Nereye gittiğimizi bilmeden yol boyunca ilerliyorduk. Şehir dışına çıkmıştık. Ara sıra Yiğit’e soru sorduğumda beni geçiştiriyordu. Geçen eline zorla sıkıştırdığım kolyeyi bana geri verdiğinde olanlarla ilgili olduğunu az buçuk tahmin edebiliyordum. Birçok il geçmiştik. Ankara yoluna girdiğimizi anlayınca merakım biraz daha arttı. İşle ilgili olduğunu söylemişti ama işin içinde yine bana verilen görevler vardı. Boynumdaki kolye bunun örneğiydi. Gittiğimizde ne yapacağımı merak ediyordum aslında. Gün geçtikçe her şey bir bir açığa çıkıyor ve ben bu gerçeklere biraz daha alışıyordum. Alışmamam gereken bunca olaya ben artık tepkisiz kalabiliyordum. “Ne işimiz var buralarda bir açıklama yapmayacak mısın?” Yiğit kısa bir an bana bakıp, “Artık patron sensin,” dedi. Dudakları ihtişamla kıvrıldı

