"Sen o gün kaçıp gittiğinde artık her şeyin bittiğini düşünmüştüm. Hakan ya sizi bulup öldürecekti ya da geriye kalan oğullarımı. Sen yıllarca süre gelen kan davasını yok etmek yerine tekrar alevlendirmiştin. O sıralar sizi bulsaydık Hakan'a bırakmadan, içim kan ağlasa da ben ortadan kaldıracaktım seni. Ne Hakan'a ne de bana yaptığının hiçbir affedilir yanı yoktu. Eğer sen bana ilk başta deseydin yanında olurdum...
Ama Hakan seni aramamıza dahi izin vermedi. Kendi aşiretine de karışmamalarını söylemiş. Davanın artık kendi davası olduğunu ve kararını kendi vereceğini belirterek susturdu bizleri. Ayrıca düğünden önce yapılan anlaşmanın hâlâ geçerli olduğunu da söylediklerinde Selim ve Sacit için her şeye boyun eğdim. Yıllarca sizi aradığını biliyordum. Hakan'ın bir gün trafik kazası geçirdiğini ve hayatını kaybettiğini öğrendiğimde Erdal Tekin'e baş sağlığına bulunmak ve bundan sonra ne olacağını sormaya gittim. Erdal ağa ziyaretimi kabul etti ve bana sadece "Bekle!" dedi. Yıllarca bir haber bekledim. Ve beklediğim haber iki hafta önce geldi.
Önce şaka yaptığını sandım sonra Hakan'ın mektubunu oyunca oğlunun isteği üzerine bu kadar beklediğimizi anladım.
Hakan ölmeden üç ay önce bulmuştu sizi. Bizler onun normal bir trafik kazası ile öldüğünü sanarken aslında Hakan, kendini bilerek isteyerek öldürmüş. Bir kez daha yıkıldım! Orda sesim soluğum çıkmadı özür bile dileyemedim. Adamın evladı bizim yüzümüzden ölmüştü. Erdal Ağanın kardeşinin oğulları Hakan'ın ölümünün ardından kanının yerde kalmaması için birbirleriyle tartışıp silahlarına sarılmışlar, çıkan arbedede ikisi de canından olmuştu. Benim kızımın sebebiyet verdiği üç can daha aralarından ayrılınca, Selim ve Sacit için yüreğim ağzımda geziyordum. Onlara bir şey olacak korkusuyla uyuyamadığım gecelere hep yenileri ekleniyor." dedi.
Sessizce babasını dinleyen Arzu fısıltı ile özür dilerken dinlediği olayların etlisiyle ağlıyordu. O da böyle olmasını hiç istememişti. Kerem Bey kızının ağlayan gözlerine bakmaya dayanamamıştı, bakışlarını Murat'a çevirerek nefesini düzenledi tekrar konuşmaya başladı.
"Erdal Ağa ölen oğlunun vasiyetini artık yerine getirecek! Ya oğullarının canını alacak ya da kızını Sertaç ile evlendireceksin, Bu sefer Erdal tüm aşireti yok etmekle tehdit etti. Yani kızında senin yaptığını yaparsa, Hepimiz Azrail'i beklemeliyiz!" dedi.
Bu sözleri sessizce dinleyen Arzu ile Murat göz göze geldiklerinde, çaresizde başlarını eğip kabul ettiler. Artık iki kişi değillerdi kos koca aile olmuşlardı. Murat söze girerek "Kerem baba! Yalnız bu olaylardan ikizlerin haberi yok! Onlar sadece kaçıp evlendiğimizi biliyorlar. Lütfen! Onların haberi olmasın. Kızım Ada her şeyi biliyor ve evlenmeyi kabul etti." dedi.
Kerem beyin konuşmasını dikkatlice dinleyen Kenan Bey içine oturan sıkıntısını dile getirerek" Ama Ada çok küçük! 16 yaşında öyle değil mi? Hem daha önce burada yaşamamış biri buraya nasıl ayak uyduracak, o daha çocuk." dedi Kerem Bey'e bakarak. "Yarın Erdal ve Sertaç burada olacaklar. Artık söz onların neyi nasıl isterlerse öyle olacak. Şimdi herkes odasına gidebilir." diyerek son sözü söyleyen Kerem Harmancı oldu.
...
Kerem Bey'in sözü üzerine herkes odasına çekilip kendi düşünceleri ile baş başa kaldılar. Millet odasına gidince Kerem Bey telefonu eline aldı ve aradığı kişiyi bulunca yeşil düğmeye basarak karşı taraftan cevap beklemeye başladı. O sıralar Erdal Ağa ve kardeşi Ahmet'de yarını konuşuyorlardı.
Odanın içinde yankılanan telefon sesi ile konuşmaya ara verip ekrandaki isme baktı Erdal Ağa. Birkaç kez çalmasına izin verdiği telefonu sakince cevaplayarak "Alo Kerem Harmancı. Gözün aydın..! Kızın ve damadın gelmiş. Kavuşmuşsun onlara." diye imalı cevapladı telefonu. Kerem, Erdal Ağa’nın imasını görmezden gelerek "Geldiler şükür." dedi ve devam etti "Yarın sizleri bekliyoruz, lakin sizden küçük bir ricam var! Kız torunum oğlunuzla evlenmeyi kabul etti, abilerinin bu olaylardan haberleri yok ve olmamasını istiyoruz. İnanın öğrenmeleri hem sizler hemde bizim için olumlu olmaz. Onlar hem bu toprakların dışında büyüdüler hemde daha çok cahiller adet ne töre ne anlamazlar. Bu konuda sizin yardımınız bizim için çok önemli." diyerek konuşmasını tamamladı. Erdal Ağa bu sözleri dinledikten sonra düşünceli bir şekilde "Demek Ada kızımız kabul etti. Doğrusu bunu beklemiyordum! Açıkçası aksilik eder kabullenmez diye düşünmüştüm. Madem sorun çıkarmayacak diyorsun, bende erkek torunlarının öğrenmemesi için üzerime düşeni yaparım. Sonuçta onlar biricik gelinim olacak kızın kardeşleri, meraklanmayın sorun çıkmadığı süre bilmelerine gerek yok. Şimdi kaçak kızın geldiğine göre bizde yarın saat 12.00 gibi orada oluruz. Haberiniz olsun." dedi ve telefonu kapattı.
Yaptığı telefon görüşmesinden sonra Kerem bey yıllardır yanlarında çalışan Hasan'ı çağırdı ve ikizler için yarın bir kır gezisi düzenlemesini istedi.
...
Ada mükemmel bir uyku çekmiş ve dinlenmiş bir şekilde uyandı. Odasındaki banyoya girerek duşunu aldı. Banyoda ki aynanın önündeki gümüş tarağı eline alıp incelerken annesine ait olduğunu düşünen Ada, banyo ve odanın düzeninden annesinden sonra odasının aynı kaldığını anlamıştı. Saçlarını annesinin tarağı ile taradıktan sonra kuruması için açık bırakmaya karar verdi. Saç kurutma makinasını oldum olası sevmezdi.
Banyodan çıkınca dün yerleştirmediği bavulu açıp içerisinden beyaz pantolonunu ve üstüne pudra tonundaki bluzunu giydi. Geri kalan eşyalarını aynalı gardolaba yerleştirerek odasını düzenledi. İşi bitince aynada kendine bir kez daha bakan Ada bir kaç gündür soluk olan renginin dün geceki güzel uykuyla biraz kendine geldiğini görerek, aşağı inmeye karar verdi.
Ada annesinin önceden yaşadığı evi incelerken binanın oldukça eski olmasına rağmen çok modern ve şık döşendiğini düşündü. Dün akşam yemek yedikleri salonda yine bir telaşla kahvaltıyı hazırlayan çalışanları izledi biraz. Sonra abileri geldi aklına tekrar yukarı çıkıp onların odasını aramaya başladı. Yanlış odaya girmek istemediğinden önce odaların kapısına usulca vuruyor içeriden gelen sese göre hareket ediyordu.
İlk çaldığı kapı Kenan dedesinin kapısı olduğunu anladı. "gel" sesi ile kafasını içeri uzatıp "Kahvaltı hazır olunca bende haber edeyim dedim" dedi. Yasemin hanım da kalkmış eşinin banyodan çıkmasını bekliyordu aşağı inmek için. Ada'ya "Tamam tatlım geliyoruz birazdan." diyerek cevap verdi.
Ada tekrar odanın kapısını kapattı ve bir diğerine vurdu. Ses gelmeyince kapıyı aralayıp içeri bir göz attı. Oda boş yataklar düzgündü. Burada da aradığını bulamayan Ada diğer kapıya yaklaşınca Kerem ve Kenan'ın seslerini duydu. Kapıyı vurma gereği duymadan içeri girdi. İçeride Kerem kalkmış Kenan'ı kaldırmak için resmen savaş veriyordu. Ada da Kereme yardımcı olunca Kenan yüzüne dökülen bir bardak suyla anca uyana bildi. Tabii Kenan hiç alta kalır mı? Bardağı yüzüne döken baş belasını yatağa hızla çekip gıdıklamaya başladığında Ada'nın çığlıklarına tüm ev halkı kalkmış, hatta biraz telaşla başlarına toplanmışlardı bile. Gördüklerini manzara neyseki korktukları gibi değildi.
Murat ile Arzu alışkın oldukları bu neşeli kahkahalara sebep veren yavrularına sevgiyle baktılar. Arzu neşeli bir sesle " Hadi artık koca bebekler, eğlenceniz bitti ise kahvaltı yapalım. Hem yemekten sonra belki benim çocukluğumun geçtiği yerleri gösteririm sizlere, ne dersiniz?" Dediğinde Ada sessiz kalırken ikizler çok istediklerini dile getirdiler.
Akşam ki yemek gibi neşeyle yapılan kahvaltıya Kerem beyin ikizler için hazırlattığı sürpriz daha bir eğlence kattı. Kerem bey gençlere bir göl gezisi hazırlatmıştı. İkizlerin at binme eğitimi aldığını öğrenince geziye şahane birer kısrakla gitmelerine izin verdi.
Kısrakları duyan gençler sofrada dedelerini şapur şupur yaladıklarında masaldaki herkes kahkahalara boğuldu.
Uzun süren sohbetler eşliğinde yapılan kahvaltı sonrası Kerem ve Kenan dayılarının biniş kıyafetlerini giymek için odalarına geçerken diğer erkekler çardakta kahve keyfi yapıyorlardı.
Yasemin hanım eski dostlarını görme bahanesi ile Konak'tan ayrılmıştı. Arzu ve Ada ise biraz yürüyüş yapmak için Konak dışındaki patika yola ilerlediler. Tabii arkalarında iki koruma ile.
Arzu kızına söyleyecek teselli sözlerini bulamayınca burada yaşadığı anıları anlattı. Ada da merakla annesinin yaptığı yaramazlıklara kaptırdı kendini. İki saat süren yolculukla artık eve dönüş vaktinin geldiğini anladılar.