Simay birkaç saniye boyunca ona baktı. Önce yanlış duyduğunu düşündü. Sonra karşısındaki adamın yüzünde en ufak bir şaka belirtisi aradı. Bulamadı.
"Sen kafayı mı yedin?"
Ateş sigarasından bir nefes daha çekti. "Bunu daha önce de söylediler. Yeni bir şey söyle."
"Ben senin sevgilin falan olmayacağım."
"Harika. İlk anlaşmazlığımızı da çözmüş olduk."
Simay gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Sakin kalmalıydı. Karşısındaki adamın sinir bozucu tavırlarıyla başa çıkmak, hayatında karşılaştığı en zor şey olmayabilirdi ama kesinlikle ilk üçe girerdi.
"Bakın, Ateş Bey..."
"Ateş yeterli."
"Bak, Ateş. Ben seninle sevgili olmak istemiyorum."
"İstediğini söylemedim zaten."
"Bir insan kendisini duyuyor mu acaba?"
"Gayet iyi duyuyorum. Sen de beni dinle." Sigarasını söndürüp ayağa kalktı. "Kemal peşini bırakmayacak. Adamları günlerdir seni takip ediyor. Benimle birlikte olduğunu düşünürse sana yaklaşması zorlaşır."
"Seninle birlikte olduğumu düşünürse mi?" Simay alayla güldü. "Senin işin insanları korkutmak değil mi?"
Ateş bir adım yaklaştı.
"İnsanları korkutmak kolaydır Simay. Asıl mesele, korkmaları gereken kişiyi doğru seçmelerini sağlamaktır."
Simay istemsizce onun gözlerine baktı.
İşte bu adamın en sinir bozucu tarafı buydu. Bir saniye önce saçma sapan konuşup insanı delirtirken, sonraki saniye bütün odanın havasını değiştirebiliyordu.
"Ayrıca," dedi Ateş, yeniden koltuğuna otururken, "senden hoşlandığımı iddia etmedim. Bu sadece işe yarayacak bir yöntem."
Simay'ın kaşları hafifçe çatıldı.
Nedense bu açıklamanın içine oturmasını beklediği rahatlık gelmemişti. Ne saçmalıyordu?
Adamla sevgili olmak istemiyordu ki.
"İyi." Çantasını omzuna taktı. "O zaman ben de yönteminin işe yaramayacağını söyleyeyim. Kemal'in beni tanıyor olduğunu varsayarsak, bir anda senin sevgilin olduğuma inanmasını mı bekliyorsun?"
"İnanmasını sağlamayacağız."
"Ne yapacağız peki?"
Ateş'in dudaklarının kenarı kıvrıldı.
"İnanmak zorunda bırakacağız."
Simay, karşısındaki adamın gerçekten tehlikeli olduğuna ilk kez bu kadar net ikna oldu. Ve daha kötüsü, bu tehlikenin ona biraz fazla ilginç gelmeye başladığını fark etti.
Ateş'in arabasına bindiğinde Simay hâlâ söyleniyordu.
"Benim kendi arabam var."
"Harika."
"Yani neden seninle geliyorum?"
"Çünkü benim arabamdayız."
"Gerçekten insanı çıldırtıyorsun."
"Bugün bunu söyleyen üçüncü kişisin. Biraz daha özgün olmalısın."
Simay başını cama çevirdi. Bir daha konuşmayacaktı. Kesinlikle konuşmayacaktı.
Beş dakika sonra dayanamadı.
"Nereye gidiyoruz?"
"Eve."
"Senin evine mi?"
"Hayır, komşunun."
Simay yavaşça ona döndü.
Ateş önüne bakıyordu. Yüzünde en ufak bir ifade yoktu.
"Bir gün," diye mırıldandı Simay, "seni kendi silahınla vuracağım."
"Önce silah kullanmayı öğren."
"Silah kullanmayı biliyorum."
"Öyleyse önce nişan almayı öğren."
Simay ağzını açtı, kapattı. Sonra kendi kendine gülmemek için dudaklarını ısırdı.
Bu adamla başa çıkmak için ya sabırlı olması ya da aklını tamamen kaybetmesi gerekiyordu.
İkisinden hangisinin önce gerçekleşeceğinden emin değildi.
Araba yüksek duvarlarla çevrili bir villanın önünde durduğunda Simay dışarı baktı. Evin ihtişamından çok, çevredeki güvenlik dikkatini çekmişti. Kameralar, girişteki görevliler, bahçenin karanlık noktalarını bile gören aydınlatmalar... Onun bu evini daha önce hiç görmemişti.
Burası yalnızca zengin bir adamın evi değildi. Burası, birinin içeri girmeyi başarması hâlinde dışarı çıkmasının kolay olmayacağı bir yerdi.
"Burada mı kalacağım?"
Ateş emniyet kemerini çözdü.
"Hayır."
Simay rahat bir nefes aldı.
"Burada yaşayacaksın."
Nefesi boğazında kaldı.
"Sen gerçekten aklını kaçırmışsın!"
"Odaları göstereyim mi, yoksa bağırmaya devam mı edeceksin?"
"Ben seninle aynı evde kalmam!"
"Tamam."
Simay şüpheyle ona baktı. Ateş kapıyı açtı.
"Misafirhanede kalırsın." Kadın bir süre hareketsiz oturdu.
Sonra dişlerinin arasından, "Senden nefret ediyorum," dedi.
Ateş hafifçe gülümsedi. "İlk gün için fena değil."
Evin içine girdiklerinde onları karşılayan kişi, Ateş'in sağ kolu olduğu her hâlinden belli olan uzun boylu bir adamdı.
"Hoş geldiniz."
Ateş ceketini çıkartıp adama uzattı. "Mert, Simay Hanım misafirhanede kalacak. Gerekli hazırlıkları yap."
Mert'in bakışları bir an Simay'a kaydı. Ardından hiçbir şey sormadan başını salladı.
"Elbette."
"Bir de Kemal'in adamlarıyla ilgili son bilgileri istiyorum. Özellikle de kiminle görüştüklerini."
"Anlaşıldı."
Ateş merdivenlere yönelirken Simay olduğu yerde kaldı.
"Bir dakika."
Ateş arkasını döndü. "Ne oldu?"
"Benim fikrimi almayı düşündün mü hiç?"
"Şu an mı?"
"Hayır, bundan üç yıl önce!" dedi alay edercesine.
Ateş kaşlarını kaldırdı.
Simay derin bir nefes aldı.
"Benim de bir hayatım var. İşim var. Kendi evim var. Birinin beni korumasına ihtiyacım olduğunda bunu kendim söyleyebilirim."
Ateş'in yüzündeki alaycı ifade yavaşça silindi. "Doğru."
Simay bu cevabı beklemiyordu.
"Ama şu anda tehlikedesin," diye devam etti Ateş. "Ve bu tehlikenin ne kadar büyük olduğunu bilmiyoruz. Burada kalmanı istiyorum. Seni zorla tutmayacağım. İstersen kapıdan çıkıp gidebilirsin. Ama giderken seni takip eden adamların hâlâ dışarıda olduğunu unutma."
Bir süre birbirlerine baktılar.
Simay, karşısındaki adamın ilk kez gerçekten ciddi konuştuğunu fark etti.
"Yani kalıp kalmamak benim kararım mı?"
"Evet."
"Peki sevgilin olma meselesi?"
Ateş'in yüzünde o tanıdık gülümseme yeniden belirdi.
"O da senin kararın."
Simay başını iki yana salladı.
"Seninle konuşmak bir işkence."
"Alışırsın."
"Alışmayacağım."
"Zaman gösterir."
Mert, ikisinin konuşmasını dinlememek için elinden geleni yapıyordu. Ama hayatında ilk kez Ateş'in karşısında birinin bu kadar rahat konuştuğunu görüyordu.
Daha da ilginci, Ateş'in buna izin vermesiydi.
Gece yarısına doğru Simay, kendisine gösterilen odaya yerleşmişti.
Odada her şey vardı. Temiz kıyafetler, havlular, kişisel bakım ürünleri, hatta çalışma masasında yeni bir dizüstü bilgisayar bile duruyordu. Bilgisayarın yanında küçük bir not vardı.
İçindeki dosyaların güvenli olduğundan emin olana kadar bunu kullan. — A.
Simay notu eline alıp bir süre inceledi.
Sonra gülümsedi. "Kontrol manyağı."
Yine de bilgisayarı açtı. Kendi sistemine bağlanmak için gerekli birkaç işlemi yaptıktan sonra şifreli klasörüne girdi. Çaldığı flash bellekteki veriler yalnızca Kemal'in şirketine ait değildi. İlk bakışta sıradan finans kayıtları gibi görünen dosyaların arasında, birbirinden bağımsız olması gereken şirketler arasında yapılmış tuhaf para transferleri vardı. Bazı ödemeler, yıllar önce kapatılmış dosyalara bağlıydı. Bazılarının alıcılarıysa artık hayatta değildi.
Simay'ın yüzündeki gülümseme silindi.
"Bu ne böyle?"
Dosyalardan birini açtı. Ekrana düşen isimleri okudukça kaşları çatıldı.
Sonra bir isme takılı kaldı.
Asel.
Kalbi bir anlığına duracak gibi oldu.
Dosyanın tarihi altı ay öncesine aitti. İşlem, Asel'in şirketinin adını taşıyan bir hesaptan yapılmıştı. Ama bu, paranın gerçekten Asel tarafından gönderildiği anlamına gelmiyordu.
Simay hemen diğer kayıtları kontrol etmeye başladı. Aynı hesaptan yapılmış üç ayrı transfer daha vardı.
Üçü de farklı tarihlerde. Üçü de aynı kişiye.
Ve o kişinin adı, Kemal'in dosyalarında defalarca karşısına çıkan bir isimdi. Simay sandalyesinde geriye yaslandı. Kemal yalnızca bir ayrılığın intikamını almaya çalışmıyor olabilirdi. Belki de Simay'ın elindeki şey, tahmin ettiğinden çok daha büyük bir sırrı ortaya çıkaracaktı.
Tam o sırada kapısı çalındı. Simay hızla bilgisayarın ekranını kapattı.
"Kim?"
"Benim."
Ateş.
Simay birkaç saniye bekledi. Sonra kapıyı açtı.
Ateş'in elinde iki fincan kahve vardı.
"Uyumadın mı?"
"Uyuyamadım."
Ateş içeri girdiğinde odadaki bilgisayara baktı. Ardından Simay'ın yüzüne döndü.
"Bir şey buldun." Bu bir soru değildi.
Simay kollarını göğsünde birleştirdi. "Belki."
Ateş fincanlardan birini masaya bıraktı.
"Belkilerle uğraşacak vaktim yok."
"Benim de sana her şeyi anlatacak kadar güvenim yok."
Ateş'in bakışları sertleşmedi. Sesini de yükseltmedi.
Yalnızca birkaç saniye boyunca ona baktı.
"Öyleyse bana güvenmeni gerektirmeyen bir şey söyle."
Simay'ın gözleri istemsizce bilgisayara kaydı.
Ateş bunu fark etti.
"Simay."
Kadın dudaklarını birbirine bastırdı.
"Senin kardeşinin adı bir dosyada geçiyor."
Odanın içindeki hava bir anda değişti.
Ateş'in yüzündeki bütün alaycı ifadeler kayboldu.
"Hangi dosyada?"
"Henüz ne anlama geldiğini bilmiyorum."
"Ne zamandır biliyorsun?"
"Beş dakika."
Ateş bilgisayara yaklaştı ama ekrana dokunmadı. "Dosyayı aç."
Simay tereddüt etti.
"Ateş, bu sandığın gibi olmayabilir."
"Umarım."
Kadın bilgisayarı açtı ve ilgili kaydı ekrana getirdi.
Ateş satırları sessizce okudu. Bir kez. Sonra bir daha.
Ardından cebinden telefonunu çıkarttı.
"Asel'i ara."
Simay kaşlarını çattı.
"Şimdi mi?"
Ateş gözlerini ekrandan ayırmadı.
"Şimdi."
Telefon birkaç kez çaldı.
Sonunda Asel'in sesi duyuldu.
"Ateş? Saatin kaç olduğunun farkında mısın?"
Ateş ekrandaki isme bakmaya devam etti.
"Asel, sana bir şey soracağım. Ve bu soruya vereceğin cevabı çok iyi düşünmeni istiyorum."
Karşı tarafta sessizlik oldu.
"Ne oldu?"
Ateş çenesini sıktı.
"Altı ay önce şirketinden Kemal'in bağlantılı olduğu bir hesaba para gönderdin mi?"
Uzun bir sessizlik. Sonra Asel'in sesi geldi. "Hayır."
Ateş'in gözleri kısıldı.
"Asel, emin misin?"
"Kesinlikle eminim."
Ateş yavaşça Simay'a döndü.
Kadının yüzündeki ifade, onun da aynı şeyi düşündüğünü gösteriyordu.
Birisi Asel'in şirketini kullanmıştı.
Ve bu kişi, yalnızca para çalmakla yetinmemişti.
Ateş telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı.
"Asel, evde misin?"
"Evet. Neden?"
Ateş'in sesi buz kesti.
"Kapıları kilitle. Kimseyi içeri alma. Ben gelene kadar da odandan çıkma."
"Ateş, ne oluyor?"
Ateş cevap vermeden önce Simay'ın bilgisayarına son bir kez baktı.
Dosyanın en altındaki not, diğer kayıtların arasında gözden kaçabilecek kadar küçüktü.
Ama artık onu görmüştü.
İkinci aşama: Ateş'in dönüşü.
Ateş'in yüzü taş kesildi.
Bu yalnızca Asel'e kurulmuş bir tuzak değildi.
Birisi onun geri döneceğini biliyordu.
Birisi, yıllardır uzak durduğu aile evine yeniden adım atacağını hesaplamıştı.
Ve en kötüsü... Birisi, iki kardeşin yeniden aynı tarafta durmasını istiyor gibi görünüyordu.
Ateş telefonu tekrar kulağına götürdü.
"Asel, beni dinle. Ne olursa olsun kimseye güvenme."
"Sen hariç mi?"
Ateş'in bakışları Simay'ın gözlerine kilitlendi.
"Özellikle bana."
Telefonu kapattı.
Simay sessizce ona baktı.
"Ne yapacağız?"
Ateş masadaki kahvesini eline aldı ama içmedi.
Sonra kapıya yöneldi.
"Önce kimin bizimle oyun oynadığını bulacağız."
Bir an durdu.
Arkasını dönmeden ekledi:
"Sonra da ona bu oyunun sonunu göstereceğiz."
Simay bilgisayar ekranındaki isme yeniden baktı.
Kemal.
Ama artık tek şüpheli o değildi.
Ve Ateş'in yıllardır kaçtığı geçmiş, sonunda kapılarına dayanmıştı.