Kurak bir arazide tek başına açmış kuru bir ottan farksızdım. Boynu bükük sarımsı rengim, toprağıma karışan katıklı suyun zehrinden geliyordu. Tepemde kavurucu sıcaklığıyla durmakta olan güneşe küskünce sırtımı dönmüştüm. Her şeye küskündüm. Karanlığa çevirdiğim solgun yüzüm, köklerimin karıştığı topraktan emdiği zehrini gizlice ve usul usul gözyaşı olarak geri toprağa akıtıyordu. Ama kimse görmüyordu. Kalbimde bir kırılma yaşanıyordu. Ama şahidi yoktu. Tüm okul saati boyunca Yasemin, Ufuk ve Mete üçlüsünden uzak durmaya çalışmış, gün boyu kendi halimde takılmıştım. Bu sırada en büyük yardımcımsa, yaklaşmakta olan üniversite sınavım dolayısıyla beni hiç yalnız bırakmayan derslerim ve üzerine gömüldüğüm test kitaplarım olmuştu. Ancak bu şekilde tepeleme dolan kafamı oyalayabiliyordum. Yi

