On

1568 Words
Kızın yeşil gözleri, öğretmenin sildiği beyaz tahtanın üzerindeydi. Sayılar henüz defterine geçiremeden hızla kaybolurken, Yakut'un aklında yarım saat sonra gerçekleşecek olan seçmeler vardı. Bahadır'ın belini kavrayan elleri tekrar zihnini işgal etti. Tenine batan sakallarının o kaşındıran hissi hala cildindeydi sanki. Derin bir nefes verirken Rotring marka kalemini kavradı, arka kapağını haftalar önce kaybetmişti ve silgisi kullanılmaktan bitmek üzereydi. Futbol takımından kimse sınıfta değildi. Hatta kızlar bile. Ceren, Serra, Melis ve Leyla seçmelere katılacaklarını söyleyip, matematik öğretmeninden izin almışlardı. Böylece spor salonunda dansa çalışabileceklerdi. Leyla, Yakut'u ikna etmeye çabalamıştı elbette ama kız, inadından kabul etmemişti. Bahadır Hoca'yı görmeye dayanamazdı yoksa adamın üzerine atlayabilirdi. Ya adamı tekrar öpmek için ya da tokatlamak için. Yakut, dansın adımlarını zihninde canlandırdı, bir yandan da kaleminin bitmek üzere olan ufak silgisini ısırıyordu. Dans zor değildi, yalnızca esneklik gerektiriyordu. Yakut, dün gece hareketleri denerken fark etmişti ve o an Melis'in söylediğinde haklı olduğunu anlamıştı. Bahadır Hoca, takıma jimnastikteki kızları almayı planlıyordu. Kalbi tuhaf bir hisle yandı, bu tarz duygulara o kadar yabancıydı ki, bunu yalnızca şehvet sandı. Kurduğu tuzağa kendisi düşmüş bir avcıydı aslında. Teneffüs zili çaldığında telefonuna baktı, 13:15. On beş dakikalık moladan sonra seçmeler başlayacaktı. Midesinin bulandığını hissetti. Ders çalışmaktansa, başarılı olduğu şeyi yapması çok daha kolaydı ama kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp da seçmelere gitmek zor olandı. Telefonunu hırkasının cebine sıkıştırırken, formasını değiştirmek için spor salonuna inen merdivenlere yürüdü. Üniversite için yapıyorum bunu, diye düşündü. Yoksa o adam bana hiçbir şey yaptıramaz. Spor salonu kalabalık ve gürültülüydü. Birinci sınıflardan üçüncü sınıflara kadar birçok kişi gelmişti. Yarısından fazlası kızlardan oluşuyordu ama erkekler de azımsanmayacak çoğunluktaydı. Hepsi heyecanlıydı, özellikle alt sınıflar. Dördüncü sınıflardan yalnızca jimnastik takımı vardı zira diğerleri ders çalışmakla meşguldü. Yakut, bunca sene ders çalışmadığı için pişmandı, gerçi zamanda geri gitse yine de çalışacak birisi değildi. Soyunma odasına girdiğinde, önce formalarını çıkardı ve giyinmeden önce birkaç dakika dolapların önündeki banka oturdu. Alt dudağını dişlerinin arasına alırken derin nefesler almaya çalıştı. Birazdan Bahadır Hoca ile karşılaşacaktı ve en son karşılaştıklarında adamı öpmüştü. Üstelik ondan önce ezik gibi ağlamıştı, neden bana değer vermiyorsunuz diye sızlanmış ve en sonunda ofisinden kovulmuştu. Birden bire yeşil gözlerindeki endişe ve stres siliniverdi. Ne utanıyorsun be? Utanmazsın ya sen, kendi kendine mırıldanarak yerinden kalktı ve bebek mavisi, yüksek bel şortunu giydi. Tayt gibi bir kumaşı vardı. Üzerine de uzun kollu ince bir bluz geçirdi. Siyah, düz saçları her zamanki gibi kürek kemiklerine değin uzanıyordu. Telefonundan saati kontrol etti, 13:22. Sekiz dakika vardı, gidip sıraya girse iyi olurdu. Soyunma odasının kapısını arkasından kapatırken, kalbi deli gibi atıyordu. Seçileceğini biliyordu, bundan emindi ama içindeki heyecanı dizginlemek için yeterli değildi bu. Leyla, onu ilk gören kişi oldu ve gülümseyerek el salladı kıza. Melis de hemen ardından onu el işaretiyle yanlarına çağırdı. Sıranın en başındalardı ve yanlarında Serra ve Ceren de vardı. Ceren, gözlerini devirerek arkasını döndü ve Serra'nın da ona dönmesini sağladı. Yakut'tan ilk günden beri hazzetmiyordu ve ettikleri son kavgadan sonra da onunla konuşacak değildi. Yakut, sıraya girmiş diğer öğrencilere baktıktan sonra, kızlara sıraya girmesi gerektiğini söyledi ama Melis onu durdurdu. ''Yer tuttum senin için. Bak,'' derken, ayaklarının dibindeki pembe spor çantasını gösterdi. ''Geleceğimden emindin yani.'' dedi Yakut gülümseyerek. Leyla ile çok yakın arkadaş olsalar da, Melis sanki onu daha iyi tanıyordu. Ya da tahmin ediyordu. Kızların lafı, diğer öğrencilerin uğultusuyla aynı anda kesiliverdi zira Bahadır Hoca ve İrem salona girmişti. İrem her zamanki gibi parlıyordu, cıvıl cıvıl bir enerjiyle adama elindeki listeyi gösteriyordu. Yakut, karnından kalbine değin uzanan bir kıskançlık hissetti. Bu kızın sürekli adamın yanında olması, onunla rahat rahat konuşabilmesi, hatta adamın daha takımı bile kurmadan onu lider yapması kanına dokunuyordu. Bahadır'ın gözleri birini arıyor gibi öğrencilerin üzerinde gezindi, ama hiçbirinin üzerinde durmadı. Ne kaşını kaldırdı ne bakışını sertleştirdi. Geçip gitti sadece. Bu, Yakut'un beklediğinden daha ağırdı. "Başlıyoruz," dedi Bahadır. "Kurallar basit. Birbirinize saygılı olun. Kimse kimsenin cesaretini kırmayacak. Saçma sapan davranan olursa kendini elenmiş bilsin." İrem, elindeki listeyi basket potasının önüne yerleştirilmiş olan masanın üzerine koydu ve telefonunu eline aldı. Müziği başlatmadan önce Bahadır Hoca'ya onaylaması için baktı. Adam başını salladığında, hareketli müzik tüm salonu doldurdu. Ceren öne çıktı, adımları özgüvenli görünse de Yakut onun heyecandan titrediğini biliyordu. Yarışmalardan önce Ceren'i sakinleştirmek için ellerinden geleni yaparlardı çünkü. Kız jimnastikte iyiydi ama dans konusunda gelişmeye ihtiyacı vardı, zira hareketleri katıydı. Ritmi iki kez kaçırmıştı ama zaten Bahadır mükemmeli aramıyordu. O sıra ela gözleri Yakut'a kaydı. Kız işaret parmağını dişlerinin arasına almış, gözlerindeki endişeyle Ceren'e bakıyordu. Bahadır emindi ki, zihninde başka şeyler dolanıyordu. Sonunda boyun eğmiş olması adamın içini rahatlatmıştı, çünkü onu sıranın başında görene kadar gelmeyeceğine emindi. Sıra Serra'daydı, sonra Leyla'da. Ama Bahadır'ın dikkati spor salonunun dışında antrenman yapan futbol takımındaydı. Ayrıca İrem'in jimnastik takımını, yedek veya asil, alacağından şüphesi yoktu, bu yüzden hiçbir şeye karışmayacaktı. Adam, sol kolundaki saatini kontrol ederken, Yakut bir adım öne çıktı. Dansı bitirmiş olan Melis, sıranın sonuna gitmeden önce Yakut'un eline dokundu. Yapabilirsin, demeye çalışıyordu. Kızın adımları başta geri geri gitse de, spor salonunun zemini sanki onu tanıyordu. Yakut, saçlarını geriye attıktan sonra içinden adım sayarak başladı. Salonun uğultusu geri çekildi. Bas, göğüs kafesinin içine doğru yayılan derin bir ritimle girdi; ne hızlı ne yavaş ama dengeli. Nefes aldı. Kalçası çok küçük bir açıyla sağa kırıldı. Ardından omuzları sola ritimle birlikte döndü. Bedeninde bir çelişki var gibiydi, sanki daha fazlasını yapabilecekken, bedenini durdurmaya çalışıyordu. Müziğin ikinci vuruşunda sol ayağını öne koydu ama ağırlığını vermedi. Topuğuyla zemini yokladı, sonra geri çekti. Sonra, yana doğru yürümeye başladı. Adımları geniş değildi; kontrollüydü. Her adım sanki "buradayım" demek için atılıyordu. Sağ–sol–dur. Durduğunda kalçası durmuyordu; ritmi kaçırmamak için sürekli hareket etmek zorundaydı. Ellerini başta kullanmadı. Kolları serbestti ama bilinçli olarak aşağıda tuttu; dansın merkezinin bedeni olduğunu gösterir gibiydi. Müziğin vokali girdiği anda başını çevirdi. İşte o an saçları savruldu. Keskin bir baş dönüşüydü bu. Boynundan gelen bir hareketle, hızlı ama kontrollü. Koyu saçları omuz hizasında havalanıp yanaklarına çarptı, sonra sırtına döküldü. O savruluşta rastgelelik yoktu; çalışılmıştı ama mekanik değildi. Saçları bile ritmi biliyordu. Üçüncü ölçüde dizlerini kırdı. Aşağı indi ama çökmek gibi değildi; yayılan bir hareketti bu. Dizlerden aşağı süzülürken sırtı dimdikti. Ellerini beline götürdü, parmakları kemiklerine bastı. Kalçasını ritmin iki vuruşunda bir çizgi gibi sağdan sola aldı. Sert değildi, yumuşak da sayılmazdı. Sahiplenici bir hareketti. Olduğu yeri sahipleniyordu, bu takımı, ve kendini. Müzik hızlandı ama Yakut buna ayak uydurmadı. Bilerek gecikti. Bir vuruş geriden geldi. Bu gecikme dansı daha izlenesi kılıyordu. Öğrencilerin gözü onun üzerindeydi, çünkü beklenen anda değil, bir an sonra hareket ediyordu. O boşlukta, ritmi kaçırmasını bekleyenler de vardı, bir an sonrasını hayranlıkla izleyenler de. Müzik, en yüksek noktasındaydı. Sağ ayağını sertçe yere vurdu, bedenini ekseninde döndürdü. Dönüş sırasında saçları bu kez tamamen savruldu; sırtından öne, yüzünü perde gibi kapattı. Dönerken kolunu yukarı kaldırdı, dirseği kırık, bileği gevşekti. Dönüş bittiğinde kolu havada dondu. Saçlar yüzünden çekilirken gözleri ortaya çıktı. Bakışı doğrudan karşıdaydı. Kime baktığı belli değildi ama biri hedef alınmıştı. Bir dizinin üzerine indi, diğer ayağı önde. Gövdesini arkaya yatırdı, karın kasları gerildi. Elleriyle yerden destek almadı; tüm ağırlığını bacakları taşıdı. Göğsü yukarı kalkıktı, boğazı açıkta. Savunmasız gibi görünen ama en güçlü pozisyonlardan biri. Ona çok uzun gelen ama bir dakikayı aşmayan dans sonunda bittiğinde, Yakut ayağa kalktı ve saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdı. Bahadır Hoca'nın ela gözleri onun üzerindeydi, sanki delip geçecekmiş gibi bakıyordu. Gözlüğü yoktu, sandalyesine yaslanmış ve bacaklarını iki yana rahatça açmıştı. Göğsünde çaprazladığı kolları, olduğundan daha büyük görünüyordu ve Yakut dövmelerini rahatça seçebiliyordu. İrem'e bakmadı bile, zira kızın o memnuniyetsiz suratını görüp de keyfini kaçırmak istemiyordu. ''Teşekkürler, izlediğiniz için.'' nefesini düzenlemeye çalışırken sessizce konuştu ve sıranın sonuna ilerledi. ***************************** Okul çıkışında liste çoktan asılmıştı. Göktuğ koşarak, duvara asılı kağıdın etrafını sarmış öğrencilerin arasına daldı. Emir, bir kolunu Yakut'un etrafına sarmıştı. Antrenmandan yeni çıkmış olduğundan inanılmaz terliydi ve kız kokusuna dayanabilmek için elinden geleni yapıyordu. Zaten alışmış sayılırdı. Göktuğ'nun durumu daha da felaket olmalıydı ki, öğrenciler suratlarını buruşturarak ona yer açtılar. Melis, Leyla'nın elinden tutarak kızı öne doğru çekiştirdi. Geride Semih, Yakut ve Emir kalmıştı. Yakut, seçildiğine emindi başta ama Göktuğ'un çatılmış kaşlarından bir şeylerin yolunda olmadığını anlamıştı. Emir'in kolunun altından çıkıp, Göktuğ'un yanına yürüdü. ''Üzülme kızım ya, illa ki biri sakatlanır, hasta olur falan.'' AMİGO TAKIMI SEÇMELERİ – ASİL VE YEDEK LİSTE Kızlar/Asil: İrem Ceren Leyla Serra Melis Erkekler/Asil: Rasim Kerem Yedek Liste: Deniz, Mervan, Kübra, Yakut, Neslihan Yakut, bir an gözlerine inanamadı. Kaşları çatıldı ve listeyi tekrar tekrar kontrol etti. Göktuğ'un söylediği şey o anda anlam kazandı. ''Yedek demek seçilmedin demek değil.'' Emir'in yatıştırıcı sesini duydu ama bir süre cevap veremedi. Bahadır Hoca, bunu bilerek mi yapıyordu? "Yedek demek," dedi, "istenmeyen ama tamamen de atılamayan demek." Melis listeden birkaç adım ötede duruyordu. Asil yazısının altındaki kendi adını görmüş, ama sevinememişti. Yakut'la göz göze geldiklerinde yüzünde suçluluk vardı. "Ben konuşurum hocayla," dedi. "Bu—" "Hayır," dedi Yakut. Bu kez sesi biraz daha sertti. "Kimse konuşmayacak. Ve tebrik ederim." Yeşil gözleri yumuşarken, Melis'e içtenlikle sarıldı. Kızın niyetinin kötü olmadığını adı gibi biliyordu ama bu gıcık herifle laf dalaşına girmelerini asla istemiyordu. Koridorun öbür ucunda İrem belirdi. Elinde dosya, yüzünde o tanıdık kendinden emin ifade. Kalabalığı yararak geldi, listeye bir bakış attı, sonra güven veren bir ifadeyle Yakut'a döndü. Elbette sahteydi. "Seni yedeklere yazdığıma dua et. Bahadır Hoca'ya kalsa elenecektin.'' Yakut kafasını inanmazca sallayarak güldü. ''İyi oldu değil mi?'' diye sordu sakince. ''Benimle yarışmak zorunda kalmayacaksın.'' İrem, suratında iğrenir gibi bir ifadeyle kızın gülümseyen yüzüne baktı. Boyu daha uzun olduğu için başını eğmek zorundaydı. Yakut'un sözlerini o kadar iyi anlamıştı ki. Etrafındakiler neden böyle bir şey dediğini anlamazdı, zira aynı takımda olan insanlar birbiriyle yarışmazdı. Ama İrem biliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD