2. Bölüm

1543 Words
Siz: Ama şaka yaptığını seziyorum? Siz: Sana inanmam için hiçbir nedenim yok gördüğün üzere. 0532..: Neden birinin seni sevebileceğine inanmıyorsun? 0532..: Sana, seni sevdiğimi kanıtlayabilirim. Derin bir nefes aldım ve arama bölümüne girip hızla Deniz'in adını arattım. Tatilimin ilk gününde başıma şakacı biri takılmıştı ve gitmeyecekmiş gibiydi. Şaka gibi bir an yaşıyordum ama ne yazık ki şaka değildi. Dedikleri şaka olabilirdi ama yine de bana musallat olmuştu. Deniz’in numarasına bastım ve telefonu kulağıma yaslayıp yerdeki minik taşları ittirerek uzun uzun çalan telefonu dinledim. Muhtemelen ya yatıp uyumuştu ya da uyumak üzereydi. Zaten sabahın köründe karne almaya bile gelmemişti. Mantıklı olanı yapmıştı, herkes onun kadar zeki değildi. Mesela ben… "Alo?" Tahmin ettiğim gibi uykulu sesi kulağıma dolarken sıkıntıyla ofladım. Direkt olarak konuya girmeyi düşünüyordum. "Müsait misin? Sana bir şey anlatmam gerek." Doğrulduğunu çıkardığı seslerden anlayabiliyordum. Deniz, uyumayı çok seven bir kızdı. Karnesini, biraz daha uyumak için almamıştı bile. "Dedikodu seziyorum, bu beni keyiflendirdi. Koş gel." Güldüm. “Tamam geliyorum on dakikaya. Sen de o zamana kadar ayıl. Saat kaç oldu hala uyuyorsun be!” Cevap vermesine izin vermeden telefonu kapattım çünkü cevap verdiğinde bana carlayacaktı ve ona gitme sürem uzayacaktı. Uykusuna laf etmemi sevmiyordu hanımefendi. Oturduğum banktan doğrulurken istemsizce etrafıma bakıyordum. Bu duygu garipti, birinin sizi izlediğini bilmek kesinlikle paranoyak hissettiriyordu. Sadece birkaç saattir birinin bana yazığını bilsem de kim bilir ne zamandır beni takip ediyor, gözetliyordu. Hayatıma bir etkisi olmamıştı şimdiye kadar ama bu biraz ürkütücü bir şeydi. Neden direkt karşıma çıkmak yerine bir numaranın arkasına saklanmıştı ki? Bunun cevabı netti, bakışlarımdan bile gelen kişiyi reddedeceğim belli oluyordu çünkü bir kere süt içerken dilim yanmıştı şimdi yoğurdu üfleyerek yemeği bırak, süt ürünleri yemeği bırakmıştım. İlk hislerde kırılınca insan bu konulardan uzaklaşıyordu ister istemez. Deniz'in evi sahile yakın olduğu için sadece kısa bir yürüyüş yapmıştım. İstemsizce telefonumu kontrol edip duruyordum ama cevap vermediğim mesajlar dışında hiçbir mesaj atmamıştı. Gözlerim yoldan çok çevrede dolanan kişilerdeydi bu yüzden neredeyse eziliyordum ama iyiydim. Yanımdan geçen sarışın çocuk olabilirdi ya da uzakta gülüşen kızlar… Belki de beni nasıl kandırdıklarına gülüyorlardı. Yutkundum ve zili çalıp ayağımla ritim tutmaya başlatıp gözlerimi yere dikip odaklandım. Biraz daha insanları izlersem kafayı yerdim hatta yemiş bile olabilirdim. Manyaklar gibi davranıyordum! Fazla kötümser olduğumu söylerlerdi ki bu doğruydu. İnsanların iyi niyetli olduğunu düşünmüyordum. Bütün insanlar aynı değildi ama çoğu kişide bir çıkar vardı ya da dalga geçmek için iyi gibi davranıyorlardı. Bu bilinmeyen de kesinlikle dalga geçmek için mesaj atmıştı buna emindim. Daha sınıf grubundan çıkmam üzerinden yarım saat bile geçmeden yazması ve konuyu biliyor olmasından belliydi. Deniz, kapıyı açtığı an selam falan bile vermeden içeri daldım. Kapıyı kapatana kadar ayakkabımı çıkarmıştım bile. Adeta dışarıdaki insanlardan, bana yazan kişiden kaçıyordum. "Kızım ne oldu? Sanki peşine katil varmış gibi davranıyorsun. Hayırdır?" Gözlerimi büyülterek ona döndüm, bunu düşünmemiştim. Gerçekten bunu düşünmemiştim ama Deniz’in cümlesi parıltılı bir şekilde gözümün önünde belirdi. Seri katil olabilirdi, belki de beni kandırıp öldürecekti. Olmayacak şey değildi, sosyal medyada az katil yoktu. Ürperti ile kaşlarımı çattım. "Sanırım başımda ona benzer bir bela var." Deniz’in biçimli kaşları çatıldı ve esmer yüzünde koca bir şaşkınlık belirdi. “Dila beni korkutuyorsun. Anlatsana ne diyorsun bir bok anlamıyorum.” Evin salonuna ilerlediğimizde kendimi koltuğa bırakıp titreyen ellerimle telefonumu ona uzattım. Anlatacak gücü bulmak yerine ona mesajları okutacaktım. "Mesajlara bak." Deniz kaşlarını kaldırıp telefonu elimden aldı ve bildiği şifremi girip kendini yanımdaki sütlü kahverengi olan koltuğa oturup mesajlara girdi. Dikkatle telefonumun ışığından aydınlanan esmer yüzüne bakarken bir yandan da bacaklarımı titretiyordum. Kahverengi gözleri mesajları okudukça daha da büyüyor, yüzünde tebessüm oluşuyordu. Seri katilin mesajlarına neden gülerek baktığını anlayamıyordum. Mesajları okumayı bitirdiğinde gözlerini yüzüme çevirdi ve utanmadan koca bir kahkaha atıp arkasına yaslandı. Bu deli neden gülüyordu? Seri katil peşimde diye çok sevinmişe benziyordu! “Ne gülüyorsun be? Ciddi bir andayız şu an.” Deniz gözlerini tekrardan ekrana çevirdi ve hınzır bir gülümsemeyle konuştu. “Sanırım artık eniştem var, ondan gülüyorum. Hayırlı olsun kanka!” “Yuh,” diye bağırıp gözlerimi kocaman açtığımda kahkahası daha da neşelenmiş, sinirlerimi daha da bozan bir seviyeye yükselmişti. Nasıl oluyordu da enişte olarak görüyordu? Seri katil olma olasılığı daha fazlaydı. Tamam, o kadar da abartmayayım. Seri katil olmayabilirdi, düz katil de olabilirdi. Hakkını yemeyeyim şimdi. "Bak çocuk sana ne güzel açılmış sana. Bana da enişte demek düşer kızım." Sanki küçük bir çocuk severmiş gibi saçlarımı karıştırdı ve neşeyle gülmeye devam etti. Kısa saçlarım birbirine girerken yüzümü buruşturuyordum. Deniz her zaman neşeli ve eğlenceli taraf olmuştu. İyimser ve çok tatlı bir kızdı. Uyku kadar dedikoduyu da severdi ve ben ona altın tepside dedikodu sunmuştum. "Sen neden tersledin çocuğu ya? Kısmetlerini kapatıyorsun resmen. Kızım kısmet geri çevrilmez." Sitemle telefona bakmaya devam etti. Bir işler karıştırdığını hissediyordum çünkü Deniz asla bu olayı fırsata çevirmeden duramazdı. Dudaklarım aralandığında hızla üstüne atladım. Düşündüğüm şeyi çoktan yapmıştı. "Hayır, hayır, hayır..." diye sayısız hayırla ona bakıyordum. O ise çöpçatanlıkta zirve olduğu için gülüyordu. Tabii gülerdi bana yazan kişiye bir sürü mesaj atmıştı! "Bana ileride çok teşekkür edeceksin." “Sana nah teşekkür ederim!” diye ciyakladım ve elimde ateş tutuyormuş gibi telefona baktım. Mesajlara bakmaya cesaretim yoktu hiç. Nasıl bakacağımı bilmiyordum hem sinirden hem de utançtan yanaklarım kızarıyordu. “Edersin, edersin inanıyorum ben.” “Seni öldürmeyeyim de,” diye mırıldandım ve ne ara w******p’tan engelini kaldırıp attığını anlayamadığım mesajlara girdim. Eğer hızlı olursam çocuk görmeden silebilirdim. Ama görmüştü… Deniz heyecanla tepkimi izlerken ben okuduğum şeyleri zihnimden silmek istiyordum. Acilen silinmesi hatta dünyadan, sanal ortamdan yok olması gerekiyordu bu mesajlar. Bir de çocuk görmüştü! Siz: Sana ısındığımı söylemedim sanırım Siz: Sana inanıyorum, yiğidim Siz: Hatta çok inanıyorum aşıksın sen Siz: Ben geleceği gördüm evleneceksiniz siz Siz: Aman evleneceğiz* Siz: Sen anladın beni :) “Deniz bunlar ne ya? Sen beni delirtmek mi istiyorsun kızım? Ben buraya dert yanmaya geleyim sen neler yaz. Ayıp be ayıp!” Yanaklarım kızarırken Deniz hiç alınmamış gibi kahkahalarla gülüyordu utanmadan. Arkamdaki yastığı alıp ona bir tane vurduğumda koltuğa yıkıldı. “Bir de utanmadan gülüyorsun. Deli misin?” Deniz gülmekten nefes nefese kalmış bir şekilde bana bakarken ben hala yastıkla kafasına kafasına vuruyordum. Belki vuruşlarım işe yarardı da aklı yerine gelirdi ama bu minik bir ihtimaldi, gelmezdi bunun aklı. “İyilik yapınca dayak yiyen tek kişi olabilirim şu an… Ay dur.” Eliyle beni engellemeye çalışsa da deli kuvveti gelmişti bir anda, durduramıyordu beni. Daha saldıracağım sıra koltuğun ucundaki telefona art arda birkaç bildirim geldi. “Eniştem yazdı kesin! Çabuk cevap ver çocuğa.” Deniz’in yüzsüz sorusuna kaşlarımı çatarak baktım ve yatığı kenara bırakıp telefonuma uzandım. Mesajlara bakmadan önce kaydediliş şekline bakmıştım. “Kocam ne ya? Senin uyurken aklın kulaklarından mı akıyor acaba?” “Az laf çok iş. Enişteme cevap vermezsen ben cevap veririm.” Deniz telefonuma başını sokacakken alnından onu ittirdim ve görmesin diye kolçağa sırtımı yaslayıp telefonu kendime çevirdim. Mecbur cevap vermem gerekiyordu… Kocam: Sanırım nikah günü almaya gitmem lazım xnwjfowö Kocam: Keşke bunları sen yazmış olsaydın. Kocam: Bir gün senin de yazacağını ummaktan başka bir şey yapamıyorum şu anlık ne yazık ki. Ekrana mal gibi bakarken gözlerim adına takılıp duruyordu. Kocam neydi cidden? Evlensem bile böyle bir adla kaydetmezdim eşimi. Hızla adını değiştirdim ve bir cevap vermeden ekranı kilitledim. Ne yazacağımı bilmiyordum. Ne diyebilirdim ki? Neyse ki benim yazmadığımı anlamıştı. Demek ki Deniz'i de yakından tanıyordu. Gerçi beni tanıyorsa yanımdaki arkadaşlarımı tanımamasına imkanı yoktu çünkü hep Deniz ve Simge’yleydim. Beni onlarsız görmüş olduğu an çok az olmalıydı. "Etrafımızda büyük bir stalker var. Ay bir de eniştem!" Deniz'e yanıma bıraktığım yastığı fırlattım ama o çok neşeliydi. Onun neşesi bana da bulaşırken istemsizce gülüyordum ama içten içe pek neşeli sayılmazdım. Bir süre birbirimize bakarak güldük. Komikti bu olanlar. Aynı zamanda da sinir bozucuydu. Sonra ikimiz de yere yattık. Soluklanmak için derin nefesler alıyordum ama çok güldüğüm için nefesimi düzene sokamıyormuş gibi hissediyordum. "Ciddi olacağım. Bu mesajı atan kişiye nedensizce içim ısındı. Bence seni kandırmıyor. Gerçekten aşık olabilir kızım." "Kandırıyorsa saçlarını keserim," diye tehdit ettim. Güldü ve serçe parmağını uzattı. "Kes ulan kes ama eniştem olursa bende senden bir şey isteyeceğim." "Olmayacak ama iste bakalım." Hıhı aynen dermiş gibi güldü. Fazla hikaye okuyordu. Aşırı fazla. Peşimdeki seri katil bile olabilirdi. Açık cama doğru baktım ve hızla kalktım. Deniz bana seslense bile bütün perdeleri kapatmadan duramamıştım. "Sen cidden kafayı yemişsin." "Stalker olduğunu unutma. Belki bizi gözetliyordur nerden bileyim?" "Sende haklısın," diye mırıldandı. Tabii ki haklıydım. Bir süre saçma şeyden konuştuktan sonra kalkmaya karar verdim çünkü hava iyice kararmaya başlamıştı. Deniz'den ayrıldıktan sonra hızlı bir şekilde eve doğru ilerledim. Aklımda birçok şey dönerken müzik bile dinlemeden gitmiştim yolu. Eve girdiğim gibi mesajlara girdim. Siz: Senden Deniz adına özür dilerim. Kendi hayallerini yazmış yine. Fazla hikaye okuyor. Zaten benim yazmadığımı da anlamıştım. Saniyesinde görüldü olurken etrafıma bakımdım. Evdeydim, kimse eve girmemişti. Sakin olmak zorundaydım. Anonim: Sorun değil. Anonim: Hem bir saniye olsun sen yazdın diye düşünüp çıldırdım kızım. Anonim: Sen yazsan bayılıp kalırdım bir yerde herhalde. İstemsizce gülümsedim. Gülümsemem bana batarken oflayarak telefonu kapattım. Saçmaydı, bu an yaşadığım her şey saçmaydı ve buna mesaja gülümseyerek bakmam da dahildi. Uyusam iyi olurdu. Karnım guruldadığında bir şeyler yemek daha mantıklı gelmişti. Bir şeyler atıştırıp yattım. Telefonum titrerken gözümü zorla açıyordum çünkü yemek yediğim için bir ağırlık çökmüştü. Bugün zorlu bir gündü benim için. Anonim: Sana ilk iyi geceler deyişim, Yıldız Tozu. Anonim: Bugünü unutmayacağız. Anonim: 8 Haziran 2018 Anonim: İyi geceler Yıldız Tozu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD