İki kadın bir adam

1464 Words
Bozkurt'un dediği oldu ,Ceylin ile yaklaşık altı gün sonra yakınlaştı adam . Arabaları aldı adamlardan . Ceylin ile yalandan bir ilişki yaşıyordu adam . 1 ay sonra .... Bozkurt sabah konağın avlusunda yürürken Kumru’yu gördü. Elinde çay tepsisi vardı. Saçları belini geçen altın sarısı saçları önüne düşmüş, Mavi gözleri sabah güneşinde daha da belirginleşmişti. Bozkurt durdu. Kumru onu fark etmedi. Ama o, Kumru’ya uzun uzun baktı. Bu kız başka, diye düşündü. " Bununla evlenilir. Bununla soy devam eder. Bununla çocuk yapılır.Bu yatağımda olur , evimde diğerleri de yanımda. Ama zihninin başka bir köşesi vardı. Orası karanlıktı. Ama ben gençliğimi harcamam. Bu evde beni bekler. Ben İstanbul’da, Urfa’da hayatı yaşarım. O ise Soylu hanımı olur. Sessiz, sadık, bekleyen. Bu düşünce onu rahatsız etmedi. Aksine… mantıklı geldi.Babasi evlenmesini istiyordu zaten. .Bu güzelliği kimseye yar etmem diye düşündü. Kumru mutfağa dönerken Bozkurt yolunu kesti. “Bir dakika,” dedi. Kumru irkildi. “Buyurun Bozkurt Bey?” Bozkurt sesini alçalttı. “Akşam bahçede konuşabilir miyiz?” Kumru’nun kalbi duracak gibi oldu. “Konuşmak mı?” “Evet. Sadece konuşmak.Seninle konuşmak istediğim bir şey var ” Kumru’nun yanakları kızardı. “Tabii…” dedi utangaçça. Bozkurt başını salladı ve yürüdü. Ama Kumru olduğu yerde kalakaldı. O gün Kumru işlerini hızlı bitirdi. Müştemilata koştu, aynanın karşısında saçlarını taradı. En sade ama en temiz elbisesini seçti. Günlüğünü açtı. "Bugün benimle konuşmak istedi. Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Belki beni seviyor. Belki kaderim değişiyor. Allah’ım, eğer bu doğruysa, beni çok üzme." Fotoğrafını yastığının altına koydu. Gülümsedi. Bir çocuk gibi umutlandı. Akşam bahçeye çıkmadan önce Bozkurt aynaya baktı. Kendi bakışlarını tanıyordu. Kadınların ona nasıl baktığını da. Kumru saf, diye düşündü. Onu etkilemek zor olmayacak. Ama o Kumru’ya aşık değildi. Sadece onu sahiplenmek istiyordu. Ve kontrol etmek.Yataginda istiyordu , bir iki çocuk verir oturur susar . Nar ağacının altında buluştular. Hava serindi, avlu sessizdi. Kumru ellerini önünde birleştirmişti. Bozkurt’a bakamıyordu. “Kumru,” dedi Bozkurt yumuşak bir sesle. “Buraya geldiğinden beri seni izliyorum.” Kumru’nun nefesi kesildi. “Artık büyüdün,” diye devam etti. “Çok güzelleştin.” Kumru’nun kalbi hızlandı. “Sen… iyi bir kızsın,” dedi Bozkurt. “Bu evde büyüdün. Bu aileye yakışırsın , ben seni" dedi durdu . Kumru’nun gözleri doldu. Bu sözleri başka anlamda duydu. “Ben… seni daha yakından tanımak istiyorum,” dedi Bozkurt. “Zaman zaman konuşabilir miyiz?” Kumru utandı başını salladı. “Elbette,” dedi fısıltıyla. Kumru bu konuşmayı itiraf sandı. Bozkurt’un onu sevdiğini sandı. Bir gün Soylu hanımı olacağını düşündü. Ama Bozkurt için bu, sahiplenmenin ilk adımıydı. Aşk değil. Strateji. O gece Kumru yine yazdı: Bugün bana güzelsin dedi. Bana konuşmak istediğini söyledi. Belki kaderim değişiyor. Belki Bozkurt Bey beni gerçekten görüyor. Ama içimde bir korku var. Onun gözlerinde sevgi mi var, yoksa başka bir şey mi… Yine de umut etmek istiyorum. Beş Ay Sonra… Zaman, Soylu Konağı’nda ağır ağır akıyordu. Urfa güneşi her sabah avluya düşüyor, taş duvarlara çarpıp Kumru’nun odasının küçük penceresinden içeri süzülüyordu. Artık on sekizini geçmişti; çocukluk yüzü silinmiş, yerine ağır, sessiz bir güzellik yerleşmişti. Saçları belini geçen sarı bir nehir gibi sırtından akıyor, gözleri maviyle yeşilin arasında dalgalanıyordu. Konakta çalışan kadınlar bile fısıltıyla konuşuyordu onun hakkında: “Bu kız büyüdü, başına dert açacak bunun güzelliği …” Ama Kumru’nun dünyası sadece tek bir adamdan ibaretti: Bozkurt Soylu. Son beş aydır ara ara konuşuyorlardı. Bozkurt İstanbul’a dönmüş, iş ve okul arasında mekik dokuyordu ama mesajları eksik olmuyordu. Kimi zaman kısa, soğuk cümleler… kimi zaman beklenmedik ilgi dolu sözler. Kumru her mesajı bir kutsal emanet gibi saklıyordu. Geceleri herkes uyuduktan sonra defterini açıyor, kalemi titreyen parmaklarıyla yazıyordu: “Bugün yine yazdı. ‘Nasılsın Kumru?’ dedi. Kalbim duracak sandım. Benimle gerçekten ilgileniyor… Belki bir gün beni de sever. Allah’ım, onu bana bağla…” Bozkurt ise Kumru’yu başka bir yerden görüyordu. Onun gözünde Kumru, konakta sessizce büyüyen, zarif ve dokunulmamış bir güzellikti. Evlenilecek, aileye yakışır, tertemiz bir kız. Ama aşk değildi bu. Daha çok sahip olma isteği, kontrol etme arzusu… Ve ego. Eğlence başka, evlilik başka diye düşünüyordu. Kumru, “ev” kısmıydı. Diğer kızlar ise “eğlence.” İstanbul geceleri Bozkurt için durmuyordu. Kulüpler, barlar, arkadaş toplantıları… Yanında her zaman başka bir kız. Kimi zaman bir öğrenci, kimi zaman bir influencer, kimi zaman sadece bir gecelik tanışıklık. Sabah olunca numaralar silinir, anılar unutulurdu. Telefonuna Kumru’nun mesajı düştüğünde ise ayrı bir yüz takınırdı: “Konağı özledim. Seni de.” Yalan değildi belki, ama eksikti. Kumru’nun Umudu 🥀 Kumru ise her mesajda daha çok bağlanıyordu. Bozkurt’un bir “iyi geceler” yazmasıyla sabaha kadar uyuyamıyordu. Bir gün aramıştı Bozkurt, sesi İstanbul’dan yorgun geliyordu. “Dersler nasıl gidiyor?” demişti. Kumru’nun kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. İlk defa uzun uzun konuşmuşlardı. O gece günlüğüne şöyle yazmıştı: “Sesini duyunca ağlayasım geldi. Bana ‘Kumru’ dedi, adımı böyle söylemesi bile başka. Belki de bana bakınca sadece bir hizmetçi kızı değil, bir kadın görüyor. Belki de kaderim değişecek.” Kumru hayal kurmaya başlamıştı. Bozkurt’la evleneceği, konağın hanımı olacağı, onun yanında İstanbul’a gideceği hayalleri… Onun geçmişini bilmiyordu. Onun başka kızlarla olan gecelerini bilmiyordu. Bilse bile inanmak istemezdi. Bozkurt için Kumru, konakta bekleyen sabit bir ihtimaldi. İstanbul’da Asaf’la konuşurken bunu açıkça söylemişti: “Bu kız var ya, Kumru…görüşmeye başladık .Çok güzel. Temiz kız. Alırım evlenirim. Ama ben daha gencim oğlum. Hayatımı mı bağlayacağım şimdi?” Asaf gülmüştü. “Ya kıza yazık lan.” Bozkurt omuz silkmişti. “Bilmiyor mu dünya nasıl dönüyor? Ayrıca ben söz vermedim. Seni seviyorum demedim , ama o beni seviyor belli . ” Ama Kumru’nun gözlerindeki saf inancı gördüğünde içten içe hoşuna gidiyordu. Birinin ona bu kadar bağlanması, onu bu kadar “büyük” görmesi egosunu besliyordu. Kumru’nun Sessiz Bekleyişi Aylar geçtikçe Kumru’nun aşkı büyüdü, sessizce büyüdü. Konakta kimseye belli etmiyordu ama geceleri odasında gizlice Bozkurt’un fotoğrafına bakıyordu. Kitabın arasında sakladığı fotoğraf artık sararmıştı. Bir gece fotoğrafa bakarak fısıldadı: “Bir gün bana da böyle bakacak mısın? Sadece bana?” Cevap yoktu. Bozkurt ise aynı gün İstanbul’da başka bir kızla boğaz manzaralı bir oteldeydi. Kahkahalar, içkiler, plansız bir gece… Sabah uyandığında telefonuna Kumru’dan mesaj düşmüştü: “Dün seni rüyamda gördüm. Çok mutluyduk.” Bozkurt kısa bir cevap yazdı: “Güzel rüya.” Sonra telefonu bir kenara bırakıp yanındaki kıza döndü. " nerde kalmıştık güzelim " diyerek sırıttı. Bozkurt’un telefonu iki farklı dünyaya açılıyordu. Birinde İstanbul geceleri, barlar, oteller ve geçici tutkular… Diğerinde Urfa’nın taş konakları, sessiz avlular ve saf bir kızın kalbi. Ama üçüncü bir dünya daha vardı. Ceylin. Ceylin Soylu aşiretine mensup bir ağa kızıydı. Güzelliğiyle nam salmış, gururlu, seçici ve kimseye yüz vermeyen bir kız. Bozkurt onunla iddiaya girdiğinde, bunu sadece bir oyun sanmıştı. Ama Ceylin’i elde etmek, Bozkurt’un egosunu besleyen bir zafer olmuştu. Şimdi ise Ceylin de onun hayatında bir “gerçek” olmuştu. Ama Bozkurt gerçekleri bölmeyi iyi biliyordu. Ceylin’le konuşurken başka bir Bozkurt’tu. Daha ciddi, daha sahiplenen, daha “ağa oğlu.” “Ben oyun oynamam Ceylin. Benimleysen ciddisin.” diyordu. Ceylin onun gözlerindeki kararlılığa inanıyordu. Bozkurt’un geçmişini biliyordu ama kendisi için değişeceğini sanıyordu. “Urfa’da kimse bana böyle bakmadı,” demişti bir gün. “Sen farklısın.” Bozkurt gülümsedi. O, insanların ona inanmasını iyi biliyordu. Kumru’yla konuşurken ise daha yumuşak, daha mesafeli ama umut veren bir adamdı. “Nasılsın Kumru?” “Dersler ağır ama iyiyim.” “Üzme kendini. Ben buradayım , yardım ederim sana .” Bu cümle Kumru için bir dünyaydı. Bozkurt’un sesi onun için güven demekti. “Ben buradayım” demesi, “Seni seviyorum” demekti onun gözünde. Kumru her şeyi günlüğüne yazıyordu. Kalemi, kalbinin tercümanıydı. “Bozkurt bugün yine yazdı. Ben onun yanında büyüdüm, onun evindeyim. Belki kaderim bu.” Ceylin ise başka hayaller kuruyordu. Bozkurt’la evleneceği, aşirette en güçlü gelin olacağı hayalleri… Annesine bile söylemişti: “Bozkurt ciddi. Benimle evlenmek istiyor.” Annesi gururla gülümsemişti. Soylu ailesiyle akraba olmak büyük bir güç demekti. Bozkurt ise iki kızın da gözlerinde aynı şeyi görüyordu: Kendisine duyulan inanç. Kumru’da masumiyet vardı. Ceylin’de gurur ve tutku. İkisini de kaybetmek istemiyordu. İkisi de onun dünyasında farklı roller oynuyordu. Kendi kendine şöyle düşünüyordu: “Ceylin eğlence değil, prestij. Kumru ise güvenli liman. Bir gün evlenirim, çocuk yaparım. Ama gençliğim var, daha yaşarım.” Ama yalanlar her zaman çatlak verir. Urfa küçüktü. Aşiretler birbirini tanır, dedikodu rüzgâr gibi yayılırdı. Kumru, Ceylin’i uzaktan bir düğünde gördüğünde içi tuhaf olmuştu. Ceylin’in Bozkurt’un yanında duruşu, onunla konuşurkenki rahatlığı… Ama Kumru bunu kıskançlık olarak yorumladı. “Ben beslemeyim, o ağa kızı. Tabii yanında durur,” diye düşündü. Ceylin ise Bozkurt’un konaktaki güzel kız hakkında çıkan söylentileri duyuyordu ama inanmak istemiyordu. “Dedikodu,” diyordu. “Bozkurt bana yalan söylemez.” Bozkurt aynı anda iki kadına umut veriyordu. İkisine de “özel” hissettiriyor, ikisini de birbirinden saklıyordu. Ve farkında olmadan kendi kaderini yazıyordu. Çünkü aşiret dünyasında bir erkeğin yaptığı her hata, sadece onu değil, tüm ailesini yakardı. Kumru’nun kalbi masumca ona bağlanırken… Ceylin’in gururu onu sahiplenirken… Bozkurt, ikisinin de hayatını bilerek bir uçurumun kenarına sürüklüyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD