BÖLÜM (Çirkin)
Nefret; bir kimseye veya bir şeye duyulan olumsuz duygudur. Biz insanlar nefret etmeden duramayız. İlla ki birilerine ya da bir şeylere karşı nefret besleriz.
Hiç düşündünüz mü bir insan neden nefret eder? Neden sadece nefretle beslenir?
Çünkü insanlar, kıskançtır. Çünkü insanlar, savunmasızı ezmekten haz duyar. Kendilerini güçlü ve kibirli görürler. Öyledir ki 'iyi' diye tabir ettiğimiz insanlar bile içinde nefreti barındırır. Tıpkı dudakları arasından dökülen "Seni öldürürüm şerefsiz!" diye bağıran Denya gibi.
Karşısında, kendinden uzun ve yapılı bedene tehdit dolu küfürler savururken, kampüsün ortasında olduklarını unutuyordu. Yanlarından; bu manzaraya alışan gençler geçerken, bir çoğu hala aynı meraklı gözlerle onları izliyordu.
Ordu üniversitesi hukuk fakültesini kazanıp üniversiteye geldiği sene, kampüste çarpışma sonucu başlayan küçük bir tartışma, yaklaşık üç senedir sürüyordu. Üstelik bu bir kız değil, Erkekti! Senelerdir dinmeyen tartışma gün geçtikçe büyüyor, daha fazla alev almaya başlıyordu.
"Kolum kadar boyun var, adam öldürmeye kalkıyorsun. Hayatında hiç sinek öldürdün mü çirkin?"
Alaylı ses ve ardından oluşan kahkahayla tek gözü seğerdi. Bu zamana kadar kimseden nefret etmezken karşısında duran Bozayı'ya beslediği nefret çağ atlamıştı.
"Laf ebeliği tam sana göre tipini siktiğimin Bozayısı." diye homurdanarak kollarını tutan Elif'ten kurtuldu. Karşısında duran adamın dibine kadar girerek, başını geriye atıp, gözlerine baktı.
Gözlerindeki nefreti açık bir şekilde sunarken "Senin boyun kadar şerefim varken, benim boyum kadar adamlığın yok." bir adım geri attı ve ardından "Onu ne yapacağız?" diyerek göz kırptı. Yüzüne taktığı alaylı gülümseme büyürken etraftan yükselen 'Ooo' nidalarına göz devirdi. Karşısındaki adama laf sokmak hoşuna gidiyor ve bir nebze sinirini alıyor olsada, herkesin film izler gibi izleyip gereksiz laf söylemeleri; etrafında boş insanların olduğunun kanıtıydı.
"Bana bak çirkin. Seni ayağımın al-" sözlerini arkadan duyulan "Altay!" kelimesiyle bölünmüş ve gözler arkada kalan bedene çevrilmişti.
Efkan.
Altay'ın en yakın arkadaşı olmasına rağmen onun gibi gıcık ve sinir bozucu bir yanı yoktu. Aksine her Denya ve Altay kavgaya tutuştuğu an yanlarında biter ve kavgayı durdururdu.
Denya alayla gülümseye devam ederken "Eh seninde göt bitin geldiğine göre bu burada biter." derken, Efkan'ı gözleriyle işaret ederek geri bir kaç adım daha atıp "Bir daha ki sefere beni alt etmenin umuduyla bozayı!" deyip orta parmak çıkardı. Karşısındaki adam dumura uğrarken, göz kırpıp hızla oradan uzaklaştı.
Arkasında duyduğu adım seslerine aldırmadan yürümeye devam ediyordu. Çünkü arkasından gelenin Elif olduğunu iyi biliyordu. Kampüsten çıkarken fazlasıyla yorgundu. Eve gidip uyumanın hayallerini kurarken Bozayısı'nın ona sataşmasıyla bu planı biraz ertelenmiş olmuştu.
Sinirle derin bir nefes alarak başını iki yana salladı. Okulun ilk senesi nereden çarpmıştı şerefsize! Kendi kendine isyan ederken yanında yürüyen arkadaşını aldırmadı bile.
Elif ise Denya'nın sinirli olduğunu bildiği için susuyordu. Aksi halde tüm sinirini ona kusacağına emindi. Yol boyu sessizlik devam ederken cebinden art arda gelen mesaj sesiyle bir küfür daha savurdu Denya. Telefonu eline alıp mesajlara baktı.
"Nasılsın?"
"Ne yapıyorsun?"
"Neden cevap vermiyorsun?"
"Seni gördüm."
Üst üste gelen mesajlara göz devirerek yanında yürüyen arkadaşı Elif'e baktı. Aynı üniversitede olup, çocukluk arkadaşı olan tek kişiydi. Ailelerini geride bırakıp başka bir şehirde üniversite okumak ve aynı evde yaşamaları birbirlerini daha çok kenetlenmesini sağlamıştı. Ona olan kardeş sevgisi ve her anında yanında oluşuna her saniye minnet duyar olmuştu. Ama nedendir bilinmez, kendisi buz gibi soğuk bir yapıya sahipken sevgisini hissettiremediğini düşünüyordu Elif'in aksine.
"Kimden?" diye bir soru yöneltti Elif. Mesaj sesini duymuş ve aralarındaki anlamsız sessizliği bozmak adına sorduğu soruya; omuzlarını silkerek cevap almıştı.
"Bilmiyorum."
"Ne yazmış?" diye bir soru daha yöneltti, önüne düşen bir kaç kumral saç tutamını kulağının arkasına sıkıştırırken.
"Gereksiz şeyler, boş ver." dedi ve derin bir nefes alarak ellerini cebine geri soktu. Umrunda değildi kimse. Gizli numara her kimse bir kaç gün daha yazar ve peşini bırakır diye düşünüyordu. Gerçi bırakmasa da umurumda değildi.
"Kim acaba?" diye soluyan arkadaşının meraklı sesiyle gözlerini devirdi. Açıklama yapmak, çok fazla konuşmak ona göre değildi ama Elif'in meraklı bir yapıya sahip olduğunu ve asla kendini tatmin edecek cevap almadığı sürece; susmayıp konuşmaya devam edecekti. Bunu göze alamazdı.
"Bilmiyorum ama her kimse aylardır beni takip ettiğini söylüyor."
Umursamaz sesi, kendi kulaklarına ulaşınca olduğu yerde durdu. Eğer takip ediliyorsa şuan buralarda bir yerlerde olmalıydı. Gözleri etrafta dolandı bir süre. Yol kenarında yürüyen insanlar, parkta oynayan çocuklar, bisiklet süren gençler... Her şey normaldi. Ve kimse dikkat çekmiyordu.
"Ne yapıyorsun?"
"Eğer aylardır beni takip ediyorsa, şuan burada olmalı değil mi?"
Gözlerini kısıp bir süre daha dikkatle inceledi çevredeki insanları. Ama sonuç yine hüsrandı.
"Saçmalıyorsun Denya. Burada olsa bile kendisini onca ay gizli tutan biri şu an sana mı belli edecek? Belli ki saklanma konusunda profesyonel biri."
Haklıydı. Aylardır peşinde olmasına rağmen karşısına hiç çıkmamıştı ve hiç onu merak etmemişti. Yine umurunda değildi. Sadece Denya'yı görüyor olması ve bunu her saat başı söylüyor olması, sinirlerini bozmaya başlamıştı.
"Siktir et." dedi ve ardından adımlarına devam etti. Üniversitenin üçüncü senesindeydi ve son sınav haftası yaklaşıyordu. Çalışması gereken sınavları varken aklını boş işler müdürü yapamazdı.
Eve bir kaç metre kala telefonuna gelen yeni bir mesaj bildirim sesiyle sıkıntılı nefes alıp verdi. Hiç bitmeyecekti bu durum. Dudakları arasından küfür savururken ikinci kez telefonu çıkarıp, ekrana baktı.
Kaan.
Yüzünü buruşturup mesajı açtı.
'Ben eve geldim hayatım. Sen eve ulaştın mı?'
Gözlerini devirip derin bir nefes aldı. Yaklaşık iki ay önce Elif'in zoruyla kendisine aşık olan Kaan'la sevgili olmuştu. 'Severim' umuduyla başladığı ilişki yakın bir zamanda 'Sikerim' ile bitecek gibiydi.
'Bende şimdi eve giriyorum.' diyerek evin bahçesine giriş yaptılar. Ardından telefonu cebine atarak evin kapısını açan Elif'i geçerek içeri girdi. Evleri iki katlıydı. Üst katta yatak odaları alt katta mutfak ve salon vardı.
Öğrenci evi bu kadar lüks olur mu diye sormayın. Olur. Çünkü aileleri zengindi. Denya'ın babası ünlü iş adamlarından Tugay CENDAR, annesi İstanbul'un en büyük hastanesinde Beyin Cerrahisi Çiğdem CENDAR'dı ve evin tek kızıydı. Normalde evin tek çocuğu şımarık, ukala, kendinden başka kimseyi beğenmeyen biri olur değil mi? Ama o değildi. Şımarık tabirinin aksine sert ve huysuz kızın tekiydi. Kendisini asla beğenmez ama insanları gözünde fazla büyütmezdi.
"Ben odamdayım." diyerek hızla merdivenleri çıktı.
Grinin hakim olduğu odasına şöyle bir göz atıp çantasını kapının karşında, gri renginde olan çalışma masasına bırakarak hemen yanında bulunan yatağına attı kendini. Fazla bir şey yapmamış olsa da yorgundu. Altay ile tartışmak fazlasıyla yoruyordu onu.
Okulun korkulu rüyası olan Bozayı'sı, sözünü bir Denya'ya geçiremiyordu. O yüzdendi karın ağrısı. O yüzdendi her gördüğü yerde laf atışı.
Tekrar bildirim sesiyle, en yakında telefonu kıracağının sinyallerini hissederken telefonu cebinden çıkarıp ekrana baktı.
'Ne yapıyorsun aşkım?'
'Yorgunum, üzerimi değiştirip direk yatacağım, sen?' Yazarak yataktan kalkıp giysi dolabının kapağını açtı. İçinden siyah gri pijama takımını alarak banyoya girdi. Rutin işlerini halledip üzerini değiştirerek banyodan çıktı.
Yatağına kavuşmanın heyecanıyla uzanıp telefonu eline aldı. Kaan'dan gelen mesajı açıp baktı.
'Birazdan arkadaşlarla buluşacağız. Beni merak etme eve erken giderim. Sana iyi uykular hayatım. Seni seviyorum.' gözlerini devirip telefonu çalışma masasının üzerine bıraktı. Kaan'ın arkadaş çevresini sevmiyordu. Hepsi madde bağımlısı piçin tekiydi. Bu konu da saygısı sonsuz onlara. Sonuçta kendi hayatları ama Kaan'ı da maddeye teşvik ediyorlardı. Bir kaç kere şahit olmuştu. Her ne kadar sevmiyor olsa da sevgilisi olarak bilinen birinin, böyle bir alışkanlığı olsun istemiyordu.
Telefonuna gelen yeni bir mesaj sesiyle sesli bir 'Siktir git pezevenk" küfürü sunmuştu odasına. Sinirle uzandığı yataktan kalkıp Kaan'a tekrar küfür edecekken, eline aldığı telefonun ekranında yazan mesaja kaşlarını çatarak baktı.
'Seni görebiliyorum.'
Gizli numaradan gelen mesaja uzun uzun bakarken uzuvlarının üşüdüğünü hissetti ama umursamadan omuz silkip yatağına geri uzandı. Her saat, her saniye niye aynı mesajı atıp duruyordu? Kimdi bu kişi?.
Seni görebiliyorum demişti.
Onu görebiliyordu.
Görebiliyor... Ve görüyor.
Odanın hafif soğuk olmasını umursamadan üzerindeki baharlık yorganı kenara attı. Düşünmekten sıcaklık basmıştı. Vücudu görünmez terlerini döküyordu ama üzerinde yorganı kenara atmaktan başka bir şey gelmiyordu elinden.
Derin bir nefes alarak sakin olmak istedi. Oysa neyin sakinliğini yaşayacaktı?
Sakin olup uyumak istedi ama ikinci bir mesaj sesiyle bu imkansız haline gelmişti. İlk başta umursamadı ama damarlarında gezen kana bulaşan merak duygusu yakasını bırakmamıştı. Yataktan kalkıp telefonu sinirle eline alıp mesajı açtı. Siniri kendisine ve Elif'eydi. Elif'ten bulaşmış olmalıydı bu merak duygusu. Yoksa asla hiç bir kuvvet onu yatağından kaldıramazdı.
'Hava soğuk üzerini ört.'
Telefonun elinden kayıp yatağı bulması ardından oluşan sesle titreme yayılmıştı vücuduna. Korkudan değil, sinirden titriyordu bedeni. Gerçekten onu izliyordu. Onu izliyordu ve o bunu hissetmiyordu. Yatağın kenarında bulunan pencereden gelen rüzgarla titremesi artarken yerinden hızla kalkıp pencerenin yanına gitti. Perdenin açık kalan yerinden dışarı bakıyordu. O Denya'nın üzerini örtmediğini bilecek kadar yakınındaydı ve şuan onu görüyordu. Ama Denya onu neden göremiyordu? Neden saklanıyordu ondan?
Gözleri pencerenin bulunduğu sokağı tararken hiç bir anormallik olmadığını fark etti. Gerçekten profesyonel birisi olmalıydı. Ama kimdi? Denya'dan ne istiyordu? Pencereyi kapatıp içeri girecekken karşı dairenin çatı katında kıpırdanma oldu. Çok kısa sürmüştü ama gördüğüne yemin edebilirim.
Kaşlarını usulca çatarak pencereyi hızla açtı. Belden yukarısını, elleriyle kenarlıklardan destek alarak dışarı çıkardı. Gözleri avını dikkatle izleyen avcı gibi çatı katını izliyordu. Orada biri vardı. Bunu görebiliyordu. Ama arkası dönüktü. Yüzünü göremiyordu. Zaten kafasında kar maskesi vardı.
"Hey sen!" Diye seslendi ama onu duymuyordu sanki.
"Hey sana diyorum çatı katında ki!" Bir kez daha seslendi ama yine cevap vermemişti. Bu kesinlikle o olmalıydı. Başka biri olsa kesin cevap verirdi. Tabi sağır değilse.
"Polisi arıyorum sen bilirsin!" Diyerek bir kez daha bağırdı. Yine kıpırdanma yoktu. Bedenine yayılan sinirle geri çekilerek telefonu yataktan alıp tekrar pencereye çıktı.
"Sen şimdi görürsün seni pislik herif!!" Son kez bağırarak telefonu eline alıp 155 numarasını tuşlayarak aradı. Telefonu kulağına götürürken gözleri hala çatı katındaydı. Şimdi bir elinde telefon kulağına dayalı, diğer eli belinde, sinirden sağ ayağını yere vurarak ritim tutturmuştu. Normalde asla umursamaz siktir et diyerek yatağına geri dönerdi. Ama normal bir zamanda değiliz!
Sinirleri bozulmuş, öfkesi artmış, nefreti kan kusacak bir Denya dönemindeyken hiç bir şey normal olamazdı.
"Polis ihbar hattı buyurun."
"Alo bura-" Derken sözleri yarıda kesilmişti. Çünkü çatı katındaki adam önüne dönmüş gözlerinin içine bakıyordu. Buradan gözlerinin koyu kahvesi belli oluyordu. Ve bu durum ister istemez onun gerilmesine neden olmuştu. Çünkü daha önce hiç bu şekilde yoğun öfke ve arzuyu aynı anda besleyen gözlere şahit olmamıştı.
Çatı katındaki adam işaret parmağını dudaklarına götürüp sus işareti yaparken elindeki telefonun düşüp yerde parçalanması ve oda kapısının açılması bir olmuştu.