Yorgunluk bedenimi ele geçirmişti ama ben bir türlü uykunun o rahatlatıcı etkisine girememiştim. Sürekli kalbimin değişik ritmi beni sarsıyordu. Okuldayken kızların konuştukları o aşk denen şey mi beni bulmuştu. Bahsettikleri hise çok benziyordu. Sonra kendi kendime saçmalama Elif dedim. Biraz daha düşününce onun yanında hissettiğim rahatlama ailemin yanında hissettiklerime çok benziyordu.
Özellikle babamın tavrına ne çok benziyordu Yüzbaşı Atlas’ın tavırları. Kararlı ve sert duruşu.
Sürekli yatakta dönüp durdum. Dışarının ayazı, benim sıcak yatağım içinde kıvranışımı durduramadı. Kalkıp üstüme montumu aldım, ateşin olduğu yere adımladım. Ateş sönmüş kor haline gelmişti. Kopkoyu gökyüzünü yere uzanan yıldızlar süslüyordu. Ben Hakkari’ye gelene kadar böyle yıldız görmemiştim. Ne gittiğim kamplarda ne de Van da. Sönmüş ateşin yanına iliştim. Ve elime aldığım küçük bir dalla korları karıştırdım. Esen rüzgar hafifçe korkun ateşini kızartıyordu. Beynimi boşaltmaya çalışıyordum. Ne kadar uzun zamandır yalnızdım böyle ?
Yetimhaneye girdikten sonra sadece ders çalışıp kimsesiz kalmayı aklıma koymuştum. Biriyle yakınlaşırsam ve hayatıma alırsam ailemin hatırasına ihanet edecekmişim gelmişti. Okulda herkesle profesyonel ilişkim olmuştu.
Rüzgar üşütücü esiyordu. Ama ben ondan değil içimin yalnızlığından daha çok üşüyordum.
Tabii ki de yalnızlığımın hafiflediği zamanlar da oldu. Özellikle hastalarla ilgilendiğim zamanlar. Şimdi bir de bu Sert Yüzbaşının yanında da hafiflemişti.
Hemen konudan uzaklaştım. Gökyüzüne döndüm.
Ailemin duyması umuduyla “Anne, baba bakın size ne kadar çok yaklaştım burada. Bugün burada bir çok askeri kurtardım. Ama sizi kurtaramadım. Keşke son kez sesinizi duymuş olsaydım. Belki de duydum ama hatırlamıyorum. Keşke size seslenebilseydim. Ben çıkarılırken nefes alıyor muydunuz ya da ne bileyim işte bana seslendiniz mi ? Keşke bilebilsem.” İki hıçkırık kaçtı dudaklarımdan. Arkamdan bir dal çıtırdadı. Hızla ve panikle arkamı döndüğümde Yüzbaşıyı gördüm. Bana adımladı.
Önce bir sessizlik oldu aramızda. Gözlerimdeki yaşları sildim. Ve dümdüz önümdeki korlara diktim gözlerimi.
“Ses duyunca bakmaya geldim. Onlara… seslenişini sonlandırmak istememiştim ama kuru bir dala bastım.” Dedi.
“ Sorun değil bitmişti.” Dedim. Aslında yalan söylüyordum asla bitmemişti aileme seslenişim. 14 yıldır seslenmeye devam ediyordum. Ama bu yaramı başka birine göstermeye hazır değildim.
“Uyku tutmadı mı ?”
“Evet, yaşadığım stres ya da yorgunluk uyumama engel oldu. Seni de mi tutmadı? ”
“ Ben nöbetçileri kontrol etmek için kalkmıştım.”
Gülümseyerek “Asayiş berkamel mi ?” dedim.
Yüzü ciddileşti. “Olmak zorunda! Bugün şehit vermedik ama gazilerimiz var. Ve biz her gün kelle koltukta geziyoruz,” dedi.
“İlk görev yerin mi ?”
“Tus’a hazırlanırken kamplara gitmiştim ama Tus ile Hakkari’ye atandım. Görev emri gelince gönüllü oldum Otluca için.”
“Senin gibiler bu görevlerden kaçarlarken sen gönüllü mü geldin doktor ?”
“Neden şaşırdın ki bu kadar ?”
“Bilmem, senin gibiler batı için herşeyi yapıyordu gittiğim her yerde.”
“Demekki ben onlar gibi değilim! Neden hemen genelliyorsun ki ?”
“ Şimdi fazla idealist görünürsünüz, iki ay sonra da ojeli tırnaklarım topuklu ayakkabılarım buraya uymuyor der kaçmaya çalışırsınız. Bugüne kadar herkes aynıydı.”
Canım sıkıldı. Sinirlenmiştim! “ Sen beni nereden tanıyorsun da bu kadar yargılıyorsun Yüzbaşı!” Sesim artık sert çıkıyordu. Az önce bana nazik davranan adama birden ne olmuştu böyle.
İçimde bir kızgın nehir çağlamaya başlamıştı. Karşılaştırılmak hele ki, vatan toprağına gönül verememiş başkalarıyla bir kefeye konmak canımı fena sıkmıştı.
“Sesini alçalt doktor!”
“Alçaltmazsam ne olur Yüzbaşı! Bana emir veremezsin ben senin askerin değilim! Askerini, hatta askerlerimizi kurtarmaya gelmiş bir doktorum! Hatta zorla da gönderilmemiş bu görev için gönüllü olmuş bir doktorum!”
“Görürsün ne olacağını” diye kalkıp üzerime adımlarken birden ortalığı silah sesleri kapladı. Atlas yüzbaşı üzerime atlayıp beni yere yatırırken “Pusu!” diye bağırdı. Silah sesleri ve telsiz sesleri birbirine karışmıştı. Gün ufukta hafif bir kızıllık oluşturmuştu. Teröristler daha askerlerimizin yarasını sarmalarına izin vermeden saldırmışlardı.
Kalbim deli gibi atıyordu. Silah sesleri asla durmadı. Dakikalar geçmek bilmiyordu. Üzerimde hala Atlas Yüzbaşının ağırlığı vardı. Burnuma çok güzel bir koku çalıyordu. Sedirle karışık tütün kokusu ten kokusuna karışmıştı ve bu koku beni rahatlatıyordu. Göğsüne iyice saklanmış, sanki yıllardır kaybettiğim evimmiş gibi hissediyordum. Beni yavaşça büyük bir ağaç kütüğünün yanına çekmeye çalıştı. Ben de onunla hareket ettim. Kütük anca benim vücudumu koruyabilecek büyüklükteydi. Beni bırakıp “Sakın kıpırdama. Döneceğim” dedi.
İşte şimdi aşırı korkmaya başlamıştım.
“Hayalet, Sis, Kurt! Tamam mısınız” diye bağırdı.
Sonra hızla uzaklaştı. Dizlerimi karnıma çekmiş, başımı da dizlerimin arasına sıkıştırdım. Ben buraya Askerimize yardıma gelmiştim. İkisini zor kurtarmıştım, daha o yaraları saramamışlardı ve bu o**** çocukları bize saldırıyordu. Bunların vicdanı da yoktu, karakteri de yoktu. Ne bekliyordum ki!
Kulaklarımı kapatmıştım, gözlerim sağı solu tarıyordu ama hala tam olarak gün doğmamış hafif aydınlanmıştı.
Silah sesleri azalmıştı. Gün iyice aydınlandığında sesler tamamen kesilmişti. Atlas ve bir çok asker yoktu. İlerimde bir askerin inleyen sesini duyduğumda kalkıp oraya doğru koştum. Karnından vurulmuştu. Hemen üstümdeki montu çıkardım. Karnına bastırdım. Ama kan çok fazla akıyordu. Etrafa bakıp birini aradım. Osman’a seslendim.
“Osman acil steril bez getir. Karnına kurşun girmiş!”
Sesimi duyan başka bir asker koşarak çantamı getirdi.
Yaralı asker zor nefes alıyordu. Sırt üstü yatırdık ve dizlerini büker pozisyona getirdim. Üzerindeki kamuflajı keserek, kanı durdurabilmek için steril bezi baskıladım.
Çantayı getiren asker, başka bir askerle birlikte sedye ile koşarak geldi. Yaralı askeri hemen Sahra çadırına taşıdık. Hızlıca damar yolu açarak sıvı takviyesi yapmaya başladım. Ne Osman’ı ne de Yüzbaşı Atlası göremiyordum. Başka yaralanan iki asker daha getirildi Sahra çadırına.
Birinin sadece bacağına isabet etmiş ama çıkmış kurşun vardı. Halledip diğerine geçtim. Onun da karın boşluğundan geçmişti kurşun. Kanı durdurup sıvı için her ikisine de damar yolu açtım.
Koşarak gelen bir ekibe çarptı gözüm sedyede sallanan bir el gördüm. Nedense içim huzursuzlukla doldu. Yanında 5 kişi koşuyordu.
Yaklaştıkça silüetin Yüzbaşı Atlas olduğunu farkederek ekibe doğru koşmaya başladım.
Sert görünüşlü sağ öndeki siyah saçlı kaslı mavi gözlü üsteğmen “ Göğsünden vuruldu, çıkış yarası yok” dedi.
“Hemen çadıra”
Yüzüne bakarak koşmaya çalıştım. Bir kaç kez tökezledim. Kalbim ağzımda atıyordu.
Çadırda boş bir sedyeye yatırdılar. Hemen nabza baktım. Çok hafif atıyordu.
Kurşunun çıkış yerine bakmak için çevirmek istedim ama maşallahı var, mavi gözlü üsteğmen ve diğeri yardım etti. Çıkış yeri yoktu. Nefesi de düzensizdi. Kan çok akıyordu. Hemen damar yolu açıp sıvı takviyesine başladım. Bandaj yaptım. Kan akışını durdurmak için. Bir tarafını açık bıraktım, sorun olmasın diye. Tüm ekip gergindi.
“Acil hastaneye gitmesi lazım. Kalbe yakın kurşun. Ben burada daha fazla müdahale edemem”
Mavi gözlü asker hemen telsize sarıldı ve bir helikopter istedi. Gözlerim sürekli Atlas’ın yüzüne kayıyordu. Bembeyaz olmuştu yüzü. Kan akışını ise durdurabilmiştim. Ama çok kan kaybetti. Kan grubunu sordum
Hep birlikte “0 rh+” dediler. Kan lazım acil haber verin hastaneye hazırlasınlar dedim. Bir alerjisi vs var mı diye sordum yok dediler.
Hemen notları alıp üzerine iğneledim kağıdı.
Ellerim titriyordu. Kokusuna kan kokusu eklenmişti. Ellerini yavaştan soğuyor gibiydi. Panik olmamaya çalışıyordum. Çünkü timdekiler çok kötüydü. Arada bir yanıma gelip
“Dayan Demir!” diyorlardı. İçimden dua etmeye başladım. Korkuyordum. Beni korumuştu. Çatışma başladığı gibi beni korumaya almış, hayatta kalmamı sağlamıştı. Beni ona çeken duygu içimde evrilip deli gibi korkutuyordu.
Benimle konuşan mavi gözlü üsteğmen “Doktor hanım, başka yaralı yok gibi. Biz diğer şehitlerimizi toplayacağız. Gelen helikoptere sizi de bindirelim diğer yaralılarla. Müdahale şansınız olur. Ona birşey olmasın size emanet” dedi.
“Tamam” diyebildim. Şehitlerimiz mi vardı bir de. Gözlerim doldu hemen. Onlara yardım edemeyecektim. Ama buraya onlara yardım için gelmiştim.