Tesisin kapısına geldiklerinde, Devrim cebinde bir boşluk hissetmişti.
“Hay ben senin..” diyip dilinin ucuna gelen küfürü yutup döndü kendisine anlamsızca bakan kıza.
“Telefonumu arabada unuttum, sen geç içeriye geliyorum ben.” diyip indi merdivenleri geri.
Berivan içeri girdiği gibi, tüm adamların gözleri kıza dönmüştü. Ortamdaki tek kadının Berivan olması, dikkatleri üzerine çekmeye yetmişti.
“Ufff.. Yavruya bak İlyas..” diyip gözleriyle Berivan’ı işaret eden adamla masada iki adam arkasını dönüp süzmeye başladılar Berivan’ı.
Berivan ise kendisine bakan o pis bakışları daha kapıdan girer girmez hissetmişti üzerinde. Sinirlense de, olaysız bir yemek yemek için, sakince tesisin en uç köşesine geçip oturdu. Bir kaç dakika sonra yanına gelen;
“Abla self servis, bak şuradan tepsi alıp ne yiyeceksen alabilirsin.” diyen garsona basını salladı olumsuz olarak.
“Sağolasın, arkadaşımı bekliyorum zaten.” diyip çocuğu gönderdikten sonra çevirdi bakışlarını camdan dışarıya. Devrim’in bir an önce gelmesi için dualar etmeye başlamıştı içinden.
Ama biraz önce ki adamlar kendi masasından kalkıp, tam Berivan’ın oturduğu masanın karşısına oturmuşlardı. Bir yandan genç kıza yiyecek gibi bakışlar atıp, sakallarını sıvazlamaya başladı biri..
“Piliç gibi Allah’ıma.. Of Off.. taş mısın be mübarek..” diyip süzmeye başladı kızı baştan aşağıya. Tabii tüm bunlar olurken, Devrim Alaz tesisin arka kapısından girmişti çoktan. O iki adamın Berivan’a bakışlarını, sözlü tacizlerini uzaktan izlerken fazlasıyla sakindi..
Tehlikeli bir sakinlik..
Aldığı sakin ama sert soluklar bile biraz sonra olacakları ortaya döküyordu.
“Şşt.. tatlıma ortak olur musun güzellik..” diyip elindeki kemalpaşa tabağını alıp Berivan’ın masasının başına dikilen adamla,
“Senin ecdadını sikerim orusbu çocuğu..!” diye gürleyerek gelen Devrim Alaz’ın sesiyle adam şaşkınca döndü arkasını.. Arkasını döndüğü gibi de suratına yediği kafa darbesi ile kapaklandı yere.
“Ne oluyor lan.” diyip yerdeki arkadaşına yardıma gelen diğer adamda Devrim Alaz’dan nasibini almış, sırtında kırılan sandalyeyle inlemeye başlamıştı bir köşede. Ama Devrim’in önceliği dakikalardır Berivan’ı bakışlarıyla, sözleriyle taciz eden şerefsizdi tabii. Yakasından tuttuğu gibi adamı kaldırıp masanın üzerine sertçe fırlattıktan sonra, ardı ardına yumruklarını geçirmeye başlamıştı adamın suratına.
Berivan ise korkuyla kolonun köşesine sinmiş, çıt çıkarmadan izliyordu Devrim’in deliliğini. En sonunda tesis sahibi, zorda olsa almayı başardı dayaktan bayılan adamı Devrim’in elinden.
Ama sakinleşmeye hiç niyeti yoktu Devrim’in. Yüzü gözü kan revan içinde kalan adama doğru bir kez daha atıldığı gibi;
“Lan yeter yeter.. Geberdi lavuk..” diyen adamla bir anda durmuştu yerinde..
Kendisini tutan adama başını çevirdiği gibi kısıldı gözleri Devrim’in.
“Haymanalı..” diyip şaşkınca bakakaldı adamın suratına..
“Deliliğinden birsey eksilmemiş Bursalı..” diyip gülen adamla Devrim azda olsa sakinleşmiş ve sarılmıştı arkadaşına.
“Çıkarın şu itleri dışarıya..” diyip garsonlara seslendikten sonra dayak yiyen adamlar dışarı atılmıştı.
Devrim etrafına kısa bir bakış attıktan sonra kolonun köşesine sinmiş kızı görüp hemen gitti yanına. Omuzlarından tutup kaldırıp;
“İyi misin ?” dedi.
“İyiyim.. iyiyimde sen.. Elin kanıyor..” diyip telaşla elini tutan kızla dudakları kıvrıldı iki yana Devrim’in. Masadan aldığı peçeteyi kanayan eline basıp;
“Sıkıntı yok.. Da nedir senin benim başıma açtığın bu belalar dağ keçisi..” diyip gülmeye başlamıştı adam.
“Ben ne yaptım ya. Kim dedi sana gel adamları gebertene kadar döv diye..!”
“Ne yapacaktım kızım başka..!”
“Medeni bir şekilde uyarabilirdin mesela? Hani şu bana bahsettiğin insanî hareketler varya.. Heh onlardan..” diyip ellerini göğsünde birleştirmiş pişkin pişkin dikilen kızla önce sabır çekip basını iki yana salladı Devrim. Ardından da;
“Medeni bir şekilde..” diyip tek kasını kaldırıp baktı kızın yüzüne dik dik.
“Şey mi dicektim mesela..? Beyefendi rica etsem hanımefendiye sözlü tacizde bulunmasanız mı deseydim ? Çok inciniyoruz mu deseydim yada ..?” diyen adamla Berivan kendini tutamayıp gülmekten ağzında ki suyu püskürtmüştü adamın suratına..
“Ay yok..” diyip gülmeye devam etti Berivan..
“Ağzına kibarlık yakışmıyormuş Alaz.. Çok eğreti durdu vallahi..” diyip sandalyesini çekip oturdu, oturduğu yerden gülmeye devam etti. Devrim ise “Yarabbi şükür.. uykum açıldı sağol…”diyip yüzüne püskürtülen suyu sildi.
“Gülüp durma..! Ciddi ciddi senin yüzünden biri elimde kalacak..” diyip sıkıntılı bir nefes alıp, geçip oturdu sandalyesine..
Bir kaç dakika sonra yanlarına gelen adama çevirdi ikisi birden bakışlarını..
“Hoşgeldin yenge..” diyen adamla Berivan’ın kasları şaşkınlıkla havalanmıştı.
“Yenge..?” dedi fazlasıyla şaşkın çıkan sesiyle..
Kızın tepkisiyle Tufan anlamsızca bakmaya başlamıştı bir yandan kızın yüzüne bir yandan da Devrim’in yüzüne.
“Çenenin yayına sokayım Haymanalı..” diye fısıldayan Devrimle pot kırdığını anlamıştı Tufan.
“Neyse.. Ee Bursalı nasılsın, nerden geliyosun nereye gidiyorsun..” dedi, kırdığı potu bastırmak için.
“ Şükür İyiyim Devrem.. memlekete gidiyorum.. Asıl sen neler yapıyorsun. Almanya’da değil miydin oğlum sen?”
“Sorma kardeşim, benim peder vefat edince, kaldım burada. Anamı, bacılarımı bırakıp dönemedim geri. Bir yıldır da burayı işletiyorum işte.”
“Başın sağolsun kardeşim.. İyi yapmışsın, memleket gibisi var mı ?”
“Eyvallah.. Doğru diyorsun yok vallaha..” diyip ayaklandı Tufan yerinden.
“Neyse kardeşim, çok lafa tuttum sizi doyurun karnınızı yenge.. aman bacımla. Uğrarım ben yanınıza..” diyip mutfağa giden adamla;
“Tufan.. asker arkadaşım..” dedi Devrim. Ardından da;
“Neyse hadi gel yemek alalım..” diyip ayaklanan adama baktı Berivan.
“Bi çorba içicem zaten, getiriver sana zahmet.”
“Estağfurullah Berivan hanım. Zahmet olur mu hiç, görevimiz..” diyip arkasını dönüp gidecekken, kendisine seslenen kızla döndü geri ardını.
“Telefonunu alabilir miyim?”
“Al da.. hayırdır napıcan telefonu..” diyip cebinden çıkardığı telefonunu uzattı kıza.
“İnstagrama giricem..”
“İnstagrama..” diyip anlamsız gözlerle bakmaya başladı kızın yüzüne Devrim.
“Hıı İnstagrama.. sosyal medya Alaz, biliyorsundur heralde..”
“Biliyorum heralde dağ keçisi.. senin sosyal medya kullanmana şaşırdım sadece ..”
“Niye.. taş devrinde mi yaşıyorum ben Alaz..”
“Yok da dağdan indin ya ondan..” diyip gülerek arkasını dönüp giden adamın ardından söylene söylene girmişti hesabına Berivan’a.
Çok geçmeden elinde tepsi ve üzerinde dumanı üzerinde iki tabak çorbayla gelen adamla elindeki telefonu bıraktı masaya.
“Hadi afiyet olsun..” diyip masaya oturan adama baktı çattığı kaşlarıyla ve yüzündeki memnuniyetsiz bakışla süzdü önce tabakları, sonra Devrim’i.
“Mercimek mi..?” diyen kıza başını hafiften kaldırıp baktı Devrim Alaz.
“Hı mercimek.. Sevmez misin ? Kelle paça vardı, içmezsin diye düşündüm..” diyip çorbasını yudumlamaya devam eden adamla Berivan’da mecburen kaşıklamaya başlamıştı çorbayı.
“Kelle paça varken, mercimek içmek hiç akıl kârı değil. Hadi benim içmeyeceğimi düşündün, sen kendine diye mercimek alıyorsun?”
“Ben sevmem öyle kelle paça, işkembeci falan. Midem almaz..” diyip yüzünü buruşturan adamla Berivan sıkıntıyla salladı başını iki yana.
“Hiç ağzının tadını bilmiyorsun Alaz..” diyip gülen kızla Devrim de gülümsemişti.
“Normal de kızlar mercimek, tavuk suyu falan içerler. Sen değişiksin..” dedi Devrim gülerek. Berivan tek kaşını kaldırıp baktı adama dik dik.
“Aslı mı mesela o normal kız.. Sevgilin?”
“He yok.. O püre yer..” dedi Devrim, gülmemek için yanak içlerini ısırmaya başlamıştı. Berivan’ın ise anlamsızca çatılmıştı kaşları.
“Püre..” diyip anlamsız gözlerle bakmaya başladı Devrim’in suratına. Karşısındaki kızın bakışlarından, hareketlerinden artık içindeki gülmeyi daha fazla tutamamıstı Devrim.
“Püre.. Henüz 8 aylık sevgilim, en son püreyle besleniyordu, belki yavaş yavaş çorbaya geçmiştir bilemiyorum..” diyip kahkaha atan adamla Berivan elindeki kaşığı sertçe bıraktı tabağın içine..
“Kafamı buluyorsun benimle Alaz..!” diyip ellerini göğsünde birleştirip, sinirden dişlerini sıkmaya başlamıştı. Devrim ise hala gülmeye devam ediyor, bir yandan da çorbasını içiyordu.
“Aslı yeğenim. Abimin kızı.” diyip açıklamasını yapıp, elindeki ekmeği uzattı Berivan’a.
“Seninle uğraşmak hoşuma gidiyor dağ keçisi kızma. Hadi iç çorbanı soğutmadan. Yolumuz uzun..” diyen adamla gözlerini devirmişti Berivan.
“Doydum ben..” diyip omuz silkip arkasına yaslandı.
“Saçmalama iki kaşık yedin. Zorla mı içireyim illa kızım, iç şunu.”
“Hıı.. zorla içir. Tüh be keşke Aslının önlüklerinden getirseydin..”
“Oldu prenses.. Altınıda bezliyim mi?”
“Höst.. Dilinin yerinde kalmasını istiyorsan düzgün konuş benimle..”
“Tamam tamam Allah aşkına otur yerinde..” diyip arkasına yaslanıp sırıtmaya başlayan adamla Berivanında istemsizce kıvrılmıştı dudakları iki yana.
Yarım saat sonra çaylarını da içip ayaklandılar oturdukları yerden.
“Özletme kendini Bursalı, gelip geçtikçe uğra böyle..” diyip elini Devrim’in omzuna koydu Tufan.
“Uğrarım kardeşim, Seninde yolun bizim oralara düşerse numaram var, haber edersin..”
“Eyvallah Devrem. Yenge sen beğenmedin heralde bizim çorbayı..” dedi Tufan, bu defa Berivana dönmüştü.
“Yok beğendim, de iştahımı kesti bazıları..” diyip gülen kızla iki adamda gülmeye başlamıştı.
Kısa bir vedalaşmanın ardından tesisten çıkıp, arabanın önüne geldiler.
Kendisine arabanın anahtarını uzatan adamla Berivan kısa süreli bir şok yaşamıştı. Anahtarı alıp;
“Ne oldu Alaz? Canından mı geçtin..?” diyip adamın bir kaç saat önce ‘canımı sokakta bulmadım.’ lafını hatırlatıp gülümsedi Berivan.
Kızın sözlerindeki imayı çok iyi anladı Devrim Alaz..
“Yok, canımdan geçmedim.. Canım sana emanet dağ keçisi..” diyip yan koltuğa geçip oturmuştu keyifle. Devrim’in sözleriyle yüzünde bir tebessüm oluştu Berivan’ın ve geçti direksiyonun başına.
Arabayı çalıştırdıktan sonra döndü adama;
“Ee nereye gideceğimizi bilmiyorum ben..”
“Navigasyon denen bişey icat edildi. i********: da takılacağına onu öğrenseydin..” diyip kemerini bağladı Devrim ve yayıldıkça yayıldı koltuğa.
“Navigasyonda yazıyor nereye gideceğimiz oraya bakarsın.” diyip koltuğunu yatırıp kapattı gözlerini.. Söylene söylene yol tarifine bakıp, koyuldu yola Berivan.
Yola çıkar çıkmaz gözlerini kapattı Devrim. Geceden beri ayaktaydı, ne doğru düzgün bir uyku uyumuştu, ne de bir an olsun dinlenmişti. Arabanın ritmik sesiyle birlikte, başı yana kaydı, derin bir uykuya daldı.
Berivan direksiyonda göz ucuyla ona baktı bir an adama. Sessizce radyonun sesini kısıp, Yolun geri kalanı boyunca neredeyse nefes almadan sürdü arabayı.
Saatler geçmiş, Ankara geride kalmıştı, Bozüyük sınırları içine girer girmez yanan benzin göstergesiyle, arabayı önüne çıkan ilk benzinliğe çekip;
“Şşşt… Alaz,” diye fısıldadı hafifçe Berivan, adamı nazikçe dürterek.
Devrim gözlerini araladı, yüzünde uykunun mayhoşluğu… Gerine gerine koltukta doğrulup , gözlerini ovuşturdu.
“Noldu?” diye mırıldandı, esneyerek.
“Uyandırdım prenses, kusura bakma,” dedi Berivan, yüzünde muzur bir gülümsemeyle.
Devrim çattığı kaşlarıyla yan bir bakış attı kıza tek kelime etmeden.
“Benzin bitiyor,” diyip eliyle gösterge panelini işaret eden kızla,
Devrim de öndeki panele, üstüne gelişigüzel attığı cüzdanını işaret etti.
“Cüzdan orada dağ keçisi, görmüyor musun?”
“Görüyorum da, dokunmam ben cüzdanına. Kendin hallet.” diyen kızla hafifçe gülümsedi adam.
“Hayatıma dokundun dağ keçisi, cüzdanıma dokunmuşsun çok mu?” diyip cüzdanını kaptığı gibi indi arabadan.
Bu söz Berivan’ın içine oturmuştu . Hiçbir şey demedi, sadece şaşkınca baktı Devrim’in arkasından.
Beş dakika sonra, elinde iki kahveyle döndü Devrim. Camına tıklayıp “İnde az dizlerin açılsın,” dedi.
Bir şey demeden indi Berivan. Geçip oturdular benzinliğin yanındaki bankta. Kahve kokusu güzeldi. Sessizliklede fena gitmiyordu.
“Az yol kaldı. Allah’ın izniyle iki saate Bursadayız,” dedi Devrim sessizliği bozarak.
Berivan başını hafifçe döndürüp baktı adama, sonra geri eğdi başını öne.
“Varırız varmasına da… sonra ne olacak?” dedi umutsuz bir sesle.
Sustu Devrim, Uzun uzun baktı kızın mahur yüzüne.
“Bakacağız dağ keçisi… Allah büyük.” dedi.
“Habire bakacağız diyorsun, neye bakacağız..” diyip Yutkundu Berivan.
“İyi güzel, getirdin beni buralara. Allah razı olsun. Ama her yere peşinden çanta gibi gelecek değilim ya… Ne yapacağım ben Bursa’da? İşim yok, güvencem yok, kimsem yok.” dedi çaresizce.
Kızın sesindeki çaresizlik, kalbini sızlatmıştı Devrim’in.
“Sen bana emanetsin Berivan,” dedi sessizce. Elini kızın elinin üzerine koydu bir anlık refleksle.
Berivan, elinin üstündeki ele baktı önce, sonra Devrim’in yüzüne çevirdi şaşkın gözlerini.
Bir şey diyecekti ama susmayı seçti. Devrim, kızın bakışlarından yaptığı hareketin anca farkına varmıştı. Hemen geri çekti elini, toparlanmaya çalıştı panikle.
Ama Berivan bozuntuya vermeden;
Ne emaneti o?” dedi, sesi yumuşaktı ama içinde fazlasıyla merak saklıydı.
“Allah’ın emaneti dağ keçisi.. Beni senin, seni benim yoluma çıkaran Rabbimin vardır elbet bir bildiği değil mi?” diyip gülümsedi içtenlikle.. Ardından da;
“Sen bana Rabbimin emanetisin Berivan. Sana bir düzen kurmadan, dönmeyeceğim Diyarbakır’a. Ben herseyi halledeceğim sen sıkma canını..” diyen adamla Berivan sol yanında bir titreme hissetmişti. Babası bile onu Allah’ın emaneti görmemişken, yedi kat yabancı, hiç tanımadığı bu adam canı pahasına koruyordu onu.. ‘Emanetimsin..’ diyordu.. Yüzünde hafif bir tebessümle döndü önüne, eğdi başını Berivan.
On dakika sonra Devrim, kızın gözlerini dikip izlediği karşı yoldaki tesise çevirdi bakışlarını. Kahve bardağını kenara koyup, bir anda kalktı ayağa. kızın elini tuttuğu gibi çekip;
“Hadi gel, şuraya girelim,” dedi.
“Dur bi, nereye…” demeye kalmadan Berivan’ı peşine takmıştı bile.
“Alaz, burası anayol… Nasıl geçeceğiz karşıya?” diyen kıza;
“Koşarak,” deyip hızlıca sağa sola baktıktan sonra, sıkıca tuttuğu eli bırakmadan yola attı kendini.
“Delisin sen!” diye bağırarak gülmeye başlamıştı Berivan, ama durmadı.
“Sen bozdun beni!” dedi Devrim, gülerek.
Tesisin içine girdiler birlikte. Berivan merakla raflara, çömleklere, seramiklere bakıyordu. Devrim ise gözüne kestirdiği anahtarlığı sessizce alıp, hızlıca paketlettirmişti.
“Var mı istediğin bir şey?” diyip yanına gelen adamla, Berivan iki yana salladı başını.
“Yok sağol, Çanak çömlek dolu heryer. Ne yapacağım bunları?” diyip çıktı dışarıya Berivan.
“Çeyizine alayım birkaç parça,” deyip gülen adama , gözlerini devirip baktı yan yan.
“Var mı aklında koca adayı?” diye takıldı ardından da; “Böyle huyu huyuma, boyu boyuma…” diye de ekleyip,göz kırptı.
“Var olmaz mı? Böyle uzun boylu, kaslı, yakışıklı mı yakışıklı.. Üff adam resmen ateş ateş…” diyip Kendini tarif eden adamla, Berivan gülmeye başlamıştı.
“Allah sahibine bağışlasın. Ben barutum o ateş… Hem yanarız, hem yakarız. Hiç gerek yok…” diyip döndü Devrime yüzünü.
“Öyle olsun bakalım..” dedi gülerek Devrim ve cebinden çıkardığı küçük paketi uzattı kıza.
“Ne bu?” dedi Berivan şaşkınca.
“Aç bak..” diyen adamla merakla açtı paketi.
Paketin İçinden çıkan keçi figürlü küçük anahtarlıkla , Berivan kahkahası ile inletmişti ortalığı.
“Ciddi misin sen?” diyip karnını tuta tuta gülen kızla Devrim de gülmeye başlamıştı.
“Dağ keçisisin ya sen. Anahtarlığın da eksik olmasın dedim..”
“Senle uğraşılmaz vallahi pes..” diyip yürümeye devam etti Berivan.
“Ama seninle uğraşmak çok güzel zeytin gözlü” diye mırıldandı Devrim, kızın peşinden arabaya yürürken. Berivan duymuştu Devrim’in mırıldandığı şeyi. Ama cevap vermeden, gülümseyip devam etmişti yoluna.