Berivan, Devrim’in ağzından dökülen itiraf ile başını çevirdi şaşkınca yan tarafa. Gözlerinde şaşkınlık, dudakları aralıktı..
“Anlamadım..” dedi oldukça şaşkınca çıkan sesiyle. Kendisine dik dik bakan kızla Devrim’in kaşları çatılmıştı.
“Neyi anlamadın ?” dedi ama bir kaç saniye sonra içinden söylediğini sandığı şeyi dışından söylediğini anlamıştı. İstemsizce kızarmaya başladı yüzü, ve sımsıkı kavradı direksiyonu. Berivanın ise adamın panik haliyle dudakları kıvrılmıştı iki yana. Ama fazla üstelemeyip çevirdi başını cama.. Ve sessiz sedasız devam ettiler yolculuklarına.
Hava kararmış, Berivan gözleri yarı açık kıvrılmıştı koltuğa. Göz ucuyla baktı kıza Devrim Alaz, kıvrıldı dudakları iki yana. Hemen arka koltuğa attığı ceketini uzanıp aldı ve örttü üzerini Berivan’ın. Radyonun sesini de kısıp devam etti yoluna.
Bir anda yalpalayan araba ile Devrim Alaz’ın dilinden bir küfür savrulmuştu sessizce. Direksiyonu kontrol etmeye çalışırken ani frenle durdurmuştu sonunda arabayı. Birden duran araba ile Berivan gözlerini aralayıp baktı etrafına anlamsızca..
“Ne oluyor be..” dedi şaşkınca.
“Güzellik uykundan uyandırdım kusura bakma prenses..” diyip kapıyı açtı Devrim.
“Lastik patladı..” diyip kapattı kapıyı.
Adamın arabadan inmesi ile Berivan da hemen inmişti peşinden.
“Ee ne olacak şimdi ?”
“Yedek lastik var, halledeceğim ben..” diyip yedek lastiği alıp geldi Devrim ve çöktü yere.
Yüzü düşmüştü; kaşlar çatık, dudaklar birbirine kenetli.
On beş dakika geçmesine rağmen hala yapamamıştı. Uğraştı, kıvırdı, debelendi… ama o kriko bir türlü istediği gibi yerleşmiyordu.
Elini silerken kendi kendine söyleniyor, dişlerinin arasından ufak küfürler kaçırıyordu.
Berivan ise kıçını arabaya yaslamış, elinde kraker gülen gözleler izliyordu yerde debelenen adamı. Devrimin mırıldana mırıldana ettiği küfürleri duyuyor ama bu durum onu daha keyiflendiriyordu.
Tepesinde dikilip, habire krakeri çatır çutur yiyen kızla Devrim Alaz’ın sinirleride yavaş yavaş oynamaya başlamıştı.
“Az sessiz ye şunu..!” dedi sakin ama ikaz dolu sesiyle.
Omuz silkti Berivan ve daha bi ses çıkararak yemeye devam etti krakerini.
“Hiç mi kraker görmedin ömründe.. Sessiz ye şunu konsantrasyonumu bozuyorsun..” diyip dikti sert bakışlarını kızın gözlerine. Berivan’ın dudakları kıvrık, ama yüzünde alayvari bir bakış vardı.
“Allah Allah beceriksizliğini küçücük bir krakere bağlamaya çalışıyormuşsun gibi geldi bana ama..” diyip kıs kıs gülen kızla Devrim öfke ile kalktı çöktüğü yerden.
“Öyle mi Berivan hanım..” diyip elindeki krikoyu uzattı kıza.
“Çok biliyorsun madem, al kendin yap bakalım..” diyip küçümseyici bir bakış attı kıza. Berivan önce adamın uzattığı alete baktı, ardından da adamın gözlerine..
“Peki..” diyip elindeki kraker paketini arabanın üzerine bırakıp, aldı krikoyu eline ve çöktü yere.
“İzle ve öğren Alaz.. Her zaman ben olmam yanında..” diyip göz kırpıp koyuldu işe. Devrim kızın lafıyla kahkaha atmıştı.
“Hadi bakalım Berivan usta..” diyip bu defa o yasladı kıçını arabaya, arabanın üzerindeki kraker paketini eline alıp çatır çutur yemeye başladı. Tıpkı az önce Berivan’ın yaptığı gibi, yüzünde alaylı bir gülüş izliyordu yerde lastikle cebelleşen kızı. Roller değişmişti şimdi..
On dakika geçmeden , Berivan yerinden doğrulup, yüzünde büyük bir zafer gülüşüyle elindeki aleti uzattı Devrim’e..
“Buyur Devrim bey..” diyen kızla Devrim donakalmıştı.
“Sen lastik değiştirmeyi nereden biliyorsun kızım.?” dedi sesindeki şaşkınlığa engel olamadan.
Adamın şaşkınlığı keyfine keyif katmıştı Berivan’ın.
“Senin yapabildiğin her işi yapabilirim Devrim bey.. Hatta yapamadıklarını da..” diyip lastiği işaret etti gözüyle ve camdan torpido gözüne uzanıp ıslak mendil çıkarıp silmeye başladı elini.
Bu durum Devrimin hoşuna gitmişti.
“Helal olsun lan..” diye içinden geçirse de kızın yüzüne bunu söylemiyordu tabiki.
“Öyle mi diyorsun.. Bence benim yaptığım her işi yapamazsın dağ keçisi..” diyip geçip oturdu arabaya. Kızın da binmesi ile kontağı çevirip devam etti yoluna..
“Mesela hangi işi Alaz..! Belindeki silahtan bahsediyorsan, alasını kullanırım..” diyip yaslandı keyifle arkasına. Berivan’ın hareketleriyle Devrim gülmemek için yanak içlerini ısırıyordu.
Başını hafif yana eğip, kısık bir sesle mırıldandı:
“Yok ondan bahsetmiyorum…”
Bir süre sessiz kaldı Berivan, anlamsızca sorguladı adamın lafını. Ardından da aklına gelen şeyle, gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
“Sen..! Edepsiz..!” diye bağırıp elindeki ıslak mendil paketini fırlattı adamın göğsüne.
Kızın verdiği tepki tamda Devrimin beklediği tepkiydi. Daha fazla kendine mani olamayıp kahkahası ile doldurdu arabanın içini..
“Ben ne dedim kızım ya..! Senin aklın fikrin başka şeye çalışıyor..!” dedi kahkahalarla..
Berivan hırsını alamamış, birde adamın hala kahkaha atmasıyla siniri tavan yapmıştı. Hırsla doğruldu yan koltukta, diz kapaklarının üzerinde koltuğa çıkıp Devrim’in kafasını iki eliyle tuttu sımsıkı ve ısırmaya başladı.
“Napıyorsun lan manyak..!” diyip acıyla kafasını kızın dişleri arasından kurtarıp Berivan’ı itti hafifçe Devrim.
Adamın acıyla başını ovuşturması ile sırtını koltuğa yaslayıp, ellerini birleştirdi göğsünde Berivan.
“Dua et dilini koparmadım..!” dedi öfkeyle.
Devrim ters ters bakmaya başlamıştı yanındaki kıza.
“Yamyam mısın kızım ? Anladık dağdan indinde, az insani hareketler sergile..” diye ufak bir sitem etti.
“Sen benimle böyle uğraşmaya devam edersen, gideceğimiz yere kadar bazı uzuvların eksilebilir Alazcığım, benden uyarması..!” diyip yaslandı tekrar arkasına Berivan.
O an belli etmesede dudakları yana kıvrılmıştı Devrim Alaz’ın.. Ona iyi gelen tek şey, şu kısacık zamanda bu kızın yüzünü güldürmesi olmuştu.
“Alıştırdın kendine dağ keçisi.. bakalım sensiz nasıl gülecek bu kereste..” diye mırıldandı kendi kendine..
Arabanın içinde, az önceki kahkahalar, inatlaşmalar, ısırıklar, hepsi çok uzak bir anı gibi kalmıştı.
Gece derinleşmiş, yolun iki yanında uzayıp giden boşlukta sadece farların kestiği daracık bir ışık yolu vardı.
Kısa bir sessizlik çöktü üzerlerine.
Ne Devrim konuştu, ne Berivan.
Sanki her ikisi de kendi içine kapanmış, kendi yankılarını dinliyordu.
Tam o anda, radyodan usulca bir şarkı dökülmeye başladı.
“Ayşe’m..” (Gamze Şeker/Ayşe’m)
İlk notalar çalınca, Devrim’in sırtı bir anda kasıldı.
Ellerinin direksiyonda nasıl kenetlendiğini, eklem yerlerinin nasıl bembeyaz kesildiğini fark etti Berivan.
Başını usulca çevirdi, baktı adama.
Devrim’in gözleri boşlukta bir yere saplanmıştı.
Sanki yoldan değil, çok uzak bir zamandan bir şeyler görüyordu.
Nefesi sıklaşmış, Çenesi hafif hafif titriyordu, belli belirsiz şekilde.
Bir şey söylemiyor, bir şey yapmıyordu ama yüzündeki o sessiz yıkım her şeyden daha yüksek bağırıyordu içinde ki yarayı avaz avaz.
Berivan bir an başını çevirip camdan dışarı baktı.
Gözlerini kırpıştırdı ama boğazında kocaman bir yumru oluşmuştu sanki.
Ayşe…
O defter…
O sayfalarda, Devrim’in yazıp da içine gömdüğü tarifsiz acılar…
Hepsi bir anda geldi oturdu Berivan’ın kalbine.
Gözlerini tekrar Devrim’e çevirdiğinde
Adamın boğazında kımıldayan o ince çizgiyi, zorla yutkunmaya çalıştığını gördü.
Adem elması o kadar belirgindi ki…
O kadar çaresizdi ki…
Yavaşça, usulca, baktı adama, İçi sızladı.
Öyle bir sızladı ki, sanki kalbinde incecik bir yer çatladı.
Gözleri doldu, yanaklarına kadar yürüdü yaşlar ama sıktı kendini.
Hiçbir şey demedi.
Ne “iyi misin” dedi, ne “ne oldu” dedi.
Sadece içinden fısıldadı:
“Çok yaralısın Alaz…
Nedir çeneni titreten, yutkunamadığın bu acı…
Hangi yara bu, kapanmayan…
Hangi yara hâlâ kanıyor böyle içinde.
Ne taşıyorsun bunca zaman sırtında susarak, sessizce…” diye mırıldandı sessizce.
Devrim ise hala konuşmuyordu.
Ellerini gevşetmedi, direksiyonun derisini neredeyse parmaklarının altında ezip lime lime edecekti.
Berivan bir elini hafifçe dizine koymak istesede vazgeçti.
Biliyordu…
Bazı acılar sarılmazdı.
Bazı anlar vardı ki; susarak, sadece yanında durarak, düşmeden tutardı insanı.
O yüzden sustu Berivan.
Sadece Devrim’in yanında oturdu.
Ve bir ömür boyu sürecek o kısacık sessizliği, birlikte taşıdılar.
Radyoda Ayşe diye bir isim tekrar tekrar yankılanırken…
İkisinin de kalbinde, farklı yaralar aynı yerden kanadı. Biri geçmişine yandı sessizce, diğeri yanında için için yanana..
Berivan, Devrim’e bakarken, göğsünün ortasında bir yerin acıdığını hissetmişti.
İçinde bir ağırlık… sanki yutkunsa da geçmeyecek bir şey dolmuştu.
Gözlerini kırpmadan izledi adamı öylece..
Nasıl da içine kapanmıştı…
Ne kimseye yaslanıyordu, ne kimseyi çağırıyordu acısına.
Kendi içinde kavruluyor, yine kendi sessizliğinde yanıyordu.
Tekrar on anı geldi gözünün önüne.
O not defterinin arasında sıkışmış o tek isim..
Ayşe..
O zaman anlamıştı işte,
Devrim’in kimseye kolay kolay sırtını yaslamadığını…
Kimseden merhem beklemediğini…
Kendi yaralarını, kendi dişleriyle söküp atmaya çalıştığını.
Ama şimdi, Şimdi o kadar çıplaktı ki bu acının içinde…
O kadar savunmasız…
Berivan derin bir nefes aldı içinden, usulca.
“Sana sarılasım var Alaz… Başını göğsüme koyasım… Sana ‘rahatla’ diyesim var…
Ama biliyorum, öyle bir kale inşa etmişsin ki etrafına… Bir tek sen yıkabilirsin o duvarları…
Ben sadece buradayım, haberin olsun…
İstersen bir adım gerinde…
İstersen bir adım yanında…” dedi usulca, kendi duyacağı ses tonuyla.
Şarkı hâlâ çalıyordu.
Ayşe’m… Ayşe’m…
Her tekrarda Devrim biraz daha gömülüyordu kendi içine.
Ama Berivan, yanında bir dağ gibi sessizdi.
Ne gözyaşlarını sildi, ne başını çevirdi.
O acıya sessizce ortak oldu.
Ve o gece, kelimelerle değil, sessizlikle kuruldu aralarındaki en güçlü bağ.
Sonunda şarkı bitmiş, o iç yakan ses yavaşça susmuştu radyoda.
Arabanın içi yine sessizliğe gömüldü.
O anda Berivan, gözlerini Devrim’den ayırıp başını başka tarafa çevirip, camdan dışarı bakmaya başladı.
Görmek istemedi, bilmek istemedi çünkü.
Bazen en büyük saygı, susmak ve yüzünü başka yana çevirmekti.
Devrim ise, şarkının son notasıyla birlikte sıkışmış nefesini bıraktı dışarıya.
Kapanan bir yara gibi değilde , tam aksine yeniden kanayan bir yerdi sanki içi.
Elinin tersiyle, yanağından usulca kayıp giden bir damlayı sildi ve başını bir an geriye yaslayıp, gözlerini kapattı.
Sonra toparlanır gibi hafifçe doğruldu.
Berivan, hiç duymamış, hiç görmemiş gibi yapıyordu. İçinden yüzlerce cümle geçiyordu belki ama ağzını açmadı. Sadece sade, yumuşak bir sesle;
“İstersen biraz ben kullanayım, sen dinlen Alaz.” diyen kıza, şaşkınlıkla baktı Devrim.
Gözlerinde yorgunlukla karışık bir gülümsemeyle
“Canımı sokakta bulmadım dağ keçisi…” dedi, hafif bir kahkahayla.
Berivan gözlerini devirdi, ama içinde sıcacık bir yer kıpırdadı.
Kollarını göğsünde kavuşturup, başını geriye yaslayarak söylendi:
“Oysa daha birkaç saat önce laflarını yedirmiştim sana Alaz… İnsanoğlu nankör vallahi.” dedi.
Arabanın içinde küçük bir tebessüm yayılmıştı tekrar. İkisi de sesli gülmediler ama kalpleri birbirine dokundu o anda, sessizce.
Yol bir süre daha böyle akıp gitmişti.
Sonra Devrim, arabayı bir tesise çekip, durdurdu. Duran araba ile başını kaldırıp etrafa baktı kız.
“Hadi gel, önce karnımızı doyuralım. Sonrasına bakarız.” diyen adamın peşinden oda indi arabadan.
“Temiz midir burası Alaz? Midemizi felan bozmayalım, sonra yollarda sürünürüz.”” dedi kuşkuyla, burun kıvırarak.
“Bişey olmaz gel hadi. Hee… Senin yemeklerin kadar lezzetli değillerdir belki… ama aç kalmaktan iyidir.” diyip kıza göz kırpıp yürüdü tesise doğru Devrim.
Duyduğu şeyle dudak kenarında hafif bir gülümseme belirivermişti kızın.
O küçücük iltifat, Berivan’ın yüzünde istemsiz bir tebessüm bıraktı.Başını yana eğip hafifçe güldü sonrada takıldı Devrim’in peşinde.
İkisi de bilmeden, birbirlerinin içine biraz daha kök salıyordu o anlarda…