Kimseye güvenme!

3017 Words
Jason kanepeye oturdu. Kadının kalçasını sıkarak kucağına yerleşmesine yardım etti. Midesinin altında hissetmesi gereken karıncalanmayı bekledi. Kadının dudakları boynunda özenle hareket ederken Jason zevki hissetmeye çalışıyordu. Oysa kadın güzeldi, becerdiği kadınların hepsi güzeldi ama son zamanlarda -özellikle savaştan sonra- kadınlara dokunmak eskisi gibi zevk almıyordu. Artık tensel zevklerden daha derin bir şey istiyordu. Arkadaşı Henry’nin sahip olduğu bir bağ gibi. Hepsi ondan bir parça istiyordu. Aşkı değildi, sadakat değildi. İstedikleri güçtü. Onun gücünden bir parça... Derin bir nefes alıp başını arkaya yasladı. Kadının kalçası dans ederek ona sürtünüyordu ama hala bir his yoktu. Hissettiği tek şey rahatsızlık hissiydi. Kadına seslenmek istedi ama adını hatırlayamadı. "Kelebeğim," dedi her adını unuttuğu kadına söylediği gibi kadın hülyalı gözlerle doğrulup ona baktı. "Sanırım yapmam gereken bir işi unuttum," dedi onu kucağından kaldırıp koltukta yanına otururken. Kadın sanki bir transtan çıkmış gibi gözlerini kırparak ona bakıyordu. Ne olduğunu anlamamıştı. Jason bir alabalık zekasına sahip olan kadına baktı. Güzelliğin böyle bir beyinle lanetlenmesi kaderin espri anlayışıydı. "Seni daha sonra göreceğim," derken sesindeki samimiyetsizlikten kendi bile rahatsız oldu. Kadın hiçbir şey anlamadan gülümsedi "Size her zaman hizmet etmek isterim majesteleri," dedi. Jason iğneleyici bir ifadeyle güldü ama tek kelime etmedi. Kadın sonunda kalkıp kalçasını etkileyici bir şekilde sallayarak odadan çıktı. Jason o daha odadan çıkmadan ilgisini kaybetmişti. Jason savaştan sonra değişmişti. Bunun en büyük nedeni zihnine bir iblisin saldırması olmuştu. Henry’nin eşi Addie Ruth sayesinde iyi olmuştu ama kısa zaman sonra baş ağrıları geri gelmişti. Kadınlarla birlikte olmayı seven o adamdan geriye geceleri yalnız yatan bir adam kalmıştı. O saldırıdan sonra ruhunda geri dönülmeyen bir şeyler değiştirmişti. Üstelik baş ağrıları da gittikçe daha kötü hale geliyordu. Savaş geride kalsa da Jai Krallığı’nda huzursuzluk devam ediyordu. Kırsal bölgelerdeki madenlere yapılan saldırılar vardı. Birde tüm bunların yanında uğraşması gereken bir metresi vardı. Ölü gelin gibi görünen bir kadındı. Ona dokunmamıştı bile ama kraliyet metresi olma unvanı ondaydı. Güldü. Sanki çok iyi bir unvanmış gibi Jai kralı kendi öz kızını onun altına girmesi için krallığından sürmüştü. O adam Jason'ın midesini bulandırıyordu. Kapı çok geçmeden yeniden çaldı. İçeri giren Leo'yu gördü. Canını sıkacak bir şey söyleyecekti biliyordu ama onun yerine Leo, "Westfall Dükü ve düşesi geldi," dedi. Jason arkadaşlarının geldiğini duyunca heyecanla yerinden kalktı. En azından elinde arkadaşları kalmıştı. ***** "Her zamanki gibi ışık saçıyorsun Addie," dedi oyunbaz bir gülümsemeyle Jason; Güney Krallığı Comerdai'nin güçlü kralı. Her kadının hayranlıkla baktığı adam karşısındaki kadını bir türlü etkilemeyi başaramamıştı. Oysa Jason Comerdai yakışıklıydı. Kişisel kütüphanesinde sıradan bir kış sabahında bile harika görünüyordu. Kısa, parlak sarı saçları pencereden sızan ışıkla güneş gibi parlıyordu. Sanki saçlarının arasına altın tozu serpilmişti. Her bir teli parlıyordu. Ona kutsal bir varlık gibi davranmalarının nedeniydi. Işık saçıyordu. Gözleri ise ayrı bir konuydu. Tek bir bakışı insan ruhunun derinliklerini görebilecekmiş gibi hissettirirdi. Gözlerinin rengi çok farklıydı. İlk bakışta mavi gibi gözükse de o rengin içinde yeşil ve altın tonları vardı. Ölüm ve yaşamın bir arada olması gibi. Gözlerinin gerçek rengini sadece ona yakından bakan biri fark edebilirdi. Geniş omuzları giydiği kırmızı altın renklerinden oluşan üniformanın içinde güçlü duruyordu. Uzun boyu, yıllar boyunca saatlerce süren kılıç antrenmanı sonucu kaslıydı. Zarif gülümsemesiyle sol yanağında çıkan gamzesi kadınların veya erkeklerin gözlerini alamadıkları bir noktaydı. Kaslı kolları, uzun güçlü parmakları bir silahı kullanmasını bildiği gibi bir kadının bedenini okşamasını da bilirdi. Kral Jason bunlardan daha fazlasıydı. O hem ölüm hem yaşamdı. Krallığı için yapamayacağı fedakârlık, alamayacağı risk yoktu. Ukala tavrının yanı sıra gözü kara davranışlarıyla insanların temkinli yaklaşması gereken biriydi. Şefkatliydi ama bir o kadar da acımasızdı. Hangi tarafına denk geleceği ise kişinin şansına bağlıydı. Düşmanlarına karşı her zaman acımasız, dostlarına ise her zaman sadık olurdu. Şey tabi Henry dışında. Onun karısına hala hayranlık duyduğu bir gerçekti. Addie Ruth ile ilk karşılaştıklarından bu yana kadın hayallerini süslüyordu. Onun hakkında müstehcen düşünceleri yoktu asla da olmazdı. Sadece kadına hayrandı. Yanında ülkesine hükmederken destek alacağı onun gibi güçlü bir kadını olsun isterdi. Jason için her şey kusursuz görünüyordu ama geçmişi hala kanayan yaralardan ibaretti. Bir piç olarak dünyaya geldiği ülkede kral olmuştu ama kazandıkları kaybettiklerinin yanında bir hiçti. Henry "Hala karıma mı asılıyorsun?" diye sorduğunda onu düşüncelerinden uzaklaştırdı. Ne zaman bir araya gelip karısıyla konuşsa Jason'a karşı soğuk davranırdı. Kıskançlık Henry’de görmeye alışkın olduğu bir duygu değildi ve her zaman mantığı ile bir buzdan heykel gibi davranan arkadaşının konu karısı olunca kendini kaybetmesini izlemeye bayılıyordu. Yüzünün öfkeyle kararmasına bakılırsa Jason yine başarılı olmuştu. Addie kocasına bakıp onaylamadığını belli edercesine başını salladı ama dudaklarında minik bir gülümseme vardı. Addie Ruth her zamanki gibi eşinin sevgisinin altında parlıyordu. "Hala Jason'ın şakalarına alışamadığına inanamıyorum." Henry kollarını göğsünde birleştirirken homurdandı. "Onun şaka yaptığını bir tek sen düşünüyorsun." Jason arkadaşının ciddi duruşu karşısında odada yankılanacak güçlü bir kahkaha attı. Sesi kulağına yabancı geldi. En son ne zaman gülmüştü hatırlamıyordu. Jason her zaman bir kraldı. Bazen hükmedici bazen şefkatli ama her daim kraldı. Yalnızca arkadaşlarının yanında Jason olabiliyordu. Yanlarında kendisi olabileceği az sayıdaki insanlardan ikisiydi. Yine de onların yanında bile sorunlarından bahsedemiyordu. Addie Ruth çocuğunu doğurduğu için artık onun zihnine erişemezdi. Küçük çocuk için bunu yapmak ise imkansızdı. Baş ağrıları ve dayanılmaz kabuslarla kendisi baş etmek zorundaydı. "Saçmalıyorsun" dedi Addie Ruth. Eğer biri aralarına girmezse her zamanki gibi tartışacaklar ve sonraki ay kadının hamile olduğunu öğrenecekti. Jason koltuğuna iyice yerleşirken arkadaşına hınzır bir bakış attı. "Onu sürekli hamile bırakırsan senden nasıl çalabilirim ki?" Henry kızmak yerine gururlu bir gülümseme sergiledi. "Karımı hamile bırakmayı seviyorum." Bu sefer Addie huysuzlandı. Henry'nin söyledikleri yanaklarının pembeleşmesine neden oldu. "Hey, sözlerine dikkat et genç adam bende buradayım." Jason boş ver dercesine elini salladı. "Kadın daha yeni çocuk doğurdu. İkizlerle beraber üç çocuğunuz var," derken başını sağa sola salladı. Sanki o kadar çocuk sahibi olmanın hayalini bile kuramıyormuş gibiydi. "Arada nefes almasına izin ver." Henry'nin gülümsemesi daha da genişledi. “Dört," dedi. Jason kaşlarını çattı. Öne doğru eğildi. "Ne?" Arkadaşı ona baktığında gözlerinde sanki dünyanın en mutlu erkeği oymuş gibi bir parıltı vardı. “Dört çocuğumuz var. Addie hamile,” dediğinde sesinde gurur ve mutluluk vardı. Jason bir an şaşırdı ardından arkadaşına imrendi. Öyle bir mutluluk ve gururla bakıyordu ki onun gibi hissedebilmeyi diledi. Annesi dışında bir ailesi olmamıştı. Henry gibi sevgi dolu bir eş ve neşeli çocuklara sahip olsaydı hayatı nasıl olurdu diye merak ediyordu. Jason gürlemeye benzer bir kahkahayla odayı doldurdu. Masanın çekmecesinden zor günler için sakladığı viski şişesini çıkarırken sırıtıyordu. “Henry Henry hiç rahat durmuyorsun,” derken Bir yudum alması için masanın üzerinden arkadaşına uzattı. "Dostum tebrikler. Bir kez daha amca olacağıma inanmıyorum." Addie araya girmese Henry muhtemelen övünmeye devam edecekti. Henry içkiden kocaman bir yudum alıp gerisin geri Jason'a verirken kadın durmasını söylercesine elini kaldırdı ve Jason'a döndü. "Bizden bahsettiğimiz yeter. Prenses Jenina'nın zehirlenme olayından sonra iyi olduğunu duydum. Peki sen nasılsın?" Sorusuna eşlik eden şefkatli bakışları bir an Jason'ın kalbinin sıkışmasına neden oldu. Kadının samimiyeti her zaman ruhuna dokunuyordu. Derin bir nefes aldı. Hangisini anlatmalıydı? Jen'in zehirlenmesi yüzünden suçlu hissetmesini mi, kraliyet metresi olarak adlandırılan kadın hakkındaki şüphelerini mi yoksa yeniden sınırdaki madenlere sızmaya çalışan düşmanlarını mı? Hamile bir kadına hangisini rahatça anlatabilirdi? Jason bütün sevincinin söndüğünü hissetti. Gülümsemesi küçülse de suratını asmadı. Addie her zaman onu düşünürdü. Ormanda düşmanlarından kaçarken onunla karşılaştığı andan beri kadın hep bir şekilde ona yardımcı oluyordu; üstelik kadına sorun çıkarmasına rağmen. "Jen oldukça iyi. Odasında dinlenerek zamanını geçiriyor. Şükür ki zehrin ne olduğunu şifacılar hemen anladı ve zamanında panzehir verildi." Henry konuşmaya dahil oldu. "Suçlunun kim olduğunu biliyor musun?" Jason derin bir nefes alıp yavaşça verdi. "Aslına bakarsan bir suçlumuz vardı ama onunla konuştuktan sonra artık bundan emin değilim." Addie'nin kaşları çatıldı. "Ne demek istediğini anlamadım." "Şu an durumlar biraz karışık," dedi Jason arkasına yaslanarak. Elindeki içkiden gözlerini alıp yeniden kadına çevirdi. "Jen'in aldığı zehri Prenses Slyvia'nın odasında bulduk." Henry burnumdan nefes verdi. "Yani kraliyet metresinin odasında." Jason yüzünü buruşturdu. "Ona böyle seslenmesen olur mu? Benim tercihim olmadığını biliyorsun. Tamamen saraylı çok bilmişlerin kararı." Henry küçümseyen bir tavır takındı. "Onların kararına saygı duyma konusunda bu kadar takıntılı olmasaydın belki ona böyle bir unvan verilmesini engelleyebilirdin." Jason bıkkın bakışlarını yakın arkadaşına çevirdi. Arkadaşının anlamadığı hassas güç dengelerinden bahsetmek istemiyordu. Henry yeri geldiği zaman dük unvanını elinin tersiyle itmişti ama Jason’ın bunu yapamazdı. "Gerçekten şu an bunu mu tartışacağız?" diye sordu biraz kibirle. Sorulardan kaçmak istediğinde kibir üzerine giydiği bir pelerin gibiydi. Oysa iki arkadaşı meraklı bakışlarını ona dikmişti. Olanları anlatmadan yakasını bırakmayacaklardı. Jenina'nın zehirlenmesiyle gerçekleşen olayları anlattı. Birinin Prenses Slyvia'dan şüphelenmesi sonucu odasının aranması, çok geçmeden zehrin bulunması ve kadının zindana atılmasıyla tamamlanan olayları kısaca özetledi. "Kadın her ne kadar mantıklı konuşsa da onun zehirlemediğini de bilemezsin," dedi Henry hemen mantığını konuşturarak. Jason'da onun düşündüğü gibi düşünüyordu ama içinde küçükte olsa bir şüphe vardı. Addie ise kocasının fikrine karşı çıkmak istercesine başını salladı. "Hayır anlamıyorsunuz," dedi ve bıkkın bir ifadeyle nefesini verdi. "Kadın doğruyu söylüyor olabilir,” dedi mantıklı tavrını her zaman ki gibi gösteriyordu. “Düşünün eğer birini zehirleyecek olsam bir kere bunu kendim yapmam, eğer yapmak zorunda kalsam bile sonuçta şüpheli görüneceğimi bilerek odama kanıt saklamam." Jason kadının zindan da nasıl kafa tuttuğunu hatırladı. Her zaman solgun bir çiçek gibi görünürken birden sanki karşısında alev almıştı. Yüzünde küçük bir tebessüm belirdi. "Bu konuda Prenses Slyvia ile konuştuk ve onunda oldukça radikal fikirleri vardı emin ol." Addie yerinden kalkıp masanın arkasına geçerek elini Jason'ın omzuna koydu. "Dikkatli ol Jason biliyorum yaşadıklarının yarısını bile bilmiyoruz ama karar verirken adaletli olmalısın, duygularını ikinci planda tutacak biri olduğunu biliyorum." Jason elindeki şişeyi sallayıp kristal şişenin içinde dans eden kehribar rengi sıvıya baktı. "Sanırım haklısın Addie," dedi bakışlarını genç kadına çevirip samimiyetle gülümserken. Kendisini kötü hissediyordu. Gerçekten prenses Slyvia'nın odasında zehir bulunduktan sonra daha dikkatli olmalıydı. Jenina ile ilgilenirken kadının başına neler geldiğini umursamamıştı. Jenina uyandığında sonunda onu ziyaret etmiş ve kadının ağır suçlular gibi zindana zincirlendiğini görmüştü. Açıkçası onun geldiği durum karşısında kendinden utanmıştı. Tabi kadının söyledikleri de vicdanını rahatsız etmişti. Addie yeniden koltuğuna ilerlerken Henry "Jenina ile ne zaman evlenmeyi düşünüyorsun?" diye sordu. Jason cevap vermeden önce içkisinden kocaman bir yudum aldı. İçki boğazını yakıp midesine ilerlerken Jenina ile olacak evliliğini konuşmak istemediğini fark etti. "Bu konuda nasıl ilerleyeceğimi biliyorsun. Her şey siyasi yolla ilerleyecek. Sanırım yaz aylarının ilk günlerinde evleneceğiz." Addie her zamanki romantikliğiyle iç çekip "Keşke sevdiğin bir kadınla evlenebilseydin." Jason yarım bir gülümsemeyle kadına baktı. "Kocanı terk etmeyi mi düşünüyorsun Addie?" diye sordu hınzır bir ifadeyle. Henry homurdansa da tek kelime etmedi. Addie çocuklarını onu dinlemediğinde yaptığı gibi suratını astı. "Benim ne demek istediğimi biliyorsun." Jason aşık olacağını düşünmüyordu. Aşk evliliği ise en çılgın hayallerinde bile yoktu. Hatta Jenina’dan fiziksel bir beklentisi bile yoktu. Bunu açıkça ona da dile getirecekti. O krallığına iyi bakmayı ve insanlarının mutlu bir hayat yaşamasını istiyordu. Kraliçe olarak yanında duran kadının güçlü bir kişiliği olmasını istiyordu. Krallığı yönetirken onunla fikirlerini paylaşacak kadar akıllı, tüm sorunlara rağmen dik durabilecek biri olmalıydı. "Tabi bir de metresi var," dedi Henry sinsi bir gülümsemeyle. Jason hızla ona baktı. Bazen arkadaşını boğmak istiyordu. Acaba kocasını öldürse Addie yine de onu sever miydi? "Şu kadından bahsedip durmasan olur mu? Sadece unvanı öyle. Kadının odasının önünden bile geçmedim. Şunu bilmeni isterim ki kadın beni kesinlikle cezbetmiyor." Son söylediğinden sonra sol gözü seğirdi ama umursamadı. "O halde onu serbest bırak," dedi Addie hemen. "Madem kadının burada olması seni rahatsız ediyor. Ülkesine geri gönder." Jason güldü. Keşke Addie'nin söylediği kadar kolay olsaydı. "Onu öylece geri gönderemem," dedi huysuz bir ifadeyle. Arkadaşlarıyla konuşmak ona iyi gelirdi ama şimdi bunaldığını hissediyordu. "Kadın ganimet olarak gönderildi. Eğer onu geri gönderirsem Jai Kralı bunu kendisine yapılan bir hakaret olarak görecek, sonunda korumak istediğim zayıf barış anlaşmamızı bozacak. Bunun olmasına izin veremem." Henry'nin sessiz kalmasına bakılırsa sonunda durumu anlamıştı. Gerçi söz konusu Henry olduğunda işler değişirdi. Jason'ın yerinde olsa kesinlikle kadını geri gönderir ve sonunda yeniden savaşa girerdi. Henry cesurdu ama saray siyasetinden nefret ederdi. Jason’ın kendinden önce düşünmesi gereken bir halkı vardı. Addie'nin konuşmasıyla dikkatini ona verdi. Kadın yumuşak bir sesle "O kadına arkadaşın olması için bir şans vermelisin. Onun ne halde olduğunu bile düşünemiyorum. Bilmediği bir ülkede ailesiz, arkadaşsız yalnız hissediyor olmalı," dedi. Addie her zaman böyleydi. Genç kadın herkesin bir şansı hak ettiğini düşünürdü. Bazı insanlar bunu hak etmese bile. Jason keyifsizce güldü. Kadınla ilk gerçek konuşması zindan da gerçekleşmişti. Onun için çekingen, soğuk biri olduğu söylenmişti ama söylentilerden kesinlikle farklıydı. Bu yüzden onun bedeninin ele geçirilmiş olduğunu bile düşündü ama yakından incelediğinde ruhundaki ele geçirilmişliğin belirgin izi yoktu. Zümrüt yeşili gözlerine bakarken orada duyduğu gibi ölü bir ruh yerine gürleyerek yanan yeşil bir ateşle karşılaşmıştı. Jason son konuşmalarını hatırladı. Kadının yüzündeki nefret barizdi. "Kadının beni görmek istediğini sanmıyorum,” dedi. Henry ukala bir gülümseme takındı. "Eminim bu özgüvenini oldukça arttırıyordur," derken sesi alaycıydı. Jason tek kaşını kaldırıp ona baktı. "Karısını kıskandığı için sürekli hamile bırakan bir adamdan bunları duymak istemiyorum," dedi elini boş ver dercesine salladığında üniformasının bileğindeki kol düğmesi parladı. Henry aşk dolu bakışlarını karısına çevirdi. "Onu kıskandığım için değil. Onu ve çocukları sevdiğim için." Jason Henry'e ağza alınmayacak bir laf edeceği sırada Addie Ruth araya girdi. "Tartışmayı bırakın." Ardından krala döndü. "Jason kadın buraya zorla gönderilmiş olabilir. Kadının ne yaşadığını, birini severek buraya gelip gelmediğini bile bilmiyorsun. Onunla arkadaş olmak için ilk adımı atmaya ne dersin?" Jason başını salladı. Addie'nin söylediklerini yapmak isterdi ama kadınla arkadaş olacak kadar boş vakti yoktu. Üstelik onunla gelen abileri sarayda kaba davranışlarıyla sorun çıkarıyorlardı. Onları göndermek istemesine rağmen bir çare bulamıyordu. Birçok sıkıntısı vardı. Bunların arasında düşmanının casus olarak gönderdiği kadınla arkadaş olmak zaman kaybıydı. "Senin burada olup ona yakınlaşmanı tercih ederim." Henry hemen araya girdi. "Sadece ziyarete geldik Jason. Karım hamileyken sarayında kalmayacak." Arkadaşı haklıydı. Jason savaşı kazandığı için ölmek üzere olan babasından tacı başarıyla almıştı ama kardeşi hala pusuya yatmış onun yerini almak için fırsat kolluyordu. Hatta bir keresinde Connor onu öldürmek için birkaç başarısız girişimde bulunmuştu. Saray güvenli değildi ne onun için ne de arkadaşları için. Jenina buna en bariz örnekti. Addie bir süre kocasına sinirli sinirli baktı. Henry ne kadar dik durmaya çalışsa da sonunda bakışlarını karısından kaçırdı. Addie her zaman onu sindirmesini bilirdi. Jason'a baktığında dudaklarında sıcak bir gülümseme olsa da gözlerinde endişe vardı." Sen Henry'e bakma lütfen ama dediği gibi burada kalamayız. Çocuklar bizi bekliyordur." Jason başını salladı. "Sadece bir fikirdi." Pes etmişti. Hayatında artık bir sorun daha vardı. Prenses Slyvia saraya karlı bir günde geleli daha bir ay olmuştu oysa. Jai Krallığı'nın gizli hareketleri ise ayrı bir sorundu. Gerçi Prensese yakın olarak belki durumu tam tersine çevirebilir, krallık hakkında bilgi alabilirdi. Bunu düşünürken başını salladı. Bu tamamen saçmalıktı. Arkadaşını hayal kırıklığına uğratmamak için gülümsedi. "Dediğin gibi onunla arkadaş olmayı deneyeceğim." Bunun başarılı olacağını sanmıyordu ama Addie için denemeye değerdi. Addie anında kocaman gülümsemesini gösterdi. "Eğer adımlarını doğru atarsan sana yakınlaşacağını biliyorum." Herny burnundan nefes verirken alaycı bir ses çıkardı. "Tabi Batı Krallığı'nın prensesi buna ne der emin değilim." Jason arkadaşına baktı. "Bugün özellikle beni sinir etmek için mi sarayıma geldin?" Henry dudaklarında ukala bir gülümsemeyle konuşmaya devam etti. "Eh karın olacak kadın sarayın metresi olarak kabul edilen biriyle yakın olmanı sorgulayacaktır. Bir bakarsın Prenses Jenina tahmin etmediğin kadar yırtıcı biri çıkar." Jason'ın omuzları çöktü. "Jenina saf bir kadın. Onun öyle hareketlerde bulunacağını hayal bile edemiyorum." Prenses Slyvia ile konuşmasından rahatsız olacağını düşünmüyordu. Geleceğin kraliçesi olarak duygularını kontrol edebilecek bir kadındı. "Jenina benim çocukluk arkadaşım. Benim hareketlerime saygı duyacağına eminim." dedi. Kim ne derse desin Jen'i bir kere bile öpmemişti. Yapmayacağından değil. Ona saygısından yapmamayı tercih etmişti. Gerçi bunun asıl nedeni kadına karşı bir çekim hissetmemesiydi. Karı koca olduklarında elbet veliaht edinmek için onunla sevişmesi gerekecekti. Şimdilik bunu düşünmemeyi tercih ediyordu. Henry huysuz bir homurdanma koy verdi. "İki prensesin arasında nasıl bocaladığını görmek isterdim." Jason Addie'ye baktı. "Onu öldürsem sorun olur mu?" Addie arkadaşının şaka yaptığını bildiği için kıkırdadı. "Eminim çocuklar onu özler". Jason'ın gamzesi yeniden belirdiğinde gözleri parlıyordu. "Sen özleyeceğini söylemedin. Bana umut veriyorsun hayatım." Henry birden ayağa kalktığında ikisi onun sinirli yüzüne karşı gülüyordu. “Addie, Jason'a sağlam bir yumruk atmadan önce gitsek iyi olacak. Vatana ihanetten hapse düşersem Jason bu sefer kesin ailemi elimden alır." Jason'da ayağa kalkarken gülüyordu. "Henry sevgili dostum bana olan güvenin gözlerimi yaşartıyor." Henry sonunda içten bir gülümseme sergilerken karısının beline sarıldı. "Asla sana fırsat vermeyeceğim dostum bu yüzden hayallerine veda edebilirsin." "Hayaller her zaman gerçekleşme ihtimaline karşılık oldukları yerde kalacaklar." Addie yorgun bir halde nefes aldı. "Siz ikiniz bir ara büyümeye ne dersiniz?" diye sordu. Ne kadar tartışmalarından şikâyet ettiğini söylese de Jason onun iki arkadaşı izlerken eğlendiğini biliyordu. Ardından parmak uçlarında yükselip Jason’ı omzundan aşağıya çekti. Yanağına sıcak bir öpücük kondurduğunda Henry'nin taş gibi suratına bakıp göz kırptı. "Yakın zamanda seni eve bekliyorum. Çocuklar seni özlüyor." Addie'nin endişeli yüz ifadesine karşılık gülümsedi. Eve gittiği zaman çocukların nasıl etrafında koşuşturduklarını hatırladı. Sarah ve iki oğlu, Dix'de evde olduğunda ortam kesinlikle daha eğlenceli oluyordu. Onların arasındayken ailesiyle olduğunu biliyordu. "Elimden geleni yapmaya çalışırım," diyerek kadına söz verdi. Addie cevabından memnun kalmamış görünse de tek kelime etmedi. Başını sallayarak kapıya doğru ilerledi. Henry karısına kapıyı açtı. O çıktıktan sonra gitmek yerine kapıyı biraz kapatıp arkadaşına döndü. "Karımı severim ama bazen iyi niyetli olabiliyor. Doğu prensesinin bu saraya iyi niyetle gönderildiğini düşünmüyorum. Ona karşı her zaman temkinli olacağına dair söz ver bana Jason." Başını sallayarak arkadaşını onayladı. Zaten kadın geldiğinden beri öyle davranıyordu. Her ne kadar zehirlenme olayı dışında bir durumunu görmese de - ki zehirlenme de suçu olduğundan da emin değildi. - Bu yüzden "söz veriyorum," derken kendini yalan söylüyormuş gibi hissetmedi. Henry memnun bir ifadeyle başını salladı. "Sana iyi şanslar dilerim dostum," dedi ve arkasından kapıyı kapatarak Jason'ı koca sarayda yalnız başına bıraktı. Kapanan kapının sesi sanki hayatının bir dönemini geride bıraktığının sembolüydü. Derin bir nefes aldı. Kadınla arkadaş olmaya çalışacağını söylemişti ama ona yakınlaşmak için nasıl bir harekette bulunmalıydı bilmiyordu. Kadınlara yakınlaşmakta üstüne yoktu ama prensesin onu yanlış anlamasını da istemiyordu. Bu konuyu halledecekti. Şimdi değil, belki bir süre sonra ama mantıklı bir plan yapar yapmaz kadına yaklaşacaktı. Her ne yapacaksa öncelikle dikkatli olmalıydı çünkü Jai Kralı, Jason’ın Batı Krallığı’nın prensesi ile evleneceğini bile bile kızını göndermesinin tek sebebi sarayda bir karmaşa çıkarmak istemesiydi. Bunun olmasına asla izin vermeyecekti. Kadın bu planın ne kadar içindeydi bilmiyordu ama arkadaş olmaya çalışırken bunu da öğrenecekti. Yarım bir gülümsemeyle masasına ilerlerken gelecekte olacakları düşündü. Jai Krallığı'nın gizli işler çevirdiğinin farkındaydı. Gölgelerin arasından onları izlemeye devam edecekti. Masasından içki şişesini alıp bardağına sihirli sıvıdan doldurmaya başladı. Prenses Slyvia'yı tekrar gördüğünde o zümrüt gözlerinde yanan ateşi görebilecek miydi merak ediyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD