Sonunda Bursa’ya varmışlardı. Devrim camı aralayıp, derin bir soluk çekti ciğerlerine.. Memleket özlemini gidermek istemişti. Berivan ise merakla etrafına bakınıyordu.
“Bina yığını heryer..” diye mırıldandı sessizce. Ama Devrim duymuştu onun sessiz mırıldanmasını.
“Diyarbakır farklı mıydı?” dedi ima dolu bir sesle.. Adamın sesiyle basını çevirdi Berivan.
“Değildi.. Ama ben köyde yaşıyordum ya hani, merkezde değil..” diyip buruşturdu suratını..
“Öyle olsun bakalım.. Ama sen bu bina yığınlarına bakma, Bursa’ya, Yeşil Bursa derler..”
“Yeşil.. tüm yeşillerini soldurup her tarafa koca koca binalar fabrikalar yapmışlar Alaz.. Yeşil mi kalmış Allah aşkına..” diyen kızla Devrim Alaz’ın dudakları kıvrıldı yukarıya.
“Bursa buradan ibaret değil ya dağ keçisi. Nasip olursa dönmeden biraz gezdiririm seni.” diyip devam etti yoluna.
“Ne zaman döneceksin?” diyen kızla yandan bir bakış attı Berivan’a.
“Sana bir düzen kurunca..” dedi gayet ciddi bir tonda.. Devrimin her sözünde içindeki güven biraz daha katlanıyordu kızın.
“O kadar fazla iznin var mı ki?” dedi biraz şaşkınca.
“Var..“ diyip yutkundu sessizce Devrim ve girdikleri ara sokakların ardından sonunda mahalleye gelmişlerdi. Arabayı garaja çekip, indi. Ardından bagajdan bavulunu da alıp, gözlerinde tereddütle etrafına bakınan Berivan’a döndü yüzünü.
“Hadi Berivan.. garaja giren çıkan olmadan eve girelim bir an önce..” diyen adamla kızda hemen aceleyle indi arabadan. Asansöre binip ikinci kata gelip, aceleyle açtı kapıyı Devrim.
Hemen içeri girip, Berivanı da soktu eve.
Adamın sessiz ama aceleci halleri dikkatinden kaçmamıştı kızın.
Etrafına kısa bir bakış attıktan sonra;
“Birinden mi kaçıyoruz? Yada saklanıyoruz?” diye sordu merakla. Derin bir soluk alıp, sol tarafa doğru ilerledi Devrim.
“Evet dağ keçisi.. Radar Aytenden saklanıyoruz..” diyip gülen adamla Berivan’ın kaşları havalanmıştı şaşkınca.
“O kim be ?”
“Mahallenin dedikodu kraliçesi..” diyip yanındaki koltuğa iki kez vurdu, kızın geçip oturması için.
Berivan da hiç tereddüt etmeden geçip oturdu, dikti zeytin karası gözlerini merakla adamın gözlerine..
“Bak şimdi dağ keçisi, Radar Ayten, İncirli’nin. Yani bu mahallenin radarıdır. Kim kiminle ne yaptı, nerede görüştü, ne yedi ne içti.. hepsinin çetelesini tutar. Hatta bazı söylemlere göre kendine ait bir dedikodu arşiv odası bile varmış..”
“Eee..”
“Eesi.. Onun benim döndüğümden haberi olmaması lazım, hele seninle beraber döndüğümden asla..”
“Olursa ne olur peki?”
“Valla muhtemelen yıldırım nikahı ile evlenmek zorunda kalırız..” diyip arkasına yaslandı Devrim. Adamın sözleriyle gözleri fal taşı gibi açılmıştı kızın.
“Ne ..! Saçmalama Alaz..”
“Yok çok ciddiyim. ‘Devrim kız kaçırmış.’ diye bi yaygara çıkarırsa, evlenmek zorunda kalırım seninle.. Ne yapalım mecbuuurrr..” diyip gözlerini devirmişti adam. Berivan’ın ise yüzü şekilden şekile, renkten renge girmişti.
“Ne halt yemeye beni buraya getirdin o zaman Alaz..! Ben seninle evlenmem..” diyip bir hışımla ayağa kalkan kızla Devrim de kalktı ayağa.
“Yapma ya.. Ben ölüyorum seninle evlenmek için çünkü.. Tövbe estağfurullah.. Güvenip, seni götüreceğim kimse yok. O yüzden ben yarın sabah erkenden çıkıp bir ev ayarlayacağım. Ondan sonra düzen kurulana kadar orada kalırız. Sonra sen sağ, ben selamet..” diyip çıktı odadan Devrim. Banyoyo gidip kapıyı kapattı sertçe. Giden adamla beraber Berivan bir süre bekledikten sonra çıktı odadan.
“Mutfağa girebilir miyim?” diye seslendi adama.
“Kafana göre takıl, ön odanın ve mutfağın lambasını yakma yeterli..” diye seslenen adamla Devrimin telefonunun ışığını açıp, girdi mutfağa. Dolapları koloçan ettiği gibi düştü yüzü.
“Alaz..!”
“Efendim..”
“Yiyecek hiçbişey yok burada..”
“Normal değil mi? 5 senedir girilmiyor bu eve.” diyip çıktı banyodan Devrim.
“5 sene mi?” dedi Berivan şaşkınca.
“Nasıl yani ? Sen 5 senedir memleketine gelmiyor muydun?”
“Yok.. gelmiyordum..” diyip arka odaya ilerledi Devrim.
“Neden peki?” diyen kıza başını kaldırıp baktı. Bir kaç saniye sonra, sorusuna cevap vermek yerine
“Lahmacun sever misin?” dedi. Cevap vermek istememiş, hayatıyla ilgili şeyleri açmak, anlatmak istememişti.
Berivan’da üstelememiş, uzatmamıştı zaten.
“Severim.. ama acılı olsun..” diyip geçip oturdu adamın yanına.
Devrim telefonu alıp, yemek siparişini verip, döndü Berivan’a tekrar.
“Yemek gelene kadar film izleyelim mi?”
“Olur, korku filmi sevmem ama..”
“Tamam bakalım ne varmış..” diyip kanalları gezerken, Kemal Sunal filminin olduğu kanalda durdu.
“Sakar Şakir’ sever misin?” diyip döndü Berivan’a.
“Severim severim aç..” diyip koltuğa yerleşip, bacaklarını karnına çekti iyicr Berivan. Ve izlemeye başladılar filmi kahkahalar eşliğinde. Kısa bir süre sonra yemek siparişi gelmiş, kurye Devrim’in istediği gibi sessiz sedasız getirmişti siparişi.
~~
Yemek bitmişti. Masanın üstünde açılmış kutular, koltuğa sinmiş lahmacun kokusu kalmıştı geriye. Televizyonda hâlâ Kemal Sunal’ın sesi dönüp duruyor, ama kimse ne dediğini dinlemiyordu artık. Berivan karnını tutarak derin bir iç çekti.
“Patladım vallahi, bir lokma daha yesem yuvarlanacağım sabaha kadar.” dedi sitem ederek.
Devrim ise hafifçe sırıtarak yaslandı koltuğa. Bir elini başının arkasına koyup, diğer eliyle kumandayı sehpanın kenarına bıraktı. Göz ucuyla baktı kıza .
“İstersen geç yatak odasına, uyu. Ben burada yatarım.”
Berivan önce arkalarında ki koltuğa, sonra adama döndü. Koltuk, iki kişi otursa birbirine yaslanmak zorunda kalınacak kadar dardı.
“Şu cüsseyle o koltuğa sığabileceğine inanıyor musun gerçekten, Alaz?” dedi, dudaklarında alaycı bir tebessümle.
Devrim anında doğrulup kalktı ayağa, kaşlarını kaldırarak dikildi kızın karşısına.
“Beraber mi uyuyalım diyorsun yani, dağ keçisi?” diyip gülmeye başlamış, gözleri keyifle parlıyordu. Berivan da yerinde durmayıp bir adımda gelip girdi adamın burnunun dibine kadar.
“Yok, sen orada yat. Ben buraya sığarım diyorum,” deyip iki parmağıyla Devrim’in burnunu kıskıvrak yakaladı.
“Ahh! Napıyorsun kızım! Burnumu koparacaksın manyak!” diye inlemeye başlamıştı Devrim, zor bela burnunu Berivan’ın elinden kurtarıp ovuşturmaya başladı.
Tabii Berivan kahkahayı basmıştı çoktan.
“Sana demedim mi benimle uğraşma diye. Uzuvlarının sağlam kalmasını istiyorsan söz dinleyeceksin, Alazcığım.” dedi.
Devrim homurdanarak tekrar oturdu koltuğa.
“Git yat sen. Ben başımın çaresine bakarım burada.”
Berivan başını yana eğip bir an sessizce baktı adama. Sonra,
“Duşa girsem olur mu?” diye sordu.
“Gir tabii. Havlular banyodaki dolapta. Ama beş senedir kullanılmadı, ona göre…” dedi Devrim de.
“Tamam, sorun yok,” diyip odadan çıkacakken, arkasından seslenen adama döndü tekrar.
“Kapıyı kapat, rahatına bak. Zaten uyuyacağım ben.” dedi Devrim.
Berivan bir şey demeden başını sallayıp, kapıyı arkasından kapattı.
Duşa girdiğinde aynanın karşısına geçip, yüzüne uzun uzun baktı önce. Sonra sıcak suyun altına girip gözlerini kapadı. Sanki sadece bedeninden değil, içinden de bir şeyler akıp gidiyormuş gibiydi. Aradan geçen yarım saatte,
duştan çıkıp havluyu sıkıca sarındı ve yatak odasına geçti. Çantayı açıp Özge’nin yerleştirdiklerine göz attı. Hepsi elbiseydi.
“Ne giyeceğim ben şimdi.. Bari bi tane eşofman olsaydı.” diye söylenip, Çiçekli, ince askılı bir elbiseyi çekip aldı. “İdare edeceğiz artık,” diye mırıldandı.
Üstünü giyip aynaya son bir kez baktı. Sonra birden durdu,
“Uyudu mu acaba?” diye mırıldanıp, Devrim’in odasının kapısına gitti.
Birkaç kez yavaşça seslendi ama , cevap alamayınca Sessiz adımlarla araladı kapıyı.
Devrim, küçük koltuğa kıvrılmış uyuyordu. Vücudu neredeyse kendine dolanmış, başını yana düşürmüş, nefesini ağır ağır alıp veriyordu.
Berivan’ın dudakları kıvrılmıştı farkında olmadan. Sessizce içeri girip, Odanın bir köşesinde duran battaniyeyi alıp örttü Devrim’in üzerine. Sonra yanına çöküp bir süre izledi onu.
Ne çok şey yaşamışlardı şu kısa zamanda.
Ne çok bağ kurmuşlardı, farkında bile olmadan.
İçinden , sessiz ama derinden bir tınıyla;
“Şu kısacık zamanda hayatımda koca bir yer edindin Alaz…” diye mırıldandı.
Elini kaldırıp, saçlarına dokunacak gibi oldu ama Parmağı adamın alnına değmeden duraksadı
irkildi birden, kendi halinden.
“Ne yapıyorum ben ya?” diyip sessizce geri çekildi, battaniyenin ucunu düzeltti ve hızla kalktı ayağa. Kaçarcasına Kapıyı ardından çekip çıktı odadan.
Kapanan kapının sesiyle, gözlerini araladı Devrim.
Göz kapaklarının arasından odanın tavanına baktı bir süre. Sonra cebine uzandı. Küçük bir çiçek motifli anahtarlığı çıkarıp, parmaklarının arasında döndürdü sessizce.
“Şu kısacık zamanda… hayatıma baharı getirdin dağ çiçeği…” diye mırıldandı oda sessizce. Dudaklarında minik, neredeyse fark edilmeyecek bir tebessüm belirdi o an.
Ve gecenin sessizliği, yavaşça örttü ikisinide üzerini huzurla..
~~~~
Sabahın ilk saatleriydi. Gecenin koyu karanlığı henüz perdeleri tam bırakmamış, dışarıda hava grinin en solgun tonuna bürünmüştü. Sokak sessiz, ev daha da sessizdi. Ama Devrim uyanıktı. Gözlerini çoktan açmış, başı yastıksız koltuğun kenarına düşmüş halde tavana bakıyordu öylece. Uyumuş muydu? Belki birkaç saatliğine… Uyandığında içi tarifsiz bir sıkıntıyla doluydu. Sanki gördüğü rüyada biri ona bir şey anlatmaya çalışmış da, o hiçbir şey anlamamış gibiydi.
Bir ses duydu o anda. Hafif, fısıltı gibi.
Yatak odasından geliyordu.
Berivan’ın sesi.
Kız rüyasında bir şeyler söylüyordu… ama sözler net değildi. Sadece inişli çıkışlı mırıltılar, boğuk fısıltılar… kelimeler değil de duygular taşıyordu ses.
Bir an kulak kesildi Devrim, dinledi. Ama hiçbir şey seçemedi. Anlam çıkarmaya çalıştıkça daha da karıştı her şey.
Net olan tek şey, Berivan’ın uykusunda bile üzgün çıkan sesi, Yorgundu. Belkide kırgındı.
Devrim’in İçinde tanımlayamadığı bir huzursuzluk yükseldi. Oysa bu kızın uykusu bile ağır değildi. “Ne yaşıyorsa içinde, gece bile yakasını bırakmıyor demek.” diye düşündü Devrim. Koltuktan doğrulmadan, battaniyeyi biraz daha omzuna çekip gözlerini kapattı. Ama uyku girmiyordu gözlerine. Koltuktan doğrulup, ilerledi yatak odasının kapısına.
“Berivan..” diye seslendi bir kaç kez ama ne ses vardı ne seda. Daha fazla dayanamayıp, sessizce girdi içeriye. Berivan yatakta iki büklüm yatıyordu. Üzerinde ince bir pike, Elbisesinin eteği uykunun dağınıklığıyla yukarı kaymıştı. Devrimin istemeden de olsa kızın bacaklarına ilişmişti gözü.. sessizce yutkunup, başını diğer tarafa çevirdi hemen.
Pikenin ucunu çekip, örttü üzerini. Bir süre kaldı orada, uykusunda izledi Berivan’ı..
“Çok güzelsin be zeytin gözlü.. Bana yeminimi bozduracak kadar güzel..” diyip, yüzüne düşen saçlarını çektiği sırada, cayır cayır yanan kızla gözleri açıldı korkuyla.
“Dağ keçisi..” diyip elini Berivan’ın alnına dayadı hemen. Ateşler içinde yanıyordu kız.
“Şşt.. Berivan.. uyan hadi bak ateşin var kalkman lazım..” diyip bir kaç kez dürtsede, uyanacak gibi değildi..
“Anne..” diye mırıldanan kızla gözleri doldu Devrim’in.
“Bu böyle olmaz.. Duş.. duşa girmesi lazım, ama nasıl..” diye kendi kendine söylendikten sonra, hızla koştu banyoya. Suyun derecesini ayarlayıp, geri döndü yatak odasına.
“Yapacak bişey yok Devrim. En fazla kendine gelince, bir kaç uzuvumu koparır.” diyip kızı kucağına aldığı gibi girdi banyoya. Berivan’ı kucağından indirmeden, ılık suyun altına girip, oturdu fayansın üzerine.
“Soğuk.. üşüyorum..” diye mırıldanıp, titremeye başlamıştı Berivan.
“Tamam, bitti bitti..” diyip, Berivan’ın solgun yüzünü bastı göğsüne..
O an.. Göğsünde hissettiği tarifsiz hisle, Devrim Alaz’ın sol yanında ince bir sızı oluşmuştu. Uzun zaman sonra.. Huzur muydu adı?
Kendi bile bilmiyordu, ama bu hissin ona iyi geleceğini, şifası olacağını hissediyordu..
“Üşüyorum..” diye tekrar gelen o boğuk fısıltıyla, dudaklarını istemsizce bastı kızın alnına Devrim.
“Geçti güzelim.. az daha dayan..” dedi. Ve bir kaç dakika sonra, kapının arkasındaki havluyu alıp doladı Berivan’a. Kendi Üzerindeki ıslak tişörtü çıkarıp banyonun içine fırlattı. Sonrada kızı kucağına alıp, banyo kapısından çıktığı gibi, açılan çelik kapı ile mıh gibi çakıldı olduğu yere..
İçeri giren kadının şaşkın bakışları, Devrim Alaz’ın irice açılan şaşkın gözleri ile kesişmişti.
Önce kucağında ki sırılsıklam kıza baktı Devrim, ardından da içeri giren kadına.
“Anne..” dedi tedirgin bir sesle..