ANLAŞMA

3003 Words
Sabah yastıktan başımı kaldırdığım gibi eve nasıl geldiğimi düşündüm. En son hatırladığım çikolata kokusu ile karışmış odunsu bir koku ve Poyraz'ın kollarıydı. Yataktan doğrulduğumda üstümde şortlu pijama vardı. Aklıma gelen düşüncelerle dehşete düşmüştüm. O değiştirmiş olamazdı değil mi? Kendimi bu düşüncelerden uzaklaştırıp, banyoya ilerledim. Rutin işlerimi hallettikten sonra üstümü değiştirme gereği duymadan salona indim. Bugün mutlu olacaktım. Her şeyi bir günlük boş verebilirdim. Elinde börek tabağı taşıyan Safiye Sultan'a yavaşça yaklaşıp yanına sulu bir öpücük bıraktım. Bu evde en çok sevdiğim kişiydi. Küçüklüğümden beri burada çalışırdı ve annemden görmediğim sevgiyi vermişti bana annem sayılırdı. "Günaydın Sultanım." deyip börek tabağını kaptığım gibi kahvaltı masasına ilerledim. Arkamdan itiraz nidaları dökülürse de pek dinlemedim. Benim kahvaltıya pijamamla oturmamı hiç sevmezdi. Ne yapalım benim canım böyle istiyordu. Gülerek önüme döndüğüm an elimde olan börek tabağını düşürmekten son anda kurtarmıştım. Çağıran ailesinin tamamı şuan bizim kahvaltı masamızda mıydı? Yoksa ben hala odamda uyuyor muydum? Sabah sabah bunların bizim evde ne işi vardı? Gözlerim bana bakan soğuk kahverengi gözlere döndüğünde dudaklarımda olan gülümseme kayboldu. " Günaydın kızım. Biz de seni merak etmiştik. Ama bakıyorum da keyfin yerinde." diyen Hüseyin dede'ye döndüm. Yüzündeki gülümseme gayet mutlu olduğunu gösteriyordu. Evet benim de keyfim gayet yerindeydi. Ama torunun olacak soğuk nevaleyi görene kadardı keyfim. Zorla dudaklarıma tebessüm kondurdum. " Kızım bu ne hal üstünü değiştir ve hemen kahvaltıya gel." dedi annem gayet sert bir sesle. Elimdeki tabağı alarak masaya koyan Safiye Sultan'a baktım. Ben bugün böyle kahvaltı yapmak istiyordum ve buna kimse engel olamazdı. Annemi duymazlıktan gelerek tek boş yer olan Poyraz'ın yanına oturdum. Bundan sonra bir şey olmamış gibi yapacaktım . Kimsenin beni üzmesine izin vermeyecektim. Yüzüme kocaman bir gülümseme kondurmayı da unutmadım tabi. " Günaydın herkese. Dün hepinizi endişelendirdiğim için üzgünüm. Merak etmeyin gayet iyiyim." Tıpkı annemin tembihlediği gibi mutlu ve güçlü pozu kesiyordum. Masadaki herkesin bana şaşkın bakışlarını hissediyordum. Ama onlara aldırmadan kahvaltımı yapmaya başladım. Kulağımda hissettiğim sıcak nefesle ağzımdakini yutamadım. Bu çocuk bana neden hep çok yaklaşıyordu? Derdi neydi bunun? "Sonunda olan beynini de kaybettin sanırsam." Düşünür gibi ses çıkarıp; "Onun sende olduğundan da şüpheliydim zaten." dedi. Sinirle ona döndüğümde burunlarımızın birbirine değmesiyle kalbim normalden hızlı atmaya başladı. Şu an utançtan kıpkırmızı olduğuma emindim. Dilim tutulmuştu. Dudaklarımdan tek kelam dahi dökülmüyordu. Ne de geri çekilebiliyordum. Çekilsene be ne diye gözlerini bana dikip bakıyon. Hüseyin dedenin bir adama hoşgeldiniz demesiyle bu durumdan kurtulmak için ona döndüm. "Hayırlı olsun Hüseyin Bey, torunun evleniyormuş?" diyen adama Hüseyin dede gülümseyerek baktı. "Evet seni de bu yüzden çağırdım. Şu dini nikahı bir hallet de rahatlayım." Ne oha! Ne nikahı? Ben tam ağzımı açıp konuşacaktım ki. "Madem kızımız da gayet iyi bu işi aradan bir çıkaralım. Bizim torunun ne yapacağı belli olmaz." dedi gülüp bizde olan bakışını babama çevirerek. İçimden bari buna izin verme baba desem bile çok geçti. "Haklısın Hüseyin Amca. Şu zamandaki gençlerin ne yapacağı belli olmaz." diyerek babamda Hüseyin dedeyi desteklemişti. Yuh be! Bunlar ne yapacağımızı düşünüyordu. Tabi yanımda bir sapık oturuyordu onu unutmamak lazımdı. Ona sapık demek az kalırdı hatta. "Daha erken değil mi?" demesiyle Poyraz'a döndüm. O onun dili mi varmış? Tabi iş ciddiye biniyor. Ama ilk defa onunla aynı fikirdeydim. "Sen sus hayta!" dedi Hüseyin dede içinde tehdit barındıran bir sesle. "Akşama bu nikah kıyılacak. Yarın da mekan ve gelinlik ayarlanır. Hafta ya bugün düğün var." deyip gülümseyerek kahvaltı masasına geri oturmuştu. Ağzımı açıp tek kelam dahi edememiştim. 'Ben istemiyorum' diye haykıramamıştım. Hayat yine her zaman olduğu gibi benim dileklerim dışında çalışıyordu. Yine kaybetmiştim. Bugün mutlu olacaktım. Ama onu bile bana çok görüyorlardı. "Bence de mantıklı bir karar Hüseyin Amca." dedi babam gayet mutlu bir sesle. Dikkatlice babama baktım. Ben onu ne zaman bu kadar mutlu olduğunu görmüştüm. Düşünsem bile aklıma bir sahne gelmemişti. Bütün bu mutluluğu benden kurtulacağından dolayı mıydı? Annemin de babamdan kalır bir yanı yoktu. Nihan Hanım ile derin bir sohbet içine girmişlerdi. Kısacası masadaki herkes kendi alemindeydi. Kimse için bu evlilik saçmalık değildi. Masada tabağımda olan yiyeceklerle oyalanırken Çağıran ailesinin kalkmasıyla kimseye bir şey demeden odama çıktım. Sadece uyumak istiyordum. Uyandığımda ise bunların hepsinin bir rüya olmasını o kadar çok istiyordum ki. Ama sanırsam gerçekleşmeyecek bir dilekti benim istediğim. ----------------- Odamdaki banyoda üstümde bornozla aynanın karşısındaydım. Kesinlikle iki günde kilo vermiştim. Yavaşça odama girdiğimde yatağımda yatan Poyraz ile çığlık atmıştım. Onun benim odamda ne işi vardı? Kendimi bir an banyonun kapısıyla onun kollarının kıskacında buldum. "Sessiz ol ufaklık." dese bile yüksek sesle konuştum. "Odamda ne işin var senin?" Hala benden bir gram uzaklaşmazken konuştu. "Sadece konuşacağız." "Tamam. Üstümü giyinip geliyorum. Sen aşağı in." Pislik herif! Bunu demem üzerine gözlerini arsız gibi vücudumda dolaştı. "O gözlerine sahip çık." Söylediğim kelime üzerine sanki imkanı varmış gibi daha da yaklaştı. "Sahip çıkmazsam ne yapacaksın?" dedi eğlendiğini belli eden bir sesle. Resmen benimle dalga geçiyordu. Ama ben üstümde bornoz olmasa ona biliyordum. Ama neyse ona bunun hesabını sonra soracaktım. "Müsait bir yerine tekme yemek istemezsin herhalde." dedim gayet ciddi ve sert olduğunu düşündüğüm bir sesle ama bu onu daha çok eğlendirmişti. "Oo çok korktum!"deyip benden uzaklaştı. " Merak etme ufaklık. Ben olgun kadınlarla birlikte olurum." demesiyle gülümsedim. Onu herkes biliyorum canım bilmeyen mi var? Edepsiz herif. Uyandığımda onun hakkında yeteri kadar araştırma yapmıştım. Yıllarca Amerika'da yaşamış, Türkiye'ye döneli iki yıl olmuştu. Döndüğünden beri de magazin sayfalarını süslüyordu. Her gün başka bir kız ile boy boy resimleri vardı. Ama unutmadan bunun yanında da işinde de gayet iyiydi. Kendine ait bir mimarlık ofisi olsa bile kesinlikle baba parası ile geldiği belliydi. Bundan o kadar başarı beklemek zaten yerinde olmaz. Ama kesinlikle mimar olmasına şaşırmıştım. Benim konuşmama izin vermeden tekrardan konuşmaya başladı. "Beni iyi dinle ufaklık." dedi gözlerini gözlerime dikerek; "Seninle açık konuşacağım. Bu evliliği istemiyorum. Dengesiz bir adamım yaptığım hiç bir şeye karışma ki çünkü bende sana karışmayacağım. İstersen git her gün başka bir adamla, neyse yani beni hiç alakadar etmez." demesiyle yüzümü ekşittim. Evliliği istemezdi anlardım. Ama kimdi ki bu adam benim gururumu yerle bir ediyordu? "Benimle doğru konuş!" dedim. "Sesini bana yükseltme sakın!" demesiyle gözlerimi kapatıp derin derin nefesler aldım. O bana emir veremezdi. Gözlerimi açtığımda yine bana yaklaştığını anladım. "Senin kölen değilim. Bana emir veremezsin tamam mı?" dememle dudakları kıvrıldı. "Kölem olduğunu söylemedim. Sana emir de vermedim. Sadece kurallarımı söylüyorum." Bu adam dengesiz miydi? Ne kuralından bahsediyordu. "Ne kuralı?" dedim merakımı yenik düşerek. Bana biraz daha yaklaştı. Benim adımlarım otomatik olarak geriye gitti.Tabi ne kadar mümkünse bu. "Seninle bir anlaşma yapalım ufaklık." demesiyle ufaklık demesine takılsam bile şu anda bir şey dememiştim. Üstümde bornoz varken daha fazla onunla aynı ortamda kalmak istemiyordum. "Evlendikten sonra tamı tamına bir yıl sonra boşanacağız. Ne olursa olsun. Sadece ufak bir oyun oynayacağız.Kurallara gelecek olacak olursak daha yeni de söylediğim gibi yaptıklarımı sorgulama. Bana karımmış gibi davranma. Ev arkadaşı gibi olabiliriz ya da istemiyorsan iki yabancı sana kalmış bir şey. Bir de son olarak sakın bana karşı bir şeyler hissetme. Şimdi uslu bir ufaklık ol ve sana ne deniliyorsa onu yap." Siyah dolgun ve parlak saçları vardı. Sert yüz hatları ve kirli sakallarıyla uyum içerisindeyken hafif kalın kaşları ve kahverenginin güzel tonu olan güzel gözleriyle tanıdığım birçok erkekten yakışıklıydı. Her kızın aşık olabileceği birisiydi. Ama tabiki de bunu ona söyleyecek birisi değildim. "Seninle bende evlenmeye meraklı değilim. Madem sahte bir evlilik olacak benim de kurallarım var." demiştim kendimden emin bir şekilde. "Neymiş o kurallar?" demesiyle hemen aklıma gelenleri ona söyledim. "Ne yaparsan yap. Hangi kızla olursan ol umurumda değil. Ama kesinlikle basına bir haber dahi yansımayacak ve ne olursa olsun bana dokunmayacaksın." "Anlaştık." deyip arsızca gözlerini vücudumda gezdirip konuştu. " Seni küçük bedenle ilgilenmiyorum zaten ufaklık." demesiyle dudağımı ısırdım. Bu adam benim sinirlerimi altüst ediyordu. Kendini beğenmiş züppe. Sakin ol Mira. Sen kimlere tahammül etmedin ki. "Haa bu arada sen ve benim dışında bu evliliğin oyun olduğunu bilen olmayacak. Dışarıdan bakan biri bizim severek evlendiğimizi düşünecek. " deyip arkasını döndü. Tam kapıyı açacakken konuşmamla eli kulpta kaldı. "Tamam anlaştık. Ama sana son bir soru soracağım." "Sor." Aslında sorsam istediğim şeyi sormakta kararsızdım. Ama sormazsam içimde kalacaktı. "Neden evlilik için ölümle tehdit ettiniz?" "Tehdit mi?" derken yüzünde şaşkın bir ifadeyle tekrardan bana döndü. Hadi canım şaka yapıyordu değil mi? Haberi yok muydu? Belli belirsiz kafamı aşağı yukarı salladım. "Bak benim bundan haberim yoktu." Bu kadar sakin davranması normal miydi? Ben burada ölümden bahsediyorum adamdaki rahatlığa bak sen. Aldığım cevap beni çok tatmin etmese de onunla daha fazla bu halde konuşmak istemiyordum. "Artık gitsen diyorum." dememle tekrardan arsızca gözlerini yine vücudumda dolaştırdı. Kapıya yaklaşıp çıkmadan tekrardan döndü. "Haa bu arada kırmızı çilekli kilotun harika." demesiyle yatağın üstünden aldığım yastığı hemen fırlatsam da kurtulmuştu. O benim dolabı mı kurcalamıştı? Kendime yatağa attım. Ben akşam utançtan onun yüzüne nasıl bakacaktım. Pislik! Yapmıştı yine gitmeden yapacağını. Ben bu adamla bir yıl boyunca ne yapacaktım ya. Hem de gülmek nedir bilmeyen bir adamla. Off ki ne off. ---------------- Akşama doğru üstümde lacivert renkli ayak bileklerimde biten yakasında ufak taşları olan bir elbiseydi. Siyah renkli ayakkabı ve siyah şal ile gayet sade normal bir görünüm kazanmıştım. Dini nikahta olacağı için kabalı bir kıyafet giymiştim . Aslında sahte bir evlilik yapacağımız için buna gerek olmadığını düşünsem de sonradan aynı evde yaşayacağımızı düşününce vazgeçtim. Zaten Hüseyin dedeye ne desek bile ikna olmazdı. Öğrendiğim kadarıyla Hüseyin dede namazında niyazında bir adamdı. Torununun tam tersini. Şimdi bu akşam hem isteme hem de dini nikahım olacaktı. Bazen oturup saatlerce hayal kurduğum gecemdi. İçimdeki mutluluk hayallerime yansıyacak kadar büyüktü. Ama şu an tek hissettiğim hüzündü. "Çok güzel oldun kızım." diyen Safiye Sultan'la aynadan gözümü alarak ona döndüm. "Ben bu evliliği istemiyorum Sultanım niye kimse beni anlamıyor." dememle kapı zili çalmıştı. Safiye Sultan söylediğim cümleyi duymamış gibi yaparak konuştu. "Hadi aşağı inelim. Sen kahveleri hazırla." demesiyle hüzünle gülümsedim. Kafamı 'Evet' anlamında sallarken aşağı indim. Mutfağa girerken Çağıran ailesinin içeri girdiğini görmüştüm. Poyraz'ın bir anda arkasını dönmesiyle göz göze gelmiştik. Onun da bende bir farkı olmadığını görmüştüm. Önüne dönmesiyle mutfağa geçtim. Kahveleri hazırlarken Poyraz'ın sabah odamı kurcalaması aklıma geldi. Kahvesine biraz acı katsam bir şey olmazdı. Kendisi de öyle bir karakterdi zaten onu etkilemezdi. Acı katarken biraz daha abartarak başka baharatlar da atmamla Safiye Sultan; "Kızcem napıyorsun." demesiyle omzumu silktim. "Ona bir şey olmaz merak etme sen Sultanım." deyip kahveleri tepsiye yerleştirmiştim. Elimdeki tepsi ile salona yaklaştığımda derin bir nefes aldım. İşler gittikçe ciddiye biniyordu ve ilk adımımı atarak salona giriş yaptım. Herkes susup bana bakmaya başlamıştı. Tabi ki de o hariç elindeki telefonla ilgileniyordu. Herkesin bana bakması gerilmeme sebep olmuştu. Ne bakıyorsunuz konuşmaya devam etsenize işte. Ellerim titriyordu. Kalbim ağzımda atıyordu sanki. Kendine gel Mira 'sahte' bu evlilik diye kendimi sakinleştirmeye çalışarak hızla kahveyi en büyük olan Hüseyin dedeyle tutmaya başladım. "Sağol kızım eline sağlık." derken adam resmen mutluluktan havalardaydı. Tabi haklı adam sapık torununu başka kim napsın. Herkesin kahvesini verdikten sonra sıra Poyraz'a geldi. Eğilip tepsiyi tutmamla göz göze geldik. Dalgındı hemde çok. Dikkatlice bana bakarken yavaşça kahvesini aldı. Kahvesini almasıyla karşısında kalacak bir sandalyeye oturdum. Adama kahvesini verirken bile tebessüm etmemişti. Soğuk nevale ne olacak. Hakkını da veriyor. Asıl konuya daha geçilmemişti. Bu olaya biz ne kadar gönülsüz olsak da büyükler gayet mutluydular. Ama bilmiyorlardı ki benim içimde hayır çığlıkları kopuyordu. Ne yapalım yani? Hayat sıkıcı ve üzücüyse bir yerden sonra takmamak lazımdı. Sonuç olarak iki şirket birleşiyordu. Bu da daha çok güç ve para demekti onlar için. Biz ne haldeyiz soran yoktu tabi ki de. Ama düşünmeden edemiyordum. Bu aile mi bizi tehdit etmişti bu olayı anlamıştım. Herkes birbiriyle yıllardır tanışıyorlar gibiydiler. Tamam babamla iş falan yapmış olabilirlerdi. Ama tehdit etmelerine rağmen babam onlara nasıl böyle davranıyordu. Sanki sen farklı davranıyorsun Mira. Herkes kahvesini yudumlarken ben arada çaktırmadan ona bakıyordum. Kahvesi hala masa da duruyordu. Muhterem sapık içsene kahveni artık diyorum. İçimdeki sesi duymuş gibi fincana dokundu. Ağzına doğru götürüyor. İşte bu kadardır. Poyraz'ın kahveyi içmesiyle geldiğinden beri ifadesiz olan yüzünde öyle sert ifade oluşmuştu ki korkmadım desem yalan olurdu. Bir şey belli etmemeye çalışsa da ateş saçan gözlerini benim gözlerimle buluşturdu. Bu kısacası sen öldün demekti. Resmen sinirden yüzünün rengi kırmızıya döndü. Ay kıyamam geber. Benimle uğraşmaması gerekiyordu. Bunu anlasa iyi ederdi. Ortamda kız istemeden çok bir aile ziyareti var gibiydi. Aslında tatlı insanlardı. Soğuk nevale hariç tabi ki de. Çağıran ailesinin tamamı buradayken Savaş ve Tuğçe'nin kızı olduğunu düşündüğüm küçük bir kız çocuğu ve ben yaşlarında genç bir kız vardı. Ama o kimdi bilmiyordum. Ama çok güzeldi kesinlikle. Arada sırada Poyraz'la gözlerimiz kesişince kafamı yere eğiyordum. Son on beş dakikadır öyle bir bakıyordu ki öfkesi azalmıyordu. Bakışları beni korkutmaya başlamıştı. İçimden keşke yapmasaydım bile geçirdim. Daha fazla bu ortamda duramayacaktım. Millet koyu bir sohbetteyken ayağa kalkıp bahçeye çıktım. Adımlarım beni hemen alıp havuzun yanına getirmişti. Havuzun yakında ayakta dikilmeye başladım. Hayatım sadece şu iki gün içerisinde tepetaklak olmuştu. Artık hayatın bana ne getireceğini bilemiyordum. Çünkü ne zaman daha ne olabilir dememle daha kötüsü oluyordu. O yüzden sessizdim. Bir anda kulağımın dipinde; "Ufaklık." denmesiyle dengemi kaybedip havuza düşmeyi beklerken kendimi yine çikolata ve odunsu koku da buldum. Bu ne ara bu kadar dibime girmişti. Ben nasıl farketmemiştim. Gözlerimi yavaş yavaş açıp kafamı kaldırdığımda bana öldürecek gibi bakan bir adet Poyraz ile karşılaştım. Bir an tekrardan geri adım atacakken belimden tuttuğu gibi kendine yasladı. "Derdin ne senin beni öldürmek mi istiyorsun?" demesiyle kahveden bahsettiğini anlamıştım. "Yo ne alaka sadece adet yerini bulsun istedim o kadar." dedim bilmiş şekilde. Ama anlaşılan bu durum onu daha çok sinirlendirmişti. Belime öyle bastırdı ki canımı çok acıttı. "Canım acıyor bırak!" "Bana bak kızım. Seni benimle evlendiğin güne pişman ederim. Sakin bana bir daha böyle çocukça oyunlar oynama. Eğer-" Devam etmesine izin vermeden onu ittirdiğim için dengemizi kaybedip çığlığım ile havuzda bulunmamız bir oldu. Ağzımın kapatılması ile gözlerimi açtım. "Kapa şu çeneni. Kulağımın zarı patladı anasını satayım." deyip elini ağzımdan çekti. "Şimdi üstümden inersen havuzdan çıkacağım. Biliyorum bütün kızların üstüme atlamak istediğini ama bu kadar belli etmeseydin ufaklık." demesi ile durumun farkına vardım. Benim ellerim onun omzundayken o beni belimden tutuyordu. Ah bir de bacaklarım sıkıca onun bedenini sarmıştı kısacası çocuğu bir koala misali sarmıştım. Ama şöyle bir durum vardı onu bırakamazdım. Off tamam bu yaşa kadar yüzme öğrenmem lazımdı. Ama napalım bilmiyordum. Daha doğrusu bir kaç kere ayak bileğimin uyuşması yüzünden boğulma tehlikesi geçirdiğim için korkuyorum demek daha doğru olurdu. Poyraz'ın elimi omzundan indirmesi üzerine iyice ona sığındım. "Bence böyle iyi." dememle gözlerimi sıkıca kapattım. Yuhh Mira başka bir cümle bulamadın mı? Poyraz'ın sesi çıkmazken gözlerimi açtım. Dudakları kıvrılmış dikkatlice bana mı bakıyordu o? Off kesin dediklerimi yanlış anladı. Zaten anlamaya da müsaitti. "Yani şey demek istedi-" cümlemi tamamlayamadan kendimi havuzun kenarına yaslanmış bir halde buldum. Fazlasıyla yakındık kafamı biraz daha kaldırsam dudaklarımız birbirine değecek seviyedeydi. Bana ne oluyordu böyle. Bir erkek bana bu kadar yakın olsa vururdum onu ama şu an resmen bir şey yapamıyordum. "Beni bu kadar istediğini bilmiyordum ufaklık." demesiyle içimden ya sabır çektim. Konuyu alıp nerelere getirmişti. Şimdi gerçekleri söylesem benimle çok dalga geçerdi. Ben napacaktım. "Alakası yok." dememle elini belimde hafiften oynattı. "Hımm peki böyle iyi diyen ben miyim?" dedi bana iyice yaklaşarak tabi daha ne kadar yakın olabilirsek. Onun bu düşüncelerine daha fazla tahammül edemeyecektim. Gözlerimi kapatıp bir anda söyledim. "Aslında ben şey yüzme bilmiyorum. Daha doğrusu korkuyorum." Ortamda uzun bir süre sessizlik olunca yavaşça gözlerimi açmam ile beni dikkatle izleyen iki kahverengi gözle karşılaştım. Öyle bakıyordu ki rahatsız olup bedeninde olan bacaklarımı çözdüm. Gözlerini benden almazken etrafa bakmaya başladım. Hâlâ konuşmadan bana bakıyordu. Şimdi bağıracaktım. Tam konuşacağım zaman koltuk altımdan tutup bez bebekmişim gibi havuzdan çıkarıp beni kenara oturtturdu. Hiç birşey yapmadan ona bakıyordum. Bacaklarımı açıp arasına girdi. Şu an ne olduğunu hiç anlamıyordum. Biz biraz önce kavga etmiyor muyduk? Sonunda sessizliği bozarak konuştu. "Sakın bir daha havuzun yakınında bulunma. Her seferinde yanında ben olmam ufaklık." deyip havuzdan çıkması bir oldu. Tam konuşacağım sırada bugün ki tanımadığım kız geldi. "Herkes sizi arıyor. Ne yapıyorsunuz burada." deyip yeni durumuzu farketmesiyle sesi yükseldi. "Ayy noldu size." demesiyle Poyraz bana baktı. "Ne olacak birilerinin canı havuza girmek istemiş." Ama Poyraz'ın dediğine takılmadan kıza soru sormuştum. "Ne! Niye noldu ki" dedim endişe dolu sesimle. Bana cevap veren Poyraz'dı. "Çığlık attığın için olmasın ufaklık." dedi bilmiş bir şekilde. Ukala ne olacak. Kız daha bir şey demeden gelen annem ve babam sorumun cevabını vermişti. "Hadi içeriye nikah kıyılacak." Babamın sesini duysam da yerimden hareket edemedim. Birazdan dini nikah kıyılacaktı. Zaten başka ne olabilir ki. Babam yüzüme baktı. "Neyi bekliyorsun?" dedi sert bir sesle. Artık emindim. Bizi tehdit ettikleri falan yoktu. Hepsi babamın bir oyunuydu. Amacı sadece bu evliliğin olmasıydı. Bu evlilikten büyük bir çıkar sağlayacağı kesindi. Ama ben buna izin vermeyecektim. Ne olursa olsun bu kadar sert ve ne yapacağı belli olmayan bir adamla evlenemezdim. Tüm cesaretim ile babamın karşısına geçtim. "Ben evlenmeyeceğim." dememle babamın yüz hatları sertleşti. Sakin olmaya çalışsa bile başaramayıp sinirle kolumdan tutttuğu gibi arka taraftan beni odama çıkardı. Yatağa fırlattı desek daha doğru olur. "Bu nikah bu akşam olacak!" diye üstüne basa basa konuşmuştu. Beni fırlattığı yerden ayağa kalktım. Her zaman onun istedikleri olmuştu ama bu sefer olmayacaktı. İzin vermeyecektim. "Olmayacak!" dedim onunla aynı ses tonuyla. Aynı anda hissettiğim acıyla yatağa düştüm. Babamın bana ikinci el kaldırmasıydı. "Bana bak sen bunu oyun mu zannediyorsun? Evleneceksin!" "Ölsem de evlenmeyeceğim." "Seni ölmekten daha beter ederim!" dedi ve elini ekrar kaldırdı. Gözlerimi kapatıp, yanağımda olacak acıyı bekledim. Ama bir şey olmamıştı. Gözlerimi hafif aralamışken gözlerim gördüklerim karşında et görmüş kedi gibi açıldı. Poyraz babamın kolundan tutmuştu ve soğuk bakan kahverengi gözleriyle babamın suratına bakıyordu. "Ona bir daha dokunursan. Yaptığımız anlaşma bozulur Mehmet Aydemir!" Yazarın Ağzından; Bu evlilik herkes için bir sözleşmeden ibaretti. Mehmet Bey borçları için, Hüseyin dede vicdan azabını azaltmak için, Mira ve Poyraz ise mecbur olduğu için olmuştu bu evlilik. Borç batağında yüzerken aklına tek bir çare gelmişti Mehmet Aydemir'in. O geçmişin bedelini ödemiş sıra ona Hüseyin Çağıran'a gelmişti. Bu yüzden önceden karar verilen düğün öne alınmıştı. Mira ve Poyraz bir an önce evlenmeliydi. Bu evlilik karşılığında borç batağı içinde olan şirketin bütün borçları kapanacak o da yetmez gibi Çağıran holdingle ortaklık imzalanacaktı. Bir taşla iki kuş vurmuştu Mehmet Aydemir. Ona göre sonunda işe yaramayan kızı bir şeye vesile olmuştu. Zaten Çağıran ailesi bunu onlara borçluydu. Mehmet Bey'in zamanında onlar için her şeyi yaptıklarını düşünürken çok büyük bir yanılgıya düşmüştü Hüseyin Çağıran. Çünkü bütün planın baştan sona kadar düşünen tek kişi vardı o da Mehmet Aydemir. Ama onun da hesaba katmadığı şeyler vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD