2-Akdoğan Çiftliği

1212 Words
Gizemli çobanı geride bırakıp ilerlediğimde ağaçlı tepelerin ve uzun çayırların arasından ilerleyen yol ikiye ayrıldı. Önümde beliren küçük bir tepenin solundaki yol Karaçay Çiftliğine, sağdaki yol ise Akdoğan Çiftliğine gidiyordu. Dedemin çiftliği Akdoğan. Çiftlik isimlerini okuyunca bana bir aydınlanma geldi. Az önce gördüğüm adam, buralar babamın mı demişti? Tabii ya! O bir Karaçay’dı o zaman. Annemin evlenmek istemeyip reddettiği Karaçaylardan biri! Sınırlı kez geldiğim ve geldiğimde yaşım küçük olduğundan ya da fazla kalmadığımız için çok bilgi edinemediğim bu insanların dedemlerle husumetli olduğunu biliyordum sadece. Annemin olayından sonra araları bozulmuş ve bir şekilde düzelmemişti bir türlü. Kalabalık bir aile olduklarını da biliyordum ama fazlası yoktu işte bilgi dağarcığımda çünkü insan uzak kaldığı ve kendisini ilgilendirmediğini düşündüğü olaylara ilgi duymuyor ve belki dinlese bile aklında kalmıyordu çoğu detay. Demek o çoban kılıklı küstah bir Karaçay’dı ve muhtemelen teyzeme benzediğim için de beni tanımıştı. En azından Akdoğanlardan olduğumu anlamıştı. O yüzden bana kasten alaycı davranmıştı. Ve muhtemelen ben küçükken benimle dalga geçen zorba köylü çocuklardan biriydi. Bir daha karşıma çıkıp benzer bir şey denerse çok fena paylayacaktım onu, aklıma yazmıştım bunu. O Karaçay’sa ben de de en azından Akdoğan genleri vardı ve dedem de vaktinde hiç de yabana atılacak bir adam değildi bildiğim kadarıyla. Teyzem bile sert ve cesur bir kadındı benim. Ben mi korkacaktım ondan? Her ne kadar alenin istenmeyen torunlarından biri olsam da annemin genetik mirasını almıştım bir şekilde. Adını bilmediğim züppeye söylenirken Akdoğan Çiftliği yazan tabelanın gösterdiği yola girdim ve iki dakika sonra yol beni daha geniş bir bölgeye, ağaçlı bir tepenin eteğine kurulmuş çiftliğin önündeki açıklığa çıkardığında yavaşladım. Dedemin çiftliği tam karşımdaydı. Tepeler arasından çıkınca direk karşıda belirir ve arkasındaki muhteşem manzaraya yaslanmış bir masal diyarı gibi karşılardı sizi çiftliğin binaları. Ortada, Büyük Ev, ya da Doğan Yuvası, dedikleri ana bina vardı. Koyu renk büyük çatısının altında ikinci kat yine koyu ahşaptan, zemin kat ise taştan örülmüştü ve muhteşem görünüyordu. Özellikle de kışın kar yağdığında. Bir kez kışın gelmiştik buraya ve ev karların arasında görünür olduğunda gözlerim parlamıştı ihtişamı karşısında. Tıpkı filmlerden fırlamış gibi görünüyordu. Dedem varlıklı ve zevkli bir adamdı. Eski evi yan tarafta misafirleri için yeniden onarılmıştı ama o bu yeni ve büyük evi hem kendi ailesi hem de sık sık ziyaretine gelen önemli misafirleri için konforlu inşa ettirmişti. Ve aslında biraz da gövde gösterisi gibi olmalıydı bu görüntü. Karaçayların evleri nasıldı bilmiyordum ama dedeminki epey fiyakalıydı ve bir an, hep burada kalsam nasıl olurdu, diye düşünmeden edemedim evi seyrederken. Çünkü şehirdeki tıkış tıkış binaların arasından çıkıp gelince muhteşem bir doğanın ortasındaki bu etkileyici görüntü insanı gerçekten büyülüyordu. Misafir evi dışında küçük bir iş evi ve ev işlerine yardım edenler için yapılmış iki küçük bina daha vardı ama o binalar ana binanın ve misafir evinin gerisinde kaldığı için görünmüyordu. Daha aşağıda, sol tarafta, ana evlere kötü koku olmayacak mesafede ise büyük bir ahır ve samanlık göze çarpıyordu. Bu binaların hemen üstünde de çoban ve ailesinin kaldığı tek katlı bir ev vardı. Bir kompleks olarak birçok insanın barındığı bir alandı yani dedemin çiftliği ama gel gör ki ailesinden sadece iki kişi yaşıyordu bu görkemli yerleşkede. O ve teyzem. Kim bilir dedem ne büyük hayaller kurmuştu, boy boy erkek evlatlar ve torunlarla kocaman bir aile olmak istemişti muhtemelen. Ama Allah ona sadece iki kız çocuk vermişti işte. Bu düşüncelerle gördüğüm her detayı inceledim. Geniş çayırlıkta otlayan inekler ve onlara göz kulak olan çoban köpekleriyle bir de çoban görünüyordu uzaktan. Çok pastoral ve dinlendirici bir manzaraydı. İnsan çayını kahvesini alıp saatlerce bakabilirdi bu görüntüye. Göz ziyafeti dedikleri cinstendi yani. Ama benim artık eve gitmem gerekiyordu. Eve bakarken biraz da gerilmiştim. Çünkü birazdan dedemle muhatap olmak zorunda kalacaktım ve bana nasıl davranacağını kestiremiyordum. Hayır, yani annem evleneli 26 yıl olmuş, ben gelmişim 25 yaşına ama dedem hala affetmemiş annemi. Ne kadar inatçı bir adam. Kadın evlenmiş ve mutlu sonuçta, iki çocuğu olmuş, ne olur sanki olanları geride bırakıp normale dönsen? Ninem öldükten sonra daha da huysuz olduğunu söylüyordu teyzem. O yüzden şuan neyle karşılaşacağımı hiç bilmiyordum yani. Annemi arayıp çiftliğe vardığımı ve birazdan gireceğimi haber verdikten sonra telefonu kapatıp aracı yeniden çalıştırdım. Kırmızı cipim yeşil arazinin içerisinde ilerlerken çobanın bana doğru baktığını gördüm. Kim olduğumu merak etmişti haliyle. Eve yaklaşırken sebze tarlalarını ve meyve bahçelerini gördüm sağ tarafımda. Yolun bir tarafı hayvanlara otlak, bir tarafı meyve sebzeler için ayrılmıştı. Zeytinliklerse başka bir yerdeydi. Üstünde ‘’Akdoğan Çiftliği’’ yazan ahşap büyük kapıdan geçtiğimde artık büyük karşılaşmaya çok yakındım. Annem telefonu kapatmadan önce, ‘’Dedenle zıtlaşma. Ne derse desin sakin kal ve onun artık yaşlı bir adam olduğunu unutma. Teyzeni arada bırakmamış olursun. Sakin kal ve tadını çıkar oradaki her güzelliğin.’’ demişti. Çok iyi, demek ki dedemle kesin sorun yaşayacaktık. Aracımı park için ayrılan yere park ettiğimde teyzemin büyük binadan çıkıp bana doğru geldiğini ve gülümsediğin görünce rahatladım. Teyzem, ‘’Asya! Hoş geldin canım.’’ dedi bana sıkıca sarılmadan önce. ‘’Hoş bulduk teyzecim. Çok özlemişim seni. Nasılsın?’’ ‘’Ne iyi ettin de geldin. Dur bir bakayım sana?’’ Yüzünde bir memnuniyetle inceledi beni. ‘’Çok güzelsin! Çayırların arasında fazla dolaşma, arılar çiçek zanneder karışmam bu güzelliği.’’ Güldüm. ‘’Teyze yaa! Vaktinde seni öyle zannedip çok soktu galiba arılar.’’ dedim cevaben. O da güldü. ‘’Eh, biraz giderimiz vardı vaktinde.’’ dediğinde ona şöyle bir baktım. 40 yaşındaydı, biraz yorgun ve yıpranmıştı ama güzeldi hala. Sadece küsmüştü bir şeylere ve kendisine fazla özen göstermiyordu çiftlik şartları da hesaba katılırsa. ‘’Teyze, sen hala çok güzel bir kadınsın. Sadece biraz ilgilenmem lazım seninle. Gizlenen şeylerin açığa çıkması için.’’ Teyzem kıkırdadı. Hafif çilli yüzü aydınlandı. Benimkine yakın kızıl saçlarını örmüş ve yandan omuzuna almıştı. Kafasına bir bant gibi bağladığı kızıl yazmasında eşil yapraklar ve pastel tonlu çiçekler vardı ve ona çok yakışmıştı. Sadece mavi gözlerinin enerjisi dönüktü biraz. ‘’Sen beni boş ver, benim bu dağların ortasında pek bir güzelliğe ihtiyacım olmuyor. Asıl sen nasılsın?’’ dedi yaşadığım berbat şeyi ima ederek. Omuz silktim ve, ‘’Atlatıyorum. İyi olacağım. Biraz uzak kalmak iyi gelecek.’’ dedim acı bir tebessümle. Bana gülümsedi. ‘’Konuşuruz bunları. Gel, eve geçelim. Dedenin elini öp önce. Biraz mutsuz bu ara ama senin geleceğini duyunca biraz canlandı.’’ ‘’Sert davranırsa bana?’’ Teyzem dudaklarını düzleştirip gülümsedi. ‘’Sen artık büyüdün Asya. O hayattan beklediği çoğu şeyi alamadı ve küskünlükleri var. Hırçınlık da yaparsa üstüne alınma. Seninle ilgili değil hiç birisi. Öyle düşün.’’ Derin bir nefes aldım ve, ‘’Umarım kayıtsız kalabilirim.’’ dedim dudaklarımı birbirine bastırıp. ‘’Hepimizin kendi sınavları zordu. Deden özünde kötü bir insan değil. Burada kaldıkça belki diğer taraflarını da tanırsın. Ve umarım bizimle biraz fazla kalırsın. Çünkü sanırım onun da benim de buna ihtiyacımız var ama o bunu itiraf edemeyecek.’’ ‘’Hadi girelim de şu büyük karşılaşma olsun madem.’’ İki orta boy valizle gelmiştim, teyzem birini taşımak istedi ama, ‘’Hayır olmaz. Kolundan ameliyat olacaksın, ben taşırım.’’ deyip engel oldum. ‘’Sol kolumdan olacağım, sağ sağlam.’’ dediğinde, ‘’Biraz dinlen. Çok yorulmadın mı?’’ diye sordum. Biraz düşünceli şekilde baktı bana ve, ‘’Bazı şeyleri düşünmemek için çalışmak iyi geliyor Asya. Şimdi operasyon geçirince bir şeyler yapamazsam deliririm gibi geliyor.’’ Güldüm, ‘’Sana uygun bir şeyler buluruz Hülya Sultan.’’ dedim. Kıkırdadı. Gülünce güzelleşiyordu. Keşke hayatının bunca yılını yalnız geçirmek zorunda kalmasaydı. Sonra kendimi düşündüm. Benim de kaderim teyzeme mi benzeyecekti? Onun kocası başka kadına kaçmıştı, benim de evleneceğim adam yakın bir arkadaşımla yatmıştı. Yüzümüz gibi kaderimiz de benzemeye mi başlamıştı? Ürperdim. Bir daha birini sevemezsem diye korktum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD