Babam eve geldiğinde, yüzüne bakmakta zorlanıyordum. Babam farketmesin diye yemeğimi yedikten sonra odama geçip Yalçın’la yazışmaya başladım.
“Ne yapıyorsun sevgilim”
“Seni ve bugün yaşadıklarımızı düşünüp, yatakta kalan kokun ve birkaç saç telinle avunuyorum”
“Yaaaa, yapma böyle ama ağlarımmmm” yazıp gönderdim.
“Ben senin ağlamana dayanamam güzelim, mutluluktan da olsa ağlama. Bunlar son ayrı kalışlarımız, yakında hep kollarımda olacaksın”
Mesajı okumamla içimdeki kelebekler uçmaya, karnımdaki kaslar kasılmaya başladı. Onun kokusu, teninin sıcaklığı olmadan geçen zamana artık nasıl dayanabilecektim bilmiyordum.
Bir süre daha yazıştıktan sonra, uyumaya çalıştım. Sürekli uyanıp, bir sağa bir sola döne döne sabahın ışıklarını görmüştüm nihayet. Kalkıp banyoya gidecektim ki, bacak aramdaki sıcaklıkla duraksadım. Hafif bir kanamam vardı. Dün yaşadığımız ilk birliktelikten sonra normaldi. Bir iki gün sürerdi.
Yalçın’ın gitmesine 3 gün kalmıştı. Bu üç günü dolu dolu geçirmek istiyordum. Bugün kampüste arkadaşlarla küçük bir kutlama yapacaktık. Hazırlanıp kahvaltımı yapıp evden çıktım.
Kampüse geldiğimde Yalçın gelmiş ve beni bekliyordu. Beni farkedince kollarını açıp bana doğru yürüdü. Koşarak huzur bulduğum kollarına sarıldım, göğsüne başımı yaslayıp kokusunda kendimi kaybettim. Saçlarımı koklayıp içine çekti. “Hoş geldin sevdiğim, karım” dedi.
Bu yeni kelime beni o kadar duygulandırdı ki, kendimi tutmasam gözyaşlarım akmaya hazırdı.
Arkadaşların gelmesiyle duygusal sarılmamıza ara vermek zorunda kaldık. Kafeye geçip sohbet ettik, müzik eşliğinde dans edip doyasıya eğlendik. Vakit su gibi geçiyordu. Gitme zamanı yaklaştıkça içim sıkışıyordu.
Yarın son günümüzdü. Ertesi gün zaten mezuniyet olacak ve akşamına gidecekti.
Yavaş yavaş toparlanıp çıktık. Bugün arabamla geldiğim için, kampüsün otoparkında vedalaştık. Uzunca bir süre sarılıp öylece kaldık. Arkadan gelen sesle ayrılıp o tarafa döndük.
“ çifte kumrular, hadi yeter sarıldınız.3 ay sonra bol bol sarılırsınız” diyen çılgın arkadaşım Şule’den başkası olamazdı zaten.
Arkadaşıma gözlerimi devirip, parmak salladıktan sonra ikimizde arabalarımıza binip evlerimize doğru yola çıktık.
Eve geldiğimde ellerimi yıkayıp odama çıktım. Kendimi yorgun ve huzursuz hissediyordum. Gece de uyuyamadığım için. Yatakta uzanırken uyuya kalmışım.
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, ter içinde yataktan fırladım. Çok kötü bir kabus görmüştüm.
Rüyamda Yalçın ile birlikte tepedeydik, ağacın altında birbirimize sarılmış manzarayı izliyorduk. Yalçın bana dönüp
“ Sevgilim, benim çok uzun bir yolculuğa çıkmam gerekiyor. Çok üzüleceğini biliyorum ama buna alışacaksın. Üzüldüğün zaman bu ağacın altına gel ve manzaraya bak. Dönemezsem sakın üzülüp ağlama, ozaman ben daha çok üzülürüm” dedi.
Gözlerim dolu dolu, yüzümü ona dönüp
“ Yalçın ne diyorsun sen, nereye gideceksen birlikte gidelim, ben sensiz ne yaparım” dedim
Elleriyle yanaklarımı okşayıp
“Gideceğim yere seni götürmem yasak sevgilim, senin burda kalman gerekiyormuş. Ama gözüm arkada kalmayacak, seni mutlu göreceğim sevdiğim “ dedi ve bir anda kollarımın arasından yok oldu.
Yataktan fırlayarak lavaboya koştum. Hemen yüzüme su çarpıp kendime gelmeye çalıştım. Hala titriyordum. Kapı açıldı ve annem içeri girdi. O kadar uyumuşum ki. Akşam yemeği saati geçtiği için annem odama yiyecek birşeyler getirmişti. Beni görünce tepsiyi masaya bırakıp yanıma geldi.
“Ne oldu kızım, niye titriyorsun. Kötü bir şey mi oldu Allah korusun” dedi.
“Çok kötü bir rüya gördüm anne, çok korktum” dedim.
“Allah hayra çıkarsın kızım, üzülme rüyadır, hayra yor geçsin gitsin” dedi.
Bana sarılıp yatağa oturttu, saçlarımı öptü kokladı. “Güzel günleriniz var önünde, canını sıkıp kendini üzme. Bizi de üzme kızım” deyip kollarını bana sımsıkı sardı. Anne kollarının iyileştirici, yatıştırıcı etkisi olduğu kesindi. Biraz kendime geldikten sonra annem tepsiyi işaret edip bir şeyler yememi söyleyip aşağı indi. Hemen Yalçın’ı aradım. Sesini duyunca biraz daha sakinleştim. Rüyamdan bahsedip canını sıkmak istemedim. Gitmek için hazırlık yaptığını öğrenince yine canım sıkıldı. Ona belli etmeden konuşup telefonu kapattım.
Yine uykusuz bir geceyi daha sabaha kavuşturdum. Annem ve babam hala uyuyordu. Aşağı inip kahvaltı hazırlayarak vakit geçirdim. Annem mutfağa geldiğinde her şey hazırdı. Ona sarılıp huzur veren kollarında öylece durdum. Annem iki gündür sıkıntılı olduğum için endişeleniyordu. Onu daha fazla üzmemek için kendimi biraz toparlayıp, masaya oturdum. Babam içeri girer girmez bana bakıp,
“İyi misin kızım, dün akşam erken uyumuşsun göremedim seni” dedi.
“İyiyim babam, okul bittiği için öyleyim galiba, sen beni merak etme”diyip kalkıp ona da sarıldım. Birlikte kahvaltı yapmak iyi gelmişti. Hazırlanıp evden çıktım. Bugün bir arada son günümüzdü. Yalçın’ı arayıp bugün onun evinde “birbirimize sarılıp vakit geçirelim mi” diye sorunca, sanki beklediği soruyu sormuşum gibi sevinçle kabul etti.
Kapıyı açar açmaz boynuna sarılıp öylece kaldım, kapıyı kapattıktan sonra başımı göğsündeki huzur noktama yaslayıp birlikte salona geçtik. Kanepede birbirimize sarılarak ne kadar zaman öyle oturduk bilmiyorum.
Saçlarımdaki ellerinin sıcaklığı içime işliyordu. Arada bir dudaklarımız birleşiyor ama daha fazlası olamıyordu. Kanamam az da olsa devam ettiği için, birbirimize bu şekilde sarılarak küçük dokunuşlarla hasret gideriyor ve ayrı geçireceğimiz bir hafta için kokumuzu depoluyorduk sanki.
Saatlerce oturmak bizi giderek hüzne boğmaya başladığı için Yalçın’ın
“Hadi gidip son kez güzel bir yemek yiyelim, son anlarımızı güzel geçirelim” demesiyle toparlanıp evden çıktık.
İkimizinde sevdiği bir restorana oturduk. Sevdiğimiz yemeklerden söyledik. İçimiz buruk olsa da, son anlarımızı mutlu geçirmeye çalıştık.
Yalçın elimi tutup
“Ne olursa olsun kendini üzme, seni üzgün görmeye dayanamıyorum. 1 hafta hızlıca geçecek göreceksin” dedi.
Gözlerim doldu ama akmasına izin vermedim, onu üzmek istemiyordum. 1 hafta sonra nişanımız vardı ve ben bunu düşünerek bu haftanın hızlı geçmesini sağlayacaktım.
Kendimi toparlayıp gözlerine baktım. “Seni seviyorum deniz gözlüm, üzülmeyeceğim söz veriyorum” dedim.
Yemekten sonra restorandan çıkıp arabaya bindik, arabasız geldiğim için Yalçın beni eve bırakacaktı. Eve yakın bir yerde durdu. Vedalaşmak için sakin bir yerde arabada birbirimize dönüp baktık. Ona fırsat tanımadan dudaklarına yapışıp nefesim kesilene kadar öptüm. Arabanın camları filmli olduğu için rahattım.
“Bu bir haftalık” dedim hafif utanarak.
Lafım biter bitmez aynısını o bana yaptı, sıcacık dudakları, dudaklarımı talan edercesine öptü ve
“Bu da bir ömürlük” dedi
Yaşadığımız şeyler, ağzımızdan çıkan kelimeler aslında kaderimiz hakkında ip uçları veriyordu ama biz bunları yaşamadan anlayamıyorduk. Son kez akşam yemeği yiyelim, son kez sarılalım, son kez öpüşelim… biz kısa sonları düşünürken aslında yaklaşan büyük sonlara hazırlıyormuşuz kendimizi. Ben onu bir haftalık öpmüşken, onun beni bir ömürlük öpmesi tesadüfmüydü, kadermiydi, bilmediğimiz sona bilmeden hazırlıkmıydı?
Acılarımla baş başa kaldığımda, bunların hepsi hançer olup göğsümü delecekti…
Boynunu son kez öpüp, kokusunu içime çekip hızla arabadan indim.
Biraz daha kalırsam gidemezdim.
Eve girdiğimde annemle babam salonda oturmuş Tv izliyorlardı. Kendimi toparlayıp yanlarına gittim. Biraz yanlarında oturduktan sonra odama çıkıp, yarın için giyeceğim kıyafetlerimi hazırladım. Erkenden yatağa girip, huzursuz bir şekilde uyudum.
Sabah uyanıp kahvaltımı ve rutinlerimi yapıp, Yalçınla telefonla konuştuktan sonra, hazırlanıp kuaföre gittim. Mezuniyet için saçlarıma fön çektirip eve geldim. Hazırlanıp ailemle birlikte mezuniyetin yapılacağı alana geldik. Bugün sadece bizim fakültenin mezuniyeti vardı. Yalçın’ınki haftaya olacaktı. Ailesi hem mezuniyete, hem de nişana gelmiş olacaklardı.
Nihayet 4 yıllık emeğimin karşılığı olan diplomayı almıştım. Bir yanım sevinç, bir yanım hüzün doluydu.Yalçın törene gelmiş ama yanımıza gelemiyordu. Babam evleneceğimizi kabul etse de, gelenekçi bir adamdı ve ailesiyle gelmeden önce tanışmak istememişti.
Tören bittikten sonra uzaktan da olsa birbirimize bakarak mesafelere rağmen vedalaştık.
Ailemle eve gitmek üzere yola çıktık. Yalçın da eve uğrayıp valizini alacak ve havaalanına geçecekti.
Son kez sevdiğine bakacağını bilse insan, ne kadar bakar, nasıl bakardı acaba…
Ben o gün sevdiğim adama son kez baktığımı nerden bilecektim…
Beni acısıyla baş başa bırakıp gideceğini…