5-Karaçayların Veliahtları

1255 Words
Teyzem boş ver, derken ses tonundaki hüzün fark edilmeyecek gibi değildi. İçinde kalmıştı boş ver dediği kişi. Yoksa dalıp gider miydi uzaklara. Bakar mıydı tepenin oradan uzayıp gelen yola? Ancak birini bekleyen bakardı pencerelerden ve balkonlardan, sokaklara ve yollara. Yol demişken aklıma birden o küstah geldi. ‘’Teyze?’’ dedim aniden unutmadan sormak için o küstah çoban kim acaba diye. ‘’Efendim Asya?’’ ‘’Buraya gelirken tepenin oradaki yol ayrımından önce bir çeşme var ya?’’ ‘’Evet güzelim?’’ ‘’Çok susadığım için durup su içeyim dedim. Ben şişeme su doldururken birden inekler doluşuverdi su içmek için etrafıma ve ben de panikle arabaya gideyim derken sandaletim çamura saplanmasın mı?’’ ‘’Hadi ya! E ne yaptın peki?’’ Teyzem o hüzünlü ruh halinden sıyrılıp merakla dinlemeye başladı beni. Ona çeşmenin önünde yaşananları ve o Karaçay çobanıyla aramızda geçen laf dalaşını anlattığımda teyzem hem şaşırdı, hem de güldü. ‘’Sana şehir bebesi demiş resmen.’’ dedi gülerek. ‘’Babasının topraklarıymış da yolu onlar bağışlamışlar falan da. Bir havalar beyimizde sorma. Ama kimsin dediğimde, önemsiz biriyim, dedi ve adını bile söylemedi. Üstüne bir de bana Kızılca, dedi. Ben küçükken geldiğimde köye yakın yerlere gittiğimizde köylü çocuklar bana böyle derdi. O her kimse beni tanıdı ama kendisini tanıtmadı eşek herif.’’ Teyzemin gözleri hafifçe kısıldı ve, ‘’Altay ve Ural olamaz. Altay bahçelerle ilgileniyor bu ara bildiğim kadarıyla. Ural’ın da okul tatil olmamıştır daha. Anlattığına bakılırsa bu genç küstah çoban senden birkaç yaş büyük değil mi?’’ Teyzemin sesinde biraz muziplik vardı. Keyfi yerine gelmişti anlattığım olayla. ‘’Evet? Yani en azından 3-4 yaş vardır. Kirli sakallı, kahverengi gözlü.’’ ‘’ Ya Kafkas’tır, ya da Pamir. Kafkas büyük olan, o galiba ama emin olamadım. Birbirlerine de benziyorlar haytalar.’’ ‘’Kim onlar? Ural, Altay, Pamir, Kafkas? İsimler de Asya dağ sırası gibi maşallah?’’ Teyzem güldü. ‘’Karaçayların veliahtları. Bir nevi Karaçayların dağları oluyorlar. Karaçay hanedanının göz bebekleridir her biri. Dedenin azılı rakibi Yaman Karaçay’ın torunları. Kafkas ve Pamir, Davut; Altay ve Ural, Süleyman Karaçay’ın oğulları. Eh yalan yok, hepsi dağ gibi yiğitler boy boy.’’ Birden genç adamı düşündüm; yakışıklıydı, hatta oldukça düzgün konuşuyordu ama yine de üzerinde sıradan kıyafetler vardı. Bir mavi Jean, bir de uzun kollu basit bir kareli gömlek. Yani ortalama bir çobanın üzerinde göreceğiniz kıyafetler. ‘’O çoban mı veliaht?’’ dedim kıkırdayarak. Teyzem bana sakince gülümsedi. ‘’Neden komik geldi ki çobanlık yapması? Kendi sürüsünü güdüyor diye mi? Bebeğim o gördüğün adam çok varlıklı bir ailenin çocuğu ama hiç birini şehir züppeleri gibi boş beleş gezerken göremezsin. Dedenden daha zenginler. Çünkü daha kalabalıklar ve hepsi deli gibi çalışıyor Karaçay çiftliğini daha da zenginleştirmek için. Büyük ağılları ve at çiftlikleri var. Dahası yeni zeytinlikler aldılar geçen sonbaharda. Zeytin işine girdiler, başka yatırımları da var tabii. İznik’te ve Yalova’da daireler ve birkaç dükkan. Dedenin hayali olan ne varsa şuan onlar deniyorlar bir bir.’’ ‘’O kadar zenginliğin içinde bu veliaht çobanlık yapıyor yani teyze? Ciddi olamazsın?’’ ‘’Asya? Annenle baban ne iş yapıyorlar?’’ ‘’Gıda fabrikamız var. Eğitimini aldıkları işi yapıyorlar tabii ki.’’ ‘’İşte bu adamların da arazileri ve hayvanları var. Eğitimlerini de bu işlerini geliştirmek için aldılar. Hepsi beşikten yetişti, at üstünde büyüdüler. Paraları var, veliahtlar ama onların krallığı da bu güzelim. Bu işi kendileri yapmazsa, öğrenmezse kim yapacak ilerde? Birilerine bıraktıkları işler ne kadar iyi sonuç verir sence? Babaları 3 kardeş deli gibi çalışıp o çiftliği bizimkinden daha büyük hale getirdiler. Şimdi Davut’un ve Süleyman’ın çocukları sürdürüyor babalarının işlerini.’’ ‘’Süleyman Karaçay, annemi isteyen adam değil mi?’’ ‘’Evet, tam olarak o. Altay seninle yaşıt, Ural iki yaş daha küçük senden. Bir de kız kardeşleri var, o daha küçük.’’ ‘’3 kardeşler demiştin sen bu adamlara, diğeri kim? Onun oğlu, pardon veliahtı yok mu?’’ dedim sırıtarak. Teyzemin yüzü biraz değişti. ‘’Yavuz Karaçay. O kardeşlerin en genci. Oğlu yok. İki kızı var. Karısı vefat etti 5 sene önce. Kızları yeni yetişiyor.’’ Teyzem adamdan bahsederken sesinde sanki daha farklı bir tını vardı. Hüzün gibi. Acaba karısı erken öldüğü için ona acıyor muydu? ‘’Onun da oğulları olsaydı isimleri hangi dağ adı olurdu acaba? Üstelik Karaçaylar burada beyliklerini ilan ederdi herhalde? Bölge müsait malum?’’ dedim yine gülerek. Teyzem de anladı göndermeyi ve, ‘’Ne diyebilirim ki. Adamlar çalışkan. Tamam, hazzetmem çoğu şeylerini, arada bir zıtlaştığımız olur ama çalışıyorlar. O yol yüzünden vaktinde ne kavgalar oldu. Annen evlenmek istemeyince kapatmaya kalktılar yolu. Şu aradan,’’ Eliyle evin sağ tarafına başka bir tepe arasını işaret etti, ‘’daha dar bir yol iniyor buraya, orayı kullanın, dediler. O yol da bozuk, keçi yolu gibi. Ama neyse ki bağışlanmış kamuya açık yol olduğu için engelleyemediler geçmemizi.’’ ‘’Bak sen denyolara. Babamın yolu diyor adam bana kasıla kasıla. Ondanmış demek? Oh içinden nasıl geçtim ama babasının yolunun.’’ dedim sahte bir kibirle göz süzerek. Teyzem kahkaha attı. ‘’Muhtemelen sen Kafkas’la karşılaştın. En büyük olanla. Pamir biraz daha esmer çünkü. Hem Pamir daha soğuktur, espri falan yaptığına göre Kafkas gibi geliyor bana o gizemli çoban. Neyse, bir süre burada olacağına göre yine önümüze çıkar hangisiyse yeniden.’’ ‘’Çıksın çıksın, Kafkas mı Pamir mi bilmem ama hele bir daha bana laf ebeliği yapsın da bak onu ne yapıyorum.’’ ‘’Asya sen de az değilsin var ya. Ben de bunların babalarıyla az didişmedim. Hele Yavuz’la didişerek geçti benim gençliğim. Annenin meselesi yüzünden sürekli benimle zıtlaşırdı.’’ Teyzem hayali bir görüntüye dalmış gibi, ‘’Hatta bir keresinde Yavuz’u fena tokatlamıştım da çayırlarda yuvarlanmıştık kavganın hiddetinden.’’ ‘’Ciddi misin?’’ dedim hayretle. Teyzem sırıttı. Gelen giden var mı diye dinledi içeriyi ve sonra, ‘’Daha yeni yetişiyorum. Lise zamanlarım, aynı okula gidip geliyorduk Yavuz’la. Okulda bir sınıf büyüktü benden. Uyuz oluyorduk birbirimize. Bir gün hayvan otlatırken çıktı karşıma. Laf dalaşı başladı aramızda işte. Ben de sonunda dayanamadım ve buna bastım tokadı. Neye uğradığını şaşırdı tabii. Gözleri döndü. Aboo, baktım iş kötü, ben başladım kaçmaya. Bu kovalıyor ben kaçıyorum. Islak çayırlarda beni yakalamak üzereyken küçük bir tepecikten yuvarlandık mı biz birlikte?’’ ‘’Ohaa! Ay pardon!’’ dedim kıkırdayarak ama çok heyecanlıydı. ‘’Noldu peki sonra?’’ "Beni yakalamaya çalışırken tekme atıp yeniden kaçayım dedim. Paçamdan tutup beni düşürdü yüz üstü. Elime taş battı. Kesildi bildiğin, bak izi hala duruyor.’’ Bana sol elinin ayasını gösterdi. Minik bir iz vardı serçe parmağın aşağısında. ‘’Ben de iyice sinir oldum mu elim kanamaya başlayınca. Ama nasıl canım yanıyor, kan akıyor bildiğin bileğimden aşağı. Hemen tişörtünü yırtıp sardı elimi. Sonra beni kaldırdı yerden ve, ‘’Keşke Akdoğan olmasaydın, böyle olmak zorunda olmazdı Hülya.’’ dedi. ‘’Asıl sen Karaçay olmasaydın belki bu kadar uyuz biri olmazdın. Ablam iyi ki size gelin gelmemiş, onun da canını yakardı abin kesin. Siz kadınlara böyle mi davranıyorsunuz falan diye azarladım.’’ ‘’Eee, o ne dedi peki?’’ ‘’Yüzüme baktı baktı, ardından: Biz canavar değiliz, ablan abimi okumadı diye beğenmedi ama o da insan. Biraz kaba olsa da abim de insan. Tabii ablan gibi sen de beğenmezsin bizi ama olsun. Git beğendiğini al bakalım göreceksin gününü. Ablan da sen de görürsünüz, deyip beni orada bıraktı ve gitti. Bir daha da bana bulaşmadı ama hep uzaktan uzağa kızgın olduğunu anladım. Tabii ablam mutlu ama ben günümü gördüm.’’ dedi teyzem biraz göz devirip gülerek. ‘’Teyze? Yoksa bu Yavuz da sana mı göz koymuştu da sen onu beğenmedin?’’ diye sordum bundan biraz şüphelenerek. Teyzem iç geçirdi ve araziye çevirdi bakışlarını. ‘’Bilmem, bana hiç açılmamıştı o zamanlar. Ben dedenin uygun gördüğü adamla evlendim, 3 ay sürmedi, o da ailesinin bulduğu biz kızla evlendi ve işte benimki karıya kaçtı, onun ki de rahmetli oldu. İkimiz de galiba aradığımız mutlu ve uzun soluklu evliliği yapamamış olduk.’’ Konuşurken gözleri yine araziyi bölüp gelen yoldaydı. Acaba o yola kaç yıldır bakıyordu? Acaba o yolda kimi bekliyordu?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD