SERHAN
Diyarbakıra döneli 1 yıl olmuştu.
Düzenimi oturtabilmek için sürekli koşturmaktan zaman hızlı geçmişti. Geçen bir yılda, adliyeye kısa mesafede 3 katlı güzel bir bina aldım. İçini istediğim gibi döşedim. En zoru çalışma arkadaşlarımı seçmekti. Epey zamanımı almıştı ama 3 tane deneyimli avukat, 2 tane de stajyer avukatla anlaşmıştım. Tüm bu hazırlıklar 2 ay sürmüştü.
2 ay sonra çok güzel bir açılış yaptık.
Diyarbakır’ın resmi ve özel üst düzey ileri gelenlerin hemen hemen hepsine davetiye göndermiştim. İstanbul’dan ve Ankara’dan özel davetliler vardı. Hulki bey onur konuğumdu.
Nihayet açılış saati gelmişti. Dışarıdan ciddi ve sakin görünsem de, çok heyecanlıydım.
Açılış konuşmasını yapmak için kürsüye çıktım. Klasik bir konuşma seçmiştim ama sonuna kişisel hislerimi yansıtan bir şeyler de eklemiştim.
“Sayın davetliler, benim için anlamı çok büyük olan bu geceye katılıp, beni onore ettiğiniz için hepinize ayrı teşekkür ederim.”
Klasik kem kümden sonra bana ait olan o sözlere gelmişti sıra.
“Yıllar önce kazandığım hukuk fakültesine girerken bir amacım vardı. Kendi adaletini sağlayan insanların verdiği acıları dindirmek için, elimden ne geliyorsa yapacağıma dair kendime söz verdim. Bunun için yıllarca emek verdim. Gece gündüz demeden daha iyi olmaya uğraştım. Bu süreçte bilgi ve tecrübesiyle beni donatan, aynı zamanda baba şevkatini de esirgemeyen, Sayın emekli ağır ceza hakimi Hulki Başer beyefendiye hepinizin önünde teşekkürlerimi ve minnetlerimi sunmak istiyorum.
Kendisi bugün benim onur konuğum olarak burada bulunmaktadır. Onun için değerli alkışlarınızı rica ediyorum” diyerek kendisini işaret ettim.
Alkışlar kesilince devam ettim.
“ Ve bugün aramızda olmayan birini daha anmak istiyorum. Kendi adaletini yaratmaya çalışanların kurbanı olan canım ablam Zeynep Karadağ.
Başımı gökyüzüne bakıyormuş gibi kaldırıp,
“ Canım ablam, biz seni göremesek de, senin biryerlerden bizi görebildiğine eminim. Bugünü ve yaptığım her şeyi sana adadığımı bilmeni istiyorum. Her zaman kalbimde ve aklımdasın” diyerek konuşmamı bitirmiştim.
Büyük bir alkış koptu salondan.
Masaları tek tek gezip herkesle yakından ilgilendim.
Hulki bey bana gururla bakıyordu.
“Tebrik ederim evlat, seninle gurur duyuyorum dedi”
Sarılıp kucaklaştık, eski patronum olarak değil, manevi babam olarak gelmişti buraya. Bende emeği çoktu.
İşleri çok yoğun olduğu için hemen dönmesi gerekiyordu. Durumu bildiğim için ısrar etmedim.
Nihayet açılış sona ermişti. Herkesi uğurladıktan sonra, konağa geçtik.
Aile arasında da güzel bir yemek yiyerek açılış hakkında konuştuk. Güzel ve yorucu olmuştu ama her şey istediğim gibi içime sinmişti.
İstabuldaki ünüm Diyarbakır’da da bilindiği için. Yoğun bir başlangıç yapmıştık. Hem Çalışma arkadaşlarımı tanıyabilmek adına, hem de işimde titiz olduğum için dosyalarla tek tek ilgileniyor, avukat arkadaşlara talimat veriyordum.
Bazı dosyaları daha şahısların tipini görür görmez kabul etmiyordum. Her boku yiyip parayı bastırınca götü kurtaracaklarını zanneden tiplerden nefret ediyordum.
1 hafta sonra ilk davamızı kazanıp yolumuza başarıyla çıkmıştık.
Günler yoğun çalışma temposu ve davalarla geçiyordu.
8 ay geçmişti bile.
İşten çıkıp konağa geldiğim bir gün, kapıda değişik bir araba vardı. Kapıdaki adamlara kim olduğunu sordum. Urfa’daki Hatice Halamların geldiğini söylediler.
Salona girdiğimde Hatice halam, Ömer eniştem ve kuzenim Fidana hoşgeldin dedikten sonra, Hep birlikte yemeğe oturduk.
Babam da bir tuhaflık seziyordum ama halamların yanında sormak istemedim.
Yemeğimizi yerken Halamın sesiyle ona döndüm.
“Ee Serhan oğlum, okudun, işini eline aldın, artık evlenme zamanın gelmedi mi.”
Evlilik türküsünü bu defa da halam söylüyordu.
“Yok hala düşünmüyorum daha”dedim.
Babam söze girdi
“Onun düşüneceği yok bacım, artık biz münasip birini bulup onu evlendireceğiz. Bu yaşına kadar bulamamış artık bizim bulacağımıza razı gelecek” dedi
Bizim bulacağımız derken de Fidana bakışını gördüm. Bu yaşıma kadar babama yaptığım tek saygısızlık, ablamı o adama bedel olarak verdiği gün karşı gelip onu suçlamamdı.
Şu an kendimi zor tutuyordum. Babama sert bir bakış atıp,
Benim bazı dava dosyalarına bakmam gerekiyor, müsaadenizle diyip halama ve enişteme afiyet olsun dedikten sonra odama gittim.
Yarın annemle konuşup bu saçma evlilik baskılarına bir son vermem gerekiyordu.
Herkese lafını sözünü geçiren ben, babamın bulduğu kızla evlenecekmişim. Sinirden odanın içinde volta atıyordum.
Ertesi gün annemle konuşup babama evlenmek istemediğimi eğer bir daha bu şekilde emrivaki yaparsa konaktan ayrılacağımı söyledim.
Bizim mürvetimizi görmek istemelerini anlıyordum ama onların da beni anlamalarını istiyordum.
Ben içimin ısındığı, gözlerine bakınca “evet bu” diyebileceğim biriyle evlenmeliydim.
Sadece çocuk yapmak için evlilik yapamazdım.
Kendime de o insana da haksızlık edemezdim.
Nihayet evlilik konusu ortadan kalkmıştı.
Yoğun geçen iş temposundan zamanın nasıl geçtiğini anlamadan 1 yıl olmak üzereydi.
Çok sıkıntılı bir dosyamız vardı. Karşı taraf karanlık adamlardı ve bizim elimiz sağlamdı. Dosya üzerinde çalışırken telefonum çaldı, arayan kardeşim Erkandı,
“Efendim kardeşim”
“Abi annem kalp krizi geçirdi hastanedeyiz acil gel” dedi .
Telefonu kapattığım gibi yerimden fırlayıp arabama koştum. Süratle hastaneye gittim. Annem benim en değerlimdi. Yıllarca ablamın acısını taşıyan kalbi demekki artık taşıdığı yükü kaldıramadı.
Korkudan her tarafım buz kesmişti. Yaz ayında karda kalmış gibi titriyordum.
Acildeki bankodan annemin nerede olduğunu sordum. Alt katta ameliyata almışlar.
Ameliyat lafını duyunca iyice panik oldum. Koşarak alt kata indim. Babam, amcam, Erkan, Elif kapıda bekliyorlardı.
Koşarak yanlarına gidip durumunu sordum.
Damarı tamamen tıkalı olduğu için acilen baypass olması gerekiyormuş. Duvarın dibinde dizlerimin üstüne çöktüm, başımı ellerimin arasına alıp öylece kaldım. İçimden Allah’a yalvardım, annemi bana bağışlaması için.
Elif ve Erkan’da benden farklı değildi. Zaman geçmek bilmiyordu. Beklerken aklıma annemin evlenmem için yaptığı konuşmalar geldi. “Oğlum ben ölmeden senin mürvetini görmek istiyorum.” Benim bu dünyada sizin mürvetinizden, torunlarımın bu avluda koşup oynadığını görmekten gayrı isteğim yok. Bu bahçeyi çocuk sesinden mahrum bırakmayın oğlum.”
Sesi kulağımda dönüp duruyordu.
Annem burdan sağ Salim çıksın, artık bu evlilik işini ciddi ciddi düşünecektim. Madem bu yaşıma kadar kimseyi sevemedim, demekki benim kaderimde aşk yoktu. Bari annemin gönlü olsun dedim kendi kendime.
Saatler geçti ama hala gelen giden yoktu.
4 saatin sonunda nihayet iki doktor birlikte çıktılar. Hemen yanlarına gittik.
Yaşı biraz daha ileri olan anlatmaya başladı:
“Zehra hanım buraya getirildiğinde yolda 3 kez nabız durmuş ve ambulanstaki arkadaşlarım müdahale ederek tekrar nabız almışlar. Ameliyata almadan önce yaptığımız anjiyoda 2 ana damarın tıkalı olduğunu farkettik. Birini stentle hallettik ama diğeri için mecburen baypass(açık kalp ameliyatı) yapmak zorunda kaldık.
Tıkalı damarı bacağından aldığımız damarla yeniledik.
Şu an için herşey yolunda, tedbir amacıyla yoğun bakımda tutuyoruz. Sabah uyandırıp size durumu hakkında tekrar bilgi vereceğiz” dedi.
Minnetle ellerini tutup teşekkür ettim.
Annem yaşıyordu şükürler olsun.
Sabaha kadar hastanede bekledik. Sabah doktorlar annemi uyandırdığında, her şey yolundaydı. Bir kişinin görmesine izin verdiler.
Herkes birbirine baktı ama ben görmek istediğimi söyledim. Kimse de itiraz etmedi.
Steril kıyafetleri giyip annemin yanına girdim.
Yüzü sarıyla beyaz arası bir renkteydi.
Vücudunda kablolar vardı. Makinelerin sesinden başka ses yoktu odada.
Beni görür görmez gülümsedi.
Elini tuttum.
“Annem, seni bize bağışlayan rabbime şükürler olsun, sana birşey olacak diye çok korktum”
Bunları söylerken ağlamamak için kendimi zor tuttum. Ama gözümden akan yaşa engel olamadım.
Annem hafifçe elimi tuttu, bir şeyler söylemeye başladı. Kendini yorma desemde yavaşça konuştu.
“Rüyamda seni gördüm oğlum. Yanında kara gözlü, kara saçlı bir kız vardı. Uzaktan bana doğru geliyordunuz” dedi.
“Kendini yorma daha fazla annem”
Allah hayra çıkarsın. Burdan bir çıkalım söz artık bu konuda seni üzmeyeceğim. Madem benim gönlüm kimseyi seçmedi, senin gönlünün istediği olacak anacığım” dedim.
Gözlerindeki sevinç gece boyu yaşadığım tüm sıkıntıma ilaç olmuştu.
Hemşirenin uyarısıyla annemle vedalaşıp çıktım.
Dışarıda bekleyen aileme annemin çok iyi olduğunu, hatta konuşabildiğini söyledim.
Hepsi derin bir nefes aldı, sevinçten birbirimize sarıldık.
Şu sıkıntılı dava canımı sıkmaya başlamıştı.
Annem bugünde yoğun bakımda kalacağı için bizimkilere acil birşey olursa bana haber vermelerini söyleyip ofise geçtim.
Odama girince asistanım Merve elinde bir zarfla içeri girdi.
“Bunu az önce özel bir kurye getirdi Serhan Bey “ dedi.
Zarfı alıp
“peki Merve sen çıkabilirsin” dedim.
Hemen açtım. İçinden küçük bir blok not kağıdı çıktı. El yazısıyla “ bu davadan çekilmezsen, bedelini ödersin!”
Üst üste geliyor dedikleri bu olsa gerek.
Bir süre kâğıda baktım. Sonra zarfla birlikte ajandamın arasına koydum.
Ben böyle tehditlere pabuç bırakmazdım, isterlerse sıkıp öldürsünler ama aileme zarar gelme ihtimali canımı sıkıyordu.
Bu kâğıdı savcılığa versem işin boyutunun büyüyeceğini bildiğim için konuyu kapattım. Ama davadan vazgeçmem söz konusu bile olamazdı.
Konağı bekleyen korumaların başını arayıp, koruma sayısını arttırmasını ve gözünü kulağını dört açmasını söyledim.
Benden ve maalesef her ne kadar nefret etsemde aşiretimden çekinecekleri için bir sıkıntı çıkacağını sanmıyordum.
Çalışma salonuna geçip dosya üzerinde çalışıp son detayları da gözden geçirdikten sonra artık hazırdık.
Haftaya dava görülecekti.
3 gün sonra annemi eve çıkardık. Çok iyi bakılması ve kesinlikle ziyaretçi kabul etmemesini özellikle tembih etmişti doktor.
İyi bakılması kolaydı da, ziyaretçi işi biraz zordu. Ama bu işin şakası yoktu, annemi riske atamazdım.
Bu konuda Elif’e tam yetki verdim. Odasına ondan başka kimse girmeyecekti.
Geçmiş olsuna gelen gidenin haddi hesabı yoktu ama ben Elif’e taktiği vermiştim.
“Annem ilaçların etkisinden uyanamıyor, kusura bakmayın. Siz salona geçin. Biz geldiğinizi söyleriz.”diyecekti.
Dava günü yaklaştıkça stresim de artıyordu. Davayı ve arkadaşlarımı riske atmamak adına bizzat ben vekâlet edecektim.
Adliye koridorunda dava saatini stresle bekliyordum. Karşı taraf karanlık tiplerdi. Üzerimdeki delici bakışlarına inat stresimi belli etmeyip dik duruyordum.
Dava beklendiği gibi lehimize bitti.
Avukat arkadaşlarla birlikte ofise geçtik. Zor davalardan sonra geleneğimiz haline gelen kutlama şampanyasını patlattım ve başarımıza kadeh kaldırdık.
Herkes çıktıktan sonra bende toparlanıp otoparka indim. Tam arabaya yürüyordum ki bir ses duydum,
“ Davut abimin selamı var”