"Efsun!" diye haykırdı Miran. Yüreğine düşen ateş, artık içini değil bütün evrenini yakıyordu. Cayır cayır… Soluk alması bile yangın gibiydi. Sevdiği kadın… Aşık olduğu… Onun canı, onun her şeyi… Kollarındaydı şimdi. Ama Efsun… O, bir çiçek gibi solmaya başlamıştı. Teninde o tanıdık sıcaklık yoktu artık. Soğuyordu. Gözleri kapalıydı. Dudakları, daha az önce öptüğünde buram buram hayat kokan o dudaklar... Şimdi bembeyazdı. "Efsun, aç gözlerini! Yalvarırım, ne olur gözlerini aç!" Sesi çırpınan bir kalbin haykırışıydı. O çığlıkla dağlar delinirdi belki ama Efsun kıpırdamadı. Vurulan sadece Efsun değildi. Miran’ın bedeninde de iki kurşun vardı. Kanıyordu… Ama umurunda mıydı? Kimin umrunda olurdu ki? Canın, avuçlarında can verirken insan kendi acısını hisseder mi? Çevrede panik vardı. Ku

