bc

KARANLIKLA DANS:[KRALIN KANI] ⚔️

book_age18+
601
FOLLOW
6.9K
READ
dark
family
fated
mafia
drama
tragedy
bxg
serious
kicking
scary
city
highschool
another world
war
surrender
villain
like
intro-logo
Blurb

Beni yetimhaneye bıraktıklarında adımı bile bilmiyordum. Sadece bir kelime söylediler: Savaş. O günden sonra hep adımın hakkını verdim.

Önce polis oldum, sonra yeraltına düştüm. Adaletin kanunlarda değil, güçte saklı olduğunu öğrendim. İstanbul’un yeraltı benim adımı korkuyla anarken, üç büyük mafya beni yok etmek için birleşti. Ama onları bekleyen şey ölümden başka bir şey değildi. Hepsini temizledim, ama biri giderken beni ağır yaraladı.

O anda, beni sırtında taşıyan tek kişi vardı: Pusat. Akademiden beri kardeşim gibi olan, tüm karanlıklarımı bilen adam. Hayatta kalmam için bir doktora ihtiyacım vardı. İşte yollarımız o zaman kesişti. Doktor Karya.

Karya başta nefret etti. Ama beni hayatta tutmak zorundaydı. Zamanla bu nefret yerini başka bir şeye bıraktı—daha tehlikeli, daha yakıcı bir şeye.

Ama benim hikâyem sadece bir aşk ya da intikam hikâyesi değil. Yetim olduğumu sanıyordum. Meğer geçmişim, yeraltının en karanlık köşelerinde saklanıyormuş.

Gerçek babam kimdi? Beni neden terk etti?

Bu savaş, benim doğduğum gün başlamıştı. Ve artık tek bir gerçek var:

Ya kazanacağım… ya da her şey benimle birlikte yok olacak…

chap-preview
Free preview
“ Kral Çıplak”
“Savaş Alaz'ın Hikayesi” Küçük yaşta, yetimhanenin soğuk duvarları arasında büyüyordum. Her gece, karanlık odada tek başıma yatarken, hayatın bana sunduğu yalnızlığı ve kimsesizliği hissederdim. Tek tesellim, bir gün bir ailenin beni evlat edinme umuduydu. Bir gün, hayatımın dönüm noktası olan iki insanla tanıştım: Hasan ve Hülya. Annem ve babam. Onlar, beni evlat edindiklerinde, sevgi dolu bir aileye sahip oldum. Babam emekli bir polis memuruydu ve adaletin peşinde koşmanın önemini bana öğretti. Annem ise bana şefkati ve merhameti gösterdi. Onların sevgisi ve desteği, hayatımın her anında bana rehberlik etti. Lise yıllarımı başarıyla tamamladıktan sonra, polis akademisine girmeye karar verdim. Babamın izinden gitmek, suçla mücadele etmek ve insanların güvenliğini sağlamak istiyordum. Polis akademisindeki başarılarım, beni gizli polis birimine yönlendirdi. Artık, tehlikeli ve zorlu görevlerde, suçlularla mücadele eden bir gizli polistim. Ancak, gizli görevlerimin tehlikesi ve karşılaştığım zorluklar, içimdeki karanlığı tetiklemeye başladı. İnsanların acımasızlığını ve suç dünyasının gerçek yüzünü gördükçe, içimde bir şeyler değişiyordu. Yine de, anne ve babama olan bağlılığım, beni hayatta tutan tek şeydi. Bir gece, şehirdeki en tehlikeli suç lordlarından birinin peşine düştüm. Adını herkesin korkuyla andığı bu adam, şehirdeki tüm suçların arkasındaki beyinlerden biriydi. Onu yakalamak, adaletin sağlanması ve insanların güvenliği için hayatiydi. Ancak, bu görev, hayatımın dönüm noktası oldu. Peşine düştüğüm suç lideriyle karşılaştığım anda, hayatımın en büyük ihanetiyle yüzleştim. En güvendiğim arkadaşım, bana ihanet ederek suç liderinin kaçmasına neden oldu. Bu ihanet, içimde derin bir yaraya dönüştü. Daha da kötüsü, kaçan suç lideri, intikamını almak için ailemi hedef aldı. O korkunç gece, anne ve babamı acımasızca öldürdüler. Bu kayıp, içimdeki karanlığı tamamen serbest bıraktı. Artık, içimdeki adalet duygusu yerini intikama ve acımasızlığa bırakmıştı. Adaleti polisken sağlayamayacağımı anladım. Yasal yollarla, bu adamların adalet önünde hesap vermesini sağlayamıyordum. Kendi yöntemlerimle, adaleti sağlamaya karar verdim. Suç dünyasına adım attım ve kısa sürede İstanbul'un en korkulan mafya liderlerinden biri oldum. Güç kazandıkça, içimdeki çatışmalar da derinleşti. Bir zamanlar adaletin peşinde koşan bir polistim; şimdi ise acımasız bir mafya lideriydim. İyi ile kötü arasındaki çizgi, zamanla bulanıklaştı. İçimdeki savaşı her gün yaşıyordum. Kendi içimdeki karanlıkla dans ediyordum. … İstanbul’da başladığım yolculuk, bir amacım, bir hedefim olduğu içindi: güç. Başlangıçta sadece hayatta kalmaya çalışıyordum. Ama sonra anladım ki, bu şehirde hayatta kalmak için sadece güçlü olmak yetmez. Korku, saygı, hırs ve ihanet… Bunlar, İstanbul’un karanlık dünyasında geçerli olan kurallardı. Ben de bu kuralların dilini öğrendim. Bir zamanlar polis akademisinde eğitim alırken adaletin peşinden koşan o çocuk vardı. Ama o çocuk çoktan kaybolmuştu. Onun yerini, suça batmış, her adımını hesaplayarak yürüyen bir adam aldı. Gücün nasıl alınacağını, nasıl kullanılacağını öğrendim. Kimseyi affetmedim, kimseye güvenmedim. Hızla suç dünyasında kendime bir yol açtım. Adım duyuldukça, karanlıkta beni tanıyanların sayısı arttı. Ama bu yolculuğun başında, tek bir şey vardı kafamda: Yalnızım, ama güç bende. İlk başta sadece küçük işlerle başladım. Birkaç uyuşturucu meselesi, birkaç kumarhane baskını… Ama o kadar hızlı yükseldim ki, hiçbir şey artık bana engel olamazdı. Her adımım, beni bir adım daha yukarı taşıdı. O eski dostum, bana ihanet eden adam vardı ya… İşte o benim büyümemi hızlandırdı. İhanetini öyle bir şekilde ödettim ki, o an ne kadar acımasız olduğumu fark ettim. Onun ölümü, bana sadece içimdeki öfkeyi değil, İstanbul’un gerçek efendisi olma yolundaki karanlık gücü de kazandırdı. O an, suç lordunu alt etmek için her şeyi göze alabileceğimi anladım. Bu şehri ben yönetecektim. Sadece mücadele değil, strateji de gerekiyordu. Savaşımı sadece sokaklarda yapmadım, zihinlerde de yaptım. Birini düşmanım yaparsam, ona karşı en acımasız stratejileri kurar, onu yok ederdim. Birini dostum yaparsam, ona o kadar güvenirdim ki, bir zamanlar bana ihanet etmiş olanları bile unuturdum. Her şey benim kontrolümdeydi. İstanbul’un sokakları, benim egomun içinde daralmaya başladı. Artık her köşe başında benim adım anılıyordu. Yavaş yavaş, tüm suç örgütleri birleşmeye başladı. Benim adım, şehirdeki en güçlü isime dönüştü. Ama bu güç, sadece şehri değil, kendimi de yavaşça ele geçiriyordu. O zaman fark ettim, İstanbul’a hükmetmek, içimdeki boşluğu doldurmuyor. Bu boşluğu nasıl dolduracağımı bilmiyorum. Sonunda, suç lordunu öldürdüm. O adama karşı öfkem, yıllarca biriktirdiğim acılarım ve intikam arzum, beni tam olarak istesem de istemesem de İstanbul’un en korkulan adamı yaptı. Onu öldürürken, içimdeki boşluk biraz daha küçüldü gibi hissettim. Ama bu, sadece anlık bir rahatlamaydı. Artık benim emrime giren herkese hükmediyordum. Her şeyin bittiğini sananlar, bir an önce bunun gerçek olmadığını fark etti. İstanbul’un mafya kralıydım ve kimse bana karşı çıkamazdı. Zamanla, bu şehirde yaşamak bana her şeyin bir bedeli olduğunu öğretti. İhanet, kayıplar, güç savaşları… Ama nihayetinde her şeyin bir yolculuk olduğunu anladım. Sonuçta ben, o çocuğu öldürüp yeni bir adam doğurdum. İçimdeki karanlıkla yaşamayı öğrendim. Ve işte bugün, İstanbul’un en güçlü adamı, en korkulması gereken adamı, ben oldum. Kimseye acımadım, kimseyi affetmedim. Zaten affedecek bir insan da kalmadı. Bu şehirde güç, kanla, ihanetle ve soğuk bir kalple kazanılır. Ve ben, hem İstanbul’un mafya kralı hem de kendi içimdeki savaşı kazanmış bir adam olarak, yoluma devam ediyorum. … Beni öldürmek için harekete geçtiklerinde, onlar için her şey bitmişti. Murat, İbrahim ve Cemal, beni tuzağa düşürebileceklerini düşündüler. O kadar basit olacağını sanmışlardı. Bana ulaşmaya çalışacak kadar cesur olduklarını düşünerek, evime adam gönderdiler. Ama benim onlara hazırladığım tuzakları bilmiyorlardı. O kadar dikkatliydim ki, her şey hazırdı. Her köşe, her oda ölüm tuzağıyla doluydu. Adamları evime gönderdiler, ama ne yazık ki hiçbiri sağ çıkamadı. Birer birer düşmeye başladılar, ne kadar hazırlıklı olsalar da çıkamadılar. Onların her adımında, planımın ne kadar kusursuz olduğunu izledim. Bu, onların sonu oldu. Bir patlama, ardı ardına silah sesleri…Hepsi birer birer düşerken, ben hala onları izliyordum.Evde büyük bir yıkım vardı ama ben dimdik ayaktaydım. Adamların her biri öldü, ama savaş bitmemişti. Bu olay, onların sonunu getirdi. Ama ben durmadım. Hemen harekete geçtim. Murat ve Cemal’in mekanlarına doğru yol almaya başladım. Her biri, bu şehri yönetmeye çalışan pisliklerdi. Onları orada bulacağımı biliyordum. Benim uyuduğumu düşünürlerken, aslında onların sonunu hazırlıyordum. İlk olarak Murat’ın mekanına gittim. Kibirli herifin tekiydi. Adamlarının her biri arkasını döndüğünde öldü. Hiçbirinin şansı yoktu. Birer birer yok oldular. O sırada Murat, hala durumu fark etmedi. Adamlarına o kadar çok güveniyordu. Bir saniye bile hayatta kalamayacak kadar gafil, hiç düşünmeden oracıkta aldım canını. Cemal’e gelince, o da aynı şekilde güven içinde olduğunu düşünüyordu. Ama ben onlardan daha hazırlıklıydım. Mekanına gittiğimde, adamları kaçmaya başladılar. Ama nereye kaçarlarsa kaçsınlar, hepsini tek tek avladım. Cemal’i bulduğumda, kaçmak için bir şansı bile yoktu. O kadar korkmuştu ki, ne yapacağını şaşırmıştı. Bir hareket yapmadan önce, ona yaklaşarak, en son darbeyi vurdum ve onun da hayatını sonlandırdım. İbrahim, o üçlünün en zoru gibiydi. O kadar akıllıydı ki, benim tuzağımı görmeyi başarmıştı. Ama benim hızım ve kararlılığım karşısında hiçbir şey yapamadı. Kaçmaya çalıştı ama hiçbir yere varamayacağını çok geç fark etti. Onu da tek hamlede yakaladım. Beni vurmuştu. Ağır bir yara aldım, ama o bu fırsatı iyi değerlendiremedi. Benim öfkemi hissettiğinde çok geçti. Onu son bir darbeyle yere serdim ve gözlerindeki korkuyu izlerken, onu öldürdüm. O an, şehri tamamen benim kontrolüme aldığımı biliyordum. Murat, Cemal, İbrahim…Hepsi öldü. Artık bu şehirde tek bir patron vardı. O da bendim. Gerisi sadece birer adım daha geride kalmıştı. Ve son olarak, şunu fark ettim: Bu şehirde tek kural vardı: Ya sen ölürsün, ya da ben seni öldürürüm. Ve ben hayatta kalan tek adam oldum… … İbrahim’in mekanından dışarı adım attım. Bedenim her geçen saniye daha fazla pes ediyordu, kanımdan akan her damla, beni karanlığa bir adım daha yaklaştırıyordu. Savaş diye biri bu dünyada var mıydı? Beni tanıyanlar, bu kadar kolay bir şekilde düşebileceğimi hayal edebilir miydi? Ama işte burada, İbrahim’in ölümünün sonrasında, adımlarım artık yavaşlıyordu. Gözlerim kararıyor, her şey bulanıklaşıyordu. Ve tam o anda, Pusat. O, akademiden arkadaşımdı. Sadece akademiyi, zor zamanları değil; her çöküşümü, her yükselişimi, her planımı, her karanlık stratejimi bilirdi.. Pusat, benim en büyük sırrımdı, tek dayanağım. Onun dışında kimse beni anlamazdı. Ama o, bu halimi görmemeliydi. Pusat, o an bir adım bile geride durmadı. O, benim güçlü olduğumu görmüş, bana inanmış bir adamdı. Ama beni bu durumda görmek, beni bu kadar kırılmış, yok olmuş halde görmek… Bu, ona ölüm kadar acı veriyordu. Kolumdan ve karnımdan sızan kanlar vücudumun her bir hücresini zayıflatıyordu. Bir yanda dünyam kararıyor, bir yanda Pusat’a yük oluyordum. “Abi… dayan,” diye mırıldandı Pusat, sesi boğuk çıkıyordu. Kolları beni sırtına aldı, elleri sert bir şekilde belimi sardı. Ama ben, o kadar yorgundum ki, bırakın beni taşımayı, hayatta kalmak bile bir mucizeydi. "Uyan, gözlerini aç.Savaş! Hayatımda gördüğüm en güçlü adam sensin, sen asla düşemezsin!" Ama ben düşmüştüm. Her adımda bir parçam daha kayboluyordu. Karanlık, gözlerimi teslim almıştı. Pusat, beni sırtında taşıyarak arabaya koydu. İçindeki acıyı, öfkeyi, hırsı, her şeyi gözlerinde görmek mümkündü. Savaş, düşmeyeceksin, diyordu ama… düşmüştüm. Bunu görmesini istemezdim. Benim en sadık dostum, son bir çaba ile gözlerimi açmamı bekliyordu. İçimdeki güç tükenmişti ama bir şekilde o son gücü bulmam gerekiyordu. Pusat, arabada hızlıca direksiyonu çevirirken, sesini tekrar duydum. “Bu sadece geçici bir şey, Savaş. Karanlık, her zaman geçer. Gözlerini aç.” Gözlerim açılmadı. Sadece onun sesini duyabiliyordum. Her şeyi bildiğini… ve her şeyin içinde ben olduğumu. “Pusat… hadi…” diye fısıldadım. “Hadi… git… geri çekil…” Ama o, ne yaparsam yapayım gitmeyecek, beni bırakmayacaktı. Bunu biliyordum.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Sessiz Çığlık

read
10.2K
bc

İNFAZ

read
4.8K
bc

Askerin Yaralı Gelini

read
27.8K
bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
33.9K
bc

KIRMIZI DOSYA : AŞK +18

read
26.4K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
14.5K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook