Insani olgunlaştıran, ehlileştiren sabırı öğreten duygulardan bir tanesi hiç şüphesiz hasretlikmiş. Bir bayram sonu veda eden bu iki delikanlı haftalar sonra yine bir bayram sevinci yaşatınca koskoca şu taş evde öyle anlıyor insan. Belki yıllar yoktu gittikleri günden bu güne. Fakat kaldıkları şu durum ömre bedeldi sanırım onlar için. Ölüm kapıda olduğunu bildikleri halde kavuştukları an sanki bekletilen misafiri yok saymaları insanın boğazına yumruk gibi oturuyordu. Acaba hangisi ağırdı biz insanlar için. Ölümün geleceğini sayılı günler olduğunu beklerken ki bu genelikle yatağa düşmüş dermansızlar için geçerli, oturup beklemek mi? Yoksa hiç ummadığın anda kapını çalanın ölüm olduğunu bilmek mi? Illaki az hafifi, biraz ağırı yoktu ocaklar yıkan ölümün. Yinede nasıl ve ne vakit olduğu

