8.BÖLÜM

1895 Words
Faruk için epey can sıkıcı bir gündü. O başkalarına değil bana bize ve dostluğumuza zarar vermişti. Ben onu henüz tam anlamıyla rezil etmiş değildim. Elimde daha fazlası vardı onu tamamen bitirebilirdim. Faruk’un adını herkes bilirdi ama artık adını söylediklerinde dalga geçer gibi gülenler vardı. Ben bu hikâyeyi intikamla yazmadım. Ben sadece, bir zamanlar arkadaş sandığım bir adamın… ne kadar ucuzladığını göstermek istedim. O gün toplantıya gitmeden önce aynaya bakmıştım. Yüzümde bir kararlılık vardı. Gözümde uykusuzluk, kalbimde sabır. Çünkü sabretmiştim. Aylarca, yıllarca beklemiştim. Ve sonunda oyun sahneye çıkmıştı. Faruk, kara para aklamak için kullandığı tüm küçük işletmeleri hâlâ kendi adamlarında sanıyordu. Ama o mekanların tapuları çoktan el değiştirmişti. Sahte belgelerle, geçici vekâletlerle, o paraların izi bir bir başka ellerin altına kaymıştı. Ve o ellerin sahipleri, Faruk’un en çok korktuğu adamlardı: kendi gibi olanlar. Büyük aileler. Susturulması zor olanlar. Toplantı gecesi içeri girdiğimde herkesin bakışları üzerime döndü. Faruk da oradaydı. Gömleği bembeyaz, ama yüzü griye dönüktü. Burnunun direği sızlıyordu, bunu gördüm. Sert bir ses yankılandı: “Faruk, bize milyonluk mal getireceğini söyledin. Hepsi boş çıktı peki şimdi ne olacak hesabını nasıl vereceksin?” Faruk ayağa kalktı. Çenesi titriyordu. “Benimle ilgili bir yanlış anlaşılma olmuş olabilir. Bu plan bana ait değildi.” “Plan seninse sorumluluğu da senindir,” dedim arkadan. Herkes döndü. O an sustu oda. Ben ilerledim, Faruk’a yaklaştım. — “Sen benim üstüme geldin, Faruk. Beni takip ettirdin, mallarıma çöktün, geçmişte yaptığın o kanlı işleri hatırlamama neden oldun. Şimdi yaptığın işler boynuna ilmek olmuş durumda.” “Sen ne yaptın?” diye fısıldadı. “Sadece izledim. Konuştum. Gerekli yerlere ulaştım. Ve hepsini doğru insanlara söyledim.” “Hangi insanlara?” “Senin arkanı kolladığını sandığın adamlara. Ve seni bitirmem için onay verdiler.” Faruk bir adım geriye attı. Ama o tek adım, onun yer altındaki tüm saygınlığının çöküşüydü. Biri arka masadan bağırdı. “Senin yüzünden milyonlarca dolar kaybettim anlaşmalarım bozuldu!” “Benim hiçbir şeyden haberim yoktu!” dedi Faruk çaresizlikle. “Senin hiçbir şeyden haberin kalmamış zaten,” dedim. “Ben bittiğimde bile senden daha çok güce sahibim.” Faruk gözümün içine nefretle baktı. “Bitmedim Kutay. Senin damarını biliyorum. Kalbini, geçmişini. Hepsini kullanırım.” “İstediğini kullan, ama unutma,” dedim, “ben sana oyun değil, ders verdim.” “senide dersini de sikeyim lan bunun bedelini ödeyeceksin! Hani kardeştik lan bir zamanlar bumu bana olan vefa borcun?!” “borç mu” dedim gülerek. “bir şeyi iyi dedin bir zamanlardı o faruk şimdi ölsen umurumda olmaz” Ben çıkarken sesler yükseliyordu. Ve hala kalan paralarına benim el koyduğumdan bi haberlerdi. Zamanı geldiğinde bunu öğrenirlerse ne olacaktı göreceğiz... Oradan çıktıktan sonra yaseminle sade ama şık bir restoranda buluştuk. Kalabalık değildi. Işıklar loştu, ortam sakindi. Masaya geldiğinde göz göze geldik. Siyah elbisesi sadeydi ama teni öyle duruyordu ki, sanki ışık onun üstünde yoğunlaşmıştı. Saçlarını toplamamıştı. Gözleri yine masumla alay arasında salınıyordu. “Sen hiç normal insan gibi giyinmiyor musun?” dedim gülerek. “Sen de normal insan gibi susmuyorsun,” dedi. Sesindeki soğuklukla oynadığına emindim. “Ama bunu beğendim galiba.” “Ne yani? Laf sokmamı mı beğendin, yoksa ceketimi mi?” Yasemin omuz silkti. “İkisi de fazla çaba içeriyor. Çabaya alerjim var.” Garsona sipariş verdik. O şarap istedi. Ben viski söyledim. Kadehler geldiğinde biraz sustuk. Sessizlik, rahatsız edici değildi. Ama her an biri, diğerine bir şey soracakmış gibi havada asılıydı. Sonra ben dayanamadım. “Beni neden öptün o gece?” Yasemin dudaklarını kapatıp kadehini kaldırdı. “Senin kafan güzel değildi ama bence hatırlamıyorsun gibi davranmak işine geliyor.” “Hatırlıyorum. Unutmak mümkün mü?” O an ilk kez gözlerinde bir tereddüt yakaladım. Ama hemen kendini toparladı. “Belki de unutman gerekirdi.” “Ama unutmadım.” “Bu beni ilgilendirir mi, Kutay?” Adımı söylediğinde bir şey koptu içimde. Sanki sesi, kelimeleri değil, doğrudan beni çağırıyordu. Ama kendime hâkim oldum. Bu kadınla savaş, sokakla olan savaştan zordu. Çünkü onun hangi hamlede ne yapacağını kestiremiyordum. “Seninle ilgili hiçbir şey tesadüf değil gibi geliyor bana.” “Belki de fazla anlam yüklüyorsundur. Hayat sadece... rastlantılardan ibarettir.” “Tarık’ta da öyle mi?” Bu soruyla gözleri karardı. Bir an için eli kadehte durdu. Ama sonra içti ve sanki hiçbir şey olmamış gibi devam etti. “tarık’la alakalı sorular, geceleri berbat eder. Bu geceyi harcamak istemem.” “kafamda seninle ilgili yarım kalan bir şeyler var sanki bu yüzden konuşmak istiyordum.” “yine beni ilgilendirmiyor bende yarım kalan bir şey yok eğer o geceden bahsediyorsan sana gereken açıklamayı yaptım” “evet yaptın ama ilk defa o şekilde reddedildim ve sanırım bu beni sana karşı daha fazla çekiyor” “peki ne yapalım, o zaman üst katta başka bir odaya daha mı geçelim?” Alaycı bir tavırla söylemişti ama beynim onun bedenine ve güzelliğine o kadar fazla odaklanmıştı ki bunu anlayamadım. “hayatımda aldığım en iyi teklif bence de çıkalım” Kaşları hayretle havalandı. “yani beni bu gece yemeğe yatağa atmak için mi çıkardın?” Sanırım bu soru tek bana garip gelmişti. Gülümsedim. “karşılığında ne istersen veririm.” Bir anda ayağa kalktı. “bak bakalım bana fahişeye mi benziyorum!” derin bir soluk alıp etrafına göz gezdirdi kimsenin onu duymasını istemiyordu sanırım. “al o leş paranı pulunu yada senin değiminle ‘karşılığını’ altına yatacak başka bir kadına ver çünkü ben öyle biri değilim!” Kadınlarla sadece yatmak için muhatap olurdum ve bu bana gayet normal gelirken yaseminin sinirlenmiş olmasını anlayamamıştım. Hırsla kalktı ve uzaklaştı. Onun bu tavrına epey bozulmam bir yana onu bir daha görmemeye kendi içimde söz verdim. Basit bir kadına fazla zaman ayırmıştım. Yılmaz şuan evde beni bekliyor olmalıydı. Eve vardığımda ışıklar hala açıktı. Kapıyı bana hizmetli kadınlardan biri açtı ama odada beni bekleyen tek kişi yılmaz değildi. Arya ve ece... Ece hemen ayaklandı, “sami abi nerede kaldın çok beklettin bizi hoş geldin.” “asıl sen hoş geldin ecem nasılsın” “iyiyim hasretine dayanamadık diyelim” gülerek yerine geçerken arya ile gözlerimiz kesişti. Bu kızlar kim mi? Tam 10 sene evvel o konteyner de bulduğum kimsesiz iki çocuk evet o gece hiçbir kız öldürülmedi. Hayatları yollarına koyuldu kimlikleri değişti bir miktar para alıp sessizliğe gömüldüler ama bu iki kız yetim ve öksüzdü kimseleri yoktu. Onları öylece sokağa atamazdım. Benimle kalmaktan gurur duyacaklarını söylediler. İkisinide en iyi okullarda en iyi şartlarda okuttum şuan biri polis diğeri ise avukat. Sözde meslekleri o ama onlar olmasa belki bu kadar büyüyemezdim. Arya yanıma yaklaştı. Ellerini koluma doladı. “keşke biraz erken gelseydin sami kaç saattir bekliyoruz” Gülümsedim. “sende hoş geldin arya” Yılmaz araya girdi, “eee bana bir sıra gelmedi bana hoş geldin yok mu lan he?” gülümseyerek bir abi gibi bana yaklaştı sarıldık bakmayın emir verdiğime o benden yaş olarak büyüktür. “ee nereden geliyorsun bu saatte toplantı bitmiş olmalıydı şimdiye?” dedi yılmaz. “hiç beni bilirsiniz takılıyorum” “peki ya faruk fena rezil olmuş diyorlar” dedi ecem yılmaz ona dik dik baktı, “hayırdır ecem sen nereden biliyorsun ne iş” dedi gözlerini kısarak. “hiç abi nereden bileceğim öyle duydum” Arya, “aman tamam uzatmayın! adam bir konuşsun seni dinliyoruz sami?” “benim mallarıma çöktü. Milyon değerinde anlaşmalar yaptı ve sonra herşey boş çıktı. Malların yerini değiştirmiştim beni hafife aldığı için bu halde...” ece elinde viski ile gelip bana uzattı bir kaç yudum alıp devam ettim.. “ama asıl olay o değil bu it rahat durmaz asıl olay o zaman çıkacak” “ne yapmayı planlıyorsun peki” dedi yılmaz. “akladığı tüm paralara el koyacağım hala haberi yok bu onun bitişini hazırlar ve diğerlerinin yani herkes bundan sonra Kutay sami ökmeni dinlemek zorunda” hepimiz gülümserken konuşacak daha çok şey vardı aradan çok uzun zaman geçmişti konuşmalıydık. Yazardan; Yasemin o gün yalnızdı. Kutay’la yemeğe çıktıklarından beri kafasında garip bir ağırlık vardı. Adını koyamadığı bir his, hem merak hem huzursuzluk. O yüzden, kendini dışarı atmak iyi gelmişti. Küçük, sessiz bir kafede kahvesini yudumlarken adam yanına yaklaştı. “Bu masa boş mu?” Ses kendinden emin ve ölçülüydü. Yasemin başını kaldırdı. Adam kırklı yaşlarının sonlarında görünüyordu. Pahalı bir ceket, dikkat çekmeyen ama özenli bir şıklık. Yüzünde sıcak bir gülümseme vardı ama gözleri… gözleri başka bir şey söylüyordu. “Boş ama dolabilir.” dedi Yasemin, kısa ve net. Adam gülümsedi, karşısına oturdu. “İlginç bir cevaptı. Ama sanırım oturmamı kabul ettiniz.” “Sanırım o kadar özgüvene sahipsiniz ki cevabımın önemi kalmadı.” “Özgüven değil, gözlem. Siz buraya yalnız gelmişsiniz. Sıkılmışsınız da biraz. Belki konuşmak iyi gelir diye düşündüm.” Yasemin kaşlarını kaldırdı. “Ne zamandır izliyorsunuz beni?” “Kulağa kötü mü geldi?” dedi adam gülerek. “Ben sadece dikkatli biriyim.” O an Yasemin’in içini hafif bir tedirginlik sardı. Adamın sesi ve davranışları fazla kusursuzdu. Üstelik bu tür adamlar bir yerlerde hep bir tehlike taşırdı. “Peki siz kimsiniz dikkatli beyefendi?” “Ben mi? Faruk. Adım Faruk.” Yasemin bu ismi daha önce duymamıştı ama dudaklarının kenarında ince bir gerilim oluştu. “Faruk. Güzel. Beni bulmak için mi dikkat kesildiniz, yoksa hep böyle misiniz?” “Sadece... tanımadığım ama ilgimi çeken insanlarla tanışmayı severim. Kutay’la da mesela... aynı geçmişi paylaştık. O da ilginç biridir.” Yasemin’in gözleri daraldı. Dikkat kesildi. “Kutay” adını bir yabancının ağzından duymak içgüdüsel bir alarm yarattı. “Kutay’dan mı bahsettiniz?” “Evet. Eski dostum. Ya da dostluğun bir zamanlar ne demek olduğunu bildiğini sandığım biriydi.” Faruk’un sesi hâlâ yumuşaktı ama artık altında sert bir metal çınlaması vardı. Yasemin birden adamın aslında neye dikkat ettiğini fark etti. Bu bir rastlantı değildi. “Benim Kutay’la bir arkadaşlığım yok. İki kez karşılaştık, hepsi bu.” “Ah, ne güzel. Tanışmak bazen tek başına bile çok şey anlatır.” “Size ne anlatıyor peki?” “Beni mi? Merak. Sadece... o adamın hayatında sizi görmenin nasıl bir anlamı olduğunu çözmeye çalışıyorum. Belki hiçbiri, belki de her şey.” Yasemin buz gibi bir kahkaha attı. “Ne kadar gizemli konuşuyorsunuz. Yoksa kötü adamlardan biri misiniz siz?” “Ben mi?” Faruk gülümsedi, gözleri parladı. “Ben hikâyeye göre değişirim. Ama inanın bana, sizinle tanıştığıma gerçekten memnun oldum.” “Ben değilim. Henüz değil.” Faruk ayağa kalktı. Ceketinin düğmesini ilikledi. Masadan ayrılmadan önce bir kart bıraktı. “İyi kahveler, zarif kadınlar, güzel tesadüfler... hayat bu üçünün etrafında döner. Görüşmek dileğiyle Yasemin.” Yasemin kartı aldı. Kartın üstünde sadece bir isim yazıyordu: Faruk S. O an içinden bir ürperti geçti. Adam ne derse desin, ne kadar kibar olursa olsun… orada oturduğu sürece masada bir tehdit havası vardı. İçgüdüleri çığlık atıyordu. Yasemin bu konuşmanın üstüne gitmemeye karar verdi. Kutay hayatına giren bir misafirdi ve şuan çıkıp gitmişti. Ve açıkçası geri dönüp şu meseleyi tartışmak ona çok anlamsız geliyordu. Ama bir şeyden haberi yoktu ki adam onu izliyordu. Her adımını evini işini arkadaşlarını.... “Kızı net görüyorum abi,” dedi Cemo. Faruk sigarasını yaktı. “Bak bakalım… o kız neye benziyor?” “Güzel. Fazla güzel. Kutay’ın zayıf noktası mı dersin?” “Belki de hiç zayıfı kalmamıştır. Belki bu kız, onun duvarlarının üstüne yazdığı tek şeydir.” Faruk derin bir nefes çekti. “Ama bizim işimiz duvarları yıkmak, değil mi Cemo?” “Evet abi. Emir ver, kıza yaklaşalım.” “Hayır,” dedi Faruk kısık sesle. “Dokunmayın. Henüz değil. Önce izleyin. Dinleyin. Bazen ateşi yakmak için kibrit değil, sadece rüzgâr yeterlidir.” Gözlerini cama dikti. “ama ailesini her şeyini araştırın bakalım kimmiş bu kadın?”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD