İlk gece;

1547 Words
Ela eve yerleştiğinin ilk akşamında, odasında eşyalarını düzenliyordu. Çantasından çıkardığı kıyafetleri dolaba yerleştirirken, kapı hafifçe tıklatıldı. Gözlerini kapıya dikti, "Girin," dedi. Kapı yavaşça açıldı ve Alp içeri girdi. Ellerini arkasında bağlamış, utangaç bir tavırla duruyordu. "Merhaba Katya," dedi. Sesi çekingen bir tonda. Ela gülümsedi. "Merhaba Alp. İçeri gelebilirsin." diyerek onu davet etti. Alp birkaç adım attı. Odayı merakla inceledi. Sonra Ela'ya baktı. "Sen gerçekten burada mı kalacaksın?" diye sordu. Ela, "Evet, burada kalacağım. Senin dadınım ben artık, herşeyi birlikte yapacağız." diyerek gülümesedi. Alp'in yüzü aydınlanmış, içini çocuksu bir neşe kaplamıştı. "Gerçekten mi?" "Gerçekten." dedi Ela. Alp yerinden fırladı ve Ela'ya sarıldı. Küçük kolları Ela'nın beline dolandı, başını göğsüne yasladı. "Senin burada olmandan çok mutluyum," diye fısıldadı. Onun bu haline Ela'nın içi burkulmuştu. İşi dolayısıyla ne anne olmayı hayal etmiş, ne de çocuklarla içli dışlı olmamıştı. Normalde baktığı her mutlu çocuk, kendi çocukluğunun yaralarını hatırlatırdı ama Bu çocuk ne kadar sevilmeye ihtiyac duyuyordu ki ona kendi acı çocukluğunu bile unutturmuştu. Elini Alp'in saçlarına götürdü, yavaşça okşadı. "Ben de senin yanında olmaktan mutluyum," dedi yumuşakça. Biraz konuştular. Alp ona en sevdiği oyuncakları gösterdi, okuldan bahsetti, arkadaşlarını anlattı. Ela onu zevkle dinledi, sorular sordu, birlikte gülüyorlardı. Tam o sırada kapı açıldı. Hizmetçilerden biri içeri girdi. Orta yaşlı, burnu havada, ukala tipli dudakları bükük bir kadındı. "Alp Bey, yemeğe inmeniz gerekiyor," dedi. Sesi soğuktu, neredeyse tiksinircesine konuşuyordu. Ela, bu malikanedeki tüm çalışanların Alp'e karşı sert ve bıkmış tavrına sinir olmuştu. Gözlerini kıstı, sinirli bakışlarla kadına bakıyordu. Alp hemen Ela'nın elini tuttu. "Sen de geliyorsun değil mi Katya?" diye sordu. Gülümsedi, "Evet, bende geliyorum," dedi Ela. Ama hizmetçinin bakışları çok gözüne batıyordu. Annesiz bir çocuğa bu tavırda davranmaları onun için kabul edilemezdi. Kadın Alp'e üstten bakıyordu, sanki ondan tiksiniyormuş gibi yüzü buruşmuştu. Yüzündeki ifade bıkkındı ama gözlerindeki küçümseme kendini apaçık belli ediyordu. Ela içten içe sinirlenmeye başladı. Daha fazla dayanamadı. Alp'e doğru döndü, kollarından tuttu ve yüzünde oyunbaz bir gülüşle mırıldandı. "Hadi yarışalım," dedi Alp'e. "İlk kim inecek bakalım!" Alp neşeyle güldü ''Ben kazanırım ki!'' dedi ve koşarak odadan çıktı. Merdivenlerden hızlı ayak sesleri geliyordu. Hizmetçi Ela'ya doğru döndü, ''Alp bey'in koşması yasak! Biran önce malikane kurallarını öğrenseniz iyi olur, Katya Hanım!'' diyerek saçlarını savurdu. Hizmetçi arkasını döndü ve çıkmak üzereydi. Tam o anda Ela harekete geçti. Hızla kadının yanına vardı, saçlarından kavradı ve kapıya yüzünü yasladı. Sert bir hareketle onu sıkıştırdı. "Bana bak sinsi," dedi soğuk bir sesle. "Çocuğa karşı olan ukala ve ezikçe tavrını görüyorum. Bilmen gereken bir şey var, ilk günden konuşmak isterim." Kadın çırpınıyordu ama Ela'nın tutuşu sertti, adeta saç köklerini yoluyordu.. "Ben Katya, gerçek bir dadı olmadığımı belirtmeme gerek yok sanırım. Ben bir suikastçiyim. Seni öldürürüm, leşini bırak, saç telin kalmaz geriye. İşimi gayet iyi yaparım. İlk ve son uyarımdı. Bir daha bu çocuğa karşı böyle salakça bir tavırla hareket et ve olacakları gör! Benim için eğlenceli olur." dedi. Ela'nın içinde ki yaralı çocuk ve korumacı anne ruhu ortaya çıkmıştı. Kadın nefes nefese, "Tamam, tamam, özür dilerim Katya Hanım," diye inledi. Ela onu bıraktı. Avuçlarında kalan bir tutam saçı, tiksinir bir ifadeyle kadının üzerine silkeledi. "Kalan tüm personele de bu bilgiyi ilet. Bundan sonra Alp'i hor görenin mezarını kazarım. Anladın mı?" dedi. Hizmetçi çok korkmuştu, yüzü bembeyaz olmuş elleri titreyen bir halde, "Tamam, tamam," diyerek kadın hemen uzaklaştı. Ela derin bir nefes aldı. Resmen elektriğini atmıştı. Bünyesi aksiyona alışmış olduğu için iki günlük sakinlik bile fazla gelmişti. Zevk almış bir tavırla, Boynunu kütürdeterek merdivenlere ilerledi. Tam o anda çalışma odasının kapısına dayanmış, gömleği kollarını saran yakışıklı tipiyle Fatih'i gördü. Fatih ona hayran bir gülüşle bakıyordu. Ela, onun bakışlarını farketti. ''Üff çattık belaya, işin yoksa şimdi itaatkar dadı rolü yap bu adama'' diye homurdandı ve üzerini düzeltti. Ona doğru yürüdü, sesini nazik bir tona dönüştürerek, "Ne oldu Akif Bey, bir sorun mu var?" dedi. Fatih yavaşça yaklaştı. "İlk günden yerini belli ediyorsun bakıyorum." dedi. Yüzündeki ifade, gördüklerinden çok zevk aldığını kanıtlıyordu. Ela, Fatih'in bu oyuncu tavrına gıcık olmuştu. ''Evet, sizin yapmanız gerekeni yapıyorum. Fatih Bey sizin patronunuz, Alp de sizin patronunuz sayılır. Personelin bu tavırlarını bunca zaman fark etmediniz mi?" diye sordu. Fatih'in yüzü gölgelendi. Dişlerini sıktı ve ona doğru yaklaştı, eğildi ve burnuna kadar girdi. "Para sevgiyi satın alamaz Katya Hanım. Hizmetçiler sadece işini yapmak için burada, Alp'i gereksiz yere pofpoflayamazlar. Alp güçlü olmayı öğrenmeli." dedi. Ela, duyduklarından memnun olmamıştı, duruşunu daha da dikleştirdi, mavi gözleri doğrudan Fatih'in gözlerine bakıyordu. Aralarında bir nefeslik mesafe kalmıştı. "O bir asker ya da koca adam değil Akif Bey! O bir çocuk. Güçlü olmadan önce sevgiyi tatmaya ihtiyacı var. Onu annesiz bırakmak patronunuzun seçimiyse, gerekeni yapmalı." diye hırladı. Fatih öfkeyle dolmuştu, burnundan soluyordu. Yüzündeki ifade hem suçluluk hem çaresizlik barındırıyordu. Ela umursamaz bir tavırla merdivenlere yöneldi. Tam o anda Fatih onun kolunu kavradı, sırtını sertçe duvara çarparak sıkıştırdı. "Bilmediğin konularda dilin çok uzun ama ben de biraz vahşiyimdir, kesmekten çekinmem Katya Hanım," dedi. Ela, gözlerini dikmiş rest çeken bir ifadeyle ona bakıyordu. Bir ipucu bulana kadar bu adama katlanması gerektiğinin farkındaydı. Bu yüzden sessiz kaldı. Bir kaç saniye onu izleyen Fatih, sonunda kolunu bıraktı ve çalışma odasına girdi. Kapıyı sertçe çarparak kapattı. Ela ise homurdanarak üzerini düzellti ve aşağı indi. Biraz sonra, Ela ve Alp koca yemek salonunda tek başlarına yemek yiyorlardı. Uzun masa, kristal avize, gümüş takımlar... Her şey gösterişliydi ama soğuktu. Ruhsuz bir evdi. Alp'in söylediği gibi gerçekten sevgisizdi. Ela, bu yaşında bile anne ve babasının yıllar önceki mutlu hallerini hatırlıyordu. Bahçeli küçük bir ev ama sevgiyle doluydu. Alp yemek yerken kaçamak bakışlarla Ela'yı izliyordu, çok mutluydu. Gözleri parıldıyordu. "İlk kez biri benimle yemek yiyor," dedi. Ela şaşırmıştı, "Nasıl yani, Babanla yemez misiniz genelde?" diye sordu. "Hayır. Babam çok az yiyor ve kendi başına çalışma odasında yer genelde. Ben hep düzenli saatlerde burada yerim." dedi. Aslında yaşına göre çok olgun bir çocuktu. Asi davranmasının sebebi ilgisizliğin hırçınlığıydı. Ela, Alp'in söylediklerinden sonra dudağını büzdü. ''Bu ukala adam cidden sorunlu'', diye homurdandı içinden. Koskoca bir malikanede küçük bir çocuk o kadar yalnız kalmış ki, ağaçlara tırmanarak, evden kaçmaya çalışarak ilgi çekmeye çalışıyor, diye düşündü. Ama Alp'in moralini yüksek tutmak istiyordu ve hemen yeni sohbet konuları açtı. Alp ona okuldan bahsetti, arkadaşlarını anlattı. Ela kahkahalarla onu dinliyordu. Kahkaha sesleri yukarı kadar taşınmıştı. Fatih çalışma masasından kalktı ve merdivenlerin başında o kahkahaları dinledi. Yüzünde bir gülüş oluşmuştu. Dudakları samimi bir ifadeyle kıvrıldı. Anlaşılan Katya bu evdeki herkese iyi gelmese de, Alp'e iyi geldiği açıktı... Ela, Yemekten sonra Alp'i duş için hazırladı. Sonra en sevdiği kitabı okudular. Alp günün yorgunluğuyla yavaş yavaş uykuya daldı. Ela sessizce odadan çıktı ve kendi odasına geçti. Vücudu hareketsizlikten kasılmıştı. Bu kadar az hareket etmek ona göre değildi. Hemen üzerini değiştirdi, bir spor şort ve atlet giydi. Kulaklıklarını yanına aldı. Malikane arazisine koşmaya çıktı. Gecenin karanlığı çökmüştü ama bahçe lambalarla ışıl ışıldı. Kulaklığını taktı ve müziği açtı. Yaklaşık bir saat hızlı tempoda koştu. Nefesi düzenliydi, kasları biraz olsun rahatlayarak gevşemişti. Sonra malikane arasinin arkasındaki bir kulübe dikkatini çekti.. İçinde ışık yanıyordu. Malikane arazisinde ne kulübesi acaba bu? diye düşündü. Ama bu aile hakkında bilgi toplamak istiyordu. Bu yüzden yavaşça yaklaştı. Sonra, Camdaki yansımayı gördü. Fatih içerideydi. Ahşap masaya oturmuş, elindeki aletlerle bir ahşabı oyuyordu. Bir ahşap heykel atölyesiydi burası. Biraz onu izledi, alnından terler iniyordu. Kollarında ki kaslar belirginleşmiş erkeksi bir aurayla odaklanmış yüzü çok yakışıklı duruyordu. Ela bir anlığına otelde ki karşılaşmalarını hatırladı. Onu ne kadar beğendiğini, hatta onunla bir gece geçirme hayalleri kurarken çekip gitmesini. Şimdi ise ona gıcık oluyordu. ''En azından vücudun hâlâ çok çekici! Şu itici kişiliğini de yok etsek tam benim tipimdin!'' diye mırıldandı kendi kendine gülerek. Arkasını döndü, Tam uzaklaşacağı anda arkasından gelen bi ses duydu. "Buraya kadar meraklanıp gelmişsin, içeriyi görmek ister misin?" Ela başını çevirip, ona baktı. Normal şartlarda böyle birşey teklif etmeyeceğini çözmüştü. Onu içeri davet ediyordu, demek ki birşey konuşmak yada sormak istiyordu. Arkasını dönüp umursamamak istedi, Alp'i bu kadar yalnız bıraktığı için ona kızgındı. Ama... Babasının katilini araştırmak için bir an önce bu adamla yakın olması gerektiğinin farkındaydı. "Olur, rahatsız etmeyeceksem tabii" dedi. Fatih, gir dercesine kenara çekildi ve eliyle onu içeri davet etti. Ela, İçeri girdiğinde onu sıcacık bir ortam karşıladı. Atölye gerçekten sıcaktı, ahşap kokusu burnuna doluyordu. Duvarlarda yarım kalmış heykeller, masalarda aletler, yerde talaşlar vardı. Fatih bir heykelin yanında duruyordu. Elinde zımpara vardı. Ela'nın kıyafetinden ve yüksek nabzından koşuya çıktığını anlamıştı. "Sevdin mi korulukta koşmayı." dedi. Ela etrafına bakınarak mırıldandı, ''Evet zemin güzel, hava temiz. Tam kaçamaklık yer. Ama anlaşılan sadece benim için değilmiş.'' dedi. Fatih kaslı kollarını göğsünde bağladı, rahat bir tavırla cevapladı. "Evet. Buraya gelip çalışırım bazen. Rahatlatır beni." Ela bir heykele yaklaştı. Bir kadın figürüydü, yarım kalmış. "Güzelmiş bu, bir modeli var mı?" diye sordu. Fatih ona baktı, sonra elindeki bibloya. ''Evet bir zamanlar anısı vardı, yarım kaldı.'' dedi. Sessizlik oldu. İkisi de birbirine bakıyordu. Fatih yavaşça yaklaştı. Ela'nın burnunun dibine kadar geldi, nefesi onun yüzüne çarpıyordu. ''Sen de hep bu kadar meraklı mısın?'' diye fısıldadı. Yüzündeki ifadeyi Ela çözmüştü, Ondan çekinip uzaklaşmasını bekliyordu. Ama yanlış kadına çatmıştı. Ela küçük bir kedi gibi onun iri cüssesine sokuldu ve gözlerini ona dikti. ''Evet, çok meraklıyımdır. Yeni şeyler keşfetmeyi severim. '' dedi sonra dudaklarını yavaşça yaladı. ''Öneriniz var mı?'' diye sordu. Ela'nın vücudunun yakınlığı, güzel yüzü ve küçük pembe dudaklarını izlemek, Fatih'in nabzı artmıştı, şakaklarındaki damalar şişmiş vücudunu bir alev basıyordu. İştahla yutkundu ama onu tuzağa çekmeye çalıştığının farkındaydı. Anlaşılan Fatih için zor günler başlıyordu ve kendisi de biliyordu. Sonunda bu kadına teslim olacaktı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD