Ela, sabahın erken saatlerinde hazırlanmıştı. Aynada son kez kendine baktı. Kalem etek, beyaz saten gömlek, saçları sıkı topuz, gözlüğü... Katya Volkov, Rus dadı görünüşüyle, Mükemmeldi.
Çantasını aldı ve otelden çıktı. Malikanenin adresini taksiciye verdi. Araç hareket etti.
İstanbul trafiğinde ilerlerken pencereden dışarı baktı. Şehir güzeldi, canlıydı. Ama Ela'nın kafası başka yerdeydi. Bugün Fatih Karayel'in evine girecekti. Yıllar sonra, o adama bu kadar yaklaşacaktı.
Taksi sonunda bir kapının önünde durdu. Ela arabadan indi. Önünde dev bir demir kapı vardı. Arkasında ise devasa bir malikane yükseliyordu. Beyaz taş cephesi, bahçedeki ağaçlar, havuz... Her şey gösterişliydi.
Kapıya yaklaştı. Güvenlik kamerasının önünde durdu. Zili çaldı.
"Evet?" diye bir ses geldi.
"Katya Volkov. Görüşme için geldim," dedi Ela.
Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra kapı açıldı.
İçeri girdi. Bahçe çok genişti. Yürüyerek malikanenin ana kapısına ilerledi. Kapıda iki koruma duruyordu. Biri ona yaklaştı.
"Katya Hanım, hoşgeldiniz. İçeri buyurun," dedi.
Ela içeri girdi. Hol çok gösterişliydi. Mermer zemin, kristal avize, merdivenler... Beklemeye başlamıştı, görüşme için.
Ama o anda bir şey dikkatini çekti. Bir kadın hizmetçi koşarak geliyordu. Yüzünde korku vardı, nefes nefeseydi. Sanki birinden kaçıyormuş...
Ela bir anda atağa geçti.Çantasının içinden küçük tabancasını çıkardı. Kadının peşinden koştu.
Bahçeye çıktılar. Ağaçlar arasında koşuyorlardı. Ela hizmetçiyi takip ediyordu. Ama sonra kadın birden kayboldu.
Ela durdu. Etrafına baktı. Ama kadın ortadan bir anda kaybolmuştu.
Sonra ağacın arkasında bir şey gördü. Bacaklar. Hareketsiz duran bacaklar.
"Siktir, ilk günden cinayetle mi açtık günü!" diye homurdanarak yaklaştı.
Ama sonra yaklaştığında fark etti. Bu bacaklar... plastikti. Bir manken bacağıydı.
"Bu ne ya! Deliler malikanesi mi, ne halt dönüyor?" diye bağırdı.
Tam o anda kıkırdama sesleri duydu. Yukarıdan geliyordu. Başını kaldırdı.
Silahını o yöne doğrulttu.
Ama sonra apar topar çantasına geri koydu silahını.
Ağacın tepesinde bir çocuk vardı. Yaklaşık yedi - sekiz yaşında, siyah saçlı, kara gözlü bir çocuktu. Alp. Fatih Karayel'in oğlu.
Çocuk korkmuştu. Gözleri büyümüştü, gülüşü kesilmişti.
Ela hemen duruşunu değiştirdi.Yüzündeki sert ifade yumuşadı. Derin bir nefes aldı.
"Merhaba," dedi yumuşak bir sesle.
Alp cevap vermedi. Sadece ona bakıyordu...
Bu sırada malikane içinde, çalışma odasında belgelerle uğraşan Fatih'e evin baş kahyası geldi. Fadıl Bey, yaşlı ve deneyimli bir adamdı.
"Efendim, şey... bir şey söylemem lazım," dedi Fadıl.
Fatih başını kaldırmadı. "Söyle," dedi.
"Küçük beyi yine kaybettik," dedi Fadıl çekinerek.
Fatih'in kaşları çatıldı. Başını kaldırdı. "Ne?"
"Bahçede oynuyordu. Sonra birden kayboldu. Hizmetliler arıyor ama bulamadık," dedi Fadıl.
Fatih hemen ayağa kalktı. Alp'in sürekli bir yerlere saklanması, bir şey olacak ve yaralanacak korkusunu tetikliyordu. Hemen dışarı çıktı.
Bahçede hizmetliler koşuşturuyordu. "Buldunuz mu?" diye bağırdı Fatih.
"Hayır efendim, hâlâ bulamadık!" diye cevap verdiler.
Fatih aramaya başladı. Tek başına koruluğun içine ve balık havuzuna doğru gidiyordu. Kalbi hızla çarpıyordu. Alp'e bir şey olmasından korkuyordu.
Sonra bir ses duydu. Kadın sesi. Tanıdık geliyordu.
Sese doğru ilerledi. Ağaçların arasından geçti. Ve sonra... onu gördü.
''Katya mı o?'' diye mırıldandı.
Biraz daha yaklaştı.
Kadın kalem eteğini kalçasına kadar yukarı çekmiş, gömleğini çıkarıyordu. İçindeki sütyenle kalmıştı. Beyaz dantelli sütyeninin altında bronzlaşmış teni parlıyordu. Atletik vücudu, sıkı karın kasları, geniş omuzları...
Gömleğini nazikçe ağaç dalına astı.
"Ne yapıyor bu manyak?" diye homurdandı Fatih ve yaklaşmaya başladı.
Ama ağacın arkasından yaklaştığında sesler duydu. Alp'in sesiydi. Gülüyordu.
Fatih durdu. Saklandı. Ve izlemeye başladı.
Ela tırmanıyordu. Atletik hareketlerle daldan dala çıkıyordu. Vücudu esnek hareketlerle hızla tırmandı. Sonunda Alp'in hemen altındaki kalın dala oturdu.
"Benden buraya kadar genç adam. Senin oturduğun dala çıkarsam ikimiz de düşeriz. Sana göre biraz şişkoyum," dedi Ela gülerek.
Alp kıkırdadı. "Sen filmlerdeki kadınlara benziyorsun."
"Nasıl kadınlarmış onlar?"
"Rambo gibi. Kolları güçlü olanlar, silah kullananlar," dedi Alp.
Fatih saklandığı yerden dudakları kıvrılmış gülüyordu.
Ela hemen "Şşşt!" diye işaret etti. "Silah konusunu gizli tutalım. Kadınların silah taşıması erkekleri korkutur."
Alp ağzını kapatarak güldü. "Kadınlar ağaca da tırmanmaz, sen onu da yaptın."
Ela ellerini silkeledi. "Sanırım ben de senin gibi biraz afacanım," diyerek güldü.
Alp onun bu davranışıyla kendine yakın hissediyordu. "Sen kimsin?" diye sordu.
"Katya ben. Bu malikanede bir küçük bey varmış, onun dadısı olmak için başvuruya geldim," dedi Ela.
Alp'in yüzü değişti. "O çocuğu kimse sevmiyor. Sen de mi sevmezsin?"
Ela'nın yüzü düştü ama belli etmedi. "Sevmediklerini nereden düşünmüş? Babası var diye biliyorum."
"Evet ama babam bana hep ağlayacakmış gibi bakıyor. Sanki benim burada olmamdan rahatsız gibi," dedi Alp. Sesi titriyordu.
Bunları dinleyen Fatih'in yüzü asıldı. Kalbi sıkıştı. Alp böyle mi düşünüyordu?
Alp neredeyse ağlayacak bir haldeyken Ela kahkaha attı.
Alp şaşkınlıkla ona baktı.
"Aslında bu iyi bir şey," dedi Ela.
"Nasıl yani?" diye sordu Alp şaşkınlıkla.
"Benim cici annem genelde ben ve kız kardeşime bizi dövmek istiyormuş gibi bakardı. Ama haklıydı kadın."
Kolundaki eski dikişleri gösterdi.
"Kız kardeşim ve ben senin gibi ağaçlara tırmanmayı severdik. Kaç kez kesildik ya da bir yerlerimizi kırdık. Genelde indiğimizde bir de annem döverdi."
Alp gülüyordu. "Gerçekten mi?"
"Evet. Kız kardeşim biraz mızmızdı. 'Acıyor' diye iyice ağlardı. Onu gören cici annem de biz ağlıyoruz diye ağlardı. Ben ise onlara gülerdim," dedi Ela.
Alp şimdi kahkaha atıyordu.
Sonra Ela ciddileşti. Ona baktı.
"Yani nasıl biri olacağına sen karar verirsin. Gülecek misin yoksa karşındakiler ağlıyor diye sen de mi ağlayacaksın? Baban sana üzgün mü bakıyor? O zaman onu mutlu et. Güldür. Ne bileyim, hiç olmadı gıdıkla," dedi.
Alp kahkaha atıyordu. "Yetişemem ki! Babam çok büyük, uzun, böyle kocaman," diye işaret etti.
Ela güldü. İştahla, 'Evet biraz fazla heybetli ama içi boş' diye mırıldandı kendi kendine.
Sonra Alp'e döndü. ''O zaman onu kandır, sana doğru eğilmesini falan sağla."
Alp başını salladı. "Tamam."
Ela sonra yüzünü buruşturdu. "İnelim mi artık? Benim popom acıdı da."
Alp güldü. "Olur, inelim."
Ela atletik birkaç hamleyle ağaçtan indi. "Hadi, sıra sende, gel bakalım," dedi.
Alp yavaş yavaş dallardan indi. Son dala geldiğinde, "Çekil, ben atlayabilirim," dedi.
Ela kollarını açtı. "Ben buradayken, yapabiliyor olsan bile seni zorlayacak şeyleri yapmak zorunda değilsin." dedi.
Çocuk ilk kez şımarmak istercesine kendini bıraktı aşağı. Ela onu havada tuttu ve yalandan yere düşermiş gibi yaptı.
"Off, baya ağırmışsın. Sanırım ölüyorum," dedi Ela yerde uzanırken.
Alp onun üstünde kahkaha atıyordu. "Yalan söyleme, sen çok güçlüsün!" dedi.
Sonra ayak sesleri duyuldu. Hizmetliler onları görmüştü, telaş içinde koşarak geldiler.
"Küçük bey, neredeydiniz? Neden böyle yapıyorsunuz?" diye bağırıyordu hizmetçi kadın.
Ela "Öhö öhhöö" diyerek uyardı.
Kadın Ela'nın iç çamaşırlı haline bakarken "Sen de kimsin?" der gibi baktı ama şu an bununla uğraşamazdı. Fatih Bey delirmeden Alp'i temizleyip içeri götürmek istiyordu.
"Benimle gelin," dedi ve Alp'in elini tuttu.
Normalde böyle bir durumda üzülen Alp, şimdi gülerek bakıyordu.
Ela "Aferin, böyle olmalısın," diye fısıldadı.
Alp Ela'ya el salladı ve hizmetçilerle gitti.
Ela elini uzattı ve gömleği aldı, üzerine geçirdi. Tam o anda arkasındaki nefesi hissetti. Bir hamleyle saldırdı ve Fatih'i ağaca sert bir hareketle dayamıştı.
Sonra Fatih olduğunu anlayınca hemen elini indirdi. Hemen itaatkar dadı rolüne büründü. Bakışlarını yumuşattı.
"Özür dilerim!" dedi. Yüzü kızarmıştı. "Sizi görmedim."
Fatih gülüyordu. Onun düğmeleri açık dekoltesinden doğruca beyaz dantel ve tüllü sütyenini dikizliyordu. Ve bunu alenen yapıyordu.
Onun bakışlarını gören Ela, gülüyordu. ''Bak sen, pek de cesurmuş bizim seksi baba.'' diye içinden geçirdi.
Fatih bakışlarını Ela'nın yüzüne çevirdi. "Genelde iş günü iç çamaşırlarınızla ağaca mı tırmanırsınız?" dedi.
Ela geri çekildi. Gömleğini düzeltmeye çalıştı. Ama Fatih'in gözleri hâlâ üzerindeydi.
"Ben şartlar neyi gerektirirse onu yaparım, Akif Bey. Kızıl Serçeleri tanıdığınızı sanıyordum," dedi.
Sonra gözleri çantasını aradı. Arkasını döndü ve yerden çantayı almak için eğildi. Tam o anda kalçasındaki sıcak dokunuşu hissetti.
Fatih'in eliydi bu..
Bu adamın elinde sonunda ona çekileceğini biliyordu ama bu kadar hızlı olmasını beklememişti.
Ama sonra ki hareketi onu şaşırttı çünkü Fatih kasıklarına kadar sıyrılmış eteğin ucundan tutup aşağı çekti ve düzeltti.
"Yine de sen ilk günden tüm malikaneye poponu göstermesen iyi olur," dedi ukala bir tavırla. Sonra bu durumdan çok zevk almış bir ifadeyle elleri cebinde malikaneye doğru yürüdü.
Ela'nın ise sinirden kaşı seğiriyordu. ''Ukala dümbeleği, ben seni ne hallerde gezdireceğim sen biraz bekle,'' diye homurdandı ve arkasından yürümeye başladı.
Anlaşılan oyun başlamıştı...