Yazıp çevrimdışı olduğunda ekrana bakarak sırıtmayı bırakamadım. İşe yaramış olmak, güzel bir histi. Sanki uzu süredir bağlı olan kanatlarım iplerden kurtulmuştu ve sırtımdaki kemikler çatırdayarak açılıyordu. Özüme dönmüştüm ve bunu başarmamı sağlayan Mirza'ydı. "Mina kızım," diyen Tülin abla ile ekrana sırıtmayı bırakıp bu sefer ona bakarak sırıttım. Kadın gerçekten delirdiğimi düşünecek çünkü saatlerdir sesimi çıkarmadan kendi kendime şekilden şekle giriyordum. "Ben sarmaları üstüne atacağım, aç mısın? Var mı bir isteğin." Al işte, annem yaşında kadın gelmiş karşıma emrimi bekliyor. "Yok, teşekkür ederim Tülin abla." "Tamam, o zaman sarmalar pişsin kurarım sofrayı çağırırım seni de." Kucakladığı tencere ve boş harç kabıyla tezgâha ilerlerken ben başımı sallayarak onu onayladım ve bağdaş kurduğum sandalyeden kalkmadan önce saate baktım. Altıya geliyordu. Bu Mirza'nın gelmesine beş saat var demekti. Beş saatte yemek yiyip duş almak ve kıyafet seçmek gerekiyordu ki bu da ayrı bir zulümdü çünkü kıyafetlerimin en güzel parçaları evimdeydi. Buraya getirdiğim kıyafetlerin arasından istediğim gibi hazırlanabilir miydim emin değildim. "Ben yukarıdayım," dedim bilgisayarın kapağını kapatıp kolumun altına sıkıştırarak yerimden kalktığımda. "Bir şey olursa seslenirsin."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD