6-Karaçayların Sınırı

1481 Words
Yemekten sonra teyzem, ‘’Hadi kalk bakalım güzellik, biraz dolaşalım seninle. Yeterince dinlenmişsindir.’’ dediğinde, ‘’Ne yapacağız?’’ diye sordum. ‘’Şöyle bir etrafı dolaşacağız. Biliyorsun 4 gün sonra operasyon geçireceğim. Öncesinde seni buralara biraz alıştırayım. Gerektiğinde sen gidip gelebilesin ben gidemediğimde işçilerle veya bahçelerle ilgilenmeye.’’ ‘’Hıım, iyi bakalım. Görelim malımızı mülkümüzü.’’ dedim muzip bir ifadeyle. Teyzem Latife Hanıma dedemi sorduğunda, ‘’Beyim çıktı. Hayri tavukları getirmeden önce kümesi kontrol edecekmiş.’’ dedi Latife. ‘’Ben de Asya ile çıkıyorum Latife. Biraz dolaşacağız. Sen akşam yemeğini söylediğim gibi ayarlarsın. Bir şey olursa ararsın.’’ ‘’Olur hanımım. Nasıl istersen.’’ ‘’Evde bir yardımcın mı var?’’ dedim teyzem aracının anahtarlarını vestiyerden alırken. ‘’Evet. Latife evdeki işlerle ilgileniyor, eşi Hayri de çevreyle ilgileniyor. Kümes için yeni tavuklar almaya gitmişti. Arkadaki evde kalıyorlar hala, biliyorsun orayı.’’ ‘’Evet. Hatırlıyorum.’’ Teyzemi takip edip evden çıktım ardı sıra. Evin önünden aşağıda görünen ahırları ve yakınındaki büyük sera görünümlü iki çadırı işaret ederek dedemin kümes kontrolünden bahsetmeye başladı. ‘’Kümesi yeniledik geçen yıl, ahırların yanında daha küçük bir yapıydı, onu söküp yeni bir şey denemeye karar verdik. 250 tavuğumuz vardı önceden ama şimdi 500 adet kapasiteli iki ısı yalıtımlı çadır kümes kurduk. Tavukları da sipariş etmiştik, Latife’nin kocası Hayri getirecek 750 tavuk daha.’’ ‘’Günde kaç yumurta veriyordu 250 tavuk?’’ dedim pek de bir bilgim olmadan ileride görünen ahşam kümese bakarken. ‘’Yumurta tavuğu iyi beslenir ve hasta olmazsa yılda 300 civarı yumurtlar ortalama. Yani yaklaşık 250 tavuk bize günlük 230 yumurta veriyor aşağı yukarı.’’ ‘’Sattığınız bir yer var mı?’’ ‘’Evet, doğal ürünlerimizi pazarladığımız bir dükkanımız var İznik’te. Turlarla gelen turistler rağbet gösteriyor bu ürünlere özellikle. O yüzden tavuk sayımızı artıma kararı aldık. Önceden eksik kalan sayıyı tamamlamak için başka üreticilerden tedarik etmeye çalışıyorduk ama bazen sorunlar oluyordu. Şimdi kendimiz halledeceğiz bu işi de.’’ ‘’Güzel. İnekler peki?’’ ‘’İki ahırda 50 ineğimiz var şuan. Ahırlarla da Şeref ve Mahir ilgileniyor. Eşleri ve çocukları da yardım ediyor tabii. Hayvanların yayılması, sağılması, diğer bakım hizmetlerini titizlikle yapmak gerekiyor.’’ Teyzem anlatırken yabancısı olduğum bu dünyaya dair öğrendiğim şeyler ne kadar işime yarayacak ki diye düşünüyordum. Gelip geçici biriydim sonuçta. ‘’Sırası geldikçe herkesle tanışırsın. Şimdi arazilere bakalım. Önce zeytinliklere gidelim.’’ ‘’Tamam teyzecim.’’ dedim ve turuncuya yakın koyu sarı renkli pikaba yürüyen teyzemi takip ettim. Muhtemelen araziye yaklaşırken daha uzaktan tanınıyordu teyzemin araç, renginden dolayı. ‘’Teyze, senin bu aracı herkes tanıyordur buralarda kesin?’’ dedim bu düşüncemi dillendirerek. Güldü. ‘’Amaç o zaten. Bilsinler Akdoğanların kızı geliyor.’’ ‘’İdolüm olacaksın kadın bu gidişle.’’ dedim başparmaklarımla onay işareti yaparken. ‘’Abartma kız. Senin arabada alev alev. Onu ne yapacağız?’’ dedi gülerek. ‘’Bilsinler Akdoğanların torunu buralarda.’’ dedim sırıtarak. ‘’Asyam, keşke hep buralarda olsan. Çok yakışırdı hanım ağalık sana be.’’ dedi bana beğeniyle bakarken. Tek omzumu kaldırıp indirdim. ‘’Ah be teyze, hiç bilmediğim bir dünya burası. Baksana çamura saplandım da elin Karaçaylısı gelip kurtardı. Şaka gibi.’’ Teyzem kahkaha attı. ‘’Ya nasıl denk getirdin sen onu? Ama haklı, babetle sandaletle topukluyla gezilecek yerler değil güzelim. Getirdin mi yanında spor ayakkabı falan?’’ ‘’Var bir tane evet.’’ ‘’Tamam, gerekirse alırız uygun bir ayakkabı.’’ ‘’Ne için gerekirse?’’ Teyzem bana bakıp gülümsedi ama yorum yapmadı. Araba yolu takip ederek az önce benim geldiğim tepeye doğru ilerledi. Teyzem eliyle sol tarafı gösterip, ‘’Meyve bahçelerimiz. Keşke nisanda gelseydin. Ressamları delirtecek bir çiçek resitali vardı ağaçların üzerinde.’’ ‘’Ciddi misin? Ay, çok merak ettim.’’ ‘’Yağmurlu günlerde ayrı, güneşli günlerde ayrı güzeldi. Arasında dolaşıyorsun Asya, çiçekler o kadar güzel kokuyor ki, en pahalı parfümler halt etmiş. Arılar vızır vızır dolaşıyor her birinin üzerinde, kuşlar geziniyor, sanki başka bir diyara geçiyorsun bir süreliğine. Evin verandasına çıkıp çay içerken seyrederim çiçek zamanında bu bahçeleri. Aslında bazen resim yapmaya başlasam mı dediğim oluyor evden her baktığımda bu güzelliklere. Her mevsimi ayrı bir güzel oluyor çünkü. Telefonumda fotoğrafları var, atarım sana.’’ ‘’At evet. Merak ettim o halini. Öyle güzel anlattın ki bir insan görmese bile aşık olurdu kesin şu anlatılan yere.’’ Teyzem anlatırken gerçekten de buralara nasıl bir aşk beslediği sesinin renginden akıyordu. Çocuğu yoktu belki ama o buraları çocuğu gibi sahiplenip sevmişti belli ki. Gülümsedi bana içtenlikle. ‘’Herkesler bilmesin, bazı güzellikler kirletilmemeli Asya. Bazen güzel şeyleri kuytularda saklamak, onu korumanın en güçlü şeklidir.’’ ‘’Ama başkalarıyla paylaşmak ve göstermek hoşuna gitmiyor mu? Sosyal medyanda falan da görmüyorum pek?’’ Teyzem ciks yaptı ağzıyla ve, ‘’Dedim ya, bunca güzelliği ne kadar çok insana açarsam o kadar fazla aç gözlülüğe davetiye çıkarırım. Burası Akdoğanların küçük cenneti. Bırakalım öyle kalsın. Fazla insan, fazladan dert demek. Huzurumu kaçıracak fazlalıklar istemem.’’ ‘’Belki de haklısın. Belki de dediğin gibi, cennet olarak kalması, gizli kalmasına bağlıdır.’’ Söylediklerini düşündüm. Belki de haklıydı, insanoğlu güzel şeyleri talan etmekte ustaydı nihayetinde. Tepeyi geçip iki çiftliğin yol ayrımına geldiğimizde, ‘’Ünlü yol ayrımımız. O taraf Karaçayların, bu taraf Akdoğanların cenneti.’’ dedi teyzem aracı durdurup. Diğer yolda ağaçların arasından ilerliyor ve gözden kayboluyordu. ‘’Onların arazisi, evleri nasıl ki?’’ dedim merakla. ‘’Güzel, onlar da epey büyük bir ev yaptırdılar. Bahçeleri, ahırları var. Bizim gibi tepeye kurulu değil, daha düz alanda evleri ama orası da güzeldir.’’ ‘’Ay merak ettim ama şimdi gidip bakamayız da değil mi?’’ dedim kıkırdayarak. ‘’Bakarız da benim araba fener gibi yanar malum, anlarlar ben olduğumu. Ne diyeyim adamlar yoluma çıkarsa?’’ ‘’Sizin küstah bir çoban varmış, onu arıyoruz deriz.’’ dedim ukala bir iadeyle. Teyzem güldü. ‘’İçimden bir ses sen bu çobanla kozunu tekrar paylaşacaksın diyor.’’ ‘’Hele de Karaçay olduğunu öğrendim ya, çıksa bir karşıma keşke.’’ Teyzem aracıyla yola devam ederken çeşmeye geldik. Tabi ben sağa sola bakıyordum inekler veya atlı bir çoban var mı diye. Yoktu görünürde kimseler. ‘’Senin çoban sürüyü az ilerideki otlağa götürmüş demek ki tekrar.’’ ‘’Yol ayrımından ileri mi?’’ ‘’Evet, bazen bu civarda da otlatıyorlar. Çayır nerede gürleşirse oraya sürerler. Buralara boşa Gürçayır, dememişler. Yağmur yağdı mı otlar boy atar hemen.’’ Aracımız araziden köye ve İznik’e giden yola çıktı. Sağa dönsek köye, sola dönsek İznik’e gidecektik. Ben de sol taraftan gelmiştim. Teyzem de oraya doğru döndü ve yol biraz yoku aşağı ilerlemeye başladı. Bir tepede durup aşağıya baktık. İznik gölü ve İznik görünüyordu daha uzakta. ‘’İlerde de bizim ve Karaçayların zeytinlikleri yan yana.’’ diye açıkladı teyzem arazide düz bir alanı göstererek. Tepeden inmeye başladık. ‘’Desene her yerde dibimizdeler bu adamlar?’’ ‘’Vaktinde deden ve Yaman Karaçay iki çok iyi dostmuş. Hani aralarından su sızmayan. O yüzden annenle Süleyman’ı evlendirmek için sözleşmişler ya. Ama işte o iş olmayınca aralarına kırgınlık girdi. Dostluk yerini sessiz bir rekabete bıraktı. Hele de dedenin erkek çocukları olmayıp da Yaman Karaçay’ın hem erkek çocukları hem erkek torunları olunca bol bol, dedenin soyu kuruyacak söylentilerini yaydılar. Bu da babamın zoruna gitti. Köylülerle daha az muhatap olmaya başladı. Köylülerin bile Karaçayların fert sayısı fazla diye onlardan yana olduğunu gördükçe kendi dünyasına kapandı, işe güce dalıp uzak durmak istedi hepsinden.’’ ‘’Dedem için gerçekten üzücü. Keşke oğulları olsaymış, istedim olmasını dayılarımın.’’ ‘’Ama her istediğimiz olmuyor hayatta. Olmayan şeyler yerine olanlarla ne yapabileceğimize bakmalıyız Asya.’’ Aracımız bize ait araziye vardığında parke dip indik. Bahçeden sesler geliyordu. Bir adam koşarak geldi yanımıza ve, ‘’Hanımım. Hoş geldin.’’ dedi bana da kısa bir bakış atıp. Zayıf, 50 li yaşlarda bir adamdı. ‘’Hoş buldum Sefer. Bu yeğenim Asya. Arazilerimizi geziyoruz. Olur da ben gelemezsem iyileşene kadar, bir durum olursa onu göndereceğim.’’ Adam bana selam verip, ‘’Hoş geldiniz Asya Hanımım.’’ dedi saygıyla. ‘’Hoş buldum. Kolay gelsin.’’ dedim ben de. ‘’ Ne durumdasınız?’’ diye sordu teyzem tekrar konuşmaya başlayarak. ‘’Hanımım, havalandırıyoruz toprağı. Devam ediyoruz.’’ ‘’Sorun yok değil mi?’’ ‘’Yok hanımım. Biraz otlanma vardı, temizliyoruz. İki gün sonra da aşılamayı halledeceğiz inşallah çiçeklenme başlamadan.’’ ‘’Evet, acele edelim, yakında patlar çiçekler.’’ ‘’Borular kontrol edildi mi?’’ ‘’Ettik, kırılanları değiştirdik. Osman Ağama ilettim maliyeti.’’ ‘’Tamam, sen devam edebilirsin Sefer. Biz Asya ile dolaşalım etrafı.’’ ‘’Tamam hanımım. Bir şey olursa seslenin, gelirim.’’ ‘’Eyvallah. Kolay gelsin.’’ Teyzem bana araziyi dolaştırdı henüz toprağın havalandırılmadığı yerlerde. ‘’25 dönüm burası, 45 dönüm de iki farklı yerde var. Her arazi bakım ve özen istiyor. Bakımlı arazi ve ağaç, iyi ürün ve daha fazla kazanç demek.’’ Teyzem bana anlatırken yeşil ince yapraklı ağaçların güzelliğine bakıyordum. Bir noktaya geldiğimizde eliyle ileriyi gösterip, ‘’Karaçayların sınırı. İlerisi onların zeytinlikler.’’ dedi. ‘’Onların ki kaç dönüm?’’ ‘’30 dönüm de onların var burada. Bak sesler geliyor, onlar da gelmişler çalışmaya.’’ dedi sesleri dinleyerek. ‘’Arı gibiler desene?’’ dedim sınıra doğru yürürken. Bakmak istiyordum onların tarafa. Aramızda tel örgülü bir hat vardı. ‘’İki krallığı ayıran set burası demek?’’ dedim tele yaklaşıp diğer tarafa bakarken. Teyzem güldü. ‘’Ya hem de ne set. Ne savaşlar oldu buralarda.’’ ‘’Sizi bu telin iki tarafından birbirinize sataşırken düşündüm de bir an. Zeytin falan atıp savaşırken.’’ derken teyzeme dönüp güldüm sesli. O sırada tanıdık bir erkek sesi duydum gerimde aniden. ‘’Çok merak ettiysen zeytin hasadı vakti burada olursan seninle de yaparız zeytin savaşı Kızılca.’’
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD