-11-

1448 Words
Sağ tarafındaki Hicran’a bakarak, Kadir, “Güneş de yeşile dönüyor, neden ki?” diye sordu. Sesi, batan güneşin huzursuzluğuyla doluydu. Hafif kirpikleri kızaran Hicran, şaşkınlıkla, “Gözlerin her zaman bal rengiydi, şimdi yeşil görünüyor!” dedi. Bu değişim onu büyülemişti. Kadir gülümserken Hicran’ın kızaran kirpiklerini fark edip, üzerindeki siyah kapşonunu çıkarıp usulca Hicran’ın omzuna attı. “Üşümüşsün, bu seni sıcak tutar,” dedi ve Hicran kapşonun yakasını düzeltti, teşekkür edercesine gülümsedi. Kapşonun sıcaklığı, anlık bir huzur vermişti. “Ah, mezar perisi. Deniz de mavi renkte görünür, fakat eline aldığında mavi olmadığını anlarsın. Birçok hayatımız da böyledir; sandığımız ve gördüklerimiz aslında birer sihirbazdan ibarettir ve mavi sandığın denizin içinde koca bir yalanın da boğulursun, çırpınırsın fakat sesin çıkmaz, duymazlar seni.” Eliyle güneşi gösterip, “Görüyor musun, güneş bize ne kadar yakın görünüyor? Aslında o kadar çok uzaklıktaki önüne merdiven koysan dokunurum sanırsın ama bir o kadar uzak işte.” Kadir'in sesi artık bir felsefecinin sesiydi, derin ve anlam yüklü. Gözleri sabit bir noktaya odaklanmış, şiir gibi konuşan Kadir’e bakıyordu Hicran. Kadir haklıydı, her cümlesi haklılık payı taşıyordu. “Evet, doğru, gerçekten de öyle,” dedi. “Üşüyor musun hâlâ peki?” “Hayır, kapşon iyi geldi, teşekkür ederim.” “Rica ederim. Mezar perisi evinin yakın olduğunu söylemiştin, istersen sen gidebilirsin.” “Böyle iyi gerçekten, hem babam yanımda.” Hicran'ın sesi kesin ve kararlıydı. Kadir, Hicran’ın babasının mezarına baktı. Hâlâ neden öldüğünü bilmiyordu. Hicran’ın bu garip davranışlarını da anlayamıyordu. Her gün, her gece mezarlıklara gelmesi hem şefkatli hem de korkutucuydu. Hicran’ın akıl sağlığının iyi olmadığını düşündü. Kendisini de düşünüyordu. Düzenli bir hayatı varken, yabancı adamlar bir anda ortadan çıkmışlardı. Neden yıllar sonra değil de şimdi çıkmıştı? Bu soruların cevabını bulamıyordu. Kadir, belki de hiç bulamayacaktı. “Keşke benim de babam yanımda olsaydı ve koşulsuz sevseydi,” dedi içinden. Boğazında düğümlenen acı, sadece ona aitti. Hicran, Kadir’in içinden bir şeyler mırıldandığını fark edip, “Bir şey mi söyledin?” dedi. “Hayır yani, kendi kendime konuşuyordum öyle,” derken havanın iyice soğukluğunu iliklerine kadar hissetti. Güneş çoktan batmış, ay kendini geceye bırakmıştı. Kapkaranlık olan mezarlıkta göz gözü görmüyordu; hiçbir ışık dahi yoktu, sadece ay ışığı mezar taşlarının yüzeyini gümüşi bir renge boyayarak parlıyordu. Aynı sesleri duyan Kadir, kaçırıldığı gün aklına geldi ve vücudu kontrolsüzce titredi. Hicran, ne olduğunu anlamadı, “İyi misin? Ne oldu?” dedi, Kadir’in elini tutarak. Endişe sesi sarmıştı. Ayakları elleri titrek bir şekilde duruyordu. “Hicran, nefes alamıyorum! Hicran, bana bir şey oluyor! O gece, o geceyi hatırlıyorum! Hicran, boğuluyorum!” dedi kısık, boğuk bir sesle, nefes alamıyormuş gibi. “Sakin ol, nefes alıyorsun. Sana öyle geliyor, bu sadece panik atak belirtileri. Travma etkisin de kaldın,” derken Kadir’in yanaklarına dokunup burnuna kadar yaklaştı. “Derin nefes al, ver,” dedi. Hicran o kadar yakındı ki, Kadir’in burnundaki nefes alıp vermesini yüzünde hissetti. Hicran'ın dokunuşu, buz kesen havada bir sıcaklık kaynağıydı. Kadir, Hicran’ın iki el bileğini sıkıca tutuyordu. Hicran, Kadir’in gözlerine bakarken kendi gözleri ay ışığı altında parıldıyordu. “Gözlerini kapat ve sakinleş,” dedi ve Hicran, Kadir’in yanaklarını bırakıp elbisesinin cebinden el feneri çıkardı. Gözleri kapalı olan Kadir, ışığın olduğunu anlayıp gözlerini yavaşça açtı. Karşısında Hicran’ı gördüğünde içinde derin bir huzur kapladı. Aynı o gecedeki gibiydi; tam umudunu kaybetmişti ki o gece Hicran, Kadir’e umut ışığı olmuştu. “Mezar perisi, her defasında beni kurtarmayı nasıl başarıyorsun?” dedi gülümserken. Gülümsemesi, titreyen ruhuna bir dayanak olmuştu. “Mezar perisiyim ya, senin Perin olacağım her daim,” dedi ve bir adım daha yaklaşarak Hicran, Kadir’in yanaklarını tuttu. İkisi alnını birleştirdi. Bu anlık yakınlık, tüm endişeleri bir süreliğine susturdu. Kadir ise Hicran’ın el bileğini tuttu ve dudağını Hicran'a yaklaştırarak içten, beklenmedik bir duyguyla öptü. Kendini geri çeken Hicran bir an durakladı. Kadir’in davranışını doğru bulmadı. El fenerini yere düşürdükten sonra yere eğildi, hızla kalbi çarpıyordu. “Mezar perisi, ben çok özür dilerim, istemeden oldu.” Dedi. Kadir, yerdeki el fenerini almaya çalıştı. “Sinir krizi geçirdiğin için anlık olarak olmuş olabilir fakat benim hiç hoşlanmadığım davranışı yaptın Kadir. Özellikle o son öpücük beni çok şaşırttı.” Sesi hem kırgın hem de kararlıydı. Kadir derin bir nefes aldı ve “Çok haklısın. Hakikaten çok üzgünüm. O an kendimi kaybettim.” Dedi. Yüzü pişmanlıkla kızarmıştı. Sessizlik oluştu. Aralarındaki gerginlik, mezarlığın ağır ve kasvetli atmosferiyle birleşmişti. Yıllarca ihmal edilmiş, otların arasında kaybolmuş mezar taşları, gecenin karanlığında sadece siluetler olarak duruyordu. Duvarlar yıkılmış, ağaçlar kurumuştu. Bir zamanlar yaşayan insanların son durağı olan burası, şimdi unutulmuş ve terk edilmiş bir yerdi. Terk edilmenin ne olduğunu ikisi de biliyordu. Kadir’in annesi, Hicran’ın babası hayattan uçup gitmişlerdi. Kadir, Hicran’ın mavi gözlerinde kendi kayıplarının derin, okyanus mavisi yansımasını görüyormuş gibi hissetti. İkisi bir süre konuşmadı, sadece soğuk ve nemli sessizliği dinledi. Yer yüzünü gecenin soğukluğu kaplamış, kaybolan oyuncağın yok olmaktan ibaret olan acı gerçeği etrafı sarmıştı. Kadir, Hicran’ın parlayan mavi gözlerine bakarken çekiniyordu, sürekli gözlerini kaçıran Kadir titriyordu. Toprağın keskin, rutubetli kokusu burnuna gelirken, uzaktan bir baykuşun ürkütücü sesi duyuldu. “Maskeli adamların dediği kadar varsın.” Hicran'ın sesi, fısıltıdan biraz daha yüksekti. “Ne gibi mesela?” “Sessizsin, durgunsun.” “Düşünüyorum,” dedi Kadir, oysa zihni hiç susmayan biriydi, sessiz değildi. İçindeki gürültü dışarı sızmıyordu. “Ne düşünüyorsunuz, Ahraz Bey?” Hicran, Kadir'in gözlerinin içine bakmaya devam ediyordu. “Her ne kadar sessiz olsam da, susmayan bir zihnim var. Kafamın içi buradaki mezarlıklar gibi kalabalık,” derken kapkaranlık olan gecenin sessizliği kulaklarına boğucu ve ürpertici geliyordu. “Seni tanımak isterim. Sadece galerici olduğunu ve babanın düşmanları olduğunu biliyorum,” dedi Hicran. Kadir’in kapşonundaki baharatlı, erkeksi parfümün kokusu burnunda belirgindi. Bu koku ona güven veriyordu. ‘Seni tanımak isterim’ cümlesi Kadir’e yabancı gibi geldi. Kendini tanımıyordu; bir başkasına nasıl tanıtacaktı ki? Veya bir başkası kendinden daha iyi tanıyacak mıydı? Kadir kimdi? Nasıl biriydi? Kendi de bilmiyordu. “Sıradan biriyim işte, Mezar Perisi. Nasıl tanımak isterdin?” dedi. Sesi, bir parça savunma içeriyordu. “Sıradan biri gibi değilsin. Üç maymunu oynuyorsun: ‘Görmedim, duymadım, bilmiyorum.’ oynuyorsun” Sitemkâr bir ifadeyle saçlarının dağınıklığını fark edip, göz gözü görmeyen bir yerde hızla saçını toparlamaya çalıştı ve “Hem de silahlı bir adamsın,” dedi, omuzlarını kaldırırken. Bu son sözlerindeki vurgu, endişeyle merak arasındaydı. “Belinde silah taşıyan her insan kötü değildir. Korkma, sana zarar vermem.” Kadir, avuç içlerini göstererek bir nevi güvence verdi. “Korksaydım yanında olmazdım.” Hicran'ın sesi, inatçı ve meydan okuyucuydu. Kadir ayağa kalktı. Ani hareketiyle mezarlıktaki çamurlu toprakta hafif bir ses çıktı. “Sahi ya, sen neden yanımdasın ki? Neden yani? Tamam, kurtardın, bitti, gitti.” Kadir'in sesi yükselmişti, içinde biriken gerilim dışarı taşmaya başlamıştı. Hicran, Kadir’in ani sinirlenmesini anlayamıyordu. Sadece yanında durup ona yardım etmek istiyordu. “Sesini yükseltme istersen. Karşında bir kadın var ve ayrıca, sesini yükselterek adamları buraya mı getirmek istiyorsun?” dedi, kaşlarını çatarak. Gözlerindeki mavi şimdi daha keskin görünüyordu. Kadir yaklaşarak yere çömeldi. “Beni anlamamak için direniyorsun, yapma şunu lütfen.” Dedi. Yüzü, yalvaran bir ifade almıştı. Gözlerindeki telaş, Hicran'ın iyiliği için endişelendiğini gösteriyordu. “Gideyim mi yani? Bunu mu diyorsun?” Hicran, bu açık soruyu sorarken kalbi sıkışmıştı. “Evet, burada olmak senin için iyi değil, iyi olmayacak.” Dedi ve yutkundu. Bu itiraf, Kadir için zordu. Çimenlerin arasında bir ses duyarak ikili birden sıçradı. El fenerinin ışığında, Hicran’ın ayağına dolanan bir yılan belirdi. Beyaz elbisesini kaldırmış, gözleri kocaman açılmıştı. Kadir şaşkınlıkla ona baktı. Hicran ise hiç paniklemeden, “Yılan ayağıma dolandı,” dedi sakin bir sesle. Hicran, Kadir’in korktuğunu anlayıp, “Sakin ol, yavaşça elimi tutup beni oturduğum yerden kaldır,” diyerek elini Kadire uzattı. “Ya daha çok sinirlenirse?” “Hayır, lütfen elimi tut.” Uzatılan eli tutan Kadir, yılanın sürünerek yaklaştığını gördüğünde, kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Nefes almakta zorlanıyor, elleri ter içindeydi. Beyninde tek bir düşünce dönüyordu: “Kaçmam lazım!” Gözlerini Hicran’dan ayıramadan, titreyen bacaklarıyla geriye doğru sendelerek uzaklaşmaya çalıştı. Yılanın her hareketiyle daha da korkuya kapılıyordu. Vücudu buz kesmiş, teninde ürpertiler dolaşıyordu. Ve ani bir hareketle Hicran’ı kurtarmayı başardı. Son anda kurtulan ikili, şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlardı. “Sanırım ayağımı ısırdı,” derken hafif beyaz elbisesini kaldırıp ayak bileğine dokundu. Kızarmış vaziyette görünce yüzünde ter döküldü. Kadir, el fenerini Hicran’ın ayağına tutarken kıpkırmızı olan yarayı görünce korkusunu gizleyemedi. “Yılan zehirli olabilir, hastaneye gitmelisin,” dedi. Hicran’ın tepkisinin ardından Kadir dikkatlice bakıyordu. Hicran ise, “Zehirli değil yılan bir kez daha ayağımı ısırmıştı. Onunla dost olduğumu sanıyordum, meğer koca bir kara delikmiş,” dedi. Yüz ifadesini değiştiren Kadir baka kalmıştı. Dost sandığı kişinin yılan olduğunu söylemesiyle gözlerini faltaşı gibi kocaman açtı. “Yok artık! Daha neler?” diyerek şaşkınlığını dile getirdi. “Mezar perisi yılanla dost olamazsın!” “Ufak bir şakaydı, acımı unutmak için şaka yaptım,” dedi. “Bu halde bile şaka yapıyorsun, sana inanamıyorum,” diye karşılık verdi. ••• Bölüm Sonu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD