Aşk neydi ki? Bazıları için insanları birbirine bağlayan çok kuvvetli bir güç, bazıları içinse tutku, karşı konulanamayandı. Bana göre de aşk diye bir kavram yoktu. Elbette de aşka inanan birisiydim. Ama ben gerçek aşkı arayıp bir türlü bulamayan kategorisine giriyordum.
Ama artık aşkın bir önemi de kalmamıştı. Çünkü düne kadar her şey normalken bir anda hayatım altüst olmuştu. Dün elimde olan son hayalimde alınmış evleniyordum. Şimdi ise biraz kendime gelmek için Elif ile kahvaltıya gidiyordum.
Elif ile Sırma kardeşten öte gördüğüm iki kişiydi. Anaokulundan beri arkadaştık. Beraber ağlayıp, beraber gülmüştük. Birbirimizin en zor günlerinde hep beraber olup düştüğümüz yerden beraber kalkmıştık. Sırma şu an bize biraz uzak olsa da yakında gelecek ve biz eskisi gibi olacaktık. "Günaydın kızım. Kahvaltı yapmayacak mısın?" Bunu bana söyleyen Safiye Sultandan başkası değildi.
"Yok Safiye Sultan ben bugün Elif ile birlikte yapacağım."
"Ama kızım-"
"Sultanım size afiyet olsun." dedim ve söz hakkı tanımadan evden çıktım.
Her zaman olduğu gibi sahile gelmiştim. Denize girmekten korksam bile denizi izlemek bana huzur veriyordu. Kime huzur vermezdi ki. Bazen hayata benzetirdim onu. Onunda hayat gibi gelgitleri çok fazlaydı ne de olsa.
Poyraz kimdi? Nasıl biriydi? İyi miydi, kötü müydü? Anlamadığım bir nokta ise neden ben? Sıradan bir kızdım, öyle çok güzelde değildim açıkçası. Sonuçta dün annemin dediği gibi ise Poyraz'ın her gün bir kızla olduğunu biliyordum. Çevresinde o kadar kişi varken neden ben diye düşünmeden edemiyordum. Adımlarımı hızlandırıp düşüncelerimi dağıtmaya çalıştım. Tanımadığım bir adamla evlenecektim bu ne kadar mantıklı olabilirdi ki.
Ne zaman geldiğimi fark etmesem de kafeye gelmiştim. Sabah için Elif'e kahvaltı sözü vermiştim. Kapıyı yavaşça itip açtığımda anda burnumu kahve kokusu harmanlanmıştı. Gözlerim Elif'i ararken tam cam kenarına oturmuş dışarıyı izliyordu. Yavaşça masaya doğru ilerlerken gözlerimiz buluştu. Gülümseyerek ayağa kalkıp bana sarıldı. Bende ona sarıldım. Elif kızıl saçları omzunun biraz aşağısındaydı, yüzü küçük ve çok temizdi ve kahverengi gözleri onu ayrı bir güzel yapıyordu. Ayrıldıktan sonra bir garson çağırarak iki tane kahvaltı tabağı sipariş verdik. Eee anlat dinliyorum." dedi.
Ona anlamayan gözlerle bakmaya devam ettim. "Off Mira! Bilmemezliğe yatma işte. Seni senden daha iyi tanıyorum biliyorsun."
Aslında doğru söylüyordu. Benim neye nasıl tepki vereceğimi hep bilirdi. Bende aynı onun gibi onun tepkilerini hep bilirdim.Bu kızın beni bu kadar iyi tanımasından hep nefret etmişimdir. "Aslında-"
"Siparişleriniz geldi efendim." dedi genç bir garson. Garson servisleri açıp siparişlerimizi bırakana kadar ikimizden de hiç ses çıkmamıştı. Garson adisyonu da yazıp masaya bıraktı. "Afiyet olsun efendim."
"Teşekkürler." dedim hemen aceleyle. Çünkü Elif garsona öyle bir bakış attı ki, eğer biraz daha burada durursan seni öldürürümden başka bir şey olamazdı. Garson sanki Elif'i anlamış gibi hemen gitmişti. "Anlat dinliyorum. Hiç kaçışın yok haberin olsun."
Artık her şeyi boş verip anlatacaktım. Eğer birisine anlatmazsam çıldıracaktım. Derin bir nefes aldım. Zaten eğer sonradan öğrenirse kesin beni öldürürdü. "Ben evleniyorum." dedim bir çırpıda. Çok mu ani söylemiştim? Yoksa Elif kendiliğinden mi donmuştu? Elimi sallamaya başladım.
Kendine gelip çayı bir dikişte içmişti. Çay umarım sıcak değildir diye içimden geçirirken Elif'in; "Yandım!" diye bağırması sıcak olduğunu gösteriyordu. Masanın üstündeki suyu Elif'e uzattım. Onu da bir dikişte içmişti. Aradan geçen bir kaç dakika sonra kendine gelmeye başlamıştı. "Bende hamileyim zaten." diye fısıldadı.
"Elif sence böyle bir konuda şaka yapar mıyım ben? Babam dün birden evleneceğimi söyledi. Ne yapacağımı bilemedim. En son kabul ettim."
" Sen ciddisin ya. Kızım senin başka hayallerin vardı. Evlilik ve seni bir arada düşünemiyorum. Malum erkekleri yanına yaklaştırmıyorsun da."
"Elif." diye tısladım adeta. Evet hiç sevgilim olmamıştı. Ama bunu ben istemiştim. "Tamam ya bir şey demedim de sen şu olayı baştan anlatsana bana."
"İşte dün dolaştıktan sonra eve gittim. Babam bana sorma gereği hissetmeden seni Hüseyin Çağıran'ın torunuyla evlendirmeye karar verdik dedi."
"Yok artık. Şimdi sen Hüseyin Çağıran'ın torunu Poyraz ile mi evleneceksin?"
Ben bile tanımazken Elif nasıl tanıyordu. Bu Poyraz bu kadar meşhur madem ben niye tanımıyordum. "Sanırsam evet de. Sen nereden tanıyorsun."
"Kızım nasıl tanımazsın her gün başka bir kız ile magazine haberleri çıkıyor. Onu boş ver de o bu evliliği kabul etmiş mi?"
Her sabah başka yerde uyandığını bende biliyordum zaten. İşte bende tam olarak bu yüzden rahat değildim ya. "Umarım etmez." deyip kafamı çevirdiğim tarafta bana bakan birisiyle göz göze gelince rahatsız olup önüme döndüm.
"Tamam. Kaç o zaman hatta bende seninle gelirim." dedi her zamanki deliliğiyle. Elif'in bu yönünü hep kıskanmışımdır.
Dün gece bir ara benim aklıma da gelmişti ama atladığı bir yer vardı. Ailemi ölüm ile tehdit etmişlerdi. Onları öyle bırakamazdım. "Yapamam." diye fısıldayıp gözlerimden bir damla yaşın akmasına izin verdim.
"Niye? Amerika'ya Sırma'ın yanına gideriz." Sırma Yalın ile ayrıldıktan sonra oraya annesinin yanına gitmişti.
Ahh önemli bir mesele. Yalın ile Sırma birbirlerini çok sevmiş ve sevgili olmuşlardı. Ama sonradan Sırma Yalın'ın kendini aldattığını söyleyip ona güvenmeyip annesinin yanına gitmişti. Ama hala deli gibi birbirlerini seviyorlardı. Çünkü benimle her konuştuklarında birbirlerini sorup duruyorlardı.
"Mira." Sesi ile kendime gelip; " Tehdit etmişler." dedim gözlerimi kaçırırken. "Saçmalama. Hangi çağda yaşıyoruz. Sevmediğin birisi ile evlenmek zorunda değilsin. Buna izin vermem." Bende demiştim dün bunları lakin bir faydası olmamıştı.
"Çok güçlülermiş. Mecburum buna." dedim daha çok kendimi inandırmaya çalışırken.
"Bu kadar çabuk pes edemezsin. Yalın ve Ömer var onlar varken sana bir şey olmaz. Hem ben Mehmet Am-" Elif'in arkaya çözüm araması ne kadar şanslı olduğumu gösteriyordu. "Yalın ile Ömer bilmeyecek onlara sevdiğim adam diye tanıtacağım."
"Delirdin mi? Sence inanırlar mı?" diye bağırmasıyla çevredeki bir kaç bakışın ilgi odağı olduk. "Başka şansım yok Elif inandıracağım. Onları daha fazla kendi sorunlarımla boğmak istemiyorum."
"Onlar senin abin gibi yalan söylediğini hemen anlarlar."
" Biliyorum." diye fısıldadım. " Peki ne zaman olacak?" diye sordu kabullenen sesiyle. Şimdi ona bir hafta sonra nasıl diyecektim. "Bir hafta içinde." dedim ilk baştaki yöntemi kullanarak. Yüzünü göremesem de şaşkınlıkla dudaklarının aralandığına kalıbımı basabilirdim.
"Bir hafta öyle mi?Adamı tanıyor musun peki? Tanımıyorsun tabi ki de." dedi kendi sorduğu soruyu da kendi cevap vererek. Ben tam cevap verecekken telefonun sesiyle sustum. Babam arıyordu. "Efendim baba."
"Poyraz ile buluşmanı unutma diye aradım."Poyraz ile mi bulaşacaktım? "Baba ben-"
"Unuttun değil mi? Neyse neredesin sen? Ben Hüseyin Bey'e söylerim akşamki yemekte tanışırsınız." Akşam yemek mi vardı? Peki benim neden şimdi haberim oluyordu. Off baba off.
"Baba ben onunla buluşmak istemiyorum." dedim itiraz ederek. Derin bir nefes aldı. "Mira, bir hafta sonra evleniyorsunuz düğün günü mü görmek istersin?" Haklıydı adam düğün günü mü görecektim adamı?
Pes etmiş bir şekilde; "Sahildeki kafede Elif ile kahvaltı yapıyorum. Kahvaltımı yapıp gelirim." Babam cevap bile vermeden telefonu kapatmıştı. Sebebini bilmediğim bir şekilde heyecanlanmıştım. "Ne oldu kuzum? Önemli bir şey yok değil mi?"
"Poyraz ve ailesi ile akşam tanışıp yemek yiyecekmişiz. Babam onu haber verdi." Bunu dememle çantasını alıp birden ayağa kalkan arkadaşıma baktım. "Madem akşam yemek var Sevgi Teyze seni ancak hazırlar. Ben kaçıyorum. Bana resim at."
Bu kızın hayat enerjisine hayrandım. Beni her zaman mutlu edebiliyordu. "Oha Elif. Ben ne diyorum sen ne diyorsun."
"Ne oha? Kabul ettin mi ettin. E o zaman ben kaçtım." deyip arkasını dönmüştü ki, bir anda dönüp cüzdanını çıkarttığını fark ettim. "Defol Elif ben hallederim." dememle kaşlarını çatıp; "Saçmalama." dedi.
"Resim atmam bak." dediğim an cüzdanı geri koydu."İyi tehditti."deyip yanağıma sulu bir öpücük koyup uzaklaştı.
Daha akşama çok vardı. Bu kız niye birden kalkıp gittiyse şimdi. Zaten kahvaltı tabağı da öylece duruyordu. Önümdeki tabaktan bir şeyler yemeye çalıştım ama nafileydi. Canım hiç bir şey istemiyordu.
Düşüncelerimden biraz uzaklaşmak için etrafa baktığımda biraz önce göz göze geldiğim adamla yine göz göze gelmiştik. Rahatsız olup tekrardan önüme döndüğümde bakışlarının hala üstümde olduğunu hissediyordum. Burada daha fazla kalamayacağımı anlayıp cüzdanımdan yeteri kadar parayı masaya bırakıp çıktım.
Sahilde yürümeye devam ederken banklardan birine oturdum. Şuan annemin bunu giy şunu giy yok çıkar bunu giy...Bir dakika! Şu an da gördüğüm şey de ne öyle? Benim yanımdaki bankta iki sevgili -sanırım sevgililer çünkü parmaklarında yüzük yoktu- resmen açık bir yerde öpüşüyorlar mıydı? Yoksa gözlerim beni yanıltıyor muydu? Gözüm yan bankta oturan kişilere takıldı. Tam tekrar önüme dönecekken, adamın gözleriyle gözlerimiz kesişti. Bende hemen önüme dönüp, banktan hızla kalkarak oradan bir an önce uzaklaştım.
Aman Allah'ım ne yapmıştım ben böyle? Bana ne elin sevgililerinden. İster öpüşürler. İster..Neyse konuyu kapatsak iyi olacak.
--------------------
"Bak kızım, birazdan gelirler. Saygılı davran, her lafa karışma, güler yüzlü ol. Tamam mı kızım?" Anneme sıkılmış bir bakış attım. Son bir saattir nasihat üstüne nasihat verip duruyordu. Ondan öncesi zaten bir faciaydı. Kaç elbise denediğimi bile hatırlamıyordum.
Sonunda ben giymeyi hiç istemesem de kırmızı renkli ayak bileklerimde biten sırtımda derin dekolte olan bir elbisede karar kıldık. Altın rengi tonlarında çanta ve platform ile tam bir uyum içerisindeyim. Saçlarım ise dekolteyi kapanmayacak bir şekilde yapılmıştı. Makyajımı annem ne kadar ısrar etse de abartı olmadan sade bir makyaj yaptırmıştım. Şu an tamamen annemin istekleri üzerine hazırdım. Ama yine de elli yedi kilo ve 1.68 boyundaki bedenime yakışmış, beyaz tenime uyum sağlamıştı elbisem.
En azından yirmi yaşından büyük gösterdiğim kesindi. Haa bu arada Poyraz yirmi beş yaşındaymış. Aramızda beş yaş var yani. Bu bilgiyi ise annemden almıştım. Gelmeden resimlerine bakacaktım. Daha sonra neyse gelince tanışırız diye bakmamıştım. "İşte geliyorlar." dedi babam büyük bir heyecanla .
Yüzüme sahte bir tebessüm yerleştirip yavaşça ayağa kalktım. Herkes birbirine ile selamlaşırken benim gözlerim tek bir kişiye takılmıştı. O da bugün banktaki adamdı! Bu muydu evleneceğim adam. Başka genç birisi olmadığına göre o Poyraz Çağıran'dan başkası değildi.
Yeşil gözlerim onun kahverengi gözleriyle buluşurken şaşkınlıkla ona bakıyordum. O ise gayet rahattı. Hayır yani insan bir düşünür değil mi? Bugün ben bankta bir kızla öpüştüm, tabi ona öpüşmek denirse kızı yedi resmen bee. Ama nerede 'Beyefendi' nin gözlerinde ne bir pişmanlık ne de bir utancın zerresi dahi yok!!
Gözleri gözlerimden vücuduma geçince istemsiz olarak gözlerimi, yere çevirdim. Bankta başkası ile öpüşen bir çocuğun şu an burada ne işi vardı? Ama unutuyorum demi o her sabah başka yerde uyanıyordu değil mi? Ama insan da bugün evleneceğin kızla tanışacaksın biraz uslu dur bee. Ben kendi düşüncelerimde boğulurken babamın sesi ile irkildim. "Kızım misafirlerimize hoş geldin desene."
Gözlerimi yerden alıp ona baktığımda baştan aşağı simsiyahtı. Gömlek, kravat, ayakkabı,ceketi ve eminim ki çorabını göremesem de o da siyahtı. Boğazımı temizleyip dedesi ve babaannesi olarak düşündüğüm 60'lı yaşlarında olan tatlı çifte döndüm. "Hoşgeldiniz efendim." dedim kısık bir sesle ve ellerini öptüm. "Hoşbulduk güzel kızım." deyip sımsıkı sarıldı.
Normalde tanıştığım insanlara hemen ısınamasam da sanki yıllardır tanıyormuşum gibi bende ona sarıldım. Yanaklarıma sulu öpücükler bıraktıktan sonra ayrıldı. "Hanım hanım kızı rahat bırak." dedi dede. Aslında sert gibi gözükse de ikisi de çok tatlıydı.
"Hoşbulduk kızım. Ben Hüseyin Çağıran ve eşim Zeynep. Poyraz'ın dedesiyim."
"Tanıştığıma memnun oldum efendim." dedim gülümseyerek.
Onlardan sonra ise annesi ile babası olduğun düşündüğüm 40'lı yaşlarda olan çifte döndüm. Kadın adama göre çok güzeldi. Ama yinede yakışıyorlardı. Adam gayet sert ve otoriter bir ses ile elini uzattı. "Merhaba. Ben Kemal Çağıran ve eşim Nihan Çağıran."
"Mira Aydemir. Tanıştığıma memnun oldum." dedim gayet resmi bir sesle. Demesen tanımayacaktım sanki. Mira kızım bir de sen kendine soğuk nevale dersin. Ben öyleysem bu adam neydi o zaman?
Bir iki saniye sessizlik oldu. Bu sessizlik beni geriyordu ve artık şu tanışma faslını geçip bir an önce oturmak istiyordum. Topuklu giymeye pek alışkın değildim.Şimdiden ayaklarım ağrımaya başlamıştı bile. "Mira." diye söze girdi Hüseyin dede; "Torunum Poyraz."
Herkesin gözleri Hüseyin dedeye dönmüştü. "Poyraz." dedi bu sefer torununa dönerek; "Mira ile tanış." Gözleri bana döndü. "Mira...Kim ki bu kız?" dedi.
Yok artık daha evleneceğimizi bile bilmiyor muydu? Ya da o kızın ben olduğunu mu bilmiyordu ? Ne saçmalıyordum ben ya. Benden başka kız mı var burada?
"Gelecekte ki eşin ..."
Hüseyin dedenin dudaklarından dökülen bu sözler tam bir kaos ortamı yaratmıştı. Poyraz'ın geldiğinden beri ifadesiz olan yüz ifadesi sertleşmişti. "Ne demek gelecekteki eşin dede!"
"Bana sesini yükseltme Poyraz. Şimdi şu masaya otur. Ne duyduysan o."
"Sana evlenmeyeceğimi söyledim. Kaç defa söyledim! Hele ki," dedi bana bakarak; "Böyle bir salak ve ufak bir kızla Asla DEDE!"
Salak ve ufak bir kız...
Bu söz sinirlerimi bozulsa da tepkisiz kalmaya devam ettim. Sadece yere bakıp her zamanki gibi orada yokmuşum gibi davranıyordum. "Ağzından çıkanlara dikkat et!"
Hüseyin dede Poyraz'ı sakın bir dille uyardıktan sonra; "Lütfen herkes otursun. Poyraz'ın dediklerine bakmayın. En kısa zamanda evleneceksiniz." dedi otoriter sesiyle.
Herkes yerlerine otururken ben ve Poyraz hala oturmamıştık. "Poyraz Mira oturun hadi evladım." dedi Hüseyin dede sanki hiç bir şey olmamış gibi.
Tam oturacakken bir anda Poyraz kolumdan tutup sürüklemeye başladı. Zaten topuklular yüzünden zor ayakta duran bedenim beni çekiştirmesinden iyice zar zor yürüyordum.
"Manyak mısın? Bırak kolumu!" deyip kendimi çeksem bile nafileydi. Arkadan gelen seslere rağmen kolumu bırakmadan restoranın terası olduğunu düşündüğüm yere getirdi. Kolumun onun elinden kurtulmasıyla ona döndüm.
"Ne yaptığını zannediyorsun!" dedim bağırarak. Terasında kapısını arkadan kilitledikten sonra sinirli bir şekilde döndü. "Ne yapıyormuşum?" dedi üstüme yürüyerek.
Korkmalı mıydım? Evleneceğim adamın bir manyak olmadığı kalmıştı. Neye sinirleniyordu bu adam? O ise istifini bozmadan ellerini pantolonun cebine koyarak bana yaklaşmaya devam ediyordu. Bana yaklaştıkça yutkunma hissi oluştu boğazımda. O bana adım attıkça kalp atışlarım hızlanıyordu. Kahretsin ne oluyordu bana böyle? Cevap vermeyip daha da geriye doğru gitmeye başladım ama gidemiyordum. Allah Allah yine donup kalmıştım mıydım?
"Daha fazla gidemezsin."
Kendimi mümkünmüş gibi biraz daha çektiğimde sırtım buz gibi demir ile buluştu. Önüme döndüğümde dudaklarının hafif kıvrıldığını gördüm fakat bir saniye bile sürmeden sert ifadesi geri döndü. Gözlerini gözlerime diktiğinde elimde olmadan yutkundum. "Be- ben." diye kekelerken mümkünmüş gibi biraz daha yaklaştı.
"Bana bak ufaklık! Şimdi beni iyi dinle."
Ona bakmadığım için eliyle çenemi kavradı. Ellerimi kaslı vücuduna koyarak onu iteklemeye çalıştım bir işe yaramadığında, yumruk yaptığım elimi tekrar vurdum. Kaşlarını çatıp yüzüme bakıp çenemi daha da sıkı kavradığında istem dışı acıyla inledim. Yüzünü yüzüme yaklaştırdığında nefesinin yüzüme çarpmasıyla ne kadar yakın olduğumuzu anladım. Ben bana bu kadar yakın olmasından duyduğum utançtan dudaklarımı dişlediğimi fark ettim. Ama maşallah Poyraz Bey de hiçbir belirti yoktu. Niye bu kadar dibime kadar girmişti? Uzaktan konuşamıyor muyduk ?
"Seninle evlenmeye meraklı değilim . Zaten bu evlilik olmayacak. Seninle evleneceğimi mi zannettin? Asla! Ama bu durumu idare edeceksin. Evliliğe hazır değilim, okulum daha bitmedi gibi yalanlar söyleyeceksin anladın mı?"
Ne sanıyordu bu herif, onun için ölüp bittiğimi falan mı sanıyordu? Hem ben neden onun dediğini yapacaktım ki. Gözlerimi onun gözlerine dikip hemen tersledim. O kimdi ki?
" Bana baksana sen! Seninle evleneceğimi de kim söyledi? Ama bazı şeyler senin ve benim istediğim dışında gerçekleşiyor ve emin ol ki her gün başka bir evde sabahlayan bir adamla evlenmeye meraklı değilim. Ama bunu yapmak zorundayım." deyip mümkün olduğunca önüme baktım. Çünkü hale çenemi tutuyordu.
Vay be bunları ben mi demiştim? Ama niye yanlış bir şey yaptığımı düşünüyordum. Şu anda karşımda gittikçe daha fazla sinirlenen ve tanımadığım bir adam vardı ve ne yapabileceğini hiç kestiremiyordum.
"Ban-" dedi ama daha lafını tamamlayamadan kapı açılıp içeriye Hüseyin dede ve yanında bir adam daha girdi. Ben de hemen fırsattan istifa ederek Poyraz'ı kendimden uzaklaştırdım. "Mira kızım sen Savaş'la aşağı in." Hüseyin dedenin komutuyla hemen kafamı sallayıp yanımda adının Savaş olduğunu bildiğim adam ile terastan çıkmamız ile Poyraz'ın sesi yükselmişti.
"En azından evleneceğim kadını kendim seçseydim dede."
"Bu güne kadar olduğun kadınları gördüm evladım. Mira'yla evleneceksin o kadar!"
" Peki evlenmezsem? "
"Bundan sonra tek kuruş para dahi alamazsın. ÇAĞIRAN soyadının sana verdiği bütün imkanları elinden alırım. Kendini saniyeler içinde beş kuruşsuz olarak bulursun. Nasılsa ben ölünce mirasın sana kalacağını falan da düşünme sakın!"
Son duyduğum sözler bunlar olmuştu. "Artık gitsek iyi olur." dedi Savaş.
Ona cevap vermeden hızlıca yürüyerek kendimi lavaboya attım. Ağlayamazdım. Ben annesinin kızı Mira AYDEMİR her zaman gülümsemeli ve güçlü durmalıydım.
Hayatım bir anda nasıl bir hal almıştı. Ben bunları hak edecek ne yapmıştım. Gerçekten çocuk gibi miydim? Yani... Tamam yaşıtlarıma göre küçük olabilirdim. Belimin altında olan gür düz saçlarım, çok koyu olmasa da yeşil olan iri gözlerim, hiçbir zaman rujla ortaya çıkarma gereği duymadığım dolgun dudaklarım...
Duruşumu dikleştirip kendime olan güvenimi tekrar kazandıktan sonra lavabodan çıktım. Lavabonun önünde Savaş' ı görmeyi hiç beklemiyordum. "İyi misin?" dedi gayet ilgili bir sesle. Sen kimsin be? Bana iyi misin diye soruyorsun.
"Bu arada daha tanışmadık. Yemeğe biraz geciktim. Ben Savaş Çağıran. Poyraz'ın abisiyim." dedi elini uzatıp. Ben az önce dışarıdan mı düşünmüştüm? Yok canım bunu yapmadım değil mi?
"Hala dışından düşünüyorsun küçük hanım." deyip elini çekti."Sen de sanırsam Poyraz'ın evleneceği kız Mira olmalısın."
Dakika bir gol bir rezil olmuştum. "Evet." dedim gülümsemeye çalışırken. Gerçekten ikisi kardeş miydi? Poyraz hafif kumralken Savaş kesinlikle sarışındı.
"Ben üzgünüm. Öyle demek istememiştim."
"Gidelim artık merak edecekler bizi." Dediklerime takılmadığı için şanslıydım.
Beraber masaya gelip yerlerimize oturduğumuzda Hüseyin dede ve Poyraz daha gelmemişti. Hiç kimseden ses çıkmıyordu. Herkes önündeki yemek ile ilgileniyordu.
Restorantta bizden başka kimse yoktu. Kesin kapatmışlardı. Yoksa şu sabah ki manşetleri tahmin dahi etmek istemiyordum. Masada tanımadığım bir bayan vardı. Onun da Savaş'ın eşi olduğunu öğrenmiştim. Birbirlerine yakışıyor sayılırlardı.
Masada Hüseyin dede ve Poyraz yokken bu evliliğin olmayacağını herkese söylemek en mantıklısıydı. Böyle bir manyak ile evlenmezdim. Boğazımı temizleyip oturduğum yerden kalktım. Böyle bir adamla ne olursa olsun evlenemezdim. "Aslında ben size bir şey söylemek istiyorum."
Herkes önündeki yemek ile uğraşmayı bırakıp bana dönmüştü. "Biz Poyraz'la-" lafımı kesen belime değen Poyraz'ın soğuk elleriydi olduğum yere çivilenmiştim. O benim belime elini nasıl koyardı.Hem az önce bana bağıran da o değil miydi?
Masadaki herkes bize bakıyordu. Hüseyin dede gelip yerine oturduktan sonra Poyraz elini belimden çekmeden konuşmaya başladı. "Biz evleniyoruz." dedi gözlerini bana dikip bakarak. Nefes alamıyordum. Ben yanlış duymuştum değil mi? O bunu kabul etmiş olamazdı.
Herkes mutlulukla birbirini tebrik ederken Poyraz kulağıma yaklaşarak; "Seninle daha sonra görüşeceğiz Ufaklık!"
Artık ayakta duramıyordum. Gözlerim kararıyordu.Ne olduğunu anlamadan kendimi birisini kucağında buldum. Çikolata kokusu yanında odunsu bir koku doluyordu burnuma kafamı kaldırıp o kahverengi gözlerle göz göze geldim. Poyraz'ın kolları arasındaydım.
"Uyu ufaklık uyu." dedi .
Bilincimin son hatırladığı sözler bunlardı gerisi karanlık.
Yazarın Ağzından;
Dedesinin kendisini mirasla tehdit etmesi üzerine güldü Poyraz.
"Kendime ait bir servetim ve işim olduğunu unutuyorsun Hüseyin Çağıran!"
Her zaman sinirli olduğunda dedesine böyle hitap ederdi Poyraz.
Kendisine yenilmeyen torununa gururla baktı Hüseyin Çağıran. Ama onu ne yapıp ikna etmeliydi. Yoksa geçmişin karanlığı üzerlerine gelip çökecekti.
"Evlenmek zorundasın evlat."
"Bana tek geçerli bir sebep söyle."
Deli gibi bu ısrarı merak ediyordu Poyraz. Çünkü biliyordu dedesi zor durumda olmasa böyle bir şey istemezdi.
"Ailemiz için."
Dedesinin dudaklarından dökülen cümleler kafasının daha da karışmasına sebebiyet vermişti.
"Başka soru yok Poyraz. Zamanı gelince her şeyi öğreneceksin ama şimdi bu evlilik olmak zorunda hatrım için."
Küçüklüğünden beri yanında olan bu adama nasıl karşı çıkabilirdi Poyraz. Derince bir nefes alıp kafasını sallarken ilerde bunun için pişman bile olabilirdi.
Çünkü geçmişin karanlığı yolunu yine bulacaktı.
Bu yangında en çok yanan ise Mira ve Poyraz olacaktı.