Bölüm 26 - ''İKAZLAR''

1644 Words
26. BÖLÜM: "İKAZLAR" Aradan 1 hafta geçmişti. Bu geçen süre boyunca Jungkook bir kere olsun okula gelmemiş, Jimin ise yüzüme bile bakmamıştı. Her şey üst üste gelmişti ve benim gücüm artık tükenmişti. Öğlen yemeğinde o kutsal yerimizde Taehyung ve Yu Jin ile birlikte oturup konuşuyorduk. "Hadi tamam Jungkook'u anladım. Başlarda da pek yakın değildiniz ama Jimin ile ne oldu?" dedi Taehyung. "Oldu işte bir şeyler," diye mırıldandım. Jimin bile ona hiçbir şey anlatmadıysa benim de anlatmam doğru olmazdı. Taehyung telefonunda biraz oyalandıktan sonra karşıdan bize doğru gelen Jimin'i görmem ile elim ayağım buz kesti. Bize doğru baya yaklaşmışken beni sonunda fark etmesiyle arkasını dönmesi bir olmuştu lakin Taehyung depar atarak koşup, onun kolundan tutarak durdurmuştu. "Beni kandırdın," diye tısladı Jimin Taehyung'a. "Onun burada olmadığını, sadece benimle konuşmak istediğini söylemiştin!" Sanırım burada onun dediği kişi ben oluyordum. "Arada sırada böyle masum yalanlar söylemek güzeldir hyung," dedi Taehyung ve Jimin'i tam olarak benim hemen yanıma oturttu. "Hadi Yu Jin biz kalkalım, bunlar da başbaşa konuşsunlar iki sevgili." Gözlerimi kısarak Taehyung'a baktım. Çok fenaydı. Yu Jin'i kolunun altına alıp yanımızdan uzaklaşmaya başladığı zaman Jimin arkasından bağırıyordu. "Bunun hesabını çok pis soracağım sana Kim Taehyung! O zaman seni elimden Jin hyungun bile alamayacak!" İkimizde aynı bankta, kollarımız temas edecek şekilde oturuyorduk. O kadar yakındık. Ama aramıza ördüğümüz -daha doğrusu onun ördüğü- o saydam duvar bizi uzaklaştırmıştı. Ve ben elimdeki balyoz ile o saydam duvara vurmayı çoktan başlamıştım. "Bugün de hava ayrı bir güzel değil mi ya?" Gerçekten o duvarı çok güzel kırıyordum. Açtığım konuya bak. "Bilmem, bence aynı." Verdiği cevap cidden çok manidardı. Hava tabii ki aynıydı, hatta bugün daha kapalı gibiydi. Ama dedim ya, benim ki de laf olsun. Yeter ki benimle konuşsun, konuştu da. "Jimin, artık hep böyle mi olacak?" Günlerdir benden kaçıran o bakışlarını yüzüme sabitledi. "Nasıl?" "Böyle işte," diye mızmızlandım. "Jimin ben seni kaybetmek istemiyorum. Sen benim için çok değerlisin." "Mi Hi, sen de benim için çok değerlisin. Senden uzaklaşmak istemiyorum ama..." Elini kalbime koydu. "Burası başkası için atarken yapamıyorum." "Gerizekalı!" diye bağırdım. "Ben mi dedim sana bana aşık ol diye! Bak şimdi, ne haldeyiz?" Ona hem kızıyordum, hem ağlıyordum. "Sen neden Jungkook'a aşık oldun ki? Başka erkek mi yoktu dünyada?!" "Yokmuş işte!" diye ağlamamı şiddetlendirdim. "Çocukluğumdaki o kahraman bile o çıktı! Virüs gibi her yerde o var." "S-sen öğrendin mi?" diye sordu şaşırarak. "O çocuğun Jungkook olduğunu?" "Evet!" Sonra bir an durup akan gözyaşlarımı silip, büyüyen gözlerimle Jimin'e baktım. "Sen nereden biliyorsun lan?" "Şey..." Beklenmedik bir anda suratına balgamlı bir tükürük attım. "Yazıklar olsun sana! Değerlimsin dedik, bağrımıza bastık! Ama gel gör ki, o da arkamızdan işler çeviriyormuş." Ayağa kalktım. "Konuşma lan benimle. Uzak dur bence de." Yanından uzaklaşmak için hazırlandığımda hemen elimi tutup durdurdu. "Ya dur hemen, Jungkook'a söz verdim söylemeyeceğim diye. Bu arada o angut sana ne ara, nerede, neden söyledi?" "O söylemedi ki... Ben kendi çabalarımla öğrendim." Göz ucuyla ona bakıp yine gitmek için hareketlendim ama engel oldu buna da. "Çok mu kızgınsın bana?" "Çook..." Aslında orta ama bunu kullanabilirdim. "Affedemez misin beni? Bana dargın olmanı istemem." Şu an cidden küçük bir çocuk gibiydi. Masum. Düşünüyormuş gibi yaptın yalandan. "Bilemiyorum..." Derin bir iç çektim. "Belki de birbirimizi birlikte affetmeliyiz Jimin. Eğer sen beni af edersen, ben de seni affederim." Jimin birkaç dakika durakladı. Onu kapana kıstırmıştım. Evet ona kızgındım ama küs değildim. Bana bu gerçeği Jungkook bile söylememişken bunu Jimin'den beklemek aptallık olurdu. "Tamam o zaman," Az önce ağlayan ben, şimdi deli gibi sırıtıyordu. "Anlaştık o zaman?" "Anlaştık," Bunu istemeyerek söylüyordu ama olsun. Zaman herşeyin ilacı olduğu gibi bizim de ilacımız olacaktı. Tabii ben her ne kadar o söze inanmasamda. Biz arka bahçede her şey normale dönmüş gibi davranırken telefonuma Yu Jin'den mesaj geldi. Beden hocası spor salonunda tüm takımı topluyormuş. Buna voleybol ile basketbol takımı da dahil. Jimin ile spor salonuna girerken gözlerim kalabalıkta birisine takılmıştı. Jeon Jungkook'a. Elim Jimin'in koluna gitti. Ondan güç alırmışcasına tutundum. Kaç gündür okula gelmeyen Jungkook bugün gelmişti. Mutluydu. Kolunun altına aldığı sevgilisi Hyun ile arkadaşlarıyla gülüp eğleniyordu. Ben ise yine, her zaman olduğu gibi uzaktan onu izliyor, acı çekiyordum. Birazdan ağlama işlemine devam edecektim galiba. Sakin olmalıydım. Her zaman olduğu gibi maskemi takıp, sessizce köşeme çekilmeliydim, her zaman olduğu gibi... Ne olursa olsun hiçbir şey değişmiyordu, değişmeyecekti... "İyi misin?" diye sordu Jimin. Gülerek kafamı salladım, "Evet, çok iyiyim." Yalan söylemekte oldukça iyiydim ama bu sefer emin değildim rolümü iyi oynadığıma, gözümden bir iki damla yaş yere düşerken. Beden hocaları öttürdüğü düdükleriyle bir daire oluşturmamızı istedi. Takımlar olarak sıralanırken hem basketbol takımın hocası, hem de voleybol takımının hocası konuşmaya başladı. "İlk öncelikle hoşgeldiniz. Zamanımız az ve biz hemen konuya girmek istiyoruz. Biliyorsunuz, takımlara giriş amacınız kendi aranızda top oynamanız falan değil. Siz okulun resmi takımlarısınız. Bir tek amacınız var: Okulumuzun ismini en iyi yerlere taşımak! Hazırlanın çocuklar, birkaç hafta sonra okullar arası turnuvalar başlıyor ve biz de Seoul'un en iyi liselerinden biri olarak turnuvadaki yerimizi alacağız!" Salondan yükselen tezahüratlar gelecek birinciliğin habercisiydi. Herkes delirmiş ve hırslanmıştı. Özellikle Yu Jin ile Taehyung... Birbirinin omuzlarına tutunmuş "la la la!" diyerek zıplıyorlardı. Onların bu haline gülerken üzerimde bazı bakışlar hissettim. Onun bakışları... Ben kahkaha atarken o beni izliyordu. Bakışlarında anlamadığım bir şey vardı. Çok tuhaftı. Bir şeyler düşünüyordu ve ben onun ne düşündüğünü deliler gibi merak ediyordum. Jimin yanıma gelip gülümseyerek elimi tuttu. Ve Jungkook bakışlarını yüzümden alıp Jimin ile kenetlenmiş olan ellerime çevirdi. Anında bakışlarını başka bir yere çevirdi ve diliyle yanağını dişledi. Kaşlarımı çatarak Jimin'e baktım. "Ne yapıyorsun? Jungkook zaten biliyor her şeyi." "Sadece o biliyor Mi Hi. Ki onun bilip bilmemesi önemli değil. Önemli olan diğerlerinin ve Hyun'un bilmemesi." Bir yandan haklıydı. Ama yine de kendimi rahatsız hissediyordum. Gerçi benim gözümün önünde Hyun ile cilveleşirken benim ufacık şeyde rahatsız olmam büyük bir saçmalıktı. "Evet arkadaşlar sevinciniz bittiğine göre konuşmamıza şunu da eklemek isteriz. Her okul çıkışı ve öğlen saatleri sizi burada çalışmak için bekliyoruz. Hepimiz sizden çok ümitliyiz!" İlk defa böyle bir şeyin içinde olacaktım. Heyecanlıydım doğrusu. Umarım elime yüzüme bulaştırmazdım. "Mi Hi senin ile konuşabilir miyiz?" Jungkook beklemediğim bir anda beklemediğim bir şekilde karşımda dikildi. Böyle bir şey beklemiyordum. O olaydan sonra bu ilk konuşmamız olacaktı ve ben ne söyleyeceğimi tam olarak bilemiyordum. "O-olur." Jungkook kolumdan tutup beni salonun dışına, ıssız bir yere çektiğinde ellerimin titrediğini fark ettim. Sakin ol Mi Hi, sadece konuşacaksınız. Duvara yaslanıp diyeceklerini beklemeye başladım. "Biliyorsun Mi Hi birkaç gün sonra sınavlar başlayacak." Evet, hafta sonu gelmişti ve hafta sonundan sonra ilk sınavlar başlayacaktı. "Ben diyorum ki..." dedi ensesini kaşıyarak. Ne zaman bana bir şey söylemekte zorlansa hep bunu yapardı. "Hani sen sınav haftasında bizim evde kalacaktın ya. O kalma işini birkaç gün erkene mi alsak? Yarından itibaren sınav haftası bitene kadar bizim evde kalabilir misin?" "Yani iki hafta boyunca sizin evde mi kalacağım?" dedim gözlerimi büyüterek. "Aynen," dedi kafasını sallarken. Ne demeliydim? Hemen evet deyip boynuna mı atlamalıydım yoksa ağırdan mı almalıydım? Kuruyan dudaklarım aralanırken dilimle ıslattım. "Bilemiyorum, Jungkook. Bu hafta sonu başka planlarım vardı doğrusu." Yalan. Hiçbir planım yoktu. Hafta soyu boyunca yatıp göt büyütmeyi planlıyordum. Tabii bir de sınavlara çalışmak... Ama onun bunu bilmesine gerek yoktu. Jungkook suratını asarken gülümseyip omzuna vurdum. "Ama merak etme senin için planlarımı iptal ederim." Jungkook tavşan dişlerini çıkartarak gülümsediğinde kalbimde akan bazı sıcak sıvılar hissettim. Bana böyle gülme lütfen, kendimi iyi hissetmiyorum. "O zaman yarın evimde görüşürüz?" Ben bu gece heyecandan ölmezsem tabii... "Görüşürüz." - Kayan sırt çantamı düzeltirken eve doğru giden adımlarımı hızlandırdım. Bir an önce eve gidip, uyumak ve yarın olmasını istiyordum. Biraz izin almak sorunlu olacaktı ama mühim değil. Annem her türlü hallederdi bu işi. Hele Jungkook'un adını duyduğunda seve seve gönderirdi beni. Bu konuda abim birazcık sıkıntı çıkartabilirdi. Ama bu pek mühim değildi. Ben yolda kendi halimde takılırken aniden duyduğum korna sesi yerimden sıçramama sebep oldu. Hemen yan tarafıma baktığımda arabanın penceresini açmış, bana içerden gülümseyen Kim Seokjin görmem bir oldu. Böyle bir şey beklemiyordum ve bir hayli şaşırmıştım. Gülerek, "Gel seni eve bırakayım." dedi. "Gerek yok aslında zaten yaklaşmıştım." "Olsun gel sen, laflarız biraz." Madem bu kadar israr ediyordu, peki o zaman. Yan koltuğuna kendime attığımda soğuk havadan sıcak havaya girmenin verdiği hazla mutlu oldum. "Hoşgeldin," "Hoşbuldum," dedim. Jin oppa tanıştığımız günden beri bana hep olumlu olmuştu. Ondan baya olumlu elektrik almıştım. "Evinin yolunu ben tarif ederim," "Tamam," Araya giren birkaç dakika sessizlikten sonra Jin konuşmaya başlamıştı. "Eee anlat bakalım, hayat nasıl gidiyor?" "Bildiğin gibi işte. Nasıl olsun başka? Senin ki nasıl gidiyor?" "Benim de aynı seninki gibi işte. Üniversite, ev arası mekik dokuyoruz." Kafamı salladım. "Diğer oppalarla aynı evde kalıyordunuz değil mi?" "Aynen," "Bölüm neydi sizin?" "Ben inşaat mühendisliği okuyorum, Namjoon tıp, Hoseok edebiyat öğretmenliği okuyor, Yoongi ise polislik okulunda okuyor." "Güzelmiş." "Sen ne olmak istiyorsun peki büyüyünce?" "Bilmiyorum ki..." dedim. "Hiç düşünmedim. Belki veteriner falan olurum." "Güzel bir iş. Tavsiye ederim." "Mezun olduktan sonra ne yapmayı düşünüyorsun peki?" diye sordum. "Büyük ihtimalle Jungkook'un abisinin yanında işe girerim. Zaten kendisiyle de yakın arkadaşız. Biliyorsundur belki kendilerinin büyük bir inşaat şirketleri var." "Hmm, duymuştum. Abim de orada çalışıyor." Kaşlarını kaldırdı. "Cidden mi? Adı ne? Belki tanıyorumdur." "Kim Min Joon." Sessiz kaldı bir müddet. "Tanımıyorum." "Zaten yeni girdi o da şirkete." Evin yolunu tarif ede ede kapının önüne kadar varmıştık. "Çok teşekkür ederim, seni de yordum buraya kadar." dedim emniyet kemerini çıkarırken. "Ne demek, önemli değil." dedi gülümseyerek. Yol boyunca pek fazla konuşmamıştık ama benim için zevk aldığım bir yolculuk olmuştu. Arabadan indikten sonra kapıyı kapattım. Araba yanımdan uzaklaşmak için hazırlandığında ona el salladım, o da bana el sallamıştı arabanın içinden. Yanımdan jet hızıyla uzaklaşırken evin kapısına doğru yol aldım. O sırada telefonumdan bildirim sesi geldi. Mesaj gelmişti ama bu benim kesinlikle hoşnut olabileceğim bir mesaj değildi. Bilinmeyen Numara: İkazlar Serüveni İkaz 1: Uyarılma ✔ İkaz 2: ❓ Sana doğruları sunarken sen onları elinin tersiyle itip yalanlara kucak açıyorsun Mi Hi. Bazı şeylerin farkına vardığında her şey için çok geç olacak. Hem abin için. Hem Jungkook için. Hem senin için. Karar senin Mi Hi. Tanı, sev ama güvenme. -25th floor
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD