* * * * * Şimdi anlıyordum ki… tuzağa düşürülmüştüm. Hem de öyle basit bir tuzak değil; ince ince örülmüş, aklımla kalbimin arasına çekilmiş görünmez bir ağ. Benim gibi lafını esirgemeyen, cesur, ne istediğini bilen bir kadını bile dize getirmişti. Vâris Karan. O soğukkanlı zekâsı, kontrol manyağı yapısı ve sarsılmaz özgüveniyle beni adım adım kendi oyununa çekmişti. Ve ben, farkına bile varmadan, onun sahnesinde figüran olmuştum. Onun gözlerinin, teninin, hatta nefesinin esaretindeydim. Ama en çok… zekâsının. Çünkü o sadece yakışıklı ya da tehlikeli değildi; aynı zamanda, düşüncelerimin içine sızmayı başaracak kadar kurnazdı. Tuğba, sen ki her zaman bir adım öndesin sanırdın, değil mi? Hani yoktu senden daha zeki biri… Şimdi ne oldu? Düştün, hem de onun tam kollarının arasına

