Bugün ki Yeliz'in hızlı temposunun bir benzerini şehrin diğer yakasında Ela yaşıyordu. Ama Yeliz'in aksine romantik komedi değil, aksiyon ve cinsel gerilim tonundaydı onun filmi.
Ela otel odasında verdikleri çantayı inceledi. İçeriği kontrol ettikçe Kızıl Serçe birliğinin profesyonelliğine hayran kalıyordu. Onlarca minik uyuşturucu ampul, sersemletici küçük kalem şeklindeki iğneler, beslenme çantası gibi duran silah setleri, afrodizyak etkili rujlar, sentetik ısıyla görünebilen UV kalemler... Kimliğini gizleyecek ve bedenini savunma silahı olarak kullanabileceği çoğu şey vardı.
Normalde de özel birlik askeri olduğu için bunlara aşinaydı ama Rusların bu kadınları eğitme tarzına hayran kalmıştı. Her ayrıntı düşünülmüş, her araç mükemmel kamuflaj edilmişti.
Biraz sonra ayağa kalktı ve diğer kadınlarla yaptığı dövüş esnasında dağılan tipini düzeltti. Saçlarını sıkı topuzuna tekrar topladı, gözlüğünü taktı, kalem eteğinin çizgisini düzeltti. Aynaya baktığında karşısında ciddi, profesyonel bir dadı duruyordu.
Sonrasında ise rotası belliydi. Karayel Holding! Ama bu sefer çatıdan değil, kapıdan girecekti...
Yaklaşık bir saat sonra toplantı odasına alınmış, bekliyordu. Ellerini bilerek önünde bağlamış, oturuşunu kibar ve hanım hanımcık bir tipe çevirmişti. Olabildiğince sevimli gözükmeye özen gösteriyordu. Yüzünde yumuşak bir ifade vardı, gözlüğünün arkasında ki mimiklerini sakin tutmaya özen gösteriyordu.
Masanın üzerindeki dosyayı açtı. İçinde özgeçmişi, referansları, sertifikaları vardı. Elbette hepsi sahte ama mükemmel hazırlanmıştı. Niko'nun işi kusursuzdu.
Bu esnada, sabırsızca gönderilecek dadı'yı bekleyen Fatih odasından çıktı ve sekretere sordu.
"Görüşme için bir dadı gelecekti, gelmedi mi?"
Sekreter hemen heyecanla kalktı. "Evet geldi Fatih Bey. Toplantı odasına aldım, bekliyor."
Fatih kaşlarını kaldırdı. "Neyi bekliyor?" diye sordu merakla.
"Şey... Akif Bey görüşecek ya kadınla," dedi sekreter.
Fatih'in yüzü buruşmuştu. "Sabriye?? Akif Bey şu an şirkette mi?" diye sordu.
Kadın kaşlarını kaldırdı merakla. "Değil mi?" dedi.
"Ben sana soruyorum, bunu bilmen gerekmez mi?" diye sordu Fatih. Sesinde hafif bir sertlik vardı.
"Bilmem, çıktı mı ki?" diye sordu kadın biraz çekinerek.
Fatih homurdanarak başını arkaya attı. Stajyer zamanında işe aldığı bu kadın en zor işleri hakkıyla yaparken böyle basit işlerde bocalıyordu. En sonunda dişlerinin arasından homurdandı.
Fatih, "Akif yok şirkette, Sabriye, ben gidiyorum görüşmeye. Hangi toplantı salonunda?" diye sordu sinirle.
Kadın hemen telaşla parmağını uzattı. "İkinci salon Fatih Bey."
Fatih başını sallayarak odaya yöneldi. Koridorda yürürken az önce yaşadığı saçma diyaloğu düşünüyordu. ''Şirket şirket değil, tımarhane!'' diye homurdandı.
Kapıya yaklaştı, yavaşça içeri girip direkt masaya geçti, oturdu. Başını bile kaldırıp kadının suratına bakmamıştı. Biraz sonra, oturuşunu çevirdi ve kadına baktı.
Ela da başını dosyadan kaldırmış, gözlerini Fatih'e çevirmişti. Kalbi bir an sıkıştı. Bu yüzü tanıyordu.
Tam o anda Fatih de başını kaldırdı.
İkisi de birbirini gördüğü an gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Saniyeler dondu kaldı, ikisi de hareketsiz kalmıştı.
Fatih'in ağzı hafifçe aralandı. Gözleri Ela'nın yüzünü taradı. O gözlük, o topuz, o ciddi kıyafet...
Ama o yüz...
"Sen?" diye mırıldandı Fatih.
Ela'nın ise içinde fırtınalar kopuyordu. İçinden, ''Siktir! Oteldeki esmer yakışıklı adam bu! O gün beni milleti pataklarken görmüştü!'' diye geçiriyordu.
Şimdi ise beyninde tam olarak alarm zilleri çalıyordu. ''Kahretsin ya! Daha görev başlamadan ifşa mı oldum???'' diye mırıldandı.
Şoku bir süre atlatamadı. Kalbi göğsünde çılgınca çarpıyordu, nefesi kesilmişti. Ama sonunda kendini toparladı ve hemen role girdi.
Ayağa kalktı, elini uzattı. Türkçesini hafif kırdı ve gülümseyerek konuştu.
"Merhaba, ben Katya. Siz de Fatih Bey'in yardımcısısınız sanırım?"
Fatih gözlerini kısmış, sinsi bir bakışla olan biteni çözmeye çalışıyordu. Bu kadın... oteldeki o kadındı. Restoranda o adamı yere seren, kahvaltıda yanına oturan, flörtöz bir şekilde konuşan... O kadın.
Ama şimdi bambaşka görünüyordu. Gözlüklü, topuzlu, ciddi kıyafetli... Sanki başka biriydi. Ama o yüz... o yüzü unutamazdı. Çünkü yıllardır kendini tüm kadınlardan uzak tutmaya çalışsa da, o gün istemsizce ondan hoşlanmıştı...
Sonunda elini uzattı ve selamlaştı.
"Merhaba Katya Hanım," dedi. Sesi soğuktu ama meraklıydı.
Sonra Ela'nın önündeki dosyayı aldı ve incelemeye koyuldu. Sayfaları çevirirken gözleri her satırı dikkatle tarıyordu.
Ad: Katya Volkov
Yaş: 28
Uyruk: Rusya Federasyonu
Meslek: Özel Eğitim Uzmanı / Dadı
Moskova Devlet Üniversitesi - Çocuk Psikolojisi Bölümü (2015-2019)
St. Petersburg Eğitim Akademisi - Özel Eğitim Sertifikası (2019-2020)
Dil Yetkinlikleri:
- Rusça (Ana dil)
- İngilizce (İleri seviye)
- Türkçe (İleri seviye)
- Fransızca (Temel seviye)
Özel Yetenekler:
- Çocuk psikolojisi ve davranış yönetimi
- Sosyal beceri eğitim yöntemi
- Müzik (piyano)
- Spor (yüzme, jimnastik, savunma sanatı)
- İlk yardım sertifikası
- Beslenme ve sağlık yönetimi
Fatih dosyayı okurken ara sıra Ela'ya bakıyordu. Kadın ise sakin sakin oturuyordu, elleri kucağında birleşmiş, duruşu dik ve profesyoneldi. Ama o gözlerin arkasında başka bir şey olduğunu hissediyordu.
Sonunda dosyayı kapattı ve masaya koydu. Kollarını göğsünde kavuşturdu ve ona baktı.
"İlginç," dedi yavaşça. "Türkiye'de daha önce çalışmamışsınız.."
"Evet," dedi Ela. Türkçesi hafif aksan taşıyordu. ''Umarım şimdi sizinle çalışma imkanı bulacağım.'' diyerek gülümsedi.
''Türkçeniz nasıl bu kadar iyi peki?'' diye sordu Fatih.
Ela, onu zorlamaya çalıştığını anlamıştı. ''Biz her konuda iyi olmak için eğitiliriz.'' dedi.
Fatih sonunda profesyonel tarzından sıyrıldı ve arkasına yaslanarak kollarını göğsünde bağladı. Gözlerinde sinsi bir parıltı vardı.
"Peki, genelde hep baş belası bir tip misiniz?" diye sordu.
Fatih'in bu ukala tavrına Ela fazlasıyla gıcık olmuştu. Hatta sinirden kaşı atıyordu ama belli etmedi. Yüzünde sakin bir ifade tutmaya çalıştı.
"Sanırım oteldeki olayı kastediyorsunuz," dedi Ela.
"Evet," dercesine başını salladı Fatih.
"O bir istinaydı," diyerek gülümsedi Ela. Ama gülümsemesi zoraki olduğu belli oluyordu.
Fatih derin bir kahkaha attı.
"Adamın elini kırarken son derece keyifli duruyordunuz?" dedi. Gözlerinde alaycı bir ifade vardı.
Ela artık sinir olmuştu. Masaya kollarını dayadı ve ona doğru yaklaştı. Göğüs dekoltesi son derece çekici bir şekilde önüne serilmişti, Gözleri ise sinir bozucu bir ifadeyle kısılmıştı.
"Zevk almadığımı söylemedim. Sadece rutin bir olay değildi, istisnai bir durum," dedi. Sesini sertleştirerek.
Fatih gülüyordu. Resmen, Eğleniyordu bu durumdan.
"Peki, bakıcısı olduğunuz çocuğu korurken de böyle işgüzarlıklar mı yapacaksınız?"
"Savunmasız, yardıma muhtaç bir kadına yardım ettim beyefendi. Bu işgüzarlık mı?" Ela'nın sesi yükselmişti.
"Evet, önceliğiniz görevinizde olmalı. Ben mi yanlış düşünüyorum?" dedi Fatih.
Ela dişlerini sıkıyordu. Çenesi gerginleşmişti.
"O an görevde değildim. Eğer görevde olursam, kendi canımdan öte sorumlu olduğum kişiyi düşünürüm," dedi.
Fatih, bu deli kadının bir şeyler sakladığını anlamıştı. O gün otelde izlediği bu kadın, tipik Rus ajanlarından farklıydı. Bu işe talip olacağını bile düşünmüyordu. Ama şu an burada olmasının bir sebebi olmalıydı.
''Dürüst davranmıyorsun,'' diye geçirdi içinden.
Sonra alaycı bir gülüş attı. "Hiç sanmıyorum!" dedi.
Ayağa kalktı. Dosyayı masaya bıraktı.
"Görüşme sona ermiştir. Ben yetkilinizle görüşüp yeni birini talep edeceğim. İyi günler," diyerek kapıya yöneldi.
Ela ise şok olmuştu. Gözleri büyümüştü, adeta nefesi kesilmişti. Fatih Karayel'e yakın olabileceği tek fırsat öylece elinden kayıp gidiyordu.
Hızla ayağa kalktı ve kapıyı açan Fatih'in önüne geçti. Sırtını kapıya dayadı, onu engelledi.
Şimdi Fatih'le burun buruna kapının ucunda kalmış, birbirlerine bakıyorlardı. Aralarında sadece birkaç santim vardı. Ela'nın göğsü yüksek nabızla inip kalkıyordu. Nefesi Fatih'in yüzüne çarpıyordu.
"Lütfen... her şeyi yaparım bana güvenmeniz için. Benim bu işe ihtiyacım var," dedi Ela. Sesi titriyordu.
Fatih'in ise kaşları çatılmıştı. Gözleri Ela'nın gözlerine kilitlenmişti. Kadınsı kokusu dikkatini dağıtsa da, odaklanmaya çalışıyordu.
Yaklaştı. Daha da yaklaştı. Ve sert bir hareketle kadının çenesini kavradı. Parmaklarını çenesine bastırdı, bakışlarını gözlerine kaldırdı. Gözleri Ela'nın asıl niyetini çözmek istercesine dikilmişti.
"Sonunda dürüst konuşabilmenize sevindim. Şimdi iş konuşabiliriz," dedi. Sesi alçak ve tehlikeli bir tonda.
Ela yutkundu. Kalbi çılgınca çarpıyordu. Fatih'in eli çenesinde, nefesi yüzünde... Onu köşeye sıkıştırdığını anlamıştı. Bu adam tehlikeliydi. Gerçekten çok tehlikeliydi...