Hayatım kısa sürede normale dönerken Tarık her sabah rutine bağlamış gibi elinde çiçekle kapıma dayanıyordu. Arzu teyze ise bıkmadan hatta bundan zevk duyarak onu gönderiyordu.
O sabah kapım yine şiddetle çalarken artık sabrım taşmıştı. Her sabah beni bütün mahalleye rezil etmeye hakkı yoktu!
Söylenerek yataktan kalktım, “bu sefer üzerine böcek ilacı sıkacağım. Şanslıysam geberir değilsem en azından bir kaç gün hastanelik olur da rahat ederim!” hırsla kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtım ve bağırmaya hazırlandım
“seni-” kapıdaki Tarık değildi. Hemen toparladım. “abi!?” mervan ve Melih abim ikiside kapımdaydı. Üstelik haberim bile yoktu eminim annemin halt etmesiydi.
“ohooo abiyi içeriye buyur etmek de mi yok çiçeğim”
“olmaz mı abi ben şaşırdım sadece”
Bir adım geri çekildim geçsin diye, biri kollarını önünde bağlamış diğerinin bir eli cebinde dingonun ahırına girer gibi daldılar içeriye. Zannımca evde bir erkek kişisi var mı diye kontrol ediyorlardı.
“evet arama tarama işiniz bittiyse eğer” dedim onları koltuğa buyur ederek “burada ne işiniz var anlatın bi”
“kardeşimin evine gelmek yasak mı nedir yani” dedi mervan abim.
“değil tabi abi sen hep gel ama baskına gelir gibi sabahın köründe habersiz gelince insan bir sorguluyor tabi”
“anam yolladı çiçeğim” dedi Melih abim aramızda çok bir yaş farkı yoktu.
‘tahmin edebiliyorum’ içimden söylenerek Başımı çevirdim mervan abim Melih abime kızarak bakıyordu melih abim savunmaya geçti,
“ne! Hiç öyle bakma abi sanki bilemeyecek o sultan hanımın kızı yemez”
“bir bakacağız bakalım ne haldesin iyi misin o it seni rahatsız ediyor mu etmiyor mu emin olalım döneceğiz maksat anamın içi rahat etsin” dedi mervan abim.
“anneme ben gereken açıklamayı yaptım ama bana güveni yok heralde!” sinirlenmiştim annemin bu huyuna daima çok kızıyordum.
“kızma kadına haklı” dedi mervan abim yine.
Melih abim oturduğu koltuktan kalktı, yanıma geldi oturdu bir eli ile Başımı okşadı ona bakmamı sağladı,
“çiçeğim annem senin için endişeleniyor napsın kadın? Evin tek kızı, gülü sensin. Bakma bazen kızar öfkelenir ama sana çok düşkündür. Azıcık eski kafalı ama olsun ana kız bu atılır mı? Hem biz burada bir iki hafta dolanır gideriz sende bize İstanbul’u gezdirirsin olmaz mı?”
Nazlanarak baktım ona kollarımı göğsümde birleştirdim. “hadi hadi naz etme sende özlemişsindir beni hatta bunu bile” dedi mervan abimi kastederek.
“düzgün konuş lan abinim ben senin” diye huysuzlandı mervan abim. Gerçekten bu anları bile öyle özlemişim ki.
“tamam ama benim evim benim kurallarım hatırlatırım. Şimdi işe gidiyorum akşama çıkarız. Ortalığı dağıtmayın odama girmeyin. Geç kalmayayım otobüsüm kaçacak”
“kendi kurallarıymış birde hanımcılık oynayamam diyordu hanımağam”
Gözlerimi belerterek Melih abime baktım. “abi”
Mervan abim cebinden anahtarları çıkardı. “al benim arabamla git bugün hadi sana kıyak geçtim” demesi ile anahtarlarını avucuma düşmesi bir oldu.
“sen vermezsin arabanı kolay kolay”
“fikrimi değişmek üzereyim”
“geç kaldın hayatta vermem” bir öpücük atıp oda geçtim. Ama içime bir şüphe dolmuştu abim canını verir arabasını vermezdi benim bilmediğim bir şey mi vardı?
İş yerine vardığımda yaren uzaktan bana doğru yaklaştı. “çok merak ettim bir asistan maaşı ile bunu nasıl aldın? Geçen ki yakışıklı mı aldı yoksa biliyor musun bu hastaneye ortakmış” hızlı hızlı dedikodu ararcasına konuşuyordu.
“yaren çok merak ettiysen araba abimin ve sen işsiz gibi beni mi izliyorsun?”
“yok canım olur mu hiç ama senin şu video İnternete düşünce herkezin gözü üstünde bende oradan burdan duydum.”
“aman neyse onların ne deyip düşündüğü umrumda değil”
Anlamsız sorular ile beni meşgul ediyordu iyi bir kızdı fakat çenesi çok düşüktü ama yinede kızamıyorsunuz öylede tatlı yani. Köşeyi dönerken birinin yine beni izlediği hissine kapılmıştım bir an arkama baktım deri ceketli gri şapkalı bir adam vardı kendi kendime kuruntu yaptığımı düşünerek yoluma devam ettim.
Akşama kadar canımdan bezmiştim asistanlığımı böyle geçireceğim aklımın ucundan geçmezdi. Akşama kadar dosya düzenle hatta iğne vurmaya bile gitme boş boş otur en sonunda gerçekten istifa edeceğim!
Fırat önümden odasına doğru giderken artık dayanamadım ve peşinden gittim. Koridorda kimse yoktu ve arkasından seslendim.
“Fırat!” durmadı dönmedi. “dursana bir bekle!”
Yavaşça geri döndü. Pek neşesi yok gibiydi alık gibi suratıma bakıyordu. “ne var yasemin?” yüzüne dikkatle baktım.
“asıl senin neyin var?” biliyorum sormamam gereken bir konu ama içimdeki merhamet duygusunu bastıramıyordum ne olursa olsun bir zamanlar bana karşı kibar iyi ve nazik olduğu günlerin hatırına bu soruyu sormuştum.
“kimin umrundaki?”
“eğer bu kadar pislik olmasaydın seni teselli edebilirdim?”
Buruk bir gülümseme attı. “şimdi değil yasemin” arkasını dönüp gitmek üzereydi.
“ne zaman peki? Bu yaptığın şey hiç etik değil özel mevzularımız yüzünden bana bunu yapmaya hakkın yok!”
Gözleri uzaklara daldı dediğimi duymamış gibi devam etti.
“annem.... Öylece yatıyor ve gözünü açamıyor doktorlar fazla zamanı kalmamış dedi”
Üzgünce başını eğdi Günay teyzeyi severdim bir anda bu denli fenalaşması garipti.
“Günay teyze için çok üzgünüm geçmiş olsun hiç mi umut yok?”
“yok elimden gelse canımı verirdim”
Ben ona bir adım daha yaklaştım. Elimle koluna dokunacak gibi oldum, ama durdum. Mesafeyi korudum.
“umarım herşey senin için daha iyi olur”
Bu kadarcık konuşma bile ona fazlaydı. Ama acısı var diye üzerine gitmek istemiyordum. Hızla oradan uzaklaştım.
Mesai bitiminde acele ile eve gittim. Abimler beni bekliyor olmalıydı. Kapıyı usulca açtım ses çıkarmamaya ekstra özen gösterdim bensiz ne yaptıklarımı merak ediyordum.
Arzu teyze Mervan Abim ve Melih abim mutfakta oturmuşlar sarma sarıyorlardı. Kapının arkasından gizlice onları bakarak dinlemeye koyuldum Mervan abim Her zamanki gibi huysuzca söyleniyordu.
“ Ulan ağayım ben ağa ne işim var burada Sarma sarıyorum!”
“ senin ağalığın burada sökmez Mervan Efendi Hadi bakayım Çabuk ol sabahtan beri doğru düzgün yapamadın zaten”
“Eee bu öküz hepsini yiyor da o yüzden” mervan abim Melih abimin ensesine vurdu bir tane “ tıkınma oğlum elin biraz iş görsün”
“ Aa melih, abin haklı Sabahtan beri sarıyoruz tencerenin yarısı daha dolmadı yiyip durma şunu”
“ee napiyim açım ben aç hem yemek vermiyorsunuz hemde bana laf söylüyorsunuz”
“daha 2 saat olmadı yedik ya çöplük gibi midesi var bu hep böyle mi?” dedi arzu teyze.
Mervan abim, “ah ah bir bilsen babamın servetini bu yedi bitirdi ocağımıza incir ağacı dikti pezevenk”
“Abi ayıp oluyor pezevenk filan”
Elimdeki telefonu çıkardım resimlerini çekmek için aksi gibi flaş açık kalmıştı. Ben çekerken ikisi beraber dönüp bana baktı.
“dur bunu ben Mustafa abime atayım da az gülelim” mervan abim yerinden kalktı. “kızım ayıp lan valla bizimkileri biliyorsun 10 sene dedikodumu yaparlar”
“banane benimkini mi yapacaklar sanki”
“babam reddeder beni”
“etmesin ister misin?”
“ne istiyorsun?”
Anahtarı salladım gözünün önünde melih abim kıkırdamaya başladı. “yandın sen abim hayırlı uğurlu olsun”
“hatta diyorum ki navine de atayım”
“sakın!”
“o zaman” Arabanın anahtarlarını yine gösterdim abim navine aşıktı. Hem öyle böyle değil kör kütük sevdiği kıza küçük düşmektense bana arabayı verirdi.
“yav iste babamdan alır sana ne diye benim arabama göz diktin ki”
“babamdan hayatta istemem!”
Melih abim araya girdi yine “buda varlık içinde yokluk çekiyor”
“abimden gelen bir hediyeyi kabul ederim ama babamdan asla”
Bakışlarımı mervan abime diktim yeniden eminim kabul edecekti evet veya hayır demek arasında gidip geliyordu kararsızlığı gözlerinden belliydi.
“al başımın belası al o fotoğrafı sileceksin ama”
Sevinçle kucağına atladım. “aslan abim be. Biliyordum bana kıyamayacağını”
“sen ne ara böyle çıkarcı bir kız oldun anlamadım ki ben!”
“neyse ne ee dışarı çıkmıyor muyuz? Sözleşmiştik?”
“çıkacağız tabi hem bir kebap yeriz vallahi acımdan öldüm” dedi melih abim.
Gözlerim arzuşa kaydı, “sende gelsene arzuşum beraber gezelim?”
“olmaz kızım beni biliyorsun çok yürüyemiyorum siz gidin”
“araba ile gideceğiz zaten? Gel hadi.”
“başka zamana evladım daha buradalar nasılsa pazara da gittim bugün pek yorgunum siz bana bakmayın gezin tozun”
“ama bir dahakine söz aldım tamam mı?”
“tamam tamam”
“şş hadi bakim hazırlanın kardeşiniz sizi yeni arabası ile gezdirsin?” ben gülerken odama çıktım ikisini kızdırmak hoşuma gidiyordu. Ve arabayı giderken abime verecektim bari o buradayken bunun tadını çıkarayım değil mi?
Kısa sürede hazırlanıp yanlarına gittim. Abilerim çoktan ayakta, beni bekliyorlardı. Mervan abim göz ucuyla bana bakarak, “şoför hanım, hazırsak İstanbul’u bize göster bakalım” dedi.
Melih abim de gülerek, “karnım zil çalıyor, önce bir kebap sonra da ne bileyim... ne varsa artık şu İstanbul’da görelim,” diye ekledi.
“Benim rehberliğimde daha neler göreceksiniz, siz hele bir arkanıza yaslanın,” dedim, anahtarları havada sallayarak.
Arabaya bindiğimizde abilerim radyoyu karıştırıyor, bir yandan da çocukluk anılarımızı anlatıyorlardı. Gülüşmeler eşliğinde önce güzel bir restorana gittik. Gerçekten uzun zamandır bu kadar keyifli bir sofraya oturmamıştım.
Yemekten sonra Emirgan’a, oradan da Taksim’e uzandık. Mervan abim kalabalıktan yakınıyordu ama Melih abim her vitrine, her sokağa hayran hayran bakıyordu. Fotoğraf çekmekten telefonunun şarjı bitmişti bile.
Tam İstiklal Caddesi’nde yürürken, o his yine içime çöreklendi. Sanki bir çift göz omzumun arkasından bana bakıyordu. Dönüp baktığımda, kalabalığın içinde kısa bir anlığına göz göze geldik. Gri şapkalı, deri ceketli adamdı yine. Aynı adam. Kalabalıkta hemen gözden kayboldu ama bu sefer hayal gördüğüme emin değildim.
Kaşlarımı çattım. Bunu abilerime söylemek aklımdan geçti ama sonra vazgeçtim. Onların keyfini kaçırmak istemiyordum. Belki de sadece tesadüftü? Belki...
Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Adamın varlığı artık sadece bir tesadüf gibi gelmiyordu.
O an, Mervan abim omzuma dokundu. “İyi misin çiçeğim? Bi anda daldın.”
“Yok, iyiyim abi... sadece kalabalık fazla geldi biraz. Hadi bir yere oturalım mı?” dedim.
Bir kafeye oturduk. Caddeye bakan camekân kenarındaki masalardan birine geçtik. Siparişleri daha yeni vermiştik ki, kapıdan içeri giren birkaç kişiyi fark ettim.
İlk önce görmemeye çalıştım. Başımı hafifçe çevirip dışarıya bakar gibi yaptım ama o tanıdık varlığı hissetmemek imkânsızdı. Kutay’dı. Yanında iki kız ve bir adamla birlikte içeri girmişti. Neşeyle gülüşüyorlardı, belli ki bir şey kutlanıyordu. Ama benim içimde ansızın bir düğüm oluştu.
Göz temasından kaçındım, görmemiş gibi yaptım. Ama o beni görmüştü, hissediyordum.
Gerçekten de öyle oldu. Kutay, diğerlerinden bir adım ayrılıp bizim masaya yöneldi. İçimden “Lütfen sadece geçip git,” diye geçirdim ama tam karşımızda durdu.
“Selam,” dedi. Gözleri doğrudan bana bakıyordu, ama sesi tüm masaya hitap ediyordu. “Afiyet olsun.”
Başımı hafifçe eğdim, tek kelime etmeden yüzümü çevirdim.
“saolun ne tesadüf ama değil mi?”
“öyle öyle...”
“arkadaş kim yasemin” mervan abimin kalın ve sert sesine karşın hemen cevapladım.
“patronum hastanenin ortaklarından biri o kadar” Kutay tek kaşını kaldırıp, ‘öyle mi’ dercesine baktı ama yinede beni bozmadı melih abim,
“buyrun oturun isterseniz” bunu sırf kibarlık için söylemişti. Ama mervan abim aynı anda melih abimin üzerine atlayacakmış gibi bakıyordu. Aynı sert bakışlarla kutaya döndü.
“mervan ben yaseminin abisiyim”
Bir el sıkışma ne kadar tehditkâr görünebilirdi bilmiyorum ama bu öyleydi. Kutay da bakışlarını kaçırmadan bakıyordu.
“memnun oldum bende mervan bey. Size iyi akşamlar ben arkadaşlarımın yanına döneyim.”
Melih abim onayladı ve kendi önümüze döndük ister istemez bakışlarım oraya kayıyordu. Her seferinde bakma yasemin desem bile bir şekilde kendimi ona bakarken görüyorum. İşin garibi ise Kutay hiç gözlerini ayırmadan bana bakıyordu ne zaman kafamı çevirsem yada kaçamak bakışlar atsam çekinmeden başını çevirmeden doğruca gözlerimin içine bakıyordu.
Yanındaki kızlara bir anlam veremedim acaba bu geceyi geçireceği kızlar mıydı? Bana ne canım değilmi kimle geçirirse geçirir!
Yanında oturan kızlardan biri fazlaca ona sırnaşıyordu biliyorum beni hiç alakadar etmez ama istemsizce içimde bir şeyler kabarıyordu. Daldığım diyardan mervan abimin sesi ile uzaklaştım.
“yaso bu herif niye sana bakıp duruyor her çalışanına böyle mi bu?”
“yok abi yok sana öyle gelmiştir hem ben çok daraldım kalkalım mı artık?”
“öyle olsun yasemin hanım şimdilik susuyorum” yorulmuştum ve inanın ki daha fazla bir şey duymaya düşünmeye halim yoktu arabayı melihe teslim ettim çünkü kullanacak kadar bile enerjim kalmamıştı........ Eve gidince hemen yatağa girip uyumuşum....