10.BÖLÜM

2347 Words
Sabah daha yeni kahvemi almış, pencere kenarına oturmuştum. Henüz bir yudum almıştım ki kapı zili çaldı. Bardak elimde donakaldım. Kalbim bir anlığına yavaşladı sanki. Gerek yoktu camdan bakmaya... İçimdeki o tanıdık sıkıntı yeterince açıktı. Yine gelmişti. O. Tam yerimden kalkacaktım ki, Mervan abim koltuğundan doğruldu. “Sen otur,” dedi kısa ve sert. “Ben hallederim. Kapıyı açtığında yüz ifadesini göremedim ama ses tonundaki soğukluk odaya kadar geldi. “Ne işin var lan senin burada?” dedi Mervan abim, buz gibi bir sesle. Aşağıdan gelen cevap silik ve mahcuptu, ama abimin tavrı en ufak bir yumuşama göstermedi. “ulan kız elli defa demiş seni görmek istemiyorum diye, niye uzatıyorsun olum senin bir daha bu binaya adım attığını duyarsam yerin dedi kat dibine gömerim lan!” “sadece 1 kez konuşup gideceğim gerçekten” O sırada Melih abim mutfaktan eli hâlâ yarım ekmek tosta bulaşık halde geldi, sesleri duymuştu. Kapıya doğru yürürken mırıldandı: “Yine mi bu salak ya? Sabah sabah adam seçeceksek bari kahvaltımızı yapalım önce.” Kapıya ulaştığında Mervan abimin yanında durdu. Ama onunki daha farklı bir öfkeydi. Gülümseyen yüzünün ardında ani patlamalara hazır bir gerilim gizliydi. “bana iyi bak kardeş Senin şu asansörü görmenle apartmandan çıkman bir olsun. Biz kibar insanlarız ama sabrımı test edersen suratını tanımaz hâle getiririm. Anladın mı?” Kapı pat diye kapandı. Tarığın sesi gelmedi yada en azından bir aptallık yapıp yine kapıyı çalmıyordu. İkiside gergince oturdular. Melih abim hala tostunu kemirmekle meşguldü. Mervan abim söze girdi. “bu seni böyle sürekli rahatsız ediyor mu?” “eh arada bir geliyor ağzının payını alıp gidiyor” “bize niye söylemiyorsun yasemin? kızım okuyacağım dedin geldin, abi iş buldum burada çalışacağım dedin, tamam dedik ama en azından böyle şeyleri bize söylesene sen sahipsiz misin?” “değilim gördün işte ödleğin teki bana bir şey yapacağı yok ya! ama sana söyleseydim annem yine tuttururdu dön gel diye sonra başıma neler geleceği malum” Sessiz kaldı iyi biliyordu neler olabileceğini. Bende, “neyse benim hazırlanmam lazım bugün hastanemizin yıldönümü etkinliği ile alakalı yapılacaklar konuşulacak geç kalmayayım” ikiside itiraz etmedi. Hazırlanıp aşağıya indim abim beni kapıya yaslanmış bir şekilde bekliyordu. “abi hiç gerek yok gerçekten” kararlı bir bakış attı bana “sadece emin olmak istiyorum seni rahatsız etmediklerinden sonra gideceğim hem ne var yani bir kaç gün benimle gidip gelsen” “iyi tamam çabuk gidelim” önden hızlı adımlarla o giderken peşine ben takıldım. Trafik olmaması gerçekten büyük şanstı. Beni hastanenin önüne bıraktı ve uzaklaştı. Bugün ekstra dikkatliydim Etrafımda beni izleyen o adamı yine görecek miyim diye eğer öyleyse bunu artık birine söylemeliyim çünkü bir konteynerde cesedimi bulmaları pek hoş olmaz. Ziya amca karısının yanındaydı yönetim kurulundan bir kaç kişi ve Fırat yapılacakları anlatıyordu. Diğer asistanlar da oradaydı ama angarya işler yine bana kalmıştı. Çünkü dünkü konuşmaya rağmen Fırat yine aynı Fırattı. Süslemeler, organizasyon, catering işlerini üzerime yığdılar üstelik bunun için sadece 24 Saatim belki de daha az vaktim vardı. Fıratın o pis gülüşünü yüzünden silmek istiyordum. Akşama kadar nefes bile alamadım. Her şeyi halletmiştim. Son olarak mekanı yeniden kontrol edecek süslemeyi yapacak şirkete resimlerini atacaktım. Otelin önüne geldiğimde bitkin bir haldeydim. Kapıdan içeriye girdim anlaşılan mesai değişimine denk gelmiştim. Bana yardımcı olacak birini bulamıyordum salon nerede olabilirdi diye dolanırken, Omzumda bir el hissettim. Esmer benden uzun ortalama olarak benimle aynı yaşlarda manken gibi bir kadın bana gülümseyerek bakıyordu. Bir yerlerden tanıdık gelse bile aklıma gelmiyordu. “merhaba bir şey mi arıyorsunuz size yardımcı olalım?” “merhaba ben davet salonunu arıyorum yarın hastanemizin yıldönümü etkinliği burada olacak resimlerini çekmem gerekiyor da” “tabi gelin hemen size göstereyim?” Önden ilerliyordu bende onu takip ettim hala onu hatırlamaya çalışıyordum ama aklıma gelmiyordu. “salon burası buyrun”dedi tatlı bir tını ile. Resimleri çektim yanına gelip gitmek için müsaade isteyecektim. “bu arada ben arya” dedi cebinden bir kart çıkarırken “her hangi bir şey lazımsa beni buradan arayabilirsin” “teşekkürler benim adımda yasemin memnun oldum” “o halde görüşürüz yasemin” “evet tabi” ufak bir baş selamı verip oradan uzaklaştım kadın çok tatlıydı evet ama kötü bir enerjisi var gibi hissetmiştim. Eve gidince elbisemi ayarlamıştım. Hatta sonradan uğraşmamak adına deneyip altına giyeceğim ayakkabıyı bile kombinledim. Aynanın karşısına geçip kendime baktım. Elbisenin kumaşı omuzlarımdan dökülüyor, zarif mavi tonlar üzerimde geceyle yarışan bir gökyüzü gibi kıvrılıyordu. İnce askılar omuzlarımı narince kavramıştı; göğüs kısmındaki küçük pencere, fazla olmadan cesur bir dokunuş katıyordu siluetime. Kollarım, bileklerimde büzülerek sonlanan yatı transparan, dökümlü kumaşı vardı. Etek kısmındaki yırtmaç bileklerime dolanan beyaz topuklularla birlikte oldukça zarifti. Uygun bir çata seçip kırışmaması için düzgünce paketleyip kaldırdım. Kısa ama özenli bir duş alıp yatağa geçtim. Oldukça yorgundum bu sıralarda hep olduğu gibi. Ertesi gün otele vardığımda ilgili personel ile konuşup lavaboya gitmek için bir kaç dakikalığına ayrıldım yapacak çok şey vardı. Adım attığım her koridorda yankılanan ayak seslerimle baş başaydım. Her şey olması gerektiği gibi ilerliyordu… ta ki o ses kulağıma çalınana dek. “Yasemin?” Sırtımdan aşağı soğuk bir ürperti indi. Sesini hemen tanımıştım. Kutay’dı. Kader yine garip bir oyuna daha imza atmıştı. “evet ne vardı?” dedim, sesimin titrememesi için tüm gücümü topladım. Bir anlık tereddüt yaşadı. Sonra başını hafifçe eğdi. “Etkinlik için buradasın sanırım. Otelin sahibi ben olduğum için… bazı detayları netleştirmemiz gerekebilir.” “Bilmiyordum,” dedim sadece. “Organizasyon için bir şey gerekiyorsa yardımcı olabilirim,” dedi, sesi sakin ama kararlıydı. Dosyamı açtım elimdeki. Gözlerimi ondan kaçırarak konuşmaya başladım. “Salonun yerleşim planında birkaç değişiklik yapmamız gerekebilir. Sahne daha ortada olmalı. Ve misafir girişleri iki ayrı kapıdan olacak, onu da belirlememiz lazım.” “Tamam,” dedi. “Teknik ekibi yönlendiririm. Başka?” Bakışlarımı kaldırdım istemeden. Göz göze geldik.”Catering ekibi menüyü tekrar gözden geçirmek istiyor,” dedim. “Bazı hastalar da davetli olacak, özel menü hazırlanması gerekebilir.” “Ne gerekiyorsa yapılsın,” dedi. Ardından dün akşam bana yardımcı olan kadın gelmişti onu şimdi hatırlamışım o gün kafede gördüğüm kadındı. “Kutay her yerde seni arıyordum neredeydin?” bakışları bana kaymıştı tekrar kutaya döndü, “bugün burada etkinlikleri var ama siz tanışıyorsunuz sanırım?” “hayır” dedi dümdüz bir tonda buna üzülmemem gerekir biliyorum ama öylece duygusuzca hayır diyebilmesi beni rahatsız etmişti “sadece bir kaç kez karşılaştık tesadüfen” “peki o halde gidelim” arya onun koluna girip uzaklaştığında başka bir gerçek geldi aklıma. Kutayı genel olarak değerlendirmek gerekirse oldukça flörtöz ve arsız bir tipe benziyordu her hangi bir kadından çekinecek gibi durmuyordu. Tabi bu kadınla yakın değilse! Kesin sevgilisiydi sonuç olarak adam yakışıklıydı ve hayatında birinin olmaması daha saçma olurdu. Elimi yüzümü yıkayıp yeniden görevimin başına geçtim. Personeller sahne sistemini kurmakla meşguldü. Önce salonun yerleşim planını kontrol ettim. Masalar tam istediğimiz gibi dairesel yerleştirilmişti ama sahne biraz köşede kalmıştı. Kutay’ın teknik ekibiyle konuştum, sahneyi ortaya çektirdik. Bu küçük detay, tüm düzeni daha dengeli göstermişti. Sonra çiçeklerin yerleştirilmesini izledim. Mavi ve beyaz tonlarda hazırlanmış aranjmanlar masalara tek tek konuldu. Arka fonda, hastanenin geçmiş yıllarını anlatan bir slayt gösterisi hazırlıyorduk; projektör sistemini denetledim, birkaç kez deneme yayını yaptırdım. Öğleye doğru catering ekibi geldi. Mutfak bölümünde baş aşçıyla menüyü bir kez daha gözden geçirdik. Diyabet hastaları ve alerjisi olanlar için özel tabaklar hazırlandı. Tatlı büfesinin yerini değiştirdim; girişin yanında çok dikkat çekiyordu, daha içeriye aldırdım ki kalabalık oluşmasın. Saat ilerledikçe davetliler birer birer gelmeye başladı. Doktorlar, hemşireler, eski hastalar… Hepsini kapıda karşılayan bir ekip ayarlamıştım. Mikrofon ve ses sisteminin son kontrolünü yaptıktan sonra, açılış konuşmasını yapacak başhekime eşlik ettim. Konuşmalar başladıktan sonra arka tarafa çekildim. Kutay da buradaydı uzaktan beni izliyordu, farkındaydım. Ama bu gece onun bakışlarından çok, hastanenin emek veren yüzlerinin gülümsemesi ilgilendiriyordu beni. Gece ilerledikçe etkinlik akmaya devam etti. Müzik başladı, bazıları dans etti, bazıları eski günlerden bahsetti. Ben ise sessizce bir köşeden izledim hepsini. Planladığım her şey sırayla olmuş, kimse aksilikten şikâyet etmemişti. İşte güçten Başımı kaldıramadığım için ve neredeyse gecenin sonuna geldiğimizden hava alacak bir yer aramaya koyuldum üst katta bir balkon gibi yada sessiz bir pencere gibi. O an camın önünde durmuş, şehre yukarıdan bakıyordum. Işıklar göz alabildiğine uzanıyordu; kimi solgun, kimi göz kamaştırıcıydı. Kendi yansımamla göz göze geldiğimde bir an duraksadım. Yorgun ama dimdik duran bir kadın vardı karşımda. Tam o esnada arkada görünen bir siluet ile irkildim hemen arkamdaydı. Hızla döndüm ve yüzü tam seçilmiyordu muhtemelen bütün otel aşağıdaki etkinlikteydi. Sağıma soluma baktım ve bütün duygularım kaç diye bağırıyordu. Eteklerimi ellerimle toparlayıp koşmaya başladım aynı şekilde arkamdan beni takip eden ayak sesleri geliyordu. Nereye gidiyor yada ne yaptığımı bilmiyordum fakat gördüğüm ilk merdivenden aşağıya doğru indim insanların arasına girmem daha güvenli olurdu diye. Koridordan koridora koşarken bir anlık arkama bakmak için döndüm hala oradaydı. Tam köşeyi dönerken birine sertçe çarptım korkudan kısa bir çığlık attım. Karşımdaki yüzü görünce çok rahatlamıştım. Ve hemen onun arkasına sığınıp sarıldım. “sadece benim sakin ol! Ne diye bağırıyorsun?” “O-orda biri beni takip ediyor! Lütfen bana yardım et korkuyorum!” Başımı arkasından uzatıp koridora baktım orada şimdi kimse yoktu! Kutay inanmayan gözlerle bakıyordu. “gerçekten az önce orada biri vardı!” “fazla yoruldun belli ki kim seni niye kovalasın ki?” “ben hayal görmedim oradaydı!” Hala aynı bakışlarla bakınca, “burada kamera filan yokmu? Hadi kontrol edelim eminim bana inanacaksın bu ilk kez olmuyor!” “yasemin gel sana bir kahve ısmarlayayım hem biraz açılırsın” “kamera odasına götür beni sen inanmıyorsan bile polise gideceğim görüntüleri oraya vereceğim!” “peki” dedi. “gidelim bakalım. O önden giderken peşine takıldım geride kalmak istemiyordum koluna sıkıca yapıştım arada dönüp arkama bakmayı da ihmal etmiyordum. Kamera odasına vardığımızda, hemen az önceki görüntüleri göstermek için sabahtan başlayarak ileri sardı tam benim kata çıkıp dışarıyı izlemeye başladığım andan sonrası yoktu görüntü kayboluyordu. Ben demiştim dercesine kutaya baktım. “hayal değil demiştim!” “tamam bu biraz garip ama kim bunu sana niye yapsın?” “bilmiyorum hepsi senin yüzünden!” Personel ikimizde garip garip bakarken, Kutay kolumdan tutup dışarıya çıkardı. “odamda konuşalım? Burası pek uygun değil” “seninle hayatta aynı odaya girmem ben!” “kal o zaman burada yasemin o adamda her kimse gelsin seni alsın sana uyar mı?” “hayır tabiki” “o zaman sus ve yürü” sessizce yürüdüm yanında beni bırakmasını istemiyordum tek kalırsam yine o adam peşime takılır diye çok korkuyordum. Odasına vardığımızda beni içeriye buyur edip tam karşıma oturdu. “şimdi anlat bakalım benim yüzümden olan ne?!” “sen ve ben yemeğe gittikten sonra yani bir kaç gün sonra....” baştan sona ona her şeyi anlattım. Faruk adını duyduğunda gerilmiş öfkelenmişti. “ve sen bana bunu daha yeni mi anlatıyorsun!” bağırmıştı irkildim. “bana bağırma tamam mı bir daha karşına saçma bir sebeple çıkıp daha fazla karşılaşmak istemedim! Olan her şey senin yüzünden bir de bana bağırıyorsun!” “neye bulaştığını hakkında hiç bir fikrin yok tamam mı eğer beni o gün durduk yere beni öpmeseydin bunlar olmazdı!” “ben öptüysem sende karşılık verdin sonra evime kadar geldin! İş yerime geldin, Yemeğe çıkardın! Senin hiç mi hatan yok!” sinirle ayağa kalkıp arkama döndüm. “madem benim yüzümden o zaman ben kendi başımın çaresine bakarım sana ihtiyacım yok benim!” “o kapıdan çıkma sakın! Ben bu işi çözene kadar burada kal” “hah kalacakmışım zahmet etmeyin Kutay bey!” “sana yardım ediyorum ya işte biraz minnettar olsan mesela” “lütfettiniz Kutay bey” dedim alayla “ama kendi başımın çaresine bakacağım rahatsızlık verdik kusura bakmayın!” Odayı terk ettim. Öfkeden kudurmuş vaziyetteydi. Bir alt kata inmek üzereyken ne kadar korkudan titresem bile gururumdan ölmeye razıydım. Peşimden bir kapı sesi daha geldi göz ucu ile arkama baktım Kutay peşimden geliyordu. Umursamazca döndüm. “en azından evine bırakayım sonra eğer hala yardımımı kabul etmiyorsan sen bilirsin!” Ses çıkarmadım kabul etmeyecek kadar gururlu geri çeviremeyecek kadar da korkuyordum. Arada bana gergin bakışlar atsa da hiç konuşmadık. Eve vardığımda hemen kendimi içeri attım saat geç olduğundan melih abim uyuyordu mervan abim öteki oda da kalıyordu sanırım oda uyumuştu hiç ses seda yoktu. Makyajımı sildim yatağıma girdim evimin güvenli ortamında son yaşadıklarımı düşünmeden uyudum. Ertesi sabah Mervan abim kapımı çaldı ve usulca açtı, “girebilir miyim bir şey konuşacağım” dedi “tabi gel abi” “dün gece baya geç geldin? Nasıldı gece” “evet abi biraz geç bitti birde taksi filan bulamadım çok geciktim.” “o yüzden mi seni o herif bıraktı” “evet görmüşsün zaten kibarlık yaptı” söyleyip onları endişelendirmek istemiyordum. Geçiştirdim her zamanki gibi. “yasemin benden bir şey saklama lütfen her durumda yanındayım biliyorsun. Bazen kaba olabiliyorum evet ama sana karşı asla öyle değildim benden çekinme lütfen” Yanına oturup göğsüne sarıldım. “biliyorum ama bir şey yok gerçekten bu sıralar fazla gerginim her şey üst üste geliyor yorgunum hem o yüzden” “tamam bakalım benim güzel kardeşim” elleri ile saçımı okşadı. “bu abin sana bir kahvaltı hazırlamış ki gör” dedi gülerek. Kalktım, “ee sen kendini baya ilerlettin burada” dedim gülümseyerek. Oda güldü. Güzel bir kahvaltı yapıp çıktık. Beni hastaneye kadar bıraktı. Yolda giderken tanıdık bir numaradan mesaj geldi. *sen yardımımı istemedin fakat yinede bir kaç kişi seni izlemek için daima arkanda olacak...korkmana gerek yok artık...* Mesaj kutaydan gelmişti. Abim beni bıraktıktan sonra sağıma soluma baktım siyah bir arabadan bir kişi ile göz göze geldiğimde bana başını salladı sanırım o kişiler bu adamlardı. Önümüzdeki bir kaç gün benim için oldukça sakindi Kutayı bir kaç sefer görmüştüm ama konuşmamıştık her adımda adamları beni koruyordu. Abilerimle ise bolca gezmiş vakit geçirmiştik iki güne onlar dönecek ben ise normal hayatıma kavuşacaktım. O akşam mesai bitiminde ela soyunma odasındaki dolabın önünde beni bekliyordu. “ne işin var senin burada!” “bağırma hemen konuşacağız sadece ama burada olmaz üzerini değiş sakin bir yere gidelim” tam ağzımı açacakken, “itiraz etme lütfen eski günlerin hatırına rica ediyorum” ve çıktı. Gidip gitmemek arasında kalırken ne söyleyeceğini merak ediyordum. Abime geç geleceğimi bildiren bir mesaj attım ve çıktım. Elanın arabasına bindik. Hızla gaza bastı, ona döndüm soru sormak için ama arkamdan ağzıma kapanan bir el ile boğuk bir çığlık attım Saniyeler içinde derin bir karanlığa çekilir gibi hissediyordum. Karanlık beni zar gibi sarıyordu sanki.....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD