'Ben sandalye getirmelerini söyleyeyim.' Ceren'in ayaklanması ile Aren'in sert sesi iki kızı da bozguna uğratmıştı.
'Hayır!' kızlar ilk önce birbirlerine baksalar da sonra Aren'in kaskatı olan yüzüne döndüler.
'Abi iyi misin? Sadece ağrım olur yürürken diye-'
'Ben taşırım.' Aren mırıldanarak yataktaki kızı dikkatle kucağına aldığında Ceren adamın gözlerine iyi misin dercesine bakmıştı.
'Bakma Ceren. Ben o sandalyeye oturdum, bir daha kimsenin ona oturmasına izin vermem.' Ceren usulca başını salladığında kapıyı da açıp adamın çıkışına müsaade etmişti. Aren ve Ceren yan yana ilerlemeye başladığında Arya'da adamın omuzuna başını yaslayıp derin bir nefes almıştı. Abisi iki kez o sandalyeye mahkum kalmıştı. Bir defa omurgasına saplanan altın kurşun bir hafta bacaklarının hareket etmesine izin vermemişti, bir defa da uğradığı suikast sonrası hamur gibi ezilmiş arabadan çıkarılmış ve bir ay boyunca yürüyememişti. Aslında çok şey yaşamıştı ancak her yaşadığı adama büyük bir ders olmuştu. Şimdi bu denli katı olması şaşılacak durum değildi.
Eve gelmeleri ile Arya'yı anında salondaki koltuğa yatırmıştı Aren. Yukarı çıkmak için hareket ettiğinde kız öyle bir cırlamıştı ki adamın anında ayakları salona yönlenmişti haliyle. Bakışları aşağı katın merdivenlerinden sandalye ile çıkan yardımcıyı bulduğunda sabır dilenerek çattı kaşlarını.
'Bu nerden çıktı?' adamın sorusu ile Sencar Emre'ye işaret vermiş adamın geldiği gibi sandalyeyi indirmesini sağlamıştı.
'Yarası düzelene kadar-'
'Yakmanızı söylemiştim. Bu eve bir daha o girmeyecek demiştim.' Aren annesinin gözlerinin içine bütün stresi ile baktığında Haluk bey derin bir nefes almıştı.
'Evlat rahatla biraz. Ne sen ne de Arya'nın ona bir mecburiyeti yok, ama Arya yerinde duramaz bunu sende biliyorsun.'
'Sencar, Arya tek başına yürüyene kadar buradasın.' Aren'in emri ile Hera kaşlarını havalandırıp Sencar'a baktığında onun da yüzündeki tedirginliği görmüştü.
'Duydun mu beni oğlum?'
'Emrin olur abi nasıl istersen.'
'Gerek var mı şimdi?' diyerek babasına ve annesine döndüğünde elinin üzerindeki sıcaklıkla Hera'nın sesini de duydu adam.
'Hayatım sakin olsana, altı üstü bir sandalye.'
'Arya'dan önce diğer görevinde o sandalyeyi yakmak Sencar. Eğer bir daha görürsem onu bu evi başınıza yıkarım.' Aren Sencar'ın başını sallayarak onay vermesi ile ayaklanıp Hera'nın elini tutmuştu.
'Biz evimize geçiyoruz, yarın uğrarız.'
'Abi balayını anlatmadınız ama.'
'Ben sana telefonda anlatırım, sıkılırsan mesaj at yeter.' Hera'nın göz kırpması ile Arya sırıtarak başını sallamıştı.
'Gonca abla, eski telefonumu odamdan getirir misin?'
'Tabi Arya hanım.' Gonca hanım merdivenleri çıktığında, Aren ve Hera'da salondakilere hoşça kal diyerek çıkmışlardı evden dışarı. Kırılma sesinin geldiği yöne gözleri döndüğünde Samet ve Emre'nin sandalyenin tepesinde tepinmelerine gülümseyip arabaya bindiler.
'Niye o kadar sinirlendin?'
'İki kez o sandalyeye mahkum oldum ben, iki kez, o sandalye umut yiyen bir canavar, işe yarayan bir alet değil, bütün umudunu emen bir vasıfsızlık abidesi o.'
'Peki, tamam kapatalım bu konuyu. Immm... Spor salonuna gidelim mi?'
'Hamilesin güzelim.'
'Ben izlerim, sen de stres atarsın.' Hera'nın sorusu ile Aren onaylayıcı gülümsemesini sunmuştu. Yola koyulduklarında ise Aren derinden bir nefes alarak yanındaki kadının elini sıkıca kavradı.
'Nikahtı, olaylardı derken çocuklara gitmedik. Eğer gelmek istersen beraber gidelim yoksa bir ara oraya da uğrayım.'
'Gelirim tabi.' kadının gülümseyen yüzü Aren'in içine ışık gibi doğduğunda adam park ettiği arabayla kadına şaşkın bakışlarını çevirdi.
'Güzelim'
'Efendim.' Hera çantasını omuzuna atarak kapının kolundaki eli ile adama baktığında Aren yüzüne bir kaç dakika daha baktı.
'Senin miden bulanmıyor mu?'
'Neyden?'
'Alnım kanadığında bile miden bulanmıştı, maraton koşucusu gibiydin.' Hera tek kaşını havalandırıp kendinin de yeni fark ettiği detaya başını sallayarak onay verdi. Onun da kaşları Aren gibi çatılırken adam derin bir nefes aldı.
'Normaldir belki, yani ne bileyim dokuz ayın dokuzunda da sürer mi bu?' kadının sorusu ile Aren dudak büktüğü gibi arabadan inip telefonunu çıkararak Liam'ın numarasını bulmuştu. Hera'da inip onun haline baktığında beklemeye başladı.
'Liam, bir şey soracağım sana.'
'Bu bulantı meselesi geçer mi, yani ne bileyim, hani azalır mı?'
'Anladım, anladım... Tamam, sağ ol.' Aren telefonu kapatıp Hera'ya döndüğünde kadının açıklama bekler haline gülümseyerek yaklaşmıştı.
'13., 14. haftalarda daha da hafiflermiş. Sabah veya akşam olurmuş o da aşırı olmazmış.'
'Normal hayatıma tekrar merhaba' Hera'nın şımarık çocuk edası ile sırıtmasıyla Aren gülse de Liam bir kere hormonsal dengelerinin değişip daha da endişeli olacağını söylemişti. Bakalım daha ne değişik sorunlar bekliyordu ikisi de bilmese de Aren emindi ki karısı git gide hormonlarının esiri olacaktı. En basiti Liam'ın 'Daha geniş konuşalım abi seninle bunu, daha da değişik şeylerle karşılaşabilirsin.' demesinden anlaşılıyordu. Liam daha önce Aren'le sağlıklı bir muhabbet kurmuş olsa da olanlardan sonra adamın yüzüne dahi bakamadığı için bu cümlesi olayın acı gerçeğini ortaya serivermişti. Allah Aren'e sabır versindi vallahi.
İki saat boyunca durmaksızın spor yapan Aren ve onunla muhabbeti kesmeyen Hera'dan sonra ikisi de tekrar arabaya yerleşerek evin yolunu tuttular. Adam çalan telefonu ile bakışlarını araç gövdesine çevirdiğinde yanıtlamıştı aramayı.
'Efendim Ceren.'
'Abisi müsaitsen akşam sana geleceğiz.'
'-iz deki -iz kim?'
'Yeğenin, ben ve Liam.' Aren'in gözleri onay almak istercesine Hera'ya döndüğünde kadın gülümseyerek başını sallamıştı.
'Gelin gelin, gelin bakalım. Benim de ikinizle alakalı kafama takılanlar var.'
'Gelmesek mi acaba diye düşündüm doğrusu.'
'Ceren, trafikteyim, eve geçiyoruz, yarım saate bizde olun, yemeğe yetişin.' cümlesinin sonlanması ile eş zamanlı kızın suratına telefonu kapattığında Hera kaşlarını havalandırsa da Aren hızlıca Pelin hanımı aramıştı.
'Buyurun Aren bey.'
'Pelin hanım yemek hazırladınız mı?'
'Evet efendim.'
'Pekala, masayı dört kişilik hazırlayın, hazırladıktan sonra çıkabilirsiniz.'
'Peki efendim, iyi akşamlar.'
'İyi akşamlar.' adam konuşmasını yine sonlandırdığında parmakları arasındaki elin üzerine dudaklarını bastırıp yola tekrar odaklanmıştı. Gözleri ilerideki trafiği bulduğunda sıkıntı ile nefesini bıraktı.
'Memleket iyi hoş ama şu akşam trafiği var ya canımdan bezdiriyor.'
'Memleket iyi hoş mu?' Hera'nın şaşkın bakışları ile Aren omuz silkerek açılan mesafeye arabayı hakaret ettirerek tekrar duraksadı.
'Değil de olduğu kadar işte güzelim. Yoksa her yerde bir olay, her yerde can acısı, kulağımız duymuyor diye kafamız rahat gibi oluyor.'
'Benim değil açıkçası, bu aralar kafama çok takılıyor, bu çocuk büyüyecek sonuçta. Evet ülkemi seviyorum bu bir gerçek ama bilmiyorum...' Hera'nın kafa karışıklığı ile yarım yamalak kurduğu cümleden sonra Aren dudaklarını ıslatarak başını sallamıştı.
'Zurnanın sesi şu an daha net duyuldu.'
'Efendim.'
'Yok, yok bir şey güzelim. Demek istediğini anladım ama başka bir tercihimiz yok gibi. Elbette var, başka bir ülkede, başka bir şehirde büyüyebilir, buna imkanımız var ama mecburiyeti yoksa başka bir ülkede çocuğumuzun büyümesini istemem doğrusu.'
'Neden?'
'Nedeni şu. Ben, Ceren, Arya, belki sen bile liseden sonra eğitimimize yurt dışında devam etmeyi istemişizdir. Bu imkanımız olduğu içindi, çocuğumuz da eninde sonunda böyle bir istekle gelecek ve önünde duramayacağız. Ergenler engellenemez sonuçta. Aslına bakarsan ben vatanına bağlı adamım, belki kötü yönü çoktur, tehlikesi fazladır, imkanları daha zayıftır ama kanını aldığı topraklar üzerinde büyümesi bana göre bir çocuk için en iyi şey. Düşünsene, başka bir ülkede büyüdüğünde biz ne kadar öğretmek istesek de bire bir yaşayıp göremediği için ona bazı gelenekler saçma gelebilir veya ne kadar içlerinde büyüse de o insanlarla kendini bağdaşmaz hissederek içine kapanabilir. Bence en doğrusu vatanında doğup büyümesi, daha sonra kararlarını verebilecek yaşa geldiğinde zaten istediği şeyler için destek veririz.' Hera usulca başını salladığında Aren tek kaşını kaldırmış sonunda açılan trafiğe şükür ederek gaza basabilmişti.
'Senin bu topraklara bu kadar bağlı olduğunu bilmiyordum.'
'Göstermiyorum sadece. Öyle vatanım vatanım deyip ortada gezinenlerden değilim ben. Benim yaşıtlarımın çoğu askerliği sahte raporla yapmamışlardır ama ben doğuda yaptım, bundan gurur duyarım ama bunu söylediğim zaman ülkemi sevmiş olmuyorum ki. Benim bilmem yetiyor. Şu da bir gerçek olur da bebeğimiz erkek olursa ve askere gitmek istemezse benden eşek sudan gelene kadar dayak yer.' Aren'in kararlı tavrı ile Hera kıkırdadığında adam arabayı park etmişti bile.
'Çok iyi bir baba olacaksın ama ben nasıl olurum bilmiyorum. Olabilir miyim bilmiyorum.' kadının asılan suratına rağmen güldü Aren, dudaklarını şakağına bastırarak saçlarındaki bahar kokusunu derince çektiği gibi alnını başına yasladı.
'Korktuğun her detay, olabilir mi dediğin, nasıl olacağını anlamadığın, hatta beceremem dediğin her şeyi yaklaşık beş ay sonra yapıyor olacaksın. Ve ben eminim ki muhteşem bir anne olacaksın. Diğerleri için bilmem ama bizim çocuğumuz için olağan üstü bir kraliçe olacaksın.'
'Nereden biliyorsun?'
'Çünkü onun annesisin. Dokuz ay karnında olması, onun için yemek yemen, su içmen bile onun seni sevmesi için en büyük neden güzelim. Bu tesadüf değil, sen onun için mükemmel bir birey olarak yaratıldın zaten.'
'Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?' Hera'nın kedi gibi çıkan sakin sesi ile adam dudaklarının üzerine tüy hafifliğinde bir öpüş bırakmıştı.
'Düşünüyorum ve biliyorum. Hatta, eminim.' Hera'nın gülümsemesi daha da büyürken cama vurulması ile kadın anında sıçramış Aren ise seslice sıkıntılı nefesini bırakmıştı.
'Muhabbet kuşları sabaha kadar burada oturacaksanız biz sonra gelelim.' Ceren'in sırıtan halini gören Hera'da üzerindeki şaşkınlığı attığında gülümsemeye başladı ki arabadan inerek eve girmişlerdi. Ellerini yüzlerini yıkayıp kendilerine geldiklerinde yemek masasındaki yerlerini alarak kısa süren bir yemek sonrası salondaki koltuklara attılar bedenlerini. Adam kucağındaki Savaş'la uğraşmayı bırakıp ufaklığı doğru dürüst oturttuğunda bakışları da Liam ve Ceren'e dönmüştü.
'Savaş askere giderken mi evlenmeyi düşünüyorsunuz siz?' Aren'in bir anda gelen sorusu ile Ceren içtiği kahveyi genzine kaçırmıştı ki Liam şok olmuş bakışları ile kızın sırtına vurdu. Bu soruyu bekliyordu da Aren'den değildi açıkçası. O olaydan sonra adamın onay vermeyeceğini bile düşünmüştü.
'Ne evlenmesi ya' sonunda kendine gelen Ceren'in sesi duyulduğunda Aren tek kaşını kaldırıp karısını kolunun altına çekti.
'Abin evlendi, e bundan sonra bütün oklar sende. Tüm cemiyet artık sana soracak o malum soruyu sarı.'
'Daha erken' Ceren'in tekrar atağa kalkması ile Liam bakışlarını ışık hızı ile Ceren'e çevirmiş, Hera ise alt dudağını ısırıp Aren'e dönmüştü.
'Erken?'
'Türkçeyi çok iyi konuşmana rağmen erken kelimesinin tanımını öğrenmedin mi?' kadının karşılığı ile Liam derin bir nefes alıp daha dikkatli bakmıştı yüzüne, hasretini çektiği kadının.
'Erken değil. Neye erken hem de, Aren'in dediği gibi Savaş askere giderken mi evleneceğiz?'
'Ben şuan evlenmeyi düşünmüyorum.'
'Ben de evlenmediğiniz müddet boyunca Liam'la yaşama ihtimalini düşünmüyorum.' Aren'in cümlesinden sonra Ceren şaşkınlıkla adama baktığında kaşlarını da havalandırmıştı.
'Niyeymiş? Sen Hera ile evli olmadığın halde aynı evde yaşıyordun...'
'Bizim aramızda bir şey yokken ayrı odalarda uyuyorduk bu bir, ayrıca aynı odada uyumaya başladığımızda ya kafamda evlilik için planlama yapıyordum ya da evlilik hazırlıklarını yapıyorduk. Yeterince açık mı?' Aren'in sert sesi Ceren'i dumur ederken adamın bakışları Liam'a dönmüştü.
'Senin hastane için bir şeylere bakman gerekiyordu, çalışma odasına çıkalım biz.' adamın sinyali ile ikisi de ayaklanıp çalışma odasına çıkmışlardı. Aren çekmecedeki kağıtları Liam'a uzatıp derin bir nefes aldığında adam da kenardan kalem alarak imzalarını atmaya başladı. Son kağıda da göz gezdirip imzasını attığında kalemin kapağını kapatarak dosyayı Aren'e uzatmış adam ise alarak çekmeceye yine bırakmıştı.
'Yarın onay gelecek. Es geçip kardeşimin canını yaktığın günleri unutmasam da iyi bir doktor ve başhekim olduğunu biliyorum. Buna dayanarak o hastanenin baş hekimisin, ailemize girdin diye değil bunu unutma.' Liam başını sallayıp onay verdiğinde adam derin bir nefes almıştı.
'Şimdi söyle bakalım beni neler bekliyor. Okuduğum kitapların sadece %40ını anlıyorum, o terimler beni canımdan bezdiriyor.' Liam bu defa gülümsediğinde saçlarını karıştırıp nefesini seslice bırakmıştı.
'Telefonda da söyledim, bu aylar endişe içinde olur ama hastaymış gibi olan hali de bu aylarda silinir. Kilo alımı bir iki hafta daha hızlı gelişeceği için kıyafet konusunda hormonları da katarsak baya problem yaşarsınız Aren.'
'Önerdiğin bir şey?'
'Eğer alışverişe gidelim dersen bu onun kulağına evet kilo alıyorsun olarak gider. Anlayacağın tersinden anlar. Aklına bile getirmediğin yerden. O yüzden bana kalırsa en güzeli bebek için alışverişe çıktığınızı düşündürmen. O sırada mağazada bir kıyafet çok hoşuna gitmiş gibi davranıp denemesini istersen memnun olur, dener. Sen de gördüğünde çok yakıştığını, şuan kilo almadığını ama hamileliğinin son zamanlarında dahi giyebileceğini söylersen psikolojik bir alt yapı oluşturursun.'
'Pekala, dikkate alacağım. Daha sonra?'
'Aslında fazla ileri gitmeden anlatayım. Zaman ilerledikçe o ayları anlatabilirim. Yine hormonlar yüzünden komedi dalındaki bir filme oturup ağlayabilir. Veya ona su getirdin diye bu gözünde çok büyür ağlar, daha fenası ise o bir bardak suyu oradan alıp kilo aldığı için hareket edemediğini düşündüğüne kadar getirebilir.' Aren'in gözleri kısılıp anlamaya çalışırcasına adama baktığında Liam ellerini iki yana açmıştı.
'Kadınlar ve hormonları bunun için var.'
'Şimdiden böyleyse son ayları tahmin edemiyorum.'
'O aylar daha rahat abi, çünkü bir telaşın içine giriyorsunuz. Yavaş yavaş son aylarda sancıları olacağı için aklına seni şaşırtacak şeyler gelmez. Tabi aşerme meselesi hariç. Bir bakmışsın asla bulamayacağın bir şey istiyor olur. Bir bakmışsın her saniye elinde olan bir şeyi istiyor. Neyse, oraya var daha. Bu aşerme mevzusu şuan için de olabilir ama yiyecek içecek değil.'
'Ya ne?'
'Cinsellik dürtüleri olabilir, film dürtüsü olabilir, garip gelecek ama makyaj malzemesi aşeren bile gördüm. Üstelik doğum yaparken.'
'Oğlum benim karım normal. Ne anormal insanlarla çalıştın sen ya'
'Bu durumların normallikle alakası yok ki abi. Garip bir şey, tamam Ceren pek normal değil ama ikinci ayında bana tutup sahile gidelim deniz kokusu aşeriyorum demişliğini biliyorum.' Liam'ın yüzünde hüznün düştüğü bir tebessüm oluştuğunda Aren derin bir nefes almıştı.
'Tedavisi yok mu Liam bunun. Biliyorum doktor derken yanında bende vardım imkansız demişti ama tıp ilerledi demiyor musunuz siz?'
'Yüzdeleri az olsa dahi denenebilecek şeyler var abi ama Ceren kabul etmiyor. Aynı korkuları yaşamaktan korkuyor, üzerine gidemiyorum da. Tamam Savaş var ama ne bileyim ona ilgisini görünce, uykusunu yarıda kestiğini görünce iyi uzmanlarla görüştüm ama ne zaman bu konuyu açsam ya kaçıyor, ya da Savaş var deyip kestirip atıyor.' Aren tekrar usul usul başını salladığında Liam sıkıntılı nefesini bırakıp adama bakmıştı yine.
'Neyse, ne diyordum. İşte hormon dengesi daha hızlı değişiyor, daha hızlı kilo alıyor, ha bir de bu aralar cinsiyeti belli olur o var. Bir de ağlarken gülerse, gülerken ağlamaya başlarsa, çok mutlu iken bir anda kızarsa falan tedirgin olacağın bir durum yok, o da hormonlardan. Bunlar olasılıklar tabi, ben sana en abartı halini anlatıyorum, illa ki bu olacak demiyorum. Bir de tutup çok yedirmeye kalkma. Nasıl istiyorsa öyle yesin, tamam midesi falan bulanıyor ama bebek de kendi de çıkardığında yediği lokmanın vitaminini mutlaka alıyordur.'
'Pekala. Ceren'le ben de senin konuştuğunu bilmiyor gibi konuşurum. İkna etmeye çalışırım, ki mecbur ikna olacak. Beni o ameliyata tıkmayı başardığına göre ben de onu o tedaviye tıkarım. Sen normal üstelemene devam et. Ne kadar sert görünse de duygu sömürüsüne kanar o.'
'Sağ ol.' iki adam da ayaklanıp merdivenleri indiklerinde Savaş, Ceren ve Liam'ı göndermişler baş başa kalmışlardı. Aren kolunun altındaki kadına bakıp bakışlarını hafif çıkmış karnına çevirdiğinde derin bir nefes aldı.
'Güzelim.'
'Efendim nefesim?'
'Yarın alışverişe gidelim mi?' kadının kaşları anında çatılırken bakışları da adamı iyice süzmüş ardından gözlerini karnına çevirmişti.
'Kilo aldım da o yüzden mi?'
'Ne alaka, bebek odasını bomboş bırakmadınız mı siz? Hani beraber hazırlayacaktık, her şeyi son anlara sığdırmayalım, yavaş yavaş başlayalım. Hem kafamızda bir şeyler tasarlanır.'
'Oda için...' Hera'nın kaşlarını havalandırarak adama bakması ile Aren başını sallamış kadın ise anında gülmüştü.
'Olur...'
'Hem sen nerden çıkardın kıyafet alışverişini, kilo almadın ki kıyafet alalım diyeyim. Ayrıca alalım desem bile karnın doğru dürüst belli olmuyor kiloya nasıl getirdin konuyu?' adam hem ayar vermeye başlamış hem de kadını merdivenlere yönlendirmişti ki Hera omuz silkti.
'Pantolonlarımın düğmesi kapanmıyor, bana hikaye anlatma istersen.'
'Tamam çıkmışken alırız bir şeylerde ama ben kilo aldığını görmüyorum güzelim, senin psikolojik kuruntun bence.' Hera'nın yüzü adamın cümleleri ile daha da aydınlanırken gülerek adamın yanağına dudaklarını bastırmıştı. Yatak odalarına girdiklerinde ise bedenlerini birbirlerinden ayırıp üzerlerindeki kıyafetlerden kurtuldular. Yatağa girer girmez tekrar sarıldıklarında adam burun buruna durduğu kadının alnındaki saç tutamını okşar gibi geriye çekmiş ardından alnına dudaklarını basmıştı.
Kadının gözleri usulca kapanmaya başladığında derin bir nefes aldı adam baharı odasına buyur eden kadının saçlarından. Sevmek bir başkaydı da severken sevilmek daha ayrıydı. Nadiren insanların karşılaştığı bu durumu iki bedende yaşıyordu. Ne kadar sıkıntılı şeyler yaşamış olsalar da birbirlerinde bir güç bularak bütün zorluklara göğüs gerebiliyorlardı. Çünkü bu çift taraflı duygunun esiri olmak katran karası bir gece vaktinde bile yolunu şaşmayan pusula ile hayat sürmekti...