Kaderin Ağır Adımları

1205 Words
Köyde günler ağır ağır ilerliyordu ama benim için her gün yeni bir zincir demekti. Kaya Ağa’nın meydanda söylediği o söz hâlâ kulaklarımdaydı: “Artık benimsin.” O günden sonra köyde hiçbir şey eskisi gibi değildi. Çeşme başında su dolduran kadınlar, kapı önlerinde oturan yaşlılar, tarlaya giden gençler… Hepsinin bakışları üzerimdeydi. Ben nereye gitsem fısıldaşmalar peşimden geliyordu. “Düğün yakında olacakmış.” “Konak hazırlığa başlamış bile.” “Zehra, Ağa’nın gelini olacak.” Bu sözler bana ok gibi saplanıyordu. Herkes benim kaderimi kabul etmişti ama ben etmiyordum. İçimde yanan bir ateş vardı, sönmüyordu. ⸻ Bir sabah annem beni uyandırdı. Yüzünde hem sevinç hem keder vardı. Elinde işlemeli bir bohça taşıyordu. “Kızım,” dedi yumuşak bir sesle, “Konağa göndermeden önce çeyiz hazırlıklarını başlatmamız gerek. Köyde herkes yardım edecek. Komşu kadınlar bu akşam buraya gelecek.” Sözleri mideme bir yumruk gibi oturdu. O an bütün kanım çekildi. “Anne,” dedim hiddetle, “Ben istemiyorum! Neden beni anlamıyorsun? Bu benim hayatım değil mi?” Annem gözlerini yere indirdi. Ellerindeki bohçayı sıkıca kavradı. “Anlamıyor değilim, kızım. Ama bu köyde kaderden kaçılmaz. Sen ne kadar direnirsen diren, Ağa seni bırakmaz.” Ben öfkeyle odama koştum. Kapıyı sertçe kapattım. İçimdeki isyan artık susmuyordu. Pencereye yaslanıp dışarıya baktım. Çocuklar koşturuyor, kadınlar tarladan dönüyordu. Hepsi normal hayatına devam ediyordu. Oysa benim hayatım paramparçaydı. Defterimi açtım. Kalemimi kâğıda bastırarak yazdım: “Onlar çeyiz hazırlıyor, ben zincir hissediyorum. Onlar düğün diyor, ben mezar görüyorum. Neden kimse beni duymuyor?” ⸻ Akşam olunca evimiz kalabalıklaştı. Komşu kadınlar geldi, ellerinde bohçalar, işlemeler, örtüler… Ev şenlik havasına bürünmüştü. Ama ben bir köşede sessizce oturuyordum. Onların kahkahaları bana diken gibi batıyordu. Bir ara kadınlardan biri yanıma yaklaştı. Yaşlı, kır saçlı biriydi. Bana merhametle baktı. “Zehra, kızım… Ağanın gelini olmak kolay değil. Ama korkma. O adam sözüne sadıktır, seni incitmez.” Ona öfkeyle döndüm. “Ben incinmek istemiyorum. Ben yaşamak istiyorum! Kendi yolumu çizmek istiyorum!” Kadın şaşırdı, susup geri çekildi. Diğerleri de fısıldaşarak bana baktı. Ama umurumda değildi. O an ilk kez sesim bu kadar yüksek çıkmıştı. ⸻ O gece köy meydanında bir hareketlilik oldu. Pencereden baktığımda yine o siyah arabayı gördüm. Araba ağır ağır durdu, kapısı açıldı. Ve elbette, Kaya Ağa indi. Bu kez daha farklıydı. Üzerinde sade bir beyaz gömlek, koyu pantolon vardı. Kollarını dirseğe kadar sıvamış, gömleğinin yakasını hafifçe açmıştı. Modern şehirli bir adam gibi görünüyordu ama köyün gözünde hâlâ bir ağaydı. Adımları yine meydanın ortasında yankılandı. İnsanlar kenara çekildi. Çocuklar sessizleşti. Ve her zamanki gibi gözleri beni buldu. Bu kez kaçmadım. Pencerenin ardında dik durdum. O bana baktı, ben ona. Sonra sesi meydanı doldurdu: “Zehra, buraya gel.” Kalbim hızla çarptı. Babam panikle yanıma geldi. “Kızım, duyduğunu yap. Ağa çağırıyorsa, gitmelisin.” Ben dişlerimi sıktım. İçimdeki isyan kabardı. “Hayır,” dedim. “Onun önünde boyun eğmeyeceğim.” Ama babamın gözleri korkuyla doluydu. Ellerimden tuttu, beni kapıya götürdü. Köyün tüm gözleri önünde dışarı çıktım. Ayaklarım titriyordu ama başım dimdikti. Kaya Ağa gözlerimin içine baktı. Gözlerinde hem sertlik hem de bir parıltı vardı. “Ne bu inat, Zehra?” dedi. “Köyde herkes kabullenmiş. Sen neden kabullenmiyorsun?” O an içimdeki zincirleri kırdım. “Çünkü bu benim hayatım! Senin sözüne boyun eğmek zorunda değilim!” Meydan sessizliğe gömüldü. Köylüler nefesini tuttu. Kaya Ağa sustu. Gözleri beni inceledi. Sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Demek hâlâ direniyorsun,” dedi. “İyi. Senin inadını seviyorum. Ama unutma Zehra… Kader ağır adımlarla gelir. Ne kadar kaçarsan kaç, sonunda sana ulaşır.” Sözleri kulaklarımda yankılandı. Kalbim karmakarışıktı. Ben meydanda titreyen adımlarla duruyordum. O ise dimdik, kendinden emin… Aramızda görünmez bir bağ vardı. Bir bağ ki, hem beni korkutuyor, hem de içimde adını koyamadığım bir kıvılcım yakıyordu. ⸻ O gece yatağa uzandığımda gözlerimi kapattım. Onun sözleri kulaklarımda dönüp duruyordu: Kader ağır adımlarla gelir. İçimden fısıldadım: “Ben kaderime boyun eğmeyeceğim, Kaya Ağa. Ne kadar ağır gelirse gelsin, ben duracağım.” Ama kalbim başka bir şey söylüyordu. Kalbim, onun bakışlarını hatırlıyordu. Ve ben, ilk kez, içimdeki korkunun yanında başka bir his daha taşıdığımı fark ettim: Merak. Meydan gecenin sessizliğine gömülürken odamın penceresinden dışarı bakıyordum. Aya ışığını köyün taş yollarına bırakmıştı. Biraz ileride hâlâ arabası duran Kaya Ağa’yı gördüm. Arabasına binmemiş, köyün ortasında sigarasını yakmıştı. Dumanı göğe yükselirken, gözlerinin hâlâ benim pencereye dönük olduğunu hissettim. İçim ürperdi. Onun bakışlarından kaçmak istedim ama gözlerim istemsizce ona kilitlendi. Neden böyleydi bu? Neden ben her şeye rağmen gözlerimi ondan alamıyordum? O an kendi kendime söz verdim: “Kaçacağım. Bu köyden, bu kaderden… Ne pahasına olursa olsun kaçacağım.” ⸻ Ertesi sabah çeyiz hazırlıkları devam ediyordu. Kadınlar evimizin önünde halılar seriyor, işlemeli örtüler sergiliyordu. Her şey düğün için birer adım gibiydi. Oysa ben her adımı zincir gibi hissediyordum. Gizlice hazırlıklara başlamıştım. Küçük bir bohçaya birkaç elbise, biraz para, babamın bana gizlice verdiği eski bir bileziği koydum. Babam korkuyordu, ama bana belli etmeden yardım ediyordu. “Yol tehlikeli, kızım,” demişti. “Ama kararın buysa, ben sana engel olmayacağım. Yeter ki dikkatli ol.” Onun bu sözleri içimde bir umut ateşi yaktı. Belki de kurtuluşum mümkündü. ⸻ Ama öğle vakti kapımız sert bir şekilde çalındı. Annem irkildi, ben de öyle. Kapıyı açtığımızda karşımızda Kaya Ağa’yı bulduk. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Bu kez köy meydanındaki rahat hali gitmiş, yerini ciddiyet almıştı. Yanında iki adamı vardı ama onları dışarıda bırakıp içeri girdi. Evimizin küçük odası onun varlığıyla doldu. Her şey küçüldü, sadece o büyüdü. Gözlerini bana dikti. “Zehra,” dedi, tok bir sesle. “Sen hâlâ direniyorsun. Dün geceki sözlerini unutmadım.” Ona meydan okurcasına baktım. “Unutma. Daha da çok söyleyeceğim. Ben senin malın değilim, Kaya Ağa.” O an odada derin bir sessizlik oldu. Annem korkuyla yüzünü kapadı, babam başını eğdi. Ama Ağa sadece bana baktı. Dudaklarının kenarında yine o belli belirsiz kıvrım vardı. Yaklaştı. O kadar yaklaştı ki, nefesini hissettim. Kokusu burnuma doldu; ağır, erkeksi bir koku. Kalbim hızlandı, nefesim daraldı. “Elbette malım değilsin,” dedi kısık bir sesle. “Ama kaderimsin.” Sözleri kalbime mıh gibi çakıldı. Onun gözlerinde o an farklı bir şey gördüm. Sadece sertlik değil, başka bir şey… Sanki benim inadımı besleyen bir merak, bir çekim vardı. Ben geriye çekilmek istedim, ama ayaklarım sanki yere çivilenmişti. O an nefretimle birlikte garip bir ürperti de hissettim. “Benim kaderim değilim,” diye fısıldadım. Ama sesim titremişti. O bunu fark etti. Gözlerinde kısa bir zafer ışıltısı belirdi. Sonra bir adım geri çekildi. Ellerini cebine koydu. “Hazırlıklar hızlanıyor. Düğün yaklaşıyor. İstersen diren, istersen kabul et… Ama sonunda bu köyde kaderden kaçamazsın, Zehra.” Ve evden çıkıp gitti. ⸻ Ben odama koşup kapıyı kapattım. Yere oturup ellerimi başıma götürdüm. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Kaçmalıydım. Çok yakında, çok hızlı. Ama içimde bir ses fısıldıyordu: “Ya haklıysa? Ya kader gerçekten ağır adımlarla seni ona götürüyorsa?” Kendi kendime kızdım. “Hayır!” dedim. “Onun oyununa gelmeyeceğim. Benim yolum farklı olacak.” Ama kalbim hâlâ onun gözlerindeki kıvılcımı hatırlıyordu. ⸻ O gece uykum kaçtı. Pencereden dışarı baktım. Köy yine sessizdi. Ama uzaklarda, konağın ışıkları parlıyordu. O ışıklar bana bir yandan zincir gibi görünüyordu, bir yandan da bilinmez bir çekim gibi… Ben hem korkuyor, hem öfkeleniyor, hem de merak ediyordum. Ve o an içimde bir his kabardı: Bu hikâye benim elimden alınmış olabilir, ama ben kendi sayfamı yazacağım. Ama sayfamın başında kimin adı olacaktı? İşte onu bilmiyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD